2.jpg

Etkinlik Takvimi

13 Ara 2018;
02:00PM - 03:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair Konuşmaları

Kimler Sitede

212 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 15

Dün 142

Haftalık 15

Aylık 1519

Tüm Zamanlar 281134

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 06 Aralık 2018 17:17

Kıbrıs'ta bir antik kent: Salamis

Yazan

İsmi ilk defa İ.Ö. 6. asırda duyulan Salamis, Mağusa’nın 6 km kuzeyinde deniz kenarında, bir zamanlar suların aktığı Kanlıdere olarak bilinen Pedios nehrinin döküldüğü yerde kurulmuş Kıbrıs’a gidince mutlaka gezilip görülmesi gereken bir antik kent. Peşinen söyleyeyim, burayı gezmeyi düşünüyorsanız ekimden mayısa kadar olan dönemde gidin ve yanınızda mutlaka yiyecek ve içecek bulundurun. Birkaç saatten önce gezilemeyecek bu yerde dolaştıktan sonra çevresinde ve içindeki ağaçların altında birşeyler içmek ve atıştırmak gerekebilir. Bir de yürüme sorunu olanlar sadece girişe yakın yerleri ziyaret etmekle yetinsinler. Zira parkur hem uzun hem yorucu.

Anadolu’dan gelen kavimler ve Akalar tarafından kurulduğu söylenen Salamis’in tarihi M. Ö. 11. asırda Fenikelilere kadar uzanıyor. İÖ 6. yüzyılda para basılan bu şehrin adına ilk kez 6. yüzyıla ait yazıtlarda rastlanıyor. Arkeologlara göre Enkomi İÖ 1075 yılında büyük bir deprem geçirdikten sonra halkıyavaş yavaş buraya göçerek Salamis'i kurmuşlar. Kıbrıs’ın kaderi ne ise Salamis’in kaderi de o olmuş. Akdeniz’e hakim olmak isteyen her egemen güç Kıbrıs’ı ve onun zengin şehirlerine hakim olmak isteyince bundan Salamis de bundan nasibini almış.

Çarşamba, 28 Kasım 2018 19:57

Doçentlik mülakat sınavı kalkmalı mı?

Yazan

Malumunuz, geçen sene bir yönetmelik değişikliği ile iki aşamalı olan doçentlik sınavında ikinci aşama olan mülakat önce kaldırıldı, sonra üniversitelere bırakıldı. Ancak Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) eser incelemeden başarılı bulunan adaylara doçent ünvanını verdi. Daha sonra bu durum üniversitelerde tartışıldı ve kahir ekseriyeti mülakat yapmaya karar verdiler.

Mensubu bulunduğum İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde de konu tartışıldı ve ben de mülakat sınavının yapılması gerektiğini düşündüğüm için oyumu sınavın yapılmasından yana kullandım.

Daha sonra üniversiteler kadroları ilan edip başvuruları aldılar ve adaylar başvurdular. Mülakat isteyen üniversiteler yönetmelik gereği ÜAK’a başvurarak aynı jürinin mülakat yapması için görevlendirildi.

Bir arkadaşım da bu jürilerin birinde görevlendirilmiş ve mülakat sınavı yapmak için kadro ilan eden üniversiteye gitmiş.

Pazartesi, 26 Kasım 2018 15:14

Huuu delülar hu!

Yazan

Merak ettiğim ve haklarında ne bulsam okuduğum savaşçı dervişlerle ilgili bir film olur da ben gitmez miyim. Giderim ve gittim de. Hatta gitmekle kalmayıp bir de sizler için yazıverdim. Tarihi gerçeklerle ne kadar örtüştüğünü Haşim Şahin yazsın, ben filmden bahsedeyim sadece. 

Film zulüm ve merhamet karşıtlığı üzerine kurulu. Zalim olacağı daha çocukken kafesteki kuşu öldürmesinden belli olan voyvoda ile merhameti ile gönülleri fetheden Türkler arasında geçiyor. Voyvoda ilginç bir kişilik. Zırhlarında haç işareti olduğu halde Papa’yı küçük gören ve kendisini Tanrı’nın oğlu sanan bir zındık, Hristiyan-Müslüman ayrımı yapmadan herkesi öldüren bir zalim, kendisinden başka kimseyi sevmeyen ve kendine tapan bir manyak olarak resmedilmiş. Deliler ise Kazıklı Voyvoda’nın ettiği zulümlerin cezasını kesip makbuzunu eline verenler oluyor.

Cumartesi, 17 Kasım 2018 21:33

Yetki Hırsızlığı

Yazan

Geçenlerde gazetelerde Cumhurbaşkanımızın üzerinde çokça konuşulan şöyle bir ifadesi yer aldı.

Nerede işinin altından kalkamayan biri varsa hemen şu tarz ifadelerle işin içinden sıyrılmaya çalışıyor: Beyefendi böyle istiyor. Veya Külliye böyle istiyor. Benim ağzımdan böyle bir söz var mı? Daha önce medyada benim adıma ahkam kesenlerle ilgili rahatsızlığımı belirtmiştim. Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem, kimseyi aracı kılmam, bunu bizzat kendim yaparım."

Cumhurbaşkanın bile istismar edildiği bir ülkede üst düzey yöneticilerin bu tür istismarlara uğramaması düşünülebilir mi? Ben bu tür istismarların bir çeşidinden bahsedeceğim: Yetki hırsızlığı.

Perşembe, 15 Kasım 2018 23:58

Müslüm filmi üzerine kısa notlar

Yazan

Gişelerde rekor kırmasa da çok seyredilen bir film ve hakkında hem geleneksel medyada hem sosyal medyada epey bir yazıldı, çizildi. Vizyona girdiğinden beri gitmek istememe rağmen fırsat bulamamıştım. Nihayet fırsatını buldum ve gittim. İzledim ve sinemadan çıkınca da bir müddet kendime gelemedim. Eve gelip Müslüm şarkılarını dinledim, dinledikçe kendi içimde boğulduğumu hissedince bilgisayarı kapatıp kendimi dışarı attım.

Peki birçok insan gibi beni de etkileyen şey neydi? Müslüm’ün şarkıları mı, bir trajediden farksız hayatı mı, talihsizliği mi, replikler mi, fotoğraflar mı, filmin kendisi mi, neydi? İçine düştüğü girdaptan kurtulmaya çalışan bir insanın çırpınışları mı beni etkiledi? Kimsenin elini tutmasına izin vermeyecek kadar müstağni olması mı? Bir türlü bırakamadığı içkisi mi? Kaderini çizen babasının acımasızlığı mı? Yoksa hepsi mi?

Salı, 06 Kasım 2018 15:09

Ezber kötü bir şey midir?

Yazan

yahut

Ezbersiz eğitim olur mu?

Bizim toplum klişeleşmiş ifadeleri kullanmaktan çok hoşlanır. Hangi mahalleye mensup olursa olsun, kendisini ait hissettiği mahallenin doğru olup olmadığını sorgulamadan kabul ettiği hükümleri vardır. Mesela eğitimden bahsedildiğinde medreselerin ne kadar çağdışı olduğu ve neredeyse medrese ile eş anlama gelecek şekilde ezberin ne kadar kötü olduğundan bahsedilir.

Acaba ezber gerçekten kötü müdür? Ezberin ve tekrarın olmadığı bir eğitim sistemi var mıdır?

Ezberlemek, üzerinde düşünmeden ve maksudunu anlamadan bir şeyi hafızaya almaktır. Ezberlemek; kavramak, hıfzetmek,  bellemek, bugün daha daralmış bir anlamda kullandığımız şekliyle "içselleştirmek"; hatta İngilizlerin Farsçadaki anlamına denk düşecek şekilde "to learn by heart" dedikleri şey. 

Geleneksel medreselerde söylenildiği gibi tanımlar ezberletilir gerçekten. Genellikle çok uzun olmayan bir cümleden ibaret olan tanımları ezberlemek sadece papağan gibi kelimeleri tekrar etmekten mi ibaret? Ne söylemek istediğimi bir örnek üzerinden anlatmaya çalışayım.

Birkaç sene önce Diyanet İşleri Başkanlığının her yıl düzenlediği sempozyum için aramışlardı. Sempozyumun o seneki konusu sanat idi ve sanatın tüm dalları ile ilgili oturumlar olacaktı. Benden de İslâm ve Şiir başlıklı bir sunum yapmam istendi. Ben konunun genişliğini dile getirerek bu konuda konuşma yapacak birkaç isim önerdim. Önerdiğim isimler müsait olmadıklarını söyleyince iş başa düştü ve çalışmaya başladım.

Konu İslâm ve şiir olacağına göre önce Kur’ân’a bakmak gerekir diye düşündüm ve Kur’ân’a ve Kur’ân’ın nazil olduğu toplumda şiiri araştırmaya başladım. Konunun 20 dakikalık bir bildiride sunulamayacağını bildiğimden konuyu Kur’ân ile sınırlandırdım. Kur’ân’da Şiir Algısı başlığıyla bir bildiri hazırladım ve daha sonra onu makaleye dönüştürdüm.

1389-1978 yılları arasında Osmanlı Devleti’ne bağlı birkaç vilayet olan Bulgaristan’da Türkler binlerce mimari eser vücuda getirmişlerdir. Bunlardan bir kısmı zamanla yıkılırken büyük bir kısmı 1877-8 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Ruslar tarafından yıkılmış, bir kısmı da Bulgar milliyetçileri tarafından sonraki yıllarda yakılmış ve yıkılmıştır. Üç bini aşkın eserden geriye kalanların sayısı bugün üç yüzü bulmamaktadır. Bu makalede; Bulgaristan’a yapılan iki seyahatte tespit edilen ve günümüze kadar kalmayı başarmış türbe ve tekkelerin bugünkü durumu üzerinde durulacak, ortak özelliklerine göre birtakım tasniflerde bulunulacaktır. Türbelerin mevcut durumları ortaya konularak konuya dikkat çekilecek ve bundan sonra yapılacaklara bir nebze de olsa ışık tutulmaya çalışılacaktır.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazar, 30 Eylül 2018 22:36

Bütün kabahat inşallahta mı?

Yazan

Yukarıdaki resmi gördünüz. Buna benzer resimler ve cümleler sosyal medyada sıkça paylaşılıyor. Zaman zaman resim üzerinden toplumun bir kesimi aşağılanıyor ve istiskal ediliyor. Bunu paylaşanlara göre içinde bulunduğumuz kötü hallerin ve gelişmiş bir ülke olmamazın nedeni hep inşallah ve maşallah sözünü kullanmamızda. Yani işi Allah'a havale etmemizde. Batılılar inşallah demedikleri için çok geliştiler. Toplum olarak inşallah demekten vaz geçersek kurtulacağız.

Acaba gerçekten inşallah dediğimiz için mi geri kaldık? Artık inşallah demezsek gerçekten kurtulur muyuz?  İki asırdan beri yüzlerce aydın ve bilim adamının aradıkları sorunun cevabı bu kadar basit olabilir mi?

Buna inananlara önce inşallahın bir Müslüman için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışayım fazla vaktinizi almadan.

Aziz kardeşim,

Bana tasavvuf hakkında soruyorsun; tasavvufu nasıl öğrenebilirim, hangi kitapları okumalıyım, kime gitmeliyim, diye. Belli ki başından geçenler senin bu konularda düşünmene vesile olmuş. Bence çok doğru sorular soruyorsun. Bu sorulara yıllarca muhatap oldum ve cevabını hep düşündüm. Tam olarak cevap verebileceğimi iddia edemem, eksik olabilir söylediklerim. Ama başlangıç için de bir fikir verebilir zannıyla bu satırları kaleme alıyorum.

Tasavvufun yüzlerce tanımı var, sıralamaya kalkışsam sayfalarca sürer. Ama ben içlerinden birini tercih ediyorum ve sana onu söyleyeceğim. Tasavvuf insan olmayı öğrenmek demek. İnsan derken insan-ı hakikîyi kastettiğimi anlamışsındır. İnsanı bilmeden ve öğrenmeden tasavvufu tam manasıyla anlamak ve bilmek mümkün değil.

Page 1 of 25

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç