Son Yazılar

Aralık ayında ne yemeli?

Havaların soğuması ile salgın hızlandı. Vaka sayısı o kadar arttı ki hastanelerde boş yer kalmadı neredeyse. Ve hükümet önlemler almaya başladı. Böyle giderse alınacak önlemler artarak devam edecek. Bu da yakında evlere daha çok kapanacağız anlamına geliyor.

Benim bu yazıyı yazmamın ise iki sebebi var.

Eve kapanıldığında, evlerde her sabah kahvaltı sofralarında konuşulacak konulardan biri, o gün ne pişirileceğidir. Özellikle ev hanımlarının her gün bıkmadan ve usanmadan sordukları soru şudur: Bugün ne pişireceğim? Bu yazıyı yazmamın ilk sebebi, bu soruya cevap vermek.

İkinci nedeni ise sağlıklı beslenerek salgına karşı direncimizi artırmak. Üçüncü bir neden daha var. O da rahmetli annemin, küçükken söylediği söz. Ben çarşıda pazarda o mevsimde olmayan bir şey yemek istediğimde, “Her şey mevsiminde güzel. Eğer öyle olmasaydı, Allah, onu her mevsimde yaratırdı.” Biz yine annelerimizin sözünü dinleyelim ve sağlıklı beslenmek isteyen herkes gibi her şeyi mevsiminde yiyelim.

İlk YÖK başkanımız kim?

Durun. Hemen, "İhsan Doğramacı" demeyin. Onu kastetmediğimi anlamış olmalısınız. İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Marmara Üniversitesi ve daha çok sayıda kurumumuz, kuruluşunu çok daha eski dönemlere götürdüğü gibi ben de Yüksek Öğretim Kurumu'nun kuruluşunu eski tarihlere götürerek bu soruyu soruyorum. Madem ben sordum, cevabını da önce ben arayayım.

Osmanlılarda kurulan ilk medresenin İznik Medresesi olduğu ve kurucusunun da Dâvud-ı Kayserî olduğu bilinir. Ancak medreselerin kurumsallaşması ve yasasının çıkarılması, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra olur.

İstanbul'un fethine kadar Nizamiye medreselerini taklit eden Osmanlı medreseleri, ilk kez Fâtih Sultan Mehmed döneminde farklılaşmaya ve düzeni değiştirmeye başlar. Bu dönem, yükseköğretim ile ilgili ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı ve değişimin görüldüğü dönem olur.

Yazılarım

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ Yazıları

Aramakla bulunmaz, ama bulanlar arayanlardır

Son günlerde en sık tekrar edilen cümlelerden biri “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.” oldu.

Hem gazetelerde hem de sosyal medyada bu cümle sıkça gözüme ilişince yıllar önce muhatabı olduğum bir soru geldi aklıma. Fî tarihinde bir öğrenci “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır sözünde bir mantık hatası yok mu?” diye sormuştu. Ne verdiğim cevabı hatırlıyorum ne de öğrencinin verdiğim cevaptan tatmin olup olmadığını. Ama ben bu söz ile ne kastedildiğini bir hikaye ile izah etmeye çalışayım.

İnsanoğlu tarih boyunca iki nesneye sahip olmak için uğraşmış durmuştur. Biri onu ölümsüz yapacak bir yiyeceği bulmak, diğeri de bakırı altına çevirecek iksiri icat etmek.

Yolun kenarına diken eken adam

Mesnevi’de geçen güzel hikayelerden biri de yolun kenarına diken eken adamın hallerinin anlatıldığı hikaye. 2. ciltte yer alan bu hikayede bir adam evinin yola bakan tarafına insanları rahatsız etmesi için dikenler diker. Yoldan geçenler rahatsız olurlar ve valiye şikayet ederler. Vali adamı uyarır ama adam bugün yarın derken bir türlü dikenleri sökmek istemez. Sonunda dikenler büyür ve adam dikenleri sökecek mecali bulamayacak kadar yaşlanır.

Bu hikaye de Mesnevi’nin ibret dolu hikayelerinden biri. Hikayemizin iki kahramanı var. Biri yolun kenarına diken eken adam.

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hikemî Yazıları

Bir babadan oğluna salâvât ihtârı

Geçtiğimiz günlerde, Zeytinburnu Belediyesi himâyesinde, Kazlıçeşme Kültür ve Sanat Merkezi'nde, İbrahim Müteferrika'dan sonra ülkemizdeki matbaacılık tarihinin en önemli ismi Ebüzziya Tevfik Bey'in kurucusu olduğu Matbaa-i Ebüzziya çalışmalarının yer aldığı "Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi" sergisi, Ömer Faruk Şerifoğlu'nun küratörlüğünde açıldı. Halen devam eden sergide aileye ait, çoğu ilk kez gün ışığına çıkan önemli belgeler sergileniyor. Sergi ile birlikte, yine Ömer Faruk Şerifoğlu'nun hazırladığı, sergide sergilenen aileye dair belgelerin ve yazıların yer aldığı bir de kitap yayımlandı.

Mektupla uzaktan eğitim

Kitapta şüphesiz çok dikkat çekici belgeler var ama benim içlerinde dikkatimi en çok, Ebuzziya Tevfik'in, Konya'ya sürgüne gönderildiğinde, okula gitmesine izin verilmeyen en küçük oğlu Velid Ebuzziya'ya yazdığı mektuplar çekti.

Kulun ettiği ihsâna değmez minneti

İnsanlık hallerini ifade eden güzel ve anlamlı kelimelerden biri de “minnet”tir. O kadar güzel ve anlamlı ki ideal insanı tarif ederken ilk sıraladığımız özelliklerden biri, kula minnet etmemesidir.

Minnetin sözlüklerde;
• Yapılan bir iyiliğin yükü, ağırlığı altında ezilme, iyilik yapana karşı kendini dâima borçlu hissetme;
• Yapılan iyiliğe karşı teşekkür etme, şükür, hamdetme;
• İyilik, yardım, bağış, lütuf, kerem anlamları yanı sıra yapılan bir iyiliği başa kakma şeklinde açıklanır.

Hikemî yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Bektaşilik ve Alevilik Üzerine Yazıları

Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Huseynim nerede

Başlıktaki mısra Kemal Edip Kürkçüoğlu’nun [ö. 1977] 1964 yılı muharreminde kaleme aldığı meşhur mersiyesine ait.

Kürkçüoğlu bizim için çok önemli bir isim. Ömrünü yitik mirasımıza ulaşmamız için feda eden kahramanlardan biri o. Türkçeyi devrinde onun kadar arı duru kullanan bir başkası var mıdır bilmem. Konuyu dağıtmamak için nesrinin akıcılığı ve duruluğu konusunu bir başka yazıya bırakıyorum.

Şikâyet etmem asla, çünkü memnûnum bu hâlimden.

Cihânın şüphe yok bi-sûd olur hurşid-i rahşânı

Diyerek yaptıklarının konuşulmasını ve bilinmeyi, tanınmayı istemeyen şair melâmî meşreptir. O yüzden ber-hayat iken şiir kitabı yayınlamamış.

Cibril var haber ver Sultan-ı Enbiya’ya

Muharrem ayı bizim için yastan daha çok hüzün ayı. Hz. Hüseyin’e ve onunla birlikte olanlara yapılan zulmü hatırlama ayı. Peygamberimizin hakkında ‘dünyanın iki çiçeği’ ve ‘âhirette cennet çocuklarının efendisi’ dediği ve ‘gözümün nuru’ diyerek sevdiği, Hz. Fatıma’nın kuzusu, Allah’ın aslanın aslanı Hz. Hüseyin’in başına gelenleri yazmayan şairimiz yoktur neredeyse. Kimileri bestelenip Kerbela’nın yıldönümlerinde okunur, dinleyenleri hüzün deryasına gark eder, göz yaşlarına boğar.

Ben de her sene farklı şiirler, kitaplar okumaya çalışırım bugünlerde. Ama aşağıda sözlerini aktaracağım maktel veya deyiş kadar samimi olanı ve sanki hadise şu anda cereyan ediyormuş gibi hissettireni az bulunur.

Nakaratları Musa Kazım Paşa’nın mersiyesi ile aynı olan Kağızmanlı Aşık Cemal’in meşhur maktel şu bent ile başlıyor.

Bektaşilik ve Alevilik yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dini Hayatımıza Dair Yazılar

Ömer Seyfettin’in İlk Namaz’ı

Ömer Seyfettin bizim neslin tüm hikayelerini bildiği ve kahramanlarını hatırladığı büyük hikayecilerimizdendir. Çocukluğumda tüm hikayelerini okuduğum bu büyük hikayecinin ders kitaplarında mutlaka olması ve her orta öğretim öğrencisinin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir hikâyesi var: İlk Namaz. Ömer Seyfettin bu hikayesinde soğuk bir kış gecesinde sıcacık yatağından kalkıp abdest aldıktan sonra penceresini aralar ve mahallesine bakar.

Mahallesinin ışıkları yanmaya başlayan evleri ve camii ona on beş seneden beri hiç bırakmadan kıldığı sabah namazlarının ilkini hatırlatır ve okuyucuya kendine has o tatlı ve akıcı üslubuyla ilk kıldığı namazı anlatmaya başlar.

Cemaatleri nasıl denetleyelim?

Son günlerde okurken insan olmaktan utandığımız haberlerden sonra neler yapılması gerektiği tartışılmaya başlandı. İleri sürülen tekliflerden biri de meclis-i meşayih benzeri bir kurumun ihdas edilmesi idi. Kanuni olup olmadığı tartışmasına girmeyeceğim, onu hukukçular tartışsın. Ben 19. Asırda bu konuda alınan önlemleri hatırlatmaya çalışacağım.

Devlet ile tarikatlar arasındaki ilişki çok köklü ve derin bir sorundur. Bu konuda yapılmış birçok akademik çalışmanın olması bile meselenin ciddiyetini ifade etmek için tek başına yeter. Özellikle Anadolu’ya geldiğimizden itibaren devletin zayıfladığı anlarda ortaya çıkan siyasi figürlerin iktidarı ele geçirmek için tarikatları birer güç olarak görüp desteklerini almak istemeleriyle güçlenen yapılar zamanla devleti tehdit eder duruma gelmişler, yönetime talip olmuşlardır.

Selçukluların yaşadıkları acı tecrübeler, Osmanlıların döneminde de devlet aklından hiçbir zaman çıkmamış, kendisini sürekli önlem almak zorunda hissetmişlerdir.

Dini hayatımıza dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hz. Peygamber’e Dair Yazılar

Bir babadan oğluna salâvât ihtârı

Geçtiğimiz günlerde, Zeytinburnu Belediyesi himâyesinde, Kazlıçeşme Kültür ve Sanat Merkezi'nde, İbrahim Müteferrika'dan sonra ülkemizdeki matbaacılık tarihinin en önemli ismi Ebüzziya Tevfik Bey'in kurucusu olduğu Matbaa-i Ebüzziya çalışmalarının yer aldığı "Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi" sergisi, Ömer Faruk Şerifoğlu'nun küratörlüğünde açıldı. Halen devam eden sergide aileye ait, çoğu ilk kez gün ışığına çıkan önemli belgeler sergileniyor. Sergi ile birlikte, yine Ömer Faruk Şerifoğlu'nun hazırladığı, sergide sergilenen aileye dair belgelerin ve yazıların yer aldığı bir de kitap yayımlandı.

Mektupla uzaktan eğitim

Kitapta şüphesiz çok dikkat çekici belgeler var ama benim içlerinde dikkatimi en çok, Ebuzziya Tevfik'in, Konya'ya sürgüne gönderildiğinde, okula gitmesine izin verilmeyen en küçük oğlu Velid Ebuzziya'ya yazdığı mektuplar çekti.

Bu hikayeyi dinleyen hayvanlara eziyet eder mi?

Bir konuda gerektiğinden fazla tepki gösteriliyorsa o konuda iyi gitmeyen bir şeyler var demektir. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, çevre ve doğa hakkı son yıllarda haberlerde sıkça karşımıza çıkan konular ve toplum bu konularda çok hassaslaştı. En ufak bir ihlalde sosyal medya yıkılıyor ve failler verilebilecek en üst cezalarla tecziye ediliyor. Böylece ihlallerin önü alınmaya çalışılıyor.

Belki bu bir çözüm ama ben daha kesin bir çözüm biliyorum. O da çocuklarımıza atalarımızın anlattığı hikayeleri anlatmak. Hikâye ile bu sorun çözülür mü diye soracaksınız hemen. O zaman sizden iki dakikanızı istirham ederek bir hikâye anlatayım. Sonra tekrar konuşuruz.

Hz. Peygamber’e Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kültür Yazıları

Aralık ayında ne yemeli?

Havaların soğuması ile salgın hızlandı. Vaka sayısı o kadar arttı ki hastanelerde boş yer kalmadı neredeyse. Ve hükümet önlemler almaya başladı. Böyle giderse alınacak önlemler artarak devam edecek. Bu da yakında evlere daha çok kapanacağız anlamına geliyor.

Benim bu yazıyı yazmamın ise iki sebebi var.

Eve kapanıldığında, evlerde her sabah kahvaltı sofralarında konuşulacak konulardan biri, o gün ne pişirileceğidir. Özellikle ev hanımlarının her gün bıkmadan ve usanmadan sordukları soru şudur: Bugün ne pişireceğim? Bu yazıyı yazmamın ilk sebebi, bu soruya cevap vermek.

İkinci nedeni ise sağlıklı beslenerek salgına karşı direncimizi artırmak. Üçüncü bir neden daha var. O da rahmetli annemin, küçükken söylediği söz. Ben çarşıda pazarda o mevsimde olmayan bir şey yemek istediğimde, “Her şey mevsiminde güzel. Eğer öyle olmasaydı, Allah, onu her mevsimde yaratırdı.” Biz yine annelerimizin sözünü dinleyelim ve sağlıklı beslenmek isteyen herkes gibi her şeyi mevsiminde yiyelim.

Karabağ: Mûsîkî ve mûsîkîşinâs memleketi

Bugünlerde Karabağ ile ilgili haberleri sık duyar olduk. Bu kadîm Türk yurdunun Ermeni işgalinden kısmen de olsa kurtarılmasının sevincini yaşıyoruz. İnşallah tamamının işgalden kurtarıldığı günleri de görürüz.

Karabağ sadece coğrafi bir bölge değil. Azerbaycan müziği ve şiiri için oldukça önemli bir merkez aynı zamanda. O kadar önemli ki Azerbaycan mûsîkîsinden bahseden kitaplarda Karabağ bölgesinde yetişen şairler, âşıklar, bestekârlar ve müzik adamları önemli bir yer tutar.

Biliyorsunuz, Karabağ, bölgenin adı. Bölgedeki en önemli mûsîkî merkezi, birkaç gün önce işgalden kurtarılan Suşa vilâyeti. Âşıklar mektebi sayılabilecek meclislerin ilkinin Suşa’da kurulması, oradaki müzik dünyasının canlılığının delili.

Kültür yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Tarih ve Geleneğe Dair Yazılar

İlk YÖK başkanımız kim?

Durun. Hemen, "İhsan Doğramacı" demeyin. Onu kastetmediğimi anlamış olmalısınız. İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Marmara Üniversitesi ve daha çok sayıda kurumumuz, kuruluşunu çok daha eski dönemlere götürdüğü gibi ben de Yüksek Öğretim Kurumu'nun kuruluşunu eski tarihlere götürerek bu soruyu soruyorum. Madem ben sordum, cevabını da önce ben arayayım.

Osmanlılarda kurulan ilk medresenin İznik Medresesi olduğu ve kurucusunun da Dâvud-ı Kayserî olduğu bilinir. Ancak medreselerin kurumsallaşması ve yasasının çıkarılması, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra olur.

İstanbul'un fethine kadar Nizamiye medreselerini taklit eden Osmanlı medreseleri, ilk kez Fâtih Sultan Mehmed döneminde farklılaşmaya ve düzeni değiştirmeye başlar. Bu dönem, yükseköğretim ile ilgili ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı ve değişimin görüldüğü dönem olur.

Kınalızâde’ye göre ideal öğretmen

Âlim, müderris, kadı, devlet adamı ve şair olan Kınalizâde Ali Efendi’nin (ö. 1572) kaleme aldığı güzel ahlâk felsefesine dair meşhur bir eseri vardır: Ahlâk-ı Alâî.

Kınalızâde, İstanbul kütüphanelerinde yüze yakın nüshası olan, yani çok okunan ve bilinen bu eserinin ikinci bölümünde aile ahlâkı üzerinde durur. Bu bölümde Müslüman-Türk ailesini adeta bir devlet teşkilatı gibi anlatır, tüm aile bireylerinin görevleri hakkında bilgi verir.

Bu kitabın önemi müellifinin hem devleti hem dini hem de eğitimi biliyor olmasıdır. Kınalızâde bu bilgileri, halk ile muhatap olmasına vesile olan müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği görevleri esnasında edinir ve toplumu yakından tanır. Kınalızâde, milletin ve devletin bekâsı ve selâmeti için bildiklerini ve gördüklerini sistemli bir şekilde kaleme alırken kuramda kalmaz, tecrübelerinden de hareketle makul ve uygulanabilir şeyler söyler. Söyledikleri doğrudan topluma ve hayata dokunur.

Tarih ve geleneğe dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Şehir ve Medeniyet Yazıları

İlk YÖK başkanımız kim?

Durun. Hemen, "İhsan Doğramacı" demeyin. Onu kastetmediğimi anlamış olmalısınız. İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Marmara Üniversitesi ve daha çok sayıda kurumumuz, kuruluşunu çok daha eski dönemlere götürdüğü gibi ben de Yüksek Öğretim Kurumu'nun kuruluşunu eski tarihlere götürerek bu soruyu soruyorum. Madem ben sordum, cevabını da önce ben arayayım.

Osmanlılarda kurulan ilk medresenin İznik Medresesi olduğu ve kurucusunun da Dâvud-ı Kayserî olduğu bilinir. Ancak medreselerin kurumsallaşması ve yasasının çıkarılması, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra olur.

İstanbul'un fethine kadar Nizamiye medreselerini taklit eden Osmanlı medreseleri, ilk kez Fâtih Sultan Mehmed döneminde farklılaşmaya ve düzeni değiştirmeye başlar. Bu dönem, yükseköğretim ile ilgili ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı ve değişimin görüldüğü dönem olur.

Nevâî’ye göre bir profesör neler yapmamalı?

Bugün Afganistan sınırları içinde kalan Herat’ta doğup Herat’ta ölen Ali Şir Nevâî (1441-1501), Türk edebiyatının en büyük ve en önemli birkaç isminden biridir. Anadolu sahası Türk edebiyatının gelişmesindeki katkısı büyüktür. Çok uzaklarda olmasına rağmen, erken klasik dönem Osmanlı şairlerini etkilemiş, meclislerde okunan şiirleriyle genç şairlere örnek olmuş büyük bir şairdir.

Zengin ve asil bir ailenin çocuğu olan Nevâî, meclisleriyle meşhur Hüseyin Baykara’nın çocukluktan beri yakın arkadaşı ve dostudur. Nevâî sadece şiirde değil, hat, musîkî, kat’, tezhip gibi güzel sanatları da bilen değerli bir bilginimizdir.

Nevâî’nin bir diğer özelliği, Türkçenin Farsçadan geri kalır tarafı olmadığını göstermek için eserler kaleme almasıdır.

Şehir ve Medeniyet yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Topluma Dair Yazıları

İnsan olmadıktan sonra hepsi bir

Değerli bir hocamızın Covid19'a yakalanarak vefât etmesi, bana, asistanlık yıllarımda bir kısmına şahit olduğum bir kısmını da işittiğim günleri hatırlattı.

Seneler önceydi. Asistandım. 28 Şubat kararlarının alındığı ve uygulandığı dönemdi. Bırakın çalışanları, çalışan yakınlarının bile hastanelere alınmadığı dönemdi. Bir arkadaşımızın 70 yaşındaki annesini hastaneye almamışlar, devamlı gittiği doktoru, kadıncağızı ancak dışarı çıkararak muayene edebilmişti. Bir arkadaşımızın hanımı, yeni doğan çocuğunun düzenli kontrolü için gittiği hastaneye alınmamış; doktor, bebeği, birinci kattaki odasının penceresinden muayene edebilmişti. Ve bunlar gibi daha nice hikâye. "Niçin giremiyor bu kadınlar hastaneye?" diye sorulduğunda verilen cevap aynı idi: "Yönetmelik böyle, idarenin kesin kararı". Bu yasağın kalkması için acile alınmayan bir teyzemizin vefât etmesi gerekiyormuş. Toplumda oluşan infial karşısında hasta yakınları, başörtülü olarak hastanelere alınmaya başlandı.

Hatırladıkça hâlâ üzüldüğümüz ve bir kez daha yaşamak istemediğimiz bu olaylar bize sanki hiç yaşanmamış gibi geliyor. Bugünün gençlerine anlatsak muhtemelen “Yok canım, abartıyorsunuz.” deyip inanmazlar. Hakikaten inanılacak gibi değil ve bu olayların yaşandığı yıllar üzerinden daha 20 sene bile geçmedi.

Kınalızâde’ye göre ideal öğretmen

Âlim, müderris, kadı, devlet adamı ve şair olan Kınalizâde Ali Efendi’nin (ö. 1572) kaleme aldığı güzel ahlâk felsefesine dair meşhur bir eseri vardır: Ahlâk-ı Alâî.

Kınalızâde, İstanbul kütüphanelerinde yüze yakın nüshası olan, yani çok okunan ve bilinen bu eserinin ikinci bölümünde aile ahlâkı üzerinde durur. Bu bölümde Müslüman-Türk ailesini adeta bir devlet teşkilatı gibi anlatır, tüm aile bireylerinin görevleri hakkında bilgi verir.

Bu kitabın önemi müellifinin hem devleti hem dini hem de eğitimi biliyor olmasıdır. Kınalızâde bu bilgileri, halk ile muhatap olmasına vesile olan müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği görevleri esnasında edinir ve toplumu yakından tanır. Kınalızâde, milletin ve devletin bekâsı ve selâmeti için bildiklerini ve gördüklerini sistemli bir şekilde kaleme alırken kuramda kalmaz, tecrübelerinden de hareketle makul ve uygulanabilir şeyler söyler. Söyledikleri doğrudan topluma ve hayata dokunur.

Topluma Dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yönetim Yazıları

Başkan adayları için hikayeler

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar. Siyasetname türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler.

Ulemanın siyasetle imtihanı

Şu virüs olayının gösterdiği ve hatırlattığı güzel işlerden biri de ilmin ve uzmanlığın yeniden itibar görmesi oldu. Konunun uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu’nun aldığı kararların hükümet tarafından dikkate alınması ve uygulanması bence bilim-siyaset ilişkisinin nasıl olması gerektiğini gösteren güzel bir örnek.

Tam olarak benzer mi bilmem ama bilim adamı-siyasetçi ilişkisine örnek olması bakımından aklıma gelen bir başka anekdotu paylaşayım.

Fetvayı gerektiren hallerde sultan bize sormalı

Melikşah döneminde geçer olay. Melikşah hilalin görünmesi üzerine bayram gününü ilan eder. Fakat devrin büyük alimlerinden Cüveynî ertesi gün de oruç tutulmasına karar verince Melikşah Cüveynî’yi sarayına davet eder ve kendisine neden böyle davrandığını sorar. Verdiği cevap aslında sultan ile ulema arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini çok güzel anlatır:

  • Sultana ait işlerde ferman sultanımızındır. Fakat fetvayı gerektiren hallerde sultanımızın bize sorması gerekir. Ferman sultanımızın, fetva bizimdir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yönetime dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Eğitim Yazıları

Kınalızâde’ye göre ideal öğretmen

Âlim, müderris, kadı, devlet adamı ve şair olan Kınalizâde Ali Efendi’nin (ö. 1572) kaleme aldığı güzel ahlâk felsefesine dair meşhur bir eseri vardır: Ahlâk-ı Alâî.

Kınalızâde, İstanbul kütüphanelerinde yüze yakın nüshası olan, yani çok okunan ve bilinen bu eserinin ikinci bölümünde aile ahlâkı üzerinde durur. Bu bölümde Müslüman-Türk ailesini adeta bir devlet teşkilatı gibi anlatır, tüm aile bireylerinin görevleri hakkında bilgi verir.

Bu kitabın önemi müellifinin hem devleti hem dini hem de eğitimi biliyor olmasıdır. Kınalızâde bu bilgileri, halk ile muhatap olmasına vesile olan müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği görevleri esnasında edinir ve toplumu yakından tanır. Kınalızâde, milletin ve devletin bekâsı ve selâmeti için bildiklerini ve gördüklerini sistemli bir şekilde kaleme alırken kuramda kalmaz, tecrübelerinden de hareketle makul ve uygulanabilir şeyler söyler. Söyledikleri doğrudan topluma ve hayata dokunur.

Nevâî’ye göre bir profesör neler yapmamalı?

Bugün Afganistan sınırları içinde kalan Herat’ta doğup Herat’ta ölen Ali Şir Nevâî (1441-1501), Türk edebiyatının en büyük ve en önemli birkaç isminden biridir. Anadolu sahası Türk edebiyatının gelişmesindeki katkısı büyüktür. Çok uzaklarda olmasına rağmen, erken klasik dönem Osmanlı şairlerini etkilemiş, meclislerde okunan şiirleriyle genç şairlere örnek olmuş büyük bir şairdir.

Zengin ve asil bir ailenin çocuğu olan Nevâî, meclisleriyle meşhur Hüseyin Baykara’nın çocukluktan beri yakın arkadaşı ve dostudur. Nevâî sadece şiirde değil, hat, musîkî, kat’, tezhip gibi güzel sanatları da bilen değerli bir bilginimizdir.

Nevâî’nin bir diğer özelliği, Türkçenin Farsçadan geri kalır tarafı olmadığını göstermek için eserler kaleme almasıdır.

Eğitim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yükseköğretim Yazıları

İlk YÖK başkanımız kim?

Durun. Hemen, "İhsan Doğramacı" demeyin. Onu kastetmediğimi anlamış olmalısınız. İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Marmara Üniversitesi ve daha çok sayıda kurumumuz, kuruluşunu çok daha eski dönemlere götürdüğü gibi ben de Yüksek Öğretim Kurumu'nun kuruluşunu eski tarihlere götürerek bu soruyu soruyorum. Madem ben sordum, cevabını da önce ben arayayım.

Osmanlılarda kurulan ilk medresenin İznik Medresesi olduğu ve kurucusunun da Dâvud-ı Kayserî olduğu bilinir. Ancak medreselerin kurumsallaşması ve yasasının çıkarılması, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra olur.

İstanbul'un fethine kadar Nizamiye medreselerini taklit eden Osmanlı medreseleri, ilk kez Fâtih Sultan Mehmed döneminde farklılaşmaya ve düzeni değiştirmeye başlar. Bu dönem, yükseköğretim ile ilgili ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı ve değişimin görüldüğü dönem olur.

Nevâî’ye göre bir profesör neler yapmamalı?

Bugün Afganistan sınırları içinde kalan Herat’ta doğup Herat’ta ölen Ali Şir Nevâî (1441-1501), Türk edebiyatının en büyük ve en önemli birkaç isminden biridir. Anadolu sahası Türk edebiyatının gelişmesindeki katkısı büyüktür. Çok uzaklarda olmasına rağmen, erken klasik dönem Osmanlı şairlerini etkilemiş, meclislerde okunan şiirleriyle genç şairlere örnek olmuş büyük bir şairdir.

Zengin ve asil bir ailenin çocuğu olan Nevâî, meclisleriyle meşhur Hüseyin Baykara’nın çocukluktan beri yakın arkadaşı ve dostudur. Nevâî sadece şiirde değil, hat, musîkî, kat’, tezhip gibi güzel sanatları da bilen değerli bir bilginimizdir.

Nevâî’nin bir diğer özelliği, Türkçenin Farsçadan geri kalır tarafı olmadığını göstermek için eserler kaleme almasıdır.

Yükseköğretim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dile Dair Yazılar

Mevlid-i Kaside-i Bürde'den okumak

Malum, Mevlid Haftası’ndayız ve Hz. Peygamber’in dünyayı teşriflerinin 1449. sene-i devriyesini idrak ettik, ediyoruz. Herkes gibi ben de bu hafta gelince, bir şey yapma gayretine düşerim. Yıllardan beri iki şey yaparım. İlki mutlaka usûl ve makam bilir güzel sesli bir hanendeden mevlid dinlerim. Bazen aynı bahri önce Bahriyeli Aziz, Bekir Sıtkı Sezgin ve Kâni Karaca gibi bir üstattan daha sonra günümüz hanendelerinden birinden dinlerim. Böyle hoş sadâlı hâfızlarımız olduğundan da Allah’a şükrederim.

Bu hafta içinde yaptığım ikinci şey, mevlidi farklı metinlerden okumak. Bu sene nasibime, Dr. Bünyamin Ayçiçeği’nin hazırladığı, Necip Efendi’nin Kaside-i Bürde şerhi, Muhtasar Tevessül düştü ve kitaptan mevlid ile ilgili kısmı okumak oldu.

Ömer Seyfettin’in İlk Namaz’ı

Ömer Seyfettin bizim neslin tüm hikayelerini bildiği ve kahramanlarını hatırladığı büyük hikayecilerimizdendir. Çocukluğumda tüm hikayelerini okuduğum bu büyük hikayecinin ders kitaplarında mutlaka olması ve her orta öğretim öğrencisinin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir hikâyesi var: İlk Namaz. Ömer Seyfettin bu hikayesinde soğuk bir kış gecesinde sıcacık yatağından kalkıp abdest aldıktan sonra penceresini aralar ve mahallesine bakar.

Mahallesinin ışıkları yanmaya başlayan evleri ve camii ona on beş seneden beri hiç bırakmadan kıldığı sabah namazlarının ilkini hatırlatır ve okuyucuya kendine has o tatlı ve akıcı üslubuyla ilk kıldığı namazı anlatmaya başlar.

Dile dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Edebiyata Dair Yazılar

Mevlid-i Kaside-i Bürde'den okumak

Malum, Mevlid Haftası’ndayız ve Hz. Peygamber’in dünyayı teşriflerinin 1449. sene-i devriyesini idrak ettik, ediyoruz. Herkes gibi ben de bu hafta gelince, bir şey yapma gayretine düşerim. Yıllardan beri iki şey yaparım. İlki mutlaka usûl ve makam bilir güzel sesli bir hanendeden mevlid dinlerim. Bazen aynı bahri önce Bahriyeli Aziz, Bekir Sıtkı Sezgin ve Kâni Karaca gibi bir üstattan daha sonra günümüz hanendelerinden birinden dinlerim. Böyle hoş sadâlı hâfızlarımız olduğundan da Allah’a şükrederim.

Bu hafta içinde yaptığım ikinci şey, mevlidi farklı metinlerden okumak. Bu sene nasibime, Dr. Bünyamin Ayçiçeği’nin hazırladığı, Necip Efendi’nin Kaside-i Bürde şerhi, Muhtasar Tevessül düştü ve kitaptan mevlid ile ilgili kısmı okumak oldu.

Ömer Seyfettin’in İlk Namaz’ı

Ömer Seyfettin bizim neslin tüm hikayelerini bildiği ve kahramanlarını hatırladığı büyük hikayecilerimizdendir. Çocukluğumda tüm hikayelerini okuduğum bu büyük hikayecinin ders kitaplarında mutlaka olması ve her orta öğretim öğrencisinin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir hikâyesi var: İlk Namaz. Ömer Seyfettin bu hikayesinde soğuk bir kış gecesinde sıcacık yatağından kalkıp abdest aldıktan sonra penceresini aralar ve mahallesine bakar.

Mahallesinin ışıkları yanmaya başlayan evleri ve camii ona on beş seneden beri hiç bırakmadan kıldığı sabah namazlarının ilkini hatırlatır ve okuyucuya kendine has o tatlı ve akıcı üslubuyla ilk kıldığı namazı anlatmaya başlar.

Edebiyata dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kitap Yazıları

Mim Kemal Öke’nin Turgut Reis’i

Mim Kemal Öke’yi biz akademisyen olarak tanıdık önce. Musul, Irak, Filistin ve Ermeni sorunları ile Türkiye ve Türk kimliği üzerine yazdığı kitaplarla onu tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı olarak biliyorduk. Son on yıl içinde akademisyenlik dışında, tasavvufa olan ilgisini daha belirgin kılacak işlerle de meşgul olmaya başladı. Televizyon programları, seminerler derken geçen sene bir filmde başrol oyuncusu olarak izledik kendisini. Ve bu sene de bir roman yazarı olarak karşımıza çıktı.

Turgut Reis kim?

Osmanlı kaynaklarında Turgutça, Avrupa literatüründe Dragut şeklinde tanınmış, İslâm dünyasında “Seyfü’l-İslâm / İslâm’ın kılıcı” gibi sıfatlarla anılan büyük bir denizci komutandan bahsediyoruz.

Perdeler kalkmadan mânâ bilinmez

İbrahim Kalın onca işinin gücünün arasında güzel kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Son olarak daha önce İngilizce olarak yayımlanmış bir makalesini birazcık genişleterek Perde ve Mânâ Akıl Üzerine Bir Tahlil adıyla Türkçeye kazandırdı. Batı ve İslam medeniyetinde aklın yerinin ve algılanışının mukayeseli bir şekilde anlatıldığı kitabın ilk bölümünde Batılı akıl, ikinci bölümünde ise Müslüman akıl etraflıca açıklanıyor. Böylelikle okura ikisi arasındaki fark daha net bir şekilde gösterilmiş oluyor.

İbrahim Kalın Batı’da tanrının yerine ikame edilen aklı Doğu’da olduğu yere koyuyor ve insan için ne anlama geldiğini büyük İslam filozofları ve mutasavvıflarının sözlerinden örnekler vererek izah ediyor. Bunu yapmaktaki amacı ise aklı erdemden koparmamanın yollarını aramak, bulunan yolları göstermek. Çünkü dünyaya kötülük yapan aklı kutsamanın bizim için ne bir anlamı var ne da faydası.

Kitaplara dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kişilere Dair Yazılar

Mim Kemal Öke’nin Turgut Reis’i

Mim Kemal Öke’yi biz akademisyen olarak tanıdık önce. Musul, Irak, Filistin ve Ermeni sorunları ile Türkiye ve Türk kimliği üzerine yazdığı kitaplarla onu tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı olarak biliyorduk. Son on yıl içinde akademisyenlik dışında, tasavvufa olan ilgisini daha belirgin kılacak işlerle de meşgul olmaya başladı. Televizyon programları, seminerler derken geçen sene bir filmde başrol oyuncusu olarak izledik kendisini. Ve bu sene de bir roman yazarı olarak karşımıza çıktı.

Turgut Reis kim?

Osmanlı kaynaklarında Turgutça, Avrupa literatüründe Dragut şeklinde tanınmış, İslâm dünyasında “Seyfü’l-İslâm / İslâm’ın kılıcı” gibi sıfatlarla anılan büyük bir denizci komutandan bahsediyoruz.

Bu dünyadan Walter G. Andrews da geçti

Türkiye dışında Divan edebiyatı denilince akla gelen birkaç isimden biri olan Walter G. Andrews’u 31 Mayıs 2020 Pazar günü kaybettik.

Amerika’nın taşrasında doğup büyüyen bu adamın hayatını Türk edebiyatına vakfetmesinin öyküsünü anlatmaya çalışayım.

Seneler önceydi. İskoçya’da iken Ulusal Kütüphane’deki Türkçe kitapları merak etmiştim. Sordum, Şark Kitapları bölümünde dediler ve yerini tarif ettiler. Şark Kitapları bölümüne gittiğimde hep Arap ve Fars edebiyatına dair kitaplar gördüm.

Kişilere Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Gezi Yazıları

Taraklı Sarıkız ve Kızlar Türbeleri

Sakarya’nın merkeze en uzak ilçelerinden biri olan Taraklı şehrin güneybatısında ve 65 kilometre uzaklıkta şirin ve tarihi bir kasabadır.
Tarihi İpekyolu üzerinde bulunan Taraklı, Ertuğrul Gazi zamanında Osman Bey’in silah arkadaşlarından Samsa Çavuş tarafından Bizanslıların elinden alınması Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundan öncesine gidiyor, bir rivayete göre 1289, bir diğerine göre 1293.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde halkın şimşir tarak ve kaşık yapmasından dolayı Yenice Tarakçı olarak geçen kasabanın adı zamanla Taraklı’ya dönüşür.

Güney Makedonya Camileri

Geçen yazımızda Teselya bölgesindeki camiler hakkında bilgi vermiştik. Bu sefer biraz daha yukarı çıkıp aralarında Selanik’in de bulunduğu Güney Makedonya bölgesinde gördüğüm camiler hakkında bilgi vereyim. Bilgi vermeden Heath Lowry’nin kitabını özellikle zikretmeliyim. Sadece camilerin değil diğer mimari eserlerin durumu hakkında bilgi veren bu eser her türlü övgüyü hak ediyor.

Güney Makedonya

Geçtiğimiz sene Avrupa gündemini meşgul eden konulardan biri de Makedonya meselesi idi. Yunanistan en başından beri kendi sınırları içinde Makedonya diye bir yer bulunduğu ve bölgenin Antik Yunan tarihinin ve kültürünün bir parçası olduğu ve Makedonların Yunan olduklarını gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Gezi yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Sinema Yazıları

Karınca yuvasına dönmeli

Geçen sene vizyona çıkan ve yapılması için 30 yıl beklenen Nazif Tunç’un Karınca isimli filmini nihayet seyredebildim. Vesile olan Karantina Sohbetleri-Zoomiler grubuna teşekkür ederim. Şimdi bir bu grup eksikti, bunlar da nereden çıktı gibi sorular aklınıza gelebilir. Korkmayın, endişelenmeyin, bunlar öyle ilk akla gelen gruplardan değil. Kimseye zararları olmayan bir grup. Daha sonra ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlatırım.

Nazif Tunç, kendi ifadesiyle Türk sinemasının Yücel Çakmaklı ile girdiği ‘manevi gerçekçilik’ vadisinde sağına soluna bakmadan, herhangi bir ekonomik kaygı gütmeden Türk milletinin tarihsel gelişimine ve inanç geleneğine uygun filmler yapmayı amaç edinen bir yapımcı-yönetmen.

İbn Sina da kim oluyor?

Evde ne yapacağımızı düşündüğümüz ve vakit geçirecek meşgaleler aradığımız bu günlerde, her akşam doktorları dinlemenin vermiş olduğu dikkatten olsa gerek İbn Sina’nın hayatının anlatıldığı söylenen The Physician isimli filmi seyrettim.

1999’da yayınlanan aynı isimli kitaptan uyarlanarak 2013 yılında vizyona giren film belli ki bir filmden çok daha fazlası için çekilmiş. Batı medeniyetin ve bilim beşiği, doğu ise barbarlığın ve yobazlığın. İşid ile mücadele edildiği iddiasının gündemde olduğu ve kamuoyunun desteğinin arandığı bir dönemde çekilmesi aslında filmin neden çekildiğini gösteriyor. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Sinema yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Söyleşiler

Baba bu kitabı niye yazdın?

Şemseddin Sivasi'nin Nutk-ı Şerifi

Tasavvufi Halk Edebiyatı - Yunus Emre

ismailgulec.net