Yağmur Duası Projesine yapılan eleştiriler haklı mı?

Sayın kim olduğunu bilmediğim eleştirici,

Öncelikle üslubunuza gösterdiğiniz özen için teşekkür ediyorum. En başta bu üslupta sorsaydınız sorularınıza tüm içtenliğimle bildiğim kadarı ile cevap vermeye çalışırdım. Bizde hakikatin hatırı her şeyin üzerindedir ve biz de hakikatin peşindeyiz. Bir yanlışımı düzeltmeme veya eksiğimi tamamlamama vesile olduğunuzu düşünerek size minnettar kalırdım. Tüm eleştirileriniz haksız olması durumunda da insanların bu konudaki doğruları öğrenmelerine vesile olduğunuz için yine minnettar kalırdım.

Bizde hakikatin hatırı her şeyin üzerindedir ve biz de hakikatin peşindeyiz. Bir yanlışımı düzeltmeme veya eksiğimi tamamlamama vesile olduğunuzu düşünerek eleştirenlere minnettar kalırdım. Tüm eleştirilerin haksız olması durumunda da insanların bu konudaki doğruları öğrenmelerine vesile olduğunuz için yine minnettar kalırdım.

Gelelim kim olduğunuzu ısrarla saklamanızın önemli olmadığı, önemli olan hususun eleştirileriniz olduğu görüşünüze. Maalesef mantık felsefesinin temel kuralı bir tane değil. Bir tezin doğruluğu veya yanlışlığı dile getiren kişinin zihinsel, bilişsel, ahlakî, amelî ve ideolojik duruşuyla da çok yakından ilgili. Dolayısıyla önceki yazılarındaki aşağılayıcı ve küçümseyici üslup sizin ideolojik davrandığınızı düşündürdü.

Yine mantık felsefesi kuralı olarak hatırlatmak istediğim bir husus daha var. Önyargı ve yeminli düşman gibi davranan biri ile hiçbir hakikat tartışılmaz. Dolayısıyla bir tezin doğruluğu veya yanlışlığı, onu dile getirenin kimliği ve niyeti ile yakından ilgidir.

Sizin kim olduğunuzu öğrenmeyi istemek, hakikat peşinde koşup koşmadığınızı veya mugalata yapıp yapmadığınızı bilmek bakımından önemli. Siz söylemeseniz de üslubunuz ve sorularınız hakkınızda bir kanaat oluşturacak bilgileri ihtiva ediyor.

Kim olduğunuzu, teorinin kendisi önemlidir diyerek ısrarla söylemek istemiyorsunuz. Yine size bir hakikati hatırlatmak isterim. Medeni insanlar sahte kimlikler ardına saklanmadan tartışırlar. Ortada bir tartışma varsa taraflar kim olduklarını açıklamalıdır.

Sizin bu konudaki tecrübenizi bilmek istemek benim hakkım. Siz benim her şeyimi bilirken ben sizin hakkınızda hiçbir şey bilmiyorum. Hayatında hiçbir akademik metin üretmemiş ve üretim süreçlerine katılmamış biri ile neden ve nasıl tartışacağım? Bir tartışmada sorulan soruların kimin tarafından hazırlandığını bilmek verilecek cevaplarla çok yakından ilgili. Yapay zeka tarafından hazırlamış olabilirsiniz, bir üniversite öğrencisi veya bir meraklı olabilirsiniz. Ben de ona göre cevap veririm, cevaplarımın düzeyini belirlerim.

Öncelikle projeyi görüp görmediğinizi merak ediyorum. Eleştirilerinizi sosyal medyada paylaşılan haberlerden mi yaptınız, yoksa projeyi bulup okuduktan sonra mı yaptınız? Umarım projeyi gördükten sonra yapmışsınızdır. Ancak sorularınızdan anladığım kadarı ile proje metnini görmemişsiniz.

Maalesef ben sizin gibi her konuda araştırma yöntem ve tekniklerini bilmiyorum. Hayatım boyunca nicel çalışma yapmadım, metodolojisini bilmiyorum. Nitel araştırma yöntemlerinden bir kısmına tamamen bir kısmına da kısmen hakimim. Dolayısıyla genel araştırma ilkeleri dışında bir yorum yapamayacağım. Ayrıca projeyi hazırlayan akademisyenlerin bilmediği, hakemlik yapan akademisyenlerin anlamadığı ve COST Etkinliklerinde değerlendirme yapan akademisyenlerin görmediği çok ciddi metodolojik sorunları tespit edebilen biri ile sıradan bir edebiyatçı olarak metodoloji tartışıyor olmanın verdiği rahatsızlığın da farkındayım. Tenezzül buyurup tartıştığınız için de minnettarım.

Sorularınıza geçmeden söylemek istediğim son bir konu daha var. Her akademik çalışma gibi proje de eleştirilebilir, ama hiçbir emek mahsülü çalışmaya hakaret edilemez, aşağılanamaz. Ben proje ekibinde değilim, proje metnini görmedim. Sadece yapılan eleştirilerin dozajının fazla ve ideolojik olduğunu düşündüğüm ve haksızlık yapıldığına inandığım için bir yazı yazdım. Projeyi savunmak gibi bir görevim olmamasına rağmen eleştirilerinize cevap vereceğim.

Benim cevap vermek için ileri sürdüğüm şartlardan biri kim olduğunuzu açıklamanız idi. Yine açıklamadınız ama ben yine de cevap vereceğim.

Bu kısa ama tartışmanın daha iyi anlaşılması için önemli bulduğum hususları açıkladıktan sonra sorularınıza anladığım ve bildiğim kadarı ile cevap vermeye çalışayım.

1. Metodolojik Uyumsuzluk ve Kavramsal Zorlama (Anakronizm)

Soruya cevap vermeden önce projenin bir sosyal-beşeri proje olduğunu birkez daha hatırlatmak isterim. Tarihte yaşanmış herhangi bir olayın, durumun, kavramın veya şahsın günümüzde geliştirilmiş teorilerle ve yaklaşımlarla tekrar ele alındığı sık karşılaştığımız ve yaptığımız çalışmalardandır. Bir efsanenin veya masalın kahramanlarının Jung’un arketipleriyle açıklanması, tarihi bir şahsiyetin davranışlarından yola çıkılarak psikolojik tahlilinin yapılması, klasik dönemlere feminist kuramlarla yaklaşım ve daha birçok kuramla yapılan yüzlerce çalışmayı örnek olarak sıralayabilirim.

Anakronizm en basit tanımıyla bir olayın, nesnenin, kişinin veya düşüncenin ait olduğu zaman diliminden çıkarılıp başka bir zaman dilimine yerleştirilmesi hatasıdır. Bir araştırmada nesne, sosyal, düşünce ve dil bakımından anokranizm olur. Eğer bu projede araştırmacılar, yağmur duasına çıkanların çevre bilinci olduğunu iddia ederlerse anokranik davranmış olurlar. Öyle bir iddia olmadığı gibi yeni bir kuramla bir olguyu değerlendirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bu projede ben bir anakronizm görmüyorum.

Projeyi görmedim ama TUBİTAK projelerinde konunun belli bir akış içinde, taşıdığı özgün değerler bulunduğu bağlam içinde detaylı bir şekilde anlatılması beklenir. Sorular sorulur, cevaplarına nasıl ulaşılacağı tüm süreçleriyle anlatılır. Bu projede de kabul edildiğine göre aynı süreçler yer almış olmalı.

Düzeltmek istediğim bir husus daha var. Bu proje 2015 COST Aksiyon Üyeleri destek projesi. Ön koşul devam eden bir COST aksiyonuyla ilgili olması. Araştırmacılar Participation through Prayer in the Late Medieval and Early Modern World (Prayticipation) Orta Çağ'ın Sonları ve Erken Modern Dönemde Dua Yoluyla Katılım başlıklı aksiyonunun çalışma grubuna araştırmacı olarak dahil olmuşlar. Aksiyonun yürütücü ekibinin başkan yardımcısı Dr. Anna Dlabacova ile yapılan görüşmede proje yürütücüsü bir sunum yapar. Dr. Dlabacova’nın diğer ekip üyeleri ile görüşmesinin ardından proje hakkında herhangi bir eleştirilerinin olmadığını söyleyerek projeyi desteklerler.

Dr. Dlabacova’nın Felemenk coğrafyadaki 1.5 milyon euroluk Pages of Prayer projesi bir European Research Council (ERC) projesi ve söz konusu proje ile bir ilgisi yok. Pages of Prayer basılan ilk dua kitabı olduğu için onun etki alanı ve araştırıldığı konular farklı ve bu açılardan yağmur duası ile asla mukayese edilemez. Araştırmacıların da böyle bir iddiası yok. Farklı zamanlarda farklı kurumlar tarafından desteklenen farklı iki proje. Aralarında herhangi bir ilişki yok. Dolayısıyla aralarında nedensellik bağı aramanın da bir mantığı yok. Mezkur proje Dr. Dlabacova’nın Participation through prayer (katılımlı/katılım yoluyla/toplu dua/ibadet) başlıklı COST aksiyonuyla ilgili. Bu başlık altında değerlendirilmeye layık görülmesinin nedeni ise katılımlı dua örneği olarak yağmur duası aksiyonun tanımlarına yeni bir açılım getirecek gibi görünüyor. Çünkü aksiyonda İslam'dan çok Latin Hristiyanlığı merkeze alınmış. Araştırmacılar "farklı dinlerde dua" ifadesinden yola çıkarak İslam'ı, “Participate” kelimesinden yola çıkarak oluşturulan söz oyununa "katılımlı dua" açılımını getirmek istemiş. Aksiyonun yürütücüsü de İslam'da bir dua araştırmasının aksiyona katkı sağlayacağını düşünmüş.

COST Etkinliğinin üst başlığı ve ortak nokta veya nedensel bağ, katılımlı ibadet olması. COST aksiyonu Medieval and Early Modern World yani Orta Çağ ve Erken Modern Çağı kapsıyor. Zaman sınırlaması Orta Çağ ve Erken Modern Çağ (5-15. Asırlar). 7-11. Asırların Orta Çağ olmadığını düşünen birine ne diyeceğimi bilemedim. Coğrafya sınırlaması ise yok. Çalışmalardan beklenen ve istenen katılımlı dua ritüelini çalışmaları. Coğrafya, zaman, metin karşılaştırılmıyor. Karşılaştırılan şey farklı kültürlerde gelişen birden fazla kişinin birlikte yaptığı ve ritüeli olan duaları.

COST aksiyonuna kabul edilmesinin nedeni bir katılımlı dua örneği olarak yağmur duasının kendine özgü bir vaka olarak görülmesi. Ayrıca yağmur duası sadece Müslümanlara has olmayıp İslam öncesi din ve toplumlarda görülen bir ritüel ve “yağmur duası” olgusunun diğer dinlerdeki kökeni ve tarih içerisinde uygulanması hususundaki çalışmaları da hareketlendireceğini düşünerek kabul etmiş olmalılar. Cost Aksiyonu mutabakat metninde yağmur duasının özellikle Doğu Ortodoks Kilisesi olmak üzere diğer Hıristiyan geleneklerindeki dua kültürleriyle ve Yahudilik ve İslam gibi diğer dinlerle ilişkilendirilmesi mukayeseli bir bakış açısı kazandıracağı ve açıkça İslam dua kültürleriyle bir ilişki kurulmasına kapı açtığı belirtilmiş.

Web of Science Humanities kategorisinde 1. sırada yer alan ve yüksek etki faktörlü (SSCI Q1) bir Nature dergisinde makale yayınlayan araştırmacıların yetkinliğini ve metot bilgisini sorgulamayı haksızlık olarak görürüm.

İlave etmek istediğim bir husus daha var. Nedensellik bağı mutlak değildir ve araştırmanın konusu, mahiyeti ve yöntemine göre farklılık arz eder. Modernleşme çalışmalarında ülkelerin modernleşmeye başladıkları dönem karşılaştırılır. Kimi 18. Asırda başlamışken kimi ülkeler de 20. Yüzyılda, hatta 21. Yüzyılda başlamıştır. Dolayısıyla her zaman aynı yüzyılda olması beklenmez. Çünkü sosyal olaylar dünyanın her tarafında aynı anda gelişen olaylar değildir. Coğrafyaların birbirine nispeti de asırlara göre değişir. Yazılı ve sözlü kültür unsurlarının etkisini karşılaştırmak istediğinizde ise ister istemez metinler de farklılaşacaktır. Dolayısıyla coğrafya, zaman, teknoloji, yazılı/sözlü kültür her zaman nedensellik bağı oluşturmaz. Burada onlarca örnek verebilirim ancak meselenin anlaşıldığını düşünerek iktifa ediyorum.

2. Epistemolojik Kategori Hatası

Ekoloji ve iklim krizleri, sadece doğa bilimlerinin konusu değildir. Dünya tarihi incelendiğinde ekoloji ve iklim krizlerinin büyük siyasi ve iktisadi olayların sebebi olduğu görülür. Toplumların yaşantılarını, devletlerin yapısını, kültür ve medeniyeti yakından ilgili olduğu için aynı zamanda tüm sosyal bilimcilerin de konusudur. Deprem, sel veya salgınların edebiyat üzerindeki etkisi, göç, savaş veya kıtlık gibi iktisadi olaylarla çok yakından ilgilidir. Ayrıca ilk insandan itibaren büyük doğa olayları ile inanç arasındaki doğrudan ilişki antropologların, dinler tarihçilerinin ve halkbilimcilerin çok dikkatini çeker.

Proje günümüzdeki güncel sorunları kastetmediği gibi doğa bilimcilerin ilgi alanına giren konularla da ilgilenmiyor. Basit bir mantık yürütme ile hemen anlaşılacağı üzere yağmur duasına çıkma sıklığı bize bir dönem ve coğrafyadaki iktisadi hareketlerin yanı sıra göçleri, savaşları ve o dönemin bilim anlayışı hakkında çok önemli veriler sunar. Dolayısıyla ekoloji ve iklim krizleri, sadece doğa bilimlerinin konusu değildir. İnsan ve toplum bilimlerinin de üzerinde çalıştığı temel konulardandır.

Yağmur duası metinlerinde adı geçen dinî ve siyasi şahsiyetler ise bize bölgede hakim olan inanç ve siyasi yapı hakkında bilgi verir. Konuyu daha fazla uzatmamak için örnekleri çoğaltmıyorum.

Tarih tekerrür eder ve her dönemin krizi kendine hastır. Bununla birlikte krizlerden çıkış yolu tarihi tecrübede yatar. Modern krizlerin teknolojik olarak çözümünde bize bir şey demez ancak toplumsal hareketlilik ve yönlendirme konusunda eski toplumların refleksini bilmek bize çok şey kazandırır.

Bu yöntem, iddia edildiği gibi yalnızca o dönemki insanların kuraklığa verdiği sosyolojik ve antropolojik tepkiyi ölçmez. İktisattan edebiyata, ilahiyattan sosyolojiye kadar burada sayamayacağım kadar çok şeyi de ölçer.

Bu proje bir interdisipliner çalışma. Dolayısıyla proje ekibi salt bir dua araştırması yapmıyor. Projeye bizim için yeni olan eko-teoloji de eklenmiş. Eko-teoloji uluslararası literatürde kabul gören, insanın doğayla olan ilişkilerini dini bir zeminde tartışmaya imkân veren oldukça velut bir alan. Çevre tarihi ve ekoteoloji (eco-theology) alanlarının en etkili metinlerinden biri kabul edilen, Prof. Lynn White Jr.’ın (1907–1987) Science dergisinde yayımlanan “The Historical Roots of Our Ecologic Crisis” başlıklı kısa makalesinde yer alan şu cümle “Tabiatın var olmasının nedeninin insanoğluna hizmet etmek olduğu yönündeki Batı Hristiyan anlayışı terk edilmedikçe, çevre krizi derinleşmeye devam edecektir.” görüşüne bir tartışma eklemek bile başlı başına önemli olacaktır.

Özellikle sosyal bilimlerde araştırma yapan akademisyenler, öğrenciler ve araştırma şirketleri tarafından yaygın biçimde kullanılan MAXQDA, nitel (kalitatif) ve karma (mixed methods) veri analizine yönelik geliştirilmiş profesyonel bir yazılımdır. MAXQDA, metin, ses, video ve görsel gibi farklı veri türlerini sistematik şekilde analiz etmeyi sağlar. Temel amacı, büyük ve karmaşık veri setleri içinde anlamlı temalar, örüntüler ve ilişkiler ortaya çıkarmaktır. Birçok alanın yanı sıra sosyoloji, psikoloji, eğitim bilimleri, metin incelemeleri ve söylem analizleri çalışan akademisyenler tarafından; Metinlerdeki önemli ifadeleri etiketleme, Ortak anlam kümeleri oluşturma, Metinlerin sistematik incelenmesi, Dilin nasıl kullanıldığını, Farklı gruplar veya metinler arasında kıyaslama çözümleme, grafikler, ilişkisel şemalar oluşturmak için kullanılır. Birçok program arasında araştırmacılar MAXQDA’yı tercih ettikleri için suçlamak büyük haksızlık olacaktır.

3. Kurumsal Hedef (Fon) ve Fırsat Maliyeti Tutarsızlığı

Proje yukarıda tüm ayrıntılarıyla izah edildiği gibi güncel iklim krizleri ile ilgili değil. Türkiye’nin iklim krizine çözüm arayan bir doğabilimcinin projesi reddedilip fon bu projeye aktarılmış değil. O konularda TUBİTAK’ın desteklediği onlarca proje bulunuyor. Projenin Türkiye’nin kuraklık problemine dönük uygulanabilir, işlevsel ve modellenebilir bir çıktı üretmek gibi bir amacı yok. Bu doğabilimcilerin işi. Dolayısıyla bu projeyi bu konularda eleştirmek haksızlık olur.

Projede “Eko-sistem”, “İklim Krizi” ve “Çevre” anahtar kelime olarak yer almıyor. Araştırmacıların araştırmalarını genişletmek için kendilerine açtıkları bir alan olarak değerlendirdiklerini söylemeliyim.

Bu mantıkla gidecek olursak Sümerlerde eğitim, Lidyalılarda para, Fenikelerde ticaret, erken dönem Hristiyan kiliseleri, halk tebabeti vs. binlerce konunun bize maddi bir katkısı olmadığı için çalışmamalıyız mı diyeceğiz? “Opportunity Cost” ilkesi şirketlerin gözettiği bir konu olup akademik çalışmalarda, tezlerde düşünülen bir konu değildir. Biz daha çok araştırmacının yetkinliğini ve konunun özgünlüğünü düşünürüz.

Sosyal bilim araştırmaları öyle ciddi fonlarla desteklenmez. Üç genç araştırmacının istihdam edileceği bir projede verilen 3 milyon TL hiç de çok değildir. 36 ay boyunca ortalama 25 bin TL aldığını düşündüğümüzde 2.700.000 TL çıkıyor. Neredeyse bütçenin tamamı genç araştırmacılara gidiyor. Yürütücü ve araştırmacılar ise hiç desteklenmiyor. Bir COST projesi hazırlamanın onuru dışında ellerine geçecek ciddi bir maddi kazanç yok iken onları fon avcısı olmakla itham etmek ne kadar doğru acaba?

Batı’da özellikle sosyoloji, antropoloji, ölü diller, kadim kültür ve toplumlar için yapılan araştırmaların nasıl desteklendiğini bilsek ülkemizde sosyal bilimcilerin neredeyse hiç desteklenmediğini hemen görürüz. Tubitak bütçesinin küçük bir kısmını ayırdığı sosyal ve insan bilimlerini desteklemesini teşvik edip artırmasını istemek varken şirket hesabı yapar gibi düşünmek bize bir şey kazandırmayacaktır.

Eğer “Eko-sistem”, “İklim Krizi” ve “Çevre” anahtar kelimelerine takılınmışsa öncelikle ne proje dosyasında ne de proje başlığında bu anahtar kelimeler yer almamaktadır. Proje Anahtar Kelimeleri: “Eko-Teoloji, İslam Tarihi, Yağmur duası, Katılımlı dua, Dijital beşeri bilimler” şeklinde tanımlanmıştır. Bu da proje hedefleri ile oldukça uyumlu. Proje “sadece tarihsel durum tespiti yapan (1000 yıl önce toplumların ne yaptığına dair literatür taraması)” olmadığını bir kez daha ifade edeyim.

Özetle, kesin doğru olarak kabul edilen ancak doğru olmayan hükümler üzerine inşa edilen eleştirileri rasyonel ve bilimsel bulmadığım gibi bir metot ve mantık göremedim.

Siz sorularınızı sordunuz, ben cevap verdim. Lütfen bundan sonra uzatmayalım. Kararı okuyanlar versin.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Osmanlı toplumunu ne kadar biliyoruz?

Osmanlı toplum yapısını anlamamız mümkün müdür?
Osmanlı toplumunu anlamak neden bugün hâlâ önemli?
“Osmanlı toplumu” derken nasıl bir yapıdan bahsediyoruz?
Osmanlı toplumunda bugünkü anlamıyla bir “sınıf”tan bahsedilebilir mi?
Devşirme sisteminin toplum yapısına katkısı oldu mu?
Toplumda sosyal hareketlilik mümkün müydü?
Osmanlı iktisadi görüşü nasıldı ve kapitalist olmaları mümkün müydü?
Toplumda aile yapısı ve mahalle kültürü ne kadar belirleyiciydi?
Kadınların toplum içindeki yeri hakkında yaygın kanaatler ne kadar doğru?
Kadınların hayatı gerçekten hep ev içinde mi geçiyordu?
Osmanlı eğitim sistemi nasıldı?
Medreselerde sadece dinî eğitim mi verilirdi?
Osmanlı’da farklı din ve milletler nasıl bir arada yaşıyordu?
“Millet sistemi” nedir ve nasıl işliyordu?

İbn Meşiş ve Salâtu’l-Meşîşiyye’si

İbn Meşîş kimdir? Tasavvuf tarihindeki yeri nedir?
Kutbu’l-Mağrip olarak anılmasının sebebi nedir?
Salavat niçin önemlidir? Kimler, neden salavat getirmelidir?
Salâtü’l-Meşîşiyye nedir?
Diğer salavât metinlerinden hangi yönleriyle ayrılır?
Bu metnin ortaya çıktığı tarihsel ve kültürel bağlam
Bu salavâtın özellikle Kuzey Afrika ve tasavvuf geleneğindeki etkisi
Osmanlı coğrafyasında rağbet görmesinin sebebi
Kısa olmasına rağmen neden defalarca şerh edilmesinin sebebi

ismailgulec.net