Son Yazılar

Allah’ın nimeti çoktur amma çay gibisi yoktur

İnsanlar ikiye ayrılır: Çaycılar ve kahveciler. Bir de her ikisini içenler, birini diğerine tercih etmeyenler var. Onlar arabulucu, orta yolcu ve iddialı olmadıkları için konunun dışında bırakıyorum.

Çaycılar sanılanın aksine hiç de boş insanlar değillerdir. Kahve dünyaya Osmanlı topraklarından yayılmıştır ama çay Osmanlı topraklarında yayılmıştır. Bizim gibi çay içen ikinci bir millet yoktur. İngilizler gibi çay içmek beşi beklemediğimiz gibi Çinliler gibi fincanda ve her türlüsünü de içmeyiz. Bizimki standarttır, siyah çayı cam bardakta günün her saatinde içeriz. En zenginimiz de en fakirimiz de dindarımız da dinsizimiz de, sağcımız da solcumuz da, köylümüz de şehirlimiz de hâsılı hepimiz aynı şekilde içeriz. Kimimiz demli kimimiz açık içeriz ama yine aynı bardak ve aynı çayı içeriz. Formülü de bellidir;

Yolum Allah demeyince

Geçenlerde bir hocamızın paylaşımında Aşık Reyhânî’nin (1932-2006) güzel bir türküsünü dinledim.

Sazım düzen tutmaz olsun
Telim Allah demeyince
Can canana gitmez olsun
Yolum Allah demeyince
Dörtlüğüyle başlayan bu türküyü dinlerken bir taraftan söyleyen aşığın irfânı ve aşkı karşısında hayranlığım artarken öte yandan aklıma Mevlid’in girişi geliyordu. Bir an Aşık Reyhânî’nin bu şiirini Mevlid’in girişine nazîre olarak yazdığını düşündüm.

Yazılarım

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ Yazıları

Aramakla bulunmaz, ama bulanlar arayanlardır

Son günlerde en sık tekrar edilen cümlelerden biri “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.” oldu.

Hem gazetelerde hem de sosyal medyada bu cümle sıkça gözüme ilişince yıllar önce muhatabı olduğum bir soru geldi aklıma. Fî tarihinde bir öğrenci “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır sözünde bir mantık hatası yok mu?” diye sormuştu. Ne verdiğim cevabı hatırlıyorum ne de öğrencinin verdiğim cevaptan tatmin olup olmadığını. Ama ben bu söz ile ne kastedildiğini bir hikaye ile izah etmeye çalışayım.

İnsanoğlu tarih boyunca iki nesneye sahip olmak için uğraşmış durmuştur. Biri onu ölümsüz yapacak bir yiyeceği bulmak, diğeri de bakırı altına çevirecek iksiri icat etmek.

Yolun kenarına diken eken adam

Mesnevi’de geçen güzel hikayelerden biri de yolun kenarına diken eken adamın hallerinin anlatıldığı hikaye. 2. ciltte yer alan bu hikayede bir adam evinin yola bakan tarafına insanları rahatsız etmesi için dikenler diker. Yoldan geçenler rahatsız olurlar ve valiye şikayet ederler. Vali adamı uyarır ama adam bugün yarın derken bir türlü dikenleri sökmek istemez. Sonunda dikenler büyür ve adam dikenleri sökecek mecali bulamayacak kadar yaşlanır.

Bu hikaye de Mesnevi’nin ibret dolu hikayelerinden biri. Hikayemizin iki kahramanı var. Biri yolun kenarına diken eken adam.

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hikemî Yazıları

Muhammed’in kösü çalınır bunda

Yunus Emre’nin pek bilinen ve sevilerek okunan, aklıma geldikçe zevkle dinlediğim güzel bir ilahisi var: İlâhi şu:

Yörük değirmenler gibi dönerler
El ele vermişler Hakk’a giderler
“Gönül Ka’besi”ni tavâf ederler
Muhammed’in kösü çalınır bunda

Semâda melekler kanat açarlar
Önde bir kılavuz Hakk’a uçarlar
Mü’minler üstüne rahmet saçarlar
Muhammed’in kösü çalınır bunda

Ne zaman bayram edelim?

Teşrîfiyle müşerref olduğumuz ramazan-ı mağfiret-nişân, , bana mı öyle geldi bilmiyorum, bu sene göz açıp yummuş gibi geçti ve şükürler olsun bayrama eriştik.

Hâneleri bayram telaşı sarmışken ve hazırlıklar had safhaya ulaşmışken dervişler ve aşıklar da kendilerince bir telaşa kapılır. Ancak onların telaşı bayrama hakkıyla erişmeyi murad etm telaşıdır. Onların bayramdan anladıkları biz sıradan insanların anladıklarından biraz farklı. Farkı bir nutk-ı şerîf üzerinden göstermeye çalışayım.

Merhûm Muzaffer Ozak Efendi’nin Hakan Alvan tarafından bestelenen ‘Bayram edelim’ redifli müstesna güzellikte bir nutk-i şerîfi vardır.

Hikemî yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Bektaşilik ve Alevilik Üzerine Yazıları

Ramazan ve Bektaşi Fıkraları

Ramazan ayı gelince hep oruçtan, ibadetten bahsedilir. Ancak manevi iklim içinde ramazana has bir kültür ve sosyal hayat da ortaya çıkar. Ramazan’a has iftar ve sahur davetleri gibi insanların sosyalleştikleri ortamların yanı sıra mevsimine göre değişen sazlı sözlü eğlenceler de olur ve bunların hepsi bir şekilde Ramazan’la ilgilidir.

Teravihten sonra kurulan bu meclislerde dini ve ahlaki konuların yanı sıra hikayeler ve fıkralar da anlatılır. Çünkü insanın sadece öğrenmeye değil gülmeye de ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç da anlatılan fıkralarla sağlanır. Ramazan ve oruç olunca fıkralar da oruç, iftar, sahur ile ilgili komik denilecek olaylar anlatılır ve gülünür. Sahura kalkamayan, iftarını erken açan, oruç tutmakta zorlanan veya tutmayan, oruçlu iken yapılan ilginç davranışlar, olaylar hep fıkralara konu olur. Ancak fıkralar arasında Bektaşi fıkralarının yeri başkadır. Bektaşi babası, fıkralarda genellikle oruç tutmadığı için eleştirilen bir figürdür. Ancak Bektaşi babası, verdiği cevaplarla oruç tutup da ahlakını taşımayanların foyasını meydana çıkarır. Orucun nasıl tutulması gerektiğini öğretir adeta. Ne demek istediğimi birkaç fıkra ile açıklamaya çalışayım.

Kerbelâ’yı kana gark eyledi insan-i hazele

Bugün (18 Ağustos 2021), muharrem ayının onu, aşure günü. Şehadetinin 1382. yılında şehitlerin efendisi Hz. Hüseyin Efendimizi ve tüm Kerbela şehitlerini rahmet ve tazim ile andığımız bugünü anlatan o kadar çok eser ve şiir var ki sadece sıralamak haftaları alır. Ben binlerce şair arasından pek bilinmeyen birinin Kerbela’yı anlatan bir şiirini size tanıtmak istiyorum.

Genç ve çalışkan araştırmacılardan İlyas Kayaokay’ın neşretmesiyle haberdar olduğumuz İbrahim Kadem, 19. yüzyılda yaşamış, muhtelif kazalarda kaymakamlık yapmış bir bürokrat. Mersiye-i Âl-i Abâ isimli terciibendinde Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi karşısında takındığı tutumu görürüz. Daha fazla anlatmak yerine şiirlerinden muhibb-i ehl-i beyt olduğu anlaşılan bu Osmanlı kaymakamının şiirini ve kısa açıklamasını verirsem daha iyi olacak.

Güzel-i şāh-ı ḥarem māh-ı Muḥarrem güzeli
Ezelī ḥarp idilemezdi bu ayda ezeli
Nice ḥarp itdi Yezīd ḫā‘in-i dīn mübtezeli
Ṭā ḳıyāmet oḳunur nāmına la‘net ġazeli
Eyledi āl-i Resūl dīdelerin hūn-rīzeli
Kerbelā’yı ḳana gark eyledi insān hazeli

Bektaşilik ve Alevilik yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dini Hayatımıza Dair Yazılar

Saferi zafer eylemek

Allah’a şükürler olsun, eskilerin saferü’l-hayr dedikleri safer ayını da gördük. Hiç düşündünüz mü, neden safer ile hayır bir araya getirilmiş?

Bu sorunun cevabı Hz. Peygamberimiz öncesi döneme kadar gidiyor. Cahiliye dönemi Araplarının içini, Safer gelince huzursuzluk kaplar, başına gelecekleri düşündükçe tedirgin olurlarmış. O yüzden safer ayını hiç sevmezler ve uğursuz safer derlermiş. Bunun da birkaç nedeni var. İlki saferle birlikte savaşların başlaması. Haram aylarda savaşmayan Araplar, muharrem ayı biter bitmez savaşa kaldıkları yerden devam ederlermiş. Savaş, felaket anlamına geldiği için safer demek felaket ve savaş demek oluyor haliyle.

Bir diğer rivayete göre, bu ayda veba salgını olmuş ve insanların yüzü sararmış. Bu yüzden sararmak anlamında safer demişler. Yemen’de düzenlenen Saferiyye panayırına katılamayanlar büyük sıkıntı çektikleri için saferin uğursuz sayıldığına dair bir rivayet de var.

Bayram namazını beklemeyi şenlendirmek

Son senelerde unuttuğumuz veya unutturulan birçok âdetimizi yeniden hatırlamaya ve mümkün olanları da tatbîk etmeye başlar olduk. Ama hâlâ bildiğimiz halde henüz hayata geçiremediğimiz âdetlerimiz var. Bunlardan biri de bayram salâsı.

Bayram namazlarını bir şölene dönüştüren, ibâdet ile estetiği, inanç ile sevgiyi bir arada sunmayı vazife addeden ve ibâdetleri bile hayatı güzelleştirmek için fırsat bilen ecdâdımızın çok değerli uygulamalarından biri olan bayram salâsı, insanın fıtratında olan güzele meylinin ve ilgisinin, bir düzen ve tertip içinde tanzîm edilmesinden başka bir şey değil.

Bayram namazı salâsı nedir?

Cami mûsikîsi formunda bestelediği eserlerle şöhret bulan büyük bestekârlarımızdan Hatîb Zâkirî Hasan Efendi'nin (ö. 1623) bestelediği üç salâ vardır. Hüseynî cenaze salâsı, dilkeş-hâverân sabah salâsı ve bayâtî bayram ve Cuma salâsı.

Dini hayatımıza dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hz. Peygamber’e Dair Yazılar

Hiç bu açıdan düşünmemiştim!

Siyer kitaplarını okumayı çok severim. Basılan her kitabı okudum demek çok iddialı olabilir ama ulaşabildiğim kadarı ile, büyük bir kısmını okuduğumu söyleyebilirim. Yayımlanan her kitabı görür görmez alır, okumak için can atarım. Büyük bir merak ve ilgi ile de okurum, daha öncekilerden farkını anlamaya çalışırım. Diğer siyer kitaplarında bulamadığım ve göremediğim şeyleri görünce de mutlu olurum.

Gerek Müslüman olsun, gerekse gayrımüslim olsun, yabancıların yazdığı kitaplar bizimkilerin yazdıklarından daha farklı olur. En büyük fark nedir diye soracak olursanız bizimkilerin Hz. Peygamber'in yanında, onun adamlarından biri imiş gibi yazması, diğerlerinin belirli bir mesafeden bakabilmeleridir, derim. Bu mesafe, onların biraz daha soğukkanlı olmasını ve meseleye daha dışarıdan bakmasını sağlıyor. Belki anlamak için buna ihtiyaç var ama o kitaplar bizimkilerin yazdığı gibi duygu ve heyecan veremiyor. Bir diğer farklı bulduğum husus, yazarların merak ve ilgilerinin farklı oluşu. Ne demek istediğimi bir kitap ve o kitapta anlatılan bir bölüm üzerinden izah etmeye çalışayım.

Bir babadan oğluna salâvât ihtârı

Geçtiğimiz günlerde, Zeytinburnu Belediyesi himâyesinde, Kazlıçeşme Kültür ve Sanat Merkezi'nde, İbrahim Müteferrika'dan sonra ülkemizdeki matbaacılık tarihinin en önemli ismi Ebüzziya Tevfik Bey'in kurucusu olduğu Matbaa-i Ebüzziya çalışmalarının yer aldığı "Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi" sergisi, Ömer Faruk Şerifoğlu'nun küratörlüğünde açıldı. Halen devam eden sergide aileye ait, çoğu ilk kez gün ışığına çıkan önemli belgeler sergileniyor. Sergi ile birlikte, yine Ömer Faruk Şerifoğlu'nun hazırladığı, sergide sergilenen aileye dair belgelerin ve yazıların yer aldığı bir de kitap yayımlandı.

Mektupla uzaktan eğitim

Kitapta şüphesiz çok dikkat çekici belgeler var ama benim içlerinde dikkatimi en çok, Ebuzziya Tevfik'in, Konya'ya sürgüne gönderildiğinde, okula gitmesine izin verilmeyen en küçük oğlu Velid Ebuzziya'ya yazdığı mektuplar çekti.

Hz. Peygamber’e Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kültür Yazıları

Allah’ın nimeti çoktur amma çay gibisi yoktur

İnsanlar ikiye ayrılır: Çaycılar ve kahveciler. Bir de her ikisini içenler, birini diğerine tercih etmeyenler var. Onlar arabulucu, orta yolcu ve iddialı olmadıkları için konunun dışında bırakıyorum.

Çaycılar sanılanın aksine hiç de boş insanlar değillerdir. Kahve dünyaya Osmanlı topraklarından yayılmıştır ama çay Osmanlı topraklarında yayılmıştır. Bizim gibi çay içen ikinci bir millet yoktur. İngilizler gibi çay içmek beşi beklemediğimiz gibi Çinliler gibi fincanda ve her türlüsünü de içmeyiz. Bizimki standarttır, siyah çayı cam bardakta günün her saatinde içeriz. En zenginimiz de en fakirimiz de dindarımız da dinsizimiz de, sağcımız da solcumuz da, köylümüz de şehirlimiz de hâsılı hepimiz aynı şekilde içeriz. Kimimiz demli kimimiz açık içeriz ama yine aynı bardak ve aynı çayı içeriz. Formülü de bellidir;

Ramazan ve Bektaşi Fıkraları

Ramazan ayı gelince hep oruçtan, ibadetten bahsedilir. Ancak manevi iklim içinde ramazana has bir kültür ve sosyal hayat da ortaya çıkar. Ramazan’a has iftar ve sahur davetleri gibi insanların sosyalleştikleri ortamların yanı sıra mevsimine göre değişen sazlı sözlü eğlenceler de olur ve bunların hepsi bir şekilde Ramazan’la ilgilidir.

Teravihten sonra kurulan bu meclislerde dini ve ahlaki konuların yanı sıra hikayeler ve fıkralar da anlatılır. Çünkü insanın sadece öğrenmeye değil gülmeye de ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç da anlatılan fıkralarla sağlanır. Ramazan ve oruç olunca fıkralar da oruç, iftar, sahur ile ilgili komik denilecek olaylar anlatılır ve gülünür. Sahura kalkamayan, iftarını erken açan, oruç tutmakta zorlanan veya tutmayan, oruçlu iken yapılan ilginç davranışlar, olaylar hep fıkralara konu olur. Ancak fıkralar arasında Bektaşi fıkralarının yeri başkadır. Bektaşi babası, fıkralarda genellikle oruç tutmadığı için eleştirilen bir figürdür. Ancak Bektaşi babası, verdiği cevaplarla oruç tutup da ahlakını taşımayanların foyasını meydana çıkarır. Orucun nasıl tutulması gerektiğini öğretir adeta. Ne demek istediğimi birkaç fıkra ile açıklamaya çalışayım.

Kültür yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Tarih ve Geleneğe Dair Yazılar

Ramazan'da fıkralar da öğreticidir

Ramazan, kişinin Allah ile olduğu kadar beşer ile münasebetlerinin de zirve yaptığı aydır. Bir taraftan ibâdetler ile manevi bir iklime girilirken öte yandan iftarlar, teravihler, sonrasında bazen sahura kadar süren meclisler, muhabbetler kişileri hem Allah'a hem de birbirine yaklaştırır, muhabbetin artmasına vesile olur.

Sohbetlerin vazgeçilmezi, anlatılan Ramazan fıkralarıdır. Fıkralar bile bir nasihat içindir ve dinleyenleri güldürürken düşündürür, unuttuklarını hatırlatır, hoşgörülü olmayı öğretir. Birkaç fıkra ile ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.



Yalansa

Hikâyeler Allah’ın askeridir!

Bizim geleneksel eğitimimizde ve yetişmemizde hikâyelerin çok önemli yeri var desem, sanırım itiraz etmezsiniz.

Hikâyeler, maalesef eskisi kadar hayatımızın içinde değil ve gün geçtikçe de unutuyoruz. Oysa Kuran’ın dini anlatma yollarından biri de hikâyeler. Cenab-ı Mevla, kutsal kitabımızda bize bazı hakikatleri kıssalar yoluyla anlatmaz mı? Kuranî yöntem din öğretiminde iki farklı mecrada takip edilir. İlki hocalar tarafından camide vaazlarda ve hutbelerde, diğeri de tekkelerde, sohbet meclislerinde.

Sufiler arasında hikâye anlatmak kadim bir gelenek ve müritlerin yetişmesi için çok önemli. Sülûkun bir parçası. Erken dönemde yazılan tasavvuf kitapları büyük sufîlerin başından geçenlerin anlatıldığı hikayelerle doludur. Bugün bir kesimin menkıbe diye küçümsediği ve önemsemediği hikayeler en başından beri tasavvufî eğitimin bir parçası oldu, olmaya da devam ediyor.

Tarih ve geleneğe dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Şehir ve Medeniyet Yazıları

Dolma Kalem bir kalemden çok daha fazlasıdır

Dolma kaleminiz var mı, varsa devamlı kullanır mısınız? Hiç dolma kaleminiz olmadıysa az sonra söyleyeceklerim size biraz tuhaf gelebilir. Kullanıyor iseniz söylemek istediklerimi çok iyi anlayacağınıza eminim.

Her şeyde önce şunu söylemeliyim. Dolma kalem sahibi olmak ve kullanmak sıradan insanların işi değil. Sıradan derken meslek olarak sıradanlığı kastetmiyorum, insan olarak sıradan beğenileri ve hobileri olmayı kastediyorum. Dolma kalem kullanan özel insanlar, kendilerine ve düşüncelerine saygıları olduğu için, yazacaklarını, sevdiği birine vereceği hediyeyi ambalajlar gibi, dolma kalemle güzelce yazarak ifade etmeye çalışır.

Dolma kalem sahibi olmak hem imtiyaz hem sorumluluktur. İmtiyazı, diğer insanlardan üstünlük ve öncelik sahibi olmak olarak anlamayın, farklı ve özel olmak olarak düşünün. Sorumluluğu ise size dolma kalem yükler. O, sizden kendisine özenle bakmanızı, ilgi göstermenizi, yanınızdan ayırmamanızı ister. Kısaca bu sorumluluk anlatıldığı kadar kolay değildir.

İyi, doğru ve güzel düşünmek sıradan eylem değildir

İbrahim Kalın, geçtiğimiz günlerde, müsebbibi olmadığı gereksiz bir tartışma ile kamuoyunda yer aldı. Tartışmaya girmeden ve uzatmadan, kendine yakışan bir üslûp ve vakar içinde, sözünü bilgece söyledi ve çekildi.

Oysa İbrahim Kalın, gözümüz gibi sakınmamız gereken değerlerimizden. Cumhurbaşkanlığı sözcülüğü gibi önemli bir görevi üstlenen Kalın, dünyanın en zor coğrafyasında bulunan ve dört bir yanı sorunlu ülkelerle çevrili ülkemizin en çok çalışan bürokratlarından biri. Bir başka ülkenin bir sene boyunca karşılaştığı sorunların daha büyükleri ile bir hafta içinde karşılaşan güzel ülkemiz için canla başla çalışan bir devlet görevlisi. Üstlendiği ağır sorumluluğun stresini ve yoğun çalışmanın yorgunluğunu, fırsat buldukça sesi ve sazı ile atıyor.

Bürokrat, diplomat ve sanatçı kişiliğinin yanında akademisyen kimliğini de muhafaza eden İbrahim Kalın, ne ara ve nasıl yazdığını bilemediğimiz kitapları ile de bizi, kendine hayran bırakıyor.

Şehir ve Medeniyet yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Topluma Dair Yazıları

Allah’ın nimeti çoktur amma çay gibisi yoktur

İnsanlar ikiye ayrılır: Çaycılar ve kahveciler. Bir de her ikisini içenler, birini diğerine tercih etmeyenler var. Onlar arabulucu, orta yolcu ve iddialı olmadıkları için konunun dışında bırakıyorum.

Çaycılar sanılanın aksine hiç de boş insanlar değillerdir. Kahve dünyaya Osmanlı topraklarından yayılmıştır ama çay Osmanlı topraklarında yayılmıştır. Bizim gibi çay içen ikinci bir millet yoktur. İngilizler gibi çay içmek beşi beklemediğimiz gibi Çinliler gibi fincanda ve her türlüsünü de içmeyiz. Bizimki standarttır, siyah çayı cam bardakta günün her saatinde içeriz. En zenginimiz de en fakirimiz de dindarımız da dinsizimiz de, sağcımız da solcumuz da, köylümüz de şehirlimiz de hâsılı hepimiz aynı şekilde içeriz. Kimimiz demli kimimiz açık içeriz ama yine aynı bardak ve aynı çayı içeriz. Formülü de bellidir;

Ramazan'da fıkralar da öğreticidir

Ramazan, kişinin Allah ile olduğu kadar beşer ile münasebetlerinin de zirve yaptığı aydır. Bir taraftan ibâdetler ile manevi bir iklime girilirken öte yandan iftarlar, teravihler, sonrasında bazen sahura kadar süren meclisler, muhabbetler kişileri hem Allah'a hem de birbirine yaklaştırır, muhabbetin artmasına vesile olur.

Sohbetlerin vazgeçilmezi, anlatılan Ramazan fıkralarıdır. Fıkralar bile bir nasihat içindir ve dinleyenleri güldürürken düşündürür, unuttuklarını hatırlatır, hoşgörülü olmayı öğretir. Birkaç fıkra ile ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.



Yalansa

Topluma Dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yönetim Yazıları

İyi, doğru ve güzel düşünmek sıradan eylem değildir

İbrahim Kalın, geçtiğimiz günlerde, müsebbibi olmadığı gereksiz bir tartışma ile kamuoyunda yer aldı. Tartışmaya girmeden ve uzatmadan, kendine yakışan bir üslûp ve vakar içinde, sözünü bilgece söyledi ve çekildi.

Oysa İbrahim Kalın, gözümüz gibi sakınmamız gereken değerlerimizden. Cumhurbaşkanlığı sözcülüğü gibi önemli bir görevi üstlenen Kalın, dünyanın en zor coğrafyasında bulunan ve dört bir yanı sorunlu ülkelerle çevrili ülkemizin en çok çalışan bürokratlarından biri. Bir başka ülkenin bir sene boyunca karşılaştığı sorunların daha büyükleri ile bir hafta içinde karşılaşan güzel ülkemiz için canla başla çalışan bir devlet görevlisi. Üstlendiği ağır sorumluluğun stresini ve yoğun çalışmanın yorgunluğunu, fırsat buldukça sesi ve sazı ile atıyor.

Bürokrat, diplomat ve sanatçı kişiliğinin yanında akademisyen kimliğini de muhafaza eden İbrahim Kalın, ne ara ve nasıl yazdığını bilemediğimiz kitapları ile de bizi, kendine hayran bırakıyor.

Başkan adayları için hikayeler

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar. Siyasetname türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler.

Yönetime dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Eğitim Yazıları

Medrese akredite olur mu?

Sorunun biraz garip olduğunun farkındayım. Ancak ben yine de merak edip Yüksek Öğretim Kalite Kurulu’nun (YÖKAK) üniversitelerin kendilerini değerlendirmeleri için hazırladığı Kurum İç Değerlendirme Raporu’nda (KİDR) yer alan dört ana başlıktan biri olan eğitim-öğretim konusundaki birkaç ölçütü medrese müfredatı hakkında elimizdeki en kapsamlı eser olan Kevâkib-i Seb’a’da taradım ve okurken aldığım notları paylaşmak istedim.

Niçin eğitim-öğretime baktığımı merak edenleriniz olabilir. Onu da açıklayayım. Bizde ve Avrupa’da 19. yüzyıl başlarında Berlin’de Humbold üniversite kurana kadar üniversiteler ve medreselerin biricik görevi eğitim-öğretim idi. Humbold ile araştırma üniversiteye dahil oldu.

Medresenin, bir sistem olarak mükemmel tasarlanmış olduğunu söyleyebilirim. Bu kanaatin oluşması kolay olmadı. Yıllardan beri medrese ile ilgili ne gördüysem okumaya çalışıyorum. Kanaatin, bu okumalar sonucunda oluştu. Ancak bunu söylerken medreselerin kusursuz olduğunu, her zaman mükemmel örnekleri bulunduğunu iddia etmiyorum. Oradaki çözülmenin ve yozlaşmanın da farkındayım ve sistemi kastettiğimi üzerine basa basa ifade etmiş olayım.

Gazzâlî’nin kitaplarının yerini internet mi aldı?

Birkaç gün önce, “Öğrenci merkezli eğitim kötü mü?” başlıklı bir yazı yayınlamıştım. O yazıdan sonra birkaç hoca arkadaşımdan mesajlar aldım.

Mühendislikleriyle meşhur bir üniversitede hocalık yapan bir arkadaşımız üçüncü sınıf öğrencisinin sınavda “Pi sayısı nedir, bilmiyoruz. Bilmek zorunda mıyız? Böyle soru mu olur?” dediğini üzülerek ve ümitsizce anlattı. İşletme Fakültesi’nden bir hoca arkadaşım, üçüncü sınıf öğrencisinin kendisine çarpım tablosunu altıya kadar bildiğini söylediğini naklettiğinde de ağzım açık kalmıştı. O hocamız da bunu söylerken mahzun, me’yûs ve bedbin idi. Bir başka hocamız da Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde bir öğrencinin sınavda sorulan Edip Ahmet Yüknekî’nin meşhur Atebetü’l-Hakâyık isimli eseri hakkında bilgi verirken eser adını müellif adı olarak anlamış ve adının Ata Betül, soyadının da Hakayık olduğunu yazmış. Hocamız da bu duruma haklı olarak isyan ediyor, beni delirtmek mi istiyorsun evladım, diye çıkışıyordu. Ben de okuduğunu anlamayan ve anlatamayan, iki cümle yazamayan edebiyat öğrencisi gördüm ve bu öğrenci üçüncü sınıfa kadar gelmişti.

Mazeret hazır: İnternette var

Eğitim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yükseköğretim Yazıları

Üniversiteye girişte baraj puanı olmalı mı?

Geçtiğimiz günlerde Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), özellikle eğitim camiası içinde çok tartışılan bir karar aldı:

2022 Yükseköğretim Kurumları Sınavından (YKS) itibaren ön lisans ve lisans programlarını tercihte 150 ve 180 olan TYT ve AYT baraj puanları uygulaması kaldırılmıştır.

Toplumun pek ilgisini çekmediğini gördüğümüz bu kararı daha çok üniversite öğretim üyeleri eleştirdi. Hocalar, üniversiteye gelen öğrencilerin seviyelerinin daha da düşeceği endişesi ile kararı pek olumlu karşılamadılar.

Önce şu hususu belirtmeme müsaade edin lütfen. Üniversite öğrencisinin seviyesinin düşmesinin nedenini, sadece baraj puanın kaldırılmasına yüklemek haksızlık olur. Bu, ailede başlayıp toplumda devam eden bir düşüşün ilk, orta ve liseye yansımasının üniversitedeki tezahüründen başka bir şey değildir.

Medrese akredite olur mu?

Sorunun biraz garip olduğunun farkındayım. Ancak ben yine de merak edip Yüksek Öğretim Kalite Kurulu’nun (YÖKAK) üniversitelerin kendilerini değerlendirmeleri için hazırladığı Kurum İç Değerlendirme Raporu’nda (KİDR) yer alan dört ana başlıktan biri olan eğitim-öğretim konusundaki birkaç ölçütü medrese müfredatı hakkında elimizdeki en kapsamlı eser olan Kevâkib-i Seb’a’da taradım ve okurken aldığım notları paylaşmak istedim.

Niçin eğitim-öğretime baktığımı merak edenleriniz olabilir. Onu da açıklayayım. Bizde ve Avrupa’da 19. yüzyıl başlarında Berlin’de Humbold üniversite kurana kadar üniversiteler ve medreselerin biricik görevi eğitim-öğretim idi. Humbold ile araştırma üniversiteye dahil oldu.

Medresenin, bir sistem olarak mükemmel tasarlanmış olduğunu söyleyebilirim. Bu kanaatin oluşması kolay olmadı. Yıllardan beri medrese ile ilgili ne gördüysem okumaya çalışıyorum. Kanaatin, bu okumalar sonucunda oluştu. Ancak bunu söylerken medreselerin kusursuz olduğunu, her zaman mükemmel örnekleri bulunduğunu iddia etmiyorum. Oradaki çözülmenin ve yozlaşmanın da farkındayım ve sistemi kastettiğimi üzerine basa basa ifade etmiş olayım.

Yükseköğretim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dile Dair Yazılar

Ramazan'da fıkralar da öğreticidir

Ramazan, kişinin Allah ile olduğu kadar beşer ile münasebetlerinin de zirve yaptığı aydır. Bir taraftan ibâdetler ile manevi bir iklime girilirken öte yandan iftarlar, teravihler, sonrasında bazen sahura kadar süren meclisler, muhabbetler kişileri hem Allah'a hem de birbirine yaklaştırır, muhabbetin artmasına vesile olur.

Sohbetlerin vazgeçilmezi, anlatılan Ramazan fıkralarıdır. Fıkralar bile bir nasihat içindir ve dinleyenleri güldürürken düşündürür, unuttuklarını hatırlatır, hoşgörülü olmayı öğretir. Birkaç fıkra ile ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.



Yalansa

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Dijital eğlence, dizi ve film platformlarından birinde gündemi oldukça meşgul eden ve çok izlenen bir dizi yayınlandı. Çok konuşulması ve tavsiye edilmesi üzerine ben de işten güçten bunalıp yorulduğum bir vakitte oturup izledim. Kurgusu, senaryosu, kostüm, oyuncular fena değildi. Fevkalade bulmadım ama kötü de diyemem.

Bir otel odasından tarihe yapılan yolculuk ve tarihin seyrini değiştirecek olayları engellemek üzere kurulu film, ideolojik tarafı da olan tarihi polisiye. Bir dizinin ideolojik olmasında sıkıntı yok, her film veya dizi, apolitik olanlar bile, biraz ideolojik değil midir? Ancak ideolojik mesaj vereceğim diye hakikate muhalif olay ve sözler üzerine inşa edildiğinde iş film olmaktan çıkıp propaganda aracına dönüşüyor.

Dile dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Edebiyata Dair Yazılar

Ramazan'da fıkralar da öğreticidir

Ramazan, kişinin Allah ile olduğu kadar beşer ile münasebetlerinin de zirve yaptığı aydır. Bir taraftan ibâdetler ile manevi bir iklime girilirken öte yandan iftarlar, teravihler, sonrasında bazen sahura kadar süren meclisler, muhabbetler kişileri hem Allah'a hem de birbirine yaklaştırır, muhabbetin artmasına vesile olur.

Sohbetlerin vazgeçilmezi, anlatılan Ramazan fıkralarıdır. Fıkralar bile bir nasihat içindir ve dinleyenleri güldürürken düşündürür, unuttuklarını hatırlatır, hoşgörülü olmayı öğretir. Birkaç fıkra ile ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.



Yalansa

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Dijital eğlence, dizi ve film platformlarından birinde gündemi oldukça meşgul eden ve çok izlenen bir dizi yayınlandı. Çok konuşulması ve tavsiye edilmesi üzerine ben de işten güçten bunalıp yorulduğum bir vakitte oturup izledim. Kurgusu, senaryosu, kostüm, oyuncular fena değildi. Fevkalade bulmadım ama kötü de diyemem.

Bir otel odasından tarihe yapılan yolculuk ve tarihin seyrini değiştirecek olayları engellemek üzere kurulu film, ideolojik tarafı da olan tarihi polisiye. Bir dizinin ideolojik olmasında sıkıntı yok, her film veya dizi, apolitik olanlar bile, biraz ideolojik değil midir? Ancak ideolojik mesaj vereceğim diye hakikate muhalif olay ve sözler üzerine inşa edildiğinde iş film olmaktan çıkıp propaganda aracına dönüşüyor.

Edebiyata dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kitap Yazıları

Hollywood'u göklere çıkarmak, genç nesli dolandırmaktır

Sinemayı seven biri olarak Alev Alatlı’nın Suç Ortağı Hollwood Kaan’ın Kitabı (Genişletilmiş 2. Baskı İstanbul: Turkuvaz Kitap, 2021) isimli kitabını görünce hemen edindim ve bir çırpıda okudum.

Alatlı’nın kitabı yazmaya başlaması, anlatılan ve öğretilen Amerikan tarihi ile filmlerde anlatılanların birbirinin zıttı olduğunu fark etmesi ile başlıyor. ABD’yi ve tarihini o kadar bilmesi yetmiyor böyle bir kitap yazabilmek için. Aynı zamanda o kültürün kör bir mümini ve tapacak kadar hayranı olmamak gerekiyor. Alev Alatlı bize bunu gösteriyor.

Kitabı okuyup da Alev Hanım’a hayran olmamak mümkün değil. Çünkü ancak Hollywood üzerine tez hazırlayan birinin bilebileceği kadar detay bilgileri, çok iyi bildiği Amerika tarihi ile harmanlayarak, birbirlerine gönderme yaparak o kadar açık bir şekilde anlatıyor ki okuyup da bana hak vermeyecek kimse, eğer özel bir düşmanlığı yok ise, yoktur. Ayrıca kitabı tam olarak anlayabilmek için iyi derecede İngilizcenin yanı sıra sinema ve Amerikan tarihi de bilmek gerektiğini ilave edeyim. Ya da neredeyse her paragrafta durup ansiklopediye bakacaksınız. O yüzden tek seferde okunacak bir kitaptan daha çok Amerika Tarihi adıyla bir seçmeli dersin kitabı olarak okunacak derinlikte ve genişlikte bir kitap.

Şevket Eygi'den okunacak kitap dizini

Zeytinburnu Belediyesi, yaptığı yayınlarla bir belediyenin kültüre nasıl hizmet ettiğini gösteren örnek çalışmalarda bulunuyor. Bu çalışmalardan biri de 12 Temmuz 2019’da âlem-i cemâle uğurladığımız Mehmet Şevki Eygi’nin vefâtının ikinci yıldönümünde, onu her yönüyle anlatan Bir Müslüman münevver ve İstanbul beyefendisi Mehmet Şevki Eygi başlıklı güzel bir kitabı yayımlamak oldu. Bu kitabı yayımlamakla aynı zamanda;

Nâm-ı Ankâ gibi dillerde vefâ-yı âlem

diyen şairin sözünü haksız çıkardı ve vefânın Anka kuşu gibi sadece dillerde olmadığını bize gösterdi.

Aydın Gülen ve İsmail Coşkun tarafından yayına hazırlanan kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde tanıyanların Mehmet Şevki Eygi hakkında yazdıkları yazılar, ikinci bölümde ise Eygi’nin Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde verdiği konferansların çözülüp konularına göre düzenlenmesi yer alıyor.

Kitaplara dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kişilere Dair Yazılar

Çekiç ile Örs Arasında Mehmet Akif Ersoy

Malûmunuz, içinde bulunduğumuz sene, yani 2021 yılı, Cumhurbaşkanımızın, İstiklâl Marşı'nın kabulünün 100. yılı olması münasebeti yayımladığı bir genelgeyle "Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı Yılı" olarak kutlanıyor.

Bu yıl vesilesi ile Mehmet Âkif'i anlatan çok sayıda yeni kitap ile tanıştık, tanışmaya devam ediyoruz. Bunlar arasında özellikle birini diğerlerinden çok farklı buldum: Ahmet Güner Sayar hocamızın telif ettiği Çekiç ile Örs Arasında Mehmet Âkif Ersoy isimli kitap.

Ahmet Güner Sayar'ın kitaplarının iki önemli özelliği olduğunu düşünürüm. İlki, ciddi bir ilim adamı titizliği ve dikkatinin hemen göze çarpması. Diğeri de ilmî kitaplarda görmeye pek alışık olmadığımız, hikâye veya roman gibi metni okunabilir kılan akıcı ve güzel Türkçe.

İlmi dimağında meknûn bir âlim Mehmet Genç Hoca

Birkaç gün önce sosyal medyada, Mehmet Genç ile Erol Özvar'ın Osmanlı Ekonomisi Üzerine Konuşmalar isimli kitaplarının çıktığını görmüş ve almak için sipariş sepetine eklemiştim. Hayfa ki kitap elime ulaşmadan ve okuyamadan, dün akşam (18 Mart 2021) aldığımız bir haberle Hoca'mızı kaybettiğimizi öğrendim. Şeref Hanım'ın veciz şekilde ifâde buyurduğu gibi;

Çâre yok bir vechile geldikde vakt ü sâati
Câm-ı mevti nûş eder pîr ü civân bây u gedâ

Mehmet Genç Hoca'mız da mevt kadehinden nûş etmişti.

Özel sohbetlerinde az da olsa bulunma lütfuna eriştiğim, "Bir âlim var mı?" sorusu karşısında akla gelecek ilk isimlerden biri olan Mehmet Genç Hoca'nın akademik çalışmalarını takdir etme cür'etinde bulunacak değilim. Çünkü bunu yapmaktan âciz olduğumu biliyorum.

Kişilere Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Gezi Yazıları

Taraklı Sarıkız ve Kızlar Türbeleri

Sakarya’nın merkeze en uzak ilçelerinden biri olan Taraklı şehrin güneybatısında ve 65 kilometre uzaklıkta şirin ve tarihi bir kasabadır.
Tarihi İpekyolu üzerinde bulunan Taraklı, Ertuğrul Gazi zamanında Osman Bey’in silah arkadaşlarından Samsa Çavuş tarafından Bizanslıların elinden alınması Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundan öncesine gidiyor, bir rivayete göre 1289, bir diğerine göre 1293.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde halkın şimşir tarak ve kaşık yapmasından dolayı Yenice Tarakçı olarak geçen kasabanın adı zamanla Taraklı’ya dönüşür.

Güney Makedonya Camileri

Geçen yazımızda Teselya bölgesindeki camiler hakkında bilgi vermiştik. Bu sefer biraz daha yukarı çıkıp aralarında Selanik’in de bulunduğu Güney Makedonya bölgesinde gördüğüm camiler hakkında bilgi vereyim. Bilgi vermeden Heath Lowry’nin kitabını özellikle zikretmeliyim. Sadece camilerin değil diğer mimari eserlerin durumu hakkında bilgi veren bu eser her türlü övgüyü hak ediyor.

Güney Makedonya

Geçtiğimiz sene Avrupa gündemini meşgul eden konulardan biri de Makedonya meselesi idi. Yunanistan en başından beri kendi sınırları içinde Makedonya diye bir yer bulunduğu ve bölgenin Antik Yunan tarihinin ve kültürünün bir parçası olduğu ve Makedonların Yunan olduklarını gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Gezi yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Sinema Yazıları

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Dijital eğlence, dizi ve film platformlarından birinde gündemi oldukça meşgul eden ve çok izlenen bir dizi yayınlandı. Çok konuşulması ve tavsiye edilmesi üzerine ben de işten güçten bunalıp yorulduğum bir vakitte oturup izledim. Kurgusu, senaryosu, kostüm, oyuncular fena değildi. Fevkalade bulmadım ama kötü de diyemem.

Bir otel odasından tarihe yapılan yolculuk ve tarihin seyrini değiştirecek olayları engellemek üzere kurulu film, ideolojik tarafı da olan tarihi polisiye. Bir dizinin ideolojik olmasında sıkıntı yok, her film veya dizi, apolitik olanlar bile, biraz ideolojik değil midir? Ancak ideolojik mesaj vereceğim diye hakikate muhalif olay ve sözler üzerine inşa edildiğinde iş film olmaktan çıkıp propaganda aracına dönüşüyor.

Hollywood'u göklere çıkarmak, genç nesli dolandırmaktır

Sinemayı seven biri olarak Alev Alatlı’nın Suç Ortağı Hollwood Kaan’ın Kitabı (Genişletilmiş 2. Baskı İstanbul: Turkuvaz Kitap, 2021) isimli kitabını görünce hemen edindim ve bir çırpıda okudum.

Alatlı’nın kitabı yazmaya başlaması, anlatılan ve öğretilen Amerikan tarihi ile filmlerde anlatılanların birbirinin zıttı olduğunu fark etmesi ile başlıyor. ABD’yi ve tarihini o kadar bilmesi yetmiyor böyle bir kitap yazabilmek için. Aynı zamanda o kültürün kör bir mümini ve tapacak kadar hayranı olmamak gerekiyor. Alev Alatlı bize bunu gösteriyor.

Kitabı okuyup da Alev Hanım’a hayran olmamak mümkün değil. Çünkü ancak Hollywood üzerine tez hazırlayan birinin bilebileceği kadar detay bilgileri, çok iyi bildiği Amerika tarihi ile harmanlayarak, birbirlerine gönderme yaparak o kadar açık bir şekilde anlatıyor ki okuyup da bana hak vermeyecek kimse, eğer özel bir düşmanlığı yok ise, yoktur. Ayrıca kitabı tam olarak anlayabilmek için iyi derecede İngilizcenin yanı sıra sinema ve Amerikan tarihi de bilmek gerektiğini ilave edeyim. Ya da neredeyse her paragrafta durup ansiklopediye bakacaksınız. O yüzden tek seferde okunacak bir kitaptan daha çok Amerika Tarihi adıyla bir seçmeli dersin kitabı olarak okunacak derinlikte ve genişlikte bir kitap.

Sinema yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Söyleşiler

Baba bu kitabı niye yazdın?

Şemseddin Sivasi'nin Nutk-ı Şerifi

Tasavvufi Halk Edebiyatı - Yunus Emre

ismailgulec.net