Kuşlar, pazarcılar, işportacılar ve küçük esnaflar

Başlığı görünce kuşlar ile diğerlerinin bir araya gelmesini tuhaf ve garip bulabilirsiniz. Böyle düşünmekte yerden göğe kadar haklısınız. Ancak müsaade ederseniz izah etmeye çalışayım.

Birkaç yıldan beri Sakarya’nın bir köyünde yaşıyorum. Köye taşındıktan sonra şehirde birçok şeyi ıskaladığımı ve fark etmediğimi anladım. Bunlardan biri de güneşin ışımasıyla birlikte kâinatın canlanmasına şahitlik etmek idi. Hulusî Efendi’nin veciz bir şekilde ifade ettiği gibi;

Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher
Ol demde gül handân olur bülbül görüp nâlân olur
Her ehl-i dil şâdân olur feryâd eder vakt-i seher

Ol demde eşcâr u nebât tâze bulurlar hep hayât
Ol demde cümle mümkinât feryâd eder vakt-i seher

Sabah ezanları okunmadan başlayan horoz sesleri gün ağarmaya başlarken kesiliyor, yerini III. Murad’ın meşhur ilahisinde;

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dil ü dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar

diyerek tesbih ve zikre benzettiği kuşların cıvıltılarına bırakıyor. Aşkî de (Muzaffer Ozak) duyduğu sesleri farklı bir ifade ile zikre benzetir:

Uyan seherde,
Dermandır derde,
Dinle her yerde,
Allah denilir,
Mevla bilinir.

Özellikle bahar ve yaz aylarında serçe büyüklüğünde onlarca farklı kuşun gelip cıvıldayarak bahçede, ağaçların üstünde, bostanda rızkını araması karşısında insan düşünmeden edemiyor ve hayranlığı bir kat daha artıyor.

Bu arada kuş konusunda ne kadar cahil olduğumun farkına vardığımı da üzülerek ifade etmeliyim. Keşke sadece kuş olsaydı. Bu bir başka konu olduğu için kuşlara devam edelim. Gagalarının biçimi, başlarında tüy olup olmaması, kuyruklarının uzunluk kısalığı, kanatlarının rengi, boyunlarında adeta bir işaret gibi farklı renklere göre kuşların cinsi değişiyor, yeni bir kuşla tanışmanın sevincini yaşıyorum. Saksağan ve ala karga gibi daha iri kuşlar geldiğinde ise küçük kuşlar kaçıyor. Yapılan bir araştırmada yaşadığım köy çevresinde bir yılda on dört farklı familyadan 61 farklı kuş tespit edildiğini okuyunca şaşkınlığım daha da artmıştı.

İlk başlarda kuşların güzelliği dikkatimi çekerken zaman içinde bir şeyi daha fark etmeye başladım. Her gün sadece bizim bahçede gördüğüm yüzlerce kuş sabahın erken saatlerinde, bir diğer deyişle seher vaktinde rızıklarını aramaları idi. Küçücük kuşlar, bir taraftan yiyecek bir böcek veya tohum ararken diğer taraftan kendilerine yapılacak saldırıyı kontrol ediyor, ürkek ve tedirgin bir halde karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Gördüğüm manzara Hud suresinin 6. âyetinin resmedilmesinden başka bir şey değildi:

Yerde hiçbir debelenen de yoktur ki rızkı Allaha âit olmasın.

Güzelliklerinden başımı kaldırıp rızık arama gayretlerini fark etmem beni çocukluğuma götürdü. Babam küçük esnaftı. Sabahın köründe müşteri mi gelir, diye düşünmeden kalkıp dükkânı açardı. O saatlerde çarşıdan geçerken tüm dükkanların açıldığını, önlerinin süpürüldüğünü, kapıya atılan iskemlelere oturulup çaylar içildiğini, gazeteler okunduğunu hatırlıyorum.

Kuşların rızkını aradıkları vakitlerde dükkanların açılmasının nedeni müşterileri bekletmemek veya daha çok alışveriş yapmak değildi. Fütüvvet teşkilatının kurallarını belirlediği esnaflık mesleğinin bu âdetinin altında Hz. Peygamber’in hadis-i şerifi yatıyordu. Hz. Peygamber’in “Allah’ım! Ümmetim için (gündüzün) erken vakitlerini bereketli kıl.” diye dua etmesi bu vakitlerin bizim bilmediğimiz faydaları olmasına işaret ettiği çok açık değil mi?

Kuşlar ile küçük esnaf arasında ilişki kurduğum bir diğer husus ikisinin de rızkının ne kadar olacağını bilememesi idi. Her sabah bahçeye gelen farklı cinslerdeki kuşlar ne olduğunu bilmeden rızıklarının peşinde koştukları gibi esnaf, pazarcılar ve işportacılar da kime, ne kadarını satacaklarını bilmediği malları için tezgahının başında bekler veya sokak sokak dolaşırdı.

Ortak noktaları olduğunu düşündüğüm üçüncü nokta ise rızıklarının miktarı idi. Küçük bir çay kaşığını dolduracak kadar tohum veya başka bir şey kuşların karınlarını doyurmaya yettiği gibi tezgahlarındaki malın bir kısmını satmak esnafın ekmek parasını ve günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyordu. Kuşların da esnafın da o gün kısmetlerinin ne kadar olacağını bilmemesi aralarında gördüğüm bir diğer ortak nokta idi. Bu ortak noktaya biz bereket diyoruz.

En son söyleyeceğim ortak nokta bana göre en önemlisi: Kazandıklarına şükretmek, Allah bereket versin demek, aza kanaat etmek. Bu insanlar, Nazmî’nin şu bercestesinde ifade ettiği gibi

Gam çekme sakın rızk için er-rızku ale’llah
Kaygılanma sakın rızık için, rızık Allah’tandır

Rızıkları konusunda endişe edip üzülmezler, rızkı verenin Allah olduğunu yakinen bilirlerdi. Bugün için anlaşılması pek güç olan ve hem imanla hem de gerçek zenginlikle ilgili olan rızkı verenin Allah olduğuna iman etmek hakke’l-yakîn derecesinde gerçekleşmekte idi ve bu hakikati her gün tekrar be tekrar görüyorlar, yaşıyorlardı. Bu sebeple daha önce belirlenmiş maaşını almak için ay başını bekleyen bir memurun, imanın bu derecesini anlamasının küçük esnaflara göre daha zor olduğunu düşünürüm. Maaşlılar ve patronlar arasında rızkı verenin Allah olduğunu zaman zaman unutanların çıkmasının nedeni kuşlar gibi gayretlerinin olmamasına bağlarım.

Yukarıda rızkı Allah’ın verdiğini hakke’l-yakin bilenlerin gerçek zengin olduklarını söylemiştik. Gerçek zenginin tarifini Kul Nesimî’nin şu nefesinden alalım.

Bir acayip derde düştüm, herkes gider kârına.
Bugün buldum, bugün yerim; Hak Kerîm’dir yarına…
Zerrece tamâhım yoktur, şu dünyanın vârına;
Rızkımı veren Hüdâ’dır, kula minnet eylemem.

Marifet rızkı verenin Allah olduğunu bilip kula minnet eylememektir. Arifliğin başı da burasıdır. Âcizâme tavsiyem yılda birkaç kez de olsa şehrin gürültüsünden uzak bir yerde Hulusî Efendi’nin şu ilahisini terennüm etmeniz olur ancak.

Hulûsî âşıksan eğer dur yatma gel vakt-i seher
Bak gör ki âlem ser-te-ser feryâd eder vakt-i seher





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Farsça ve Türkçe Mesnevilerde Miraciye Bölümleri

Şu soruların cevabını merak ediyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
Hz. Peygamber’den önce miraç gerçekleşmiş miydi?
Şii kaynakları ile bizim kaynaklarda anlatılan miraç arasında fark var mı? Varsa neler?
Fars edebiyatında çok sayıda miraciye var. Bu miraciyelerin ortak özellikleri nedir?
Türk ve Fars edebiyatındaki miraciyeler daha çok mesnevilerin baş tarafında yer alıyor. Bunun sebebi nedir? Mesela bir aşk mesnevisinde miraciye neden yer alır?
Fars ve Türk edebiyatındaki miraciyeler arasında ne tür farklar var?
Tüm miraciyelerde gördüğümüz motif ve olay var mı?
Miraciye şairleri daha çok hangi noktalarda eserlerini diğerlerinden farklılaştırmaya çalışmış?
Burçlar neden miraciyelerde yer alıyor?
Miraciyelerde sidretü’l-münteha nasıl anlatılmış?
Refref nasıl tarif ediliyor?
Kâbe kavseyn ev ednâ nasıl tarif ediliyor?
Cennet ve cehennem tasvirleri var mı?

Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet

Muallim Cevdet’i önemli yapan özellikleri
Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet
Katip Çelebi’nin üç asır sonra gelmiş eşiydi, deniliyor. Hangi yönleri benzetiliyordu?
Bakü’de bir öğretmen okulu kurup idareciliğini yapıyor. Neden Bakü’ye gitti? Orada okul kurmak dışında neler yaptı?
Neden Avrupa'ya gitti ve tahsil gördü? Bulgaristan’a satılan arşiv belgeleri konusunu gündeme getiren Muallim Cevdet.
Hakkında kitap yazdığı Babanzade Ahmet Naim’in yanına defnedilmesinin özel bir nedeni var mı?
Muallim Cevdet’in yetişmesinde tesir eden birkaç isim
Muallim Cevdet hangi yönleri ile tarif edilir? Onca hoca varken Askerî Din Dersleri kitabını neden Muallim Cevdet yazdı?
Tasavvufla olan ilgisi
John Dewey’in Türk hükümetine verdiği eğitime dair raporu neden eleştirdi?
Arşivciliği ve kütüphaneciliği nerede öğrendi?

ismailgulec.net