Aralık ayında ne yemeli?

Havaların soğuması ile salgın hızlandı. Vaka sayısı o kadar arttı ki hastanelerde boş yer kalmadı neredeyse. Ve hükümet önlemler almaya başladı. Böyle giderse alınacak önlemler artarak devam edecek. Bu da yakında evlere daha çok kapanacağız anlamına geliyor.

Benim bu yazıyı yazmamın ise iki sebebi var.

Eve kapanıldığında, evlerde her sabah kahvaltı sofralarında konuşulacak konulardan biri, o gün ne pişirileceğidir. Özellikle ev hanımlarının her gün bıkmadan ve usanmadan sordukları soru şudur: Bugün ne pişireceğim? Bu yazıyı yazmamın ilk sebebi, bu soruya cevap vermek.

İkinci nedeni ise sağlıklı beslenerek salgına karşı direncimizi artırmak. Üçüncü bir neden daha var. O da rahmetli annemin, küçükken söylediği söz. Ben çarşıda pazarda o mevsimde olmayan bir şey yemek istediğimde, “Her şey mevsiminde güzel. Eğer öyle olmasaydı, Allah, onu her mevsimde yaratırdı.” Biz yine annelerimizin sözünü dinleyelim ve sağlıklı beslenmek isteyen herkes gibi her şeyi mevsiminde yiyelim.

Baba bu kitabı niye yazdın? Hz. Ali'nin Kan Kalesi Hikayesi

Hz. Ali, Müslüman oldukları tarihten beri Türkler arasında özel bir ilgiye mazhar olmuştur. Sadece Alevi Türkler arasında değil, Sünni Türkler arasında da onun kahramanlık hikâyeleri okunmuş, gençler ona özenerek, onu taklit ederek yiğitçe yaşamışlardır.

Kan Kalesi Hz. Ali’nin kahramanlıklarını anlatan onlarca hikâyeden biridir. Kan Kalesi’nin konusu, sünnet olacak bir çocuğa verecek hediyesi olmayan Hz. Ali’nin hediye bulmak için çıktığı yolculuk ve bu yolculuk esnasında başından geçen olaylardır.

Kan Kalesi hikâyesine Türk toplumunun Hz. Ali algısını görürüz. Hz. Ali, yiğitliği, cömertliği, zayıfları himaye etmesi, zalimlerin hakkından gelmesi ve karısına sadık olmasıyla ideal bir tip olmuştur. Bu yönleriyle de moral işlevi görmüş ve dinleyicileri iyi olmaya sevketmiştir.

Kan Kalesi hikâyesi aynı zamanda geleneksel Türk hikâyeciliğinin güzel bir örneğidir.

Lefkoşa Suriçi Rehberi

            

Başımdan Geçmeyen Hikâyeler

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Baba bu kitabı niye yazdın? Hz. Ali'nin Kan Kalesi Hikayesi

Hz. Ali, Müslüman oldukları tarihten beri Türkler arasında özel bir ilgiye mazhar olmuştur. Sadece Alevi Türkler arasında değil, Sünni Türkler arasında da onun kahramanlık hikâyeleri okunmuş, gençler ona özenerek, onu taklit ederek yiğitçe yaşamışlardır.

Kan Kalesi Hz. Ali’nin kahramanlıklarını anlatan onlarca hikâyeden biridir. Kan Kalesi’nin konusu, sünnet olacak bir çocuğa verecek hediyesi olmayan Hz. Ali’nin hediye bulmak için çıktığı yolculuk ve bu yolculuk esnasında başından geçen olaylardır.

Kan Kalesi hikâyesine Türk toplumunun Hz. Ali algısını görürüz. Hz. Ali, yiğitliği, cömertliği, zayıfları himaye etmesi, zalimlerin hakkından gelmesi ve karısına sadık olmasıyla ideal bir tip olmuştur. Bu yönleriyle de moral işlevi görmüş ve dinleyicileri iyi olmaya sevketmiştir.

Kan Kalesi hikâyesi aynı zamanda geleneksel Türk hikâyeciliğinin güzel bir örneğidir.

Şikayet etmek ve ayrılıklar üzerine

Şikâyet sözlüklerde durumundan memnun olmayıp yakınma veya başına gelen bir dertten sızlanma: Bir kimsenin yaptığı haksız veya kötü işleri yazılı veya sözlü olarak bildirip çâresine bakılmasını isteme şeklinde tarif edilir. Bu günlük hayatta sıradan insanlar için geçerli olan anlamı. Hak aşıklarına göre gafillerin ve cahillerin halidir.
Burada anlatılan şikayet böyle bir şikayet değil.
Hak aşıkları sevdiklerinin huzuruna sadece ihtiyaçlarını söylerler, zayıflıklarını ifade ederler. Yoksa arzu ve istekleri, kaderin sırrından habersiz ve marifet süsünden yoksun cahillerin lisanı olan şikâyet etmek değildir. Çocukların şikayeti gibi düşünün.

Güncel Yazılar

Aralık ayında ne yemeli?

Havaların soğuması ile salgın hızlandı. Vaka sayısı o kadar arttı ki hastanelerde boş yer kalmadı neredeyse. Ve hükümet önlemler almaya başladı. Böyle giderse alınacak önlemler artarak devam edecek. Bu da yakında evlere daha çok kapanacağız anlamına geliyor.

Benim bu yazıyı yazmamın ise iki sebebi var.

Eve kapanıldığında, evlerde her sabah kahvaltı sofralarında konuşulacak konulardan biri, o gün ne pişirileceğidir. Özellikle ev hanımlarının her gün bıkmadan ve usanmadan sordukları soru şudur: Bugün ne pişireceğim? Bu yazıyı yazmamın ilk sebebi, bu soruya cevap vermek.

İkinci nedeni ise sağlıklı beslenerek salgına karşı direncimizi artırmak. Üçüncü bir neden daha var. O da rahmetli annemin, küçükken söylediği söz. Ben çarşıda pazarda o mevsimde olmayan bir şey yemek istediğimde, “Her şey mevsiminde güzel. Eğer öyle olmasaydı, Allah, onu her mevsimde yaratırdı.” Biz yine annelerimizin sözünü dinleyelim ve sağlıklı beslenmek isteyen herkes gibi her şeyi mevsiminde yiyelim.

İlk YÖK başkanımız kim?

Durun. Hemen, "İhsan Doğramacı" demeyin. Onu kastetmediğimi anlamış olmalısınız. İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Marmara Üniversitesi ve daha çok sayıda kurumumuz, kuruluşunu çok daha eski dönemlere götürdüğü gibi ben de Yüksek Öğretim Kurumu'nun kuruluşunu eski tarihlere götürerek bu soruyu soruyorum. Madem ben sordum, cevabını da önce ben arayayım.

Osmanlılarda kurulan ilk medresenin İznik Medresesi olduğu ve kurucusunun da Dâvud-ı Kayserî olduğu bilinir. Ancak medreselerin kurumsallaşması ve yasasının çıkarılması, Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden sonra olur.

İstanbul'un fethine kadar Nizamiye medreselerini taklit eden Osmanlı medreseleri, ilk kez Fâtih Sultan Mehmed döneminde farklılaşmaya ve düzeni değiştirmeye başlar. Bu dönem, yükseköğretim ile ilgili ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı ve değişimin görüldüğü dönem olur.

Kitaplar

Üniversiteye Dair Muhtelif Yazılar. İstanbul: Pati Kitap, 2020.

Üniversiteye öğrenci olarak ilk adım attığım tarih 1989’un Eylül’ü idi. O günden beri üniversitedeyim ve üniversite ile iç içeyim. Öğrenciliğimde Enderun Kitatevi’nde çalıştım ve müşterilerimizin büyük bir kısmı üniversite çevresindendi. Dolayısı ile üniversite ile irtibatım sadece öğrencisi olmaktan ibaret değildi ve hep üniversitenin çevresindeydim. Mezun olduktan iki sene sonra da araştırma görevlisi olarak üniversiteye intisap edince bu sefer içine de girmiş oldum.

1996 yılında İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak ...

Şiir, Şair ve Peygamber’e Dair, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2018.

Arap edebiyatı tarihçileri Arap şiirini câhiliye, erken dönem İslâm (Hz. Peygamber ve Hulefa-i Raşidîn), Emeviler, Abbasiler, Türk dönemi ve çağdaş dönem olmak üzere altı ayrı devrede ele alırlar. Bu kitabın konusu ise erken dönem İslâm’ın Hz. Peygamber’in yaşadığı dönem ile sınırlı olan kısmıdır. Şiir, Hz. Peygamber’e vazifesinin tebliğ edilmesinden vefatına kadar geçen 22 yıllık sürenin üç farklı döneminde üç farklı şekilde değerlendirilmiştir. İlki vahyin başladığı ...

ismailgulec.net