Güzeli en güzel yapmak

Müsaade ederseniz, haddimi aşma pahasına, sanatı tarif etmek istiyorum: Sanat, haseni ahsen, yani güzeli en güzel yapmaktır.

Nasıl mı? Anlatayım efendim.

Hadisçilerin zayıf bulduğu bir hadis-i şerif var. “İnne ahsene'l-hasen el-huluku'l-hasen." Yani “Güzelin en güzeli, güzel ahlaktır.”

Ne kadar güzel söz değil mi? Bugünlerde güzel ahlâka ne de çok ihtiyacımız var. Bakın bu sözden biz neler üretmişiz, güzeli nasıl en güzel yapmışız?

Bu söz hattatların da dikkatini çekmiş ve bu sözden güzel yazılar çıkarmışlar. Önce bir hattat sadece hadisin metnini talik hatla güzelce yazmış.

Üst sırada yazılışları birbirine benzeyen harfler, alt sırada da beş elif, dört nun ve nun gibi yazılmış bir kaf. Bakan kişi, yazıdan hiçbir şey anlamasa bile güzelliğini teslim eder. Yazıyı okuyan ise edâ ile müeddâ arasındaki uyumu görüp bir kat daha hayran olur.

Ecdat böyle bırakmamış. Bir başka hattat da bu sefer hem metni hem senedi yazmış. Ama aslı “Rave’l-Hasan b. Ali an Ali b. Ebi Tâlib, rava’l-Ali b. Ebi Tâlib an Resulullah.” Yani “Hz. Hasan Hz Ali’den, o da Hz. Peygamber’den rivayet etti.” Anlamına gelecek sıradan bir hadis senedi cümlesi.

Bir başka hattat bu sıradan cümleyi almış bambaşka bir metne dönüştürmüş: Rave'l-Hasen an Ebi'l-Hasen an Ceddi'l-Hasen sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnne ahsene'l-hasen el-huluku'l-hasen."

Yani;

Hasan, Hasan’ın babasından, Hasan’ın babası da Hasan’ın dedesinden rivayet etti: Güzelin en güzeli güzel ahlaktır.

Sülüs istifli yazıya bir bakar mısınız? Üst satırda biraz karışıklık var gibi, alt taraf ise daha net ve açık. Karışık olan ulemanın sözü, ilim bir nokta, onu alimler çoğalttı diyen Hz. Ali’yi haklı çıkarırcasına karışık ve iç içe. Alt satır ise Hz. Peygamber’e ait ve istifi daha düzenli ve açık.

Bir hadis-i şerif metninden neler üretildiğini gördük ama bitmedi. Bir de bunun tercümesi var. Abdurrahman Özdemir Hoca’mızın remel bahrinde (Fâlilatun/Fâlilatun/Fâilün) nazmen tercümesini verelim:

Güzelin fevkinde en âlâ güzel
Bil güzel ahlâk ki mümine özel

Güzellik bu hattı okuyanda tamamlanıyor.

Edebi sanatlardan bahseden kitaplarda sanatlar lafzı güzelleştiren ve manayı güzelleştirenler olarak ikiye ayrılır. Bir de söyleyişi güzelleştirenler var ki bu kısacık metinde üçü de var. Hattatın küçük bir müdahalesi, anlamı değiştirmeden lafzı ve telaffuzunu ne kadar da güzelleştirdiğini ve şiirleştirdiğini görüyoruz. Ayrıca yapılan değişikle yani Hasan, Hasan’ın babası ve Hasan’ın dedesi denilerek sanki bir aile içinde konuşulan bir sözü naklediyormuş gibi vermiş. Böylece kelimelerin duygu değerleri artırılarak okuru samimiyet ve sıcaklık içindeki bir aile konuşmasına şahitlik ettirmiş. Ayrıca derûnumuzda olan ehl-i beyt sevgisini metnin derununa işlemiş. Böylece, dip dalga ile bize ehl-i beyt muhabbetini de aktarıyor.

Bir hadisçinin zayıf mı ve mevzu mu diye baktığı bir söz hattatın tasarrufuyla ne kadar da zenginleştiğini görüyor musunuz?

Hasan hem hadisi rivayet edenin hem de hadisin metnini çağrıştıracak şekilde tevriyeli kullanılmış. Hasan ve hasen kısacık bir cümlede altı defa kullanılarak tekrir yapılmış. Bunu yaparken de haşiv ve itnaba düşmediği gibi söze güzellik de katmış ve kullanılan her Hasan ve hasenden biri kaldırılacak olsa anlam kaybolacak şekilde söylenmesi ise metnin ne kadar sağlam inşa edildiğini gösteriyor. Hasan güzel anlamına geldiği için güzelin zıddı olan hiçbir kelime geçmiyor metinde.

Metinde kelimeler hep aynı ve güzel sesle başlaması (aliterasyon) güzeli zihnimize adeta nakşediyor. Hâsılı hattatlar bir olmuş güzeli gözümüze, kulağımıza ve dimağımıza nakşetmişler. Kısa bir metni görsel bir şiire dönüştürmüşler.

Hadiste geçen bir hasenden kaç hasen üretildiğini gördük. Şu hâlde sanatın işlevini de söylemiş olalım. Güzelliği çoğaltmak.

Sanatın en güzeli, güzellerin sanatıdır. Güzel olmanın ise iki şartı var. İlki güzel ahlak sahibi olmak, ikinci ahlakı en güzel olanı sevmek. Gerisi boş, vesselam.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Allah'ın bu millete lüftu: Kani Karaca

Kani Karaca büyük bir müzik adamı idi. Enderun Sohbetleri programında Kani Karaca'nın Tekke Musikisindeki Yeri, Musiki Serüven, Hafız, Gazelhan, Naathan olarak Kani Karaca'yı, Türk Dini ve La-dini Musikisi Geleneğinde Kani Karacca, Kani Karaca'nın Bestekarlığı ve Kani Karaca'nın Yolculuğu gibi konuları konuştuk. Merak ediyorsanız buyurun Cumhurbaşkanlığı Türk Musikisi Korosu şefi Mehmet Güntekin Bey'den dinleyelim.

18 Mayıs 1944 Büyük Kırım Sürgünü

Stalin, II. Dünya Savaşı’nın ardından 18 Mayıs 1944’te Kırım’daki 420 bin Kırım Tatarını bir gece yarısında evlerinden alınıp sürülmelerini emrini verir. Bu arada Kırım Tatar erkekleri, Kızılordu’da askerdir ve Almanların Nazi ordusuna karşı savaşmaktadır. Geride kalanlar ise çoğunlukla kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hastalardır. Kocaları, babaları, evlatları Ruslar adına cephede savaşırken kimsesiz ve çaresiz Kırım Türkleri, bir gece yarısı yataklarından kaldırılarak 15 dakikada evlerini boşaltıp çıkmaları istenmiş, hayvan taşınan vagonlara doldurularak Orta Asya, Urallar ve Sibirya’ya sürgün edildiler. Sürgün edilen 420 bini aşkın Kırım Tatarının yarısı ya sürgün yolunda veya gittikleri yerlerde açlık, susuzluk ve hastalıktan hayatını kaybetti. Ruslar, hayatlarını kaybetmesi için de her türlü şartı sağladı. Mesela önce salamura balık yedirip sonra bataklıktaki sudan içirerek bulaşıcı hastalığa yakalanmalarını sağladılar. Dünyada benzeri nadir görülen zulümlerden biri idi.

ismailgulec.net