3.jpg

Etkinlik Takvimi

03 Mar 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

93 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 70

Dün 197

Haftalık 965

Aylık 4912

Tüm Zamanlar 338454

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 27 Şubat 2020 09:27

Kandil geceleri kandil oluruz

Yazan

Şükürler olsun, üç aylar mevsimine girdik. Mübarek kabul edip kutladığımız kutsal gecelerin ilkini, “bol sevap ve mükâfat, faziletli amel” anlamına gelen Regaip Kandilini recep ayının ilk cuma gecesinde idrak edeceğiz inşallah.

Kanuni’nin oğlu II. Selim döneminde camilerin aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılmasından dolayı kutsal gecelere zamanla kandil geceleri adını vermişiz. Ancak kutsal gecelerde kandil yakma ve şehri aydınlatma adeti çok daha eski tarihlere gidiyor. 11. Asırda Kudüs’te ve Bağdat’ta kutsal gecelerde kandil yakıldığına dair rivayetler var.

Kandil geceleri ve bu gecelerde yakılan kandiller türkülerimize ve ilahilerimize de girmiş. Harabî’nin meşhur nefesinin şu dörtlüğünü bilmeyenimiz var m?

Kandil geceleri kandil oluruz 
Kandilin içinde fitil oluruz 
Hakkı göstermeye delil oluruz 
Fakat kör olanlar görmez bu hali

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 24 Şubat 2020 08:05

Kütüphane Medeniyeti

Yazan

Osmanlılar için birçok şey söylenebilir ve söyleniyor. Osmanlı’nın bir kütüphane medeniyeti olduğunu, sadece memleketin her bir köşesinde amacına ve hedef kitlesine göre inşa edilmiş birbirinden güzel ve şirin kütüphane binaları ve o binaları dolduran her biri bir başka ustalık gerektiren baktıkça bakmaya doyulamayan ve dokunmaya kıyılamayan hat, tezhip, ebru ve cilt gibi kitap sanatları ile bezeli kitaplardan hareketle Osmanlı medeniyeti anlatılabilir dersem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam.

Geçen hafta açılışı yapılan hepimizi sevindiren ve gururlandıran Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi bana unutmaya yüz tuttuğumuz kitapları ve kütüphaneleri yeniden hatırlattı ve heyecanlandırdı. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 21 Şubat 2020 14:28

YÖK ne yapsın YÖKAK ne yapsın?

Yazan

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Bey’in bir açıklaması düştü ajanslara. Habere göre liselerde 15-16 olan ders sayısını 5-6’ya düşürme çalışmaları başlamış. Haberi okuyunca geçtiğimiz günlerde vapurda karşıya geçerken karşılaştığım bir grup öğrenci ile konuştuklarımız geldi aklıma. Okuduğum kitaba bakarak “Siz öğretmen misiniz?” diye sorması üzerine başlayan sohbet ilerledi ve ben de onlara adet olduğu üzere hangi üniversitede okuduklarını ve bölümlerine dair sorular sormaya başladım.

Hepsi de farklı devlet üniversitesinde son sınıf öğrencisi dört arkadaş. Tanışıklıkları katıldıkları bir etkinlikten geliyormuş. Bu sene mezun olmak için çok çalışıyorlarmış. Çok ders almak zorunda kalmış biri. Çok yoruluyormuş diğeri. Bazen paraları da yetmiyormuş ama idare etmesini öğrenmişler. İkisi yurtta kalıyormuş ve ne çok memnunlarmış ne de şikayetçi imişler. Daha iyi bir telefonları olsa daha mutlu olacaklarmış. Ve buna benzer daha birçok şey. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 19 Şubat 2020 10:10

Ne kalpsiz olur ne yüreksiz

Yazan

Bir arkadaşımın sosyal medya sayfasında gördüğüm bir paylaşımı izninizle ben de burada paylaşayım:

Neden Neden Neden

Neden "kalp" yürek sözü varken?

Neden "nefes, nefes almak" soluk, soluk almak sözleri varken?

Neden "dost" arkadaş sözü varken?

Neden "fazla" çok ile aşırı sözleri varken?

Neden "his" duygu sözü varken?

Neden "sebep, bu sebeple" neden, bu nedenle sözleri varken?

Neden "fakir" yoksul sözü varken

Neden "zengin" varsıl sözü varken?

Neden "adam" kişi sözü varken?

Neden "istasyon" durak sözü varken?

Bu "neden?"lerin sayısı binlercedir, binlerce sözün Türkçeleri varken, biz sürekli olarak Türkçe sözleri bir yana iterek onların yabancı olanlarını kullanıyoruz!

Arkadaşımızın soruduğu sorulardan sadece ilkine cevap vereceğim, ama arkadaşımız gibi soru sorarak cevap vereceğim?

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazar, 16 Şubat 2020 12:04

Dergahlar ve Cemevleri ibadethane midir?

Yazan

Ülkemizde son günlerde tartışılan ve önümüzdeki günlerde de uzun süre tartışılacağını düşündüğüm konulardan biri dergahlar ve cemevleri meselesi. Yasalara göre dergahların ve cemevlerinin statüsünü tartışmayacağım. O konuyu hukukçular, siyasetçiler ve siyasetbilimciler tartışsın.

İbadethaneler bir dinin tüm mensuplarının toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekânlardır. Dergah ve cemevleri ise dinin içinde belli bir grubun dinin genel kurallarına ilaveten kendilerini, hayatı ve dünyayı anlamak için çıktıkları yolculukta mensubu bulundukları tarikata has merasim ve nafile ibadetlerin yapıldığı özel mekanlardır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 13 Şubat 2020 10:34

İbadethane nedir?

Yazan

Mabet, ibadethane ve tapınak. Hepsi aynı anlama gelen biri Arapça, biri Arapça-Farsça ve biri de Türkçe üç kelime. Mabedin dilimizde biri sözlük biri de terim olmak üzere iki anlamı var. Sözlük anlamı ibadet edilen yer demek. Terim anlamı ise “Bir dine bağlı olanların belli zamanlarda toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekân” Bir de mecaz anlamı var: Büyük bir sevgi ve saygı ile bağlanılan yeri ifade için tamlamalarda tamlanan olarak kullanılıyor, meşhur ve büyük bir tiyatro salonu için tiyatronun mabedi, denilmesi gibi.

Bizim konumuz olan tarife dikkat ettiyseniz bir yerin ibadethane olması için;

1. Bir dine bağlı olması,                

2. Takvime ve zamana kayıtlı olarak muayyen vakitlerde toplanılması,

3. Topluca ibadet edebilecek olması gibi üç şartı taşıması gerekiyor.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazar, 09 Şubat 2020 21:11

Ne Mustafa ne akıncı

Yazan

Kıbrıs’ın İslam’la tanışmasının tarihi 649, Türklerle tanışmasının tarihi 1571 yılına kadar gider. İslam’ın kalıcı olması ise Türklerin adayı 1571’de fethetmesiyle mümkün olur. 1964-1974 arasında Kıbrıs Türkleri adanın Türk ve Müslüman olarak kalması için bir kez daha canlarını feda ettiler ve 1571’den beri adanın Müslüman ve Türk kalmasını sağladılar. Ada Türkleri onca baskıya rağmen adada dimdik ayakta duruyor ve durmaya da devam edecek.

Kıbrıs Türkü Türkiye’de layıkı vechile pek bilinmez. Kıbrıs’ı da pek bilmeyiz aslında. Öyle birkaç gün geçirmekle bilinecek bir yer değildir. Kıbrıs Türkü Batı Trakya ve Doğu Rumeli Türklerinin kardeş çocuklarıdır. 14. Asırda Balkanlara akan Türkmen obaları 1571 fethinden sonra da bu sefer Kıbrıs’a geldiler. O tarihten beri de oradalar ve kıyamete kadar orada duracaklar.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cumartesi, 08 Şubat 2020 17:09

Akrep yapmaz akrabanın akrabaya yaptığını

Yazan

Klasik şiirimizin 19. asırdaki son temsilcilerinden Keçecizâde İzzet Molla’nın (ö. 1829) dillere pelesenk olan bir beyt-i bercestesi vardır.

Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler ânı müdâhene-i âlimân harâb.

Molla, düzenin fısk u fücur ile yıkılamayacağını, çünkü bunların bertaraf edilebileceğini, ancak ondan daha tehlikeli olan alimlerin hakikatleri farklı nedenlerle söylemekten kaçınmasının düzeni yıkacağını söyler. Bu beyti son günlerde ülkemizin üstünde dolaşan kara bulutlarla bozulan moralleri düzeltmek, üzüntümüzü hafifletmek ve daha önemli bir konuya dikkat çekmek için birazcık değiştirelim:

Meşhûrdur ki âfetle olmaz cihân harâb
Eyler ânı muhannesân dûstan harâb

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 06 Şubat 2020 10:20

Kaza gelince gözün önüne perde iner

Yazan

Bugünlerde ülkemizin üstünde kara bulutlar dolaşıyor adeta. Neredeyse her gün bir başka felaket veya kaza haberi ile uyanıyoruz. Önce deprem haberleriyle perişan olduk, İdlib haberleri ile sarsıldık, Van’da hep birlikte çığ altında havasız kaldık ve büyük bir uçak kazası ile tersyüz olduk.

En son uçak kazası haberini aldık ve uzmanlar tvlerde uzun uzun nedenlerini açıklıyor. Kazaların tek bir nedeni yok. Hava şartları, uçak, pilot ve havaalanından kaynaklanıyor olabilir. Hatta bunlardan birden fazlası bir araya gelerek kazaya neden olabiliyor. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Okuyanların hatırlayacağı üzere bir önceki yazıda Alevilerin klasik dönem metinlerinde namaz meselesini ele almış ve bir sonraki yazıda günümüz Aleviliğindeki uygulamalara değinmeye çalışacağımı söylemiştim.

Konuya girmeden önce günümüzde Aleviliğin kabaca geleneksel ve modern olarak iki farklı başlık altında incelememiz gerektiğini hatırlatmış olayım. Bu ayrımı tarihî ve çağdaş olarak da yapabiliriz hiç kuşkusuz. Ancak bana, geleneksel ve modern olarak tasnif etmek daha doğru geliyor. Çünkü günümüzde birbirinden çok farklı hem sayıları her geçen gün daha da azalan geleneksel Alevilik hem de şehirleşme ile yeniden inşa edilen modern Alevilik bulunuyor. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Page 1 of 39

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç