Küfretmenin bir bedeli olmalı

Günümüzde, özellikle sosyal medyada birilerinin işaret etmesiyle tanıdık tanımadık kimselere hakâret ve küfür etmek neredeyse vak'a-yı âdiyeden oldu. İşlerin bu noktaya gelmesinde kimi siyasetçi esnafının ve gazetecilerin hakâreti alışkanlık haline getirmesinin de payı var.

"Acaba Osmanlılarda küfredenlere ne ceza veriliyordu?" diye merak ettim ve bu konuda bir numaralı başvuru kaynağım İstanbul Kadı Sicilleri'ne müracaat ettim. İSAM'ın katkılarıyla 60 cilt olarak yayımlanan defterler dijital ortama aktarılmış ve bir de arama motoru eklenmiş. Merak ettiğiniz herhangi bir şeyi kolayca buluyorsunuz. Bundan 20 sene önce bulmak için bir yıl uğraştığınız belgeleri birkaç saniyede buluyor, birkaç saat içinde de okuyorsunuz. Araştırmacılar için büyük kolaylık. Bu hizmeti sunanları minnet ve şükranla anıyorum.

Biz tekrar konumuza dönelim.

Ben de bu siteye girdim ve arama kısmına, "küfür" ve "hakâret" yazdım. Karşıma 500'e yakın dosya çıktı ve tümünü taradım, büyük kısmını okudum. Eskiden, kim kime hakâret ve küfür ediyormuş, küfredenlere ne ceza veriliyormuş, şöyle kabaca bir araştırınca gördüğüm manzara şu: Erkeklere küfreden kadınlar, kadınlara küfreden erkekler, gayrimüslimlere küfreden müslimler, Müslimlere küfreden gayrimüslimler, mahallenin asayişini bozan küfürbaz kadınlar, esnafın keyfini kaçıran ağzından küfrü eksik etmeyen esnaf ve ustalar, kısaca söylemek gerekirse küfür davâlarında muhatap olarak her kesimden, her milletten insan var.

Mesela Kayaoğlu Kostandi adında bir Rum, komşularına ana avrat dümdüz küfreder. Komşuları şikâyet eder ve Kostandi kürek cezasına çarptırılır. Bu arada, Kostandi, adada yaşamaktadır ve şikâyet edenler de kendi gibi Rum komşularıdır.

Bir grup Ermeni, Nişancı mahallesindeki Meryem Ana Kilisesi'nde Kudüs'teki rahipler için para toplayan kişiyi küfredip tartaklar. Mesele, kadıya intikal eder ve küfredenler cezalandırılır.

Şerife Ayşe adında bir kadın, Ahmet Efendi ve karısı Şerife Fatıma Hanım'a küfreder. Küfredilenler, kadıya gider. Şerife Ayşe inkâr eder, şâhitler dinlenir ve Şerife Ayşe suçlu bulunur ve ta'zîr cezasına çarptırılır.

Küfür, boşanma sebebi

Fatıma binti Yusuf adında bir kadın kocasının kendine küfretmesinden dolayı önce boşanır sonra mehrini talep eder. Şâhitlerin şehâdetiyle kadı, eski kocasının Fatıma'ya 1000 kuruş mehir ödemesine karar verir.

Hamza b. Ahmed karısının dinine ve imanına küfreder ve bu küfürden dolayı nikâhı düşer. Hamza pişman olur ve karısı ile yeniden nikâh tazelemek ister. Ancak karısı Ümmügülsüm bt. Abdullah kabul etmez ve kocasından mehir ve nafaka bedelini ödemesini ister.

Mahalleden kovulma cezası

Mahallenin huzurunu bozacak kadar küfürbaz olanlara verilen ceza, mahalleden taşınması idi. Mesela Arpaemini mahallesinde oturan Sürmeci İsmail adında bir adam, ayık olduğu halde mahalle halkına küfrettiğinden, mahallelinin talebi ile mahalleden ihraç edilir.

Hatice adında bir kadın, mahalle mescidinin avlusunda oturmuş cemaatle sohbet eden imam ve müezzin efendileri devamlı küfürlü sözlerle tacîz etmesi üzere dayanamayan imam ve cemaat kadıya gider ve Hatice nam kadının mahalleden kovulmasını ister. Kadı, cemaati haklı bulur ve Hatice'ye bir başka mahalleye taşınma cezası verir.

Zeyrek ahâlisi, Kapıcı Osman b. Abdullah ile hanımı Ümmühani bt. Abdullah'ın küfürlü konuşmasından rahatsız olur ve mahallelerinden ihraç talebiyle kadıya başvururlar. Canbaziye mahallesi ahâlisi de uygunsuz hareketlerinden şikâyetçi oldukları ağzı bozuk Hatice bt. Mustafa'nın mahalleden ihracı talebiyle kadıya başvurur ve Hatice on gün içinde mahalleden ayrılmaya söz verir.

Ermeni mahallelerinde de benzer olaylar olur. Mirahur ahâlisi, Kürkçü Bali ile hanımı Kugabu'nun küfürbaz ve geçimsiz olduğundan, mahallelerinden uzaklaştırılmalarını talep eder.

Yukarıda sadece birkaçını verdiğim kararda görüldüğü gibi mahallenin huzurunu bozan küfürbazlar ve ağzı bozuklar, kadı kararıyla mahalleden taşınıyor.

Esnaflıktan kovulma

Eğer küfreden kişi esnaftan biri ise çarşıdan çıkarılırdı. Keresteci Seyyid Hacı Osman, kendine küfrettiği Seyyid Mustafa şikâyetini geri alıp davâdan vazgeçtiği halde keresteci esnafı arasında böyle küfürbaz bir adamı istemediğini söyleyerek çarşıdan kovulmasını ister. Bir başka kayıtta ise ihram, kuşak ve şal diken Ahmed Beşe adında bir esnafın, mesleğini yapmaktan men edildiğini görürüz.

Dikici esnafından Ahmed Beşe'nin, dikici esnafı nizamnâmesine aykırı davrandığı gerekçesiyle esnaflıktan uzaklaştırılır. Buna rağmen tekrar dikicilik yapmaya başlayıp huzursuzluk çıkardığında uslanıncaya kadar dikicilik yaptırılmaması talebiyle kadıya başvurulur.

Yeni Arasta haffafları yani terlikçi esnafı, Hacı Süleyman b. İbrahim'in esnaf arkadaşlarına sövmeyi âdet haline getirdiğinden dolayı ıslah oluncaya kadar esnaflıktan uzaklaştırılmasını talep eder. Haffaf esnafı, bir başka seferinde Hacı Mehmed adında bir diğer haffafın hem dükkanından çıkarılması hem de hapsedilmesi için kadıya başvurur. Kadı, şâhitleri dinler ve Hacı Mehmed'in dükkanını kapatır ve hapse atar.

Kemhacı esnafı da Halil b. İbrahim'in hal ve hareketlerinden müşteki olur ve esnaflıktan çıkarılması talebiyle kadıya gider. Halil b. İbrahim, bir daha uygunsuz ve nizamsız hareket etmeyeceği sözünü verince esnaf bir fırsat daha verir.

Tekkeden kovulma

İstanbul'da ama ve dilenci taifesinin şeyhi Hâfız Mustafa Efendi ile yiğitbaşıları Hâfız Halil Efendi, kethüdaları Feyzi, ihtiyârlardan birkaç amanın hazır bulunduğu davâda, dilencilik yapan Kayseriyeli Ama Mahmud ve Ahıskalı Ama Yusuf'un Şehzâde imâretindeki tekkelerinde kendileriyle meşgul olmayıp onca tembihlere rağmen çevredekilere küfürlü sözlerle ağır konuşmaya devam ettikleri ve rahat vermedikleri gerekçesiyle tekkeden atılmasını talep eder.

Eyüp'te Zal Paşa Medresesi Ahmed Efendi adında biri Molla Nebî adında bir öğrencinin kendine "Seni boğazlarım bre kâfir ve Yahud ve mürted" diyerek hakâret ettiğini söyler ve mahkemede şâhitlerin şehâdetiyle Molla Nebi'ye ta'zîr cezası verilir.

Mahalleden kovulacak heyetin başında imam bulunurken esnaf loncalarının başında yiğitbaşı olmasına dikkatinizi çekerim. Tekkeden kovulma davâsında da tekkenin şeyhi hazır bulunuyor.

Tarafların anlaştığı durumlarda ceza verilmez

Kadı huzurunda bir daha küfretmeyeceğine dair söz verilip yemin edildiğinde de müşteki şikâyetinden vazgeçer. Bazen de küfredilen kişi, şikâyetini geri alır. Mesela Üsküdar'da oturan Ayşe Hatun, Ekmekçi Seyyid İbrahim b. Seyyid Ali adında birinin, caminin önünde haksız yere kendine küfrettiği iddiasıyla kadıya başvurur, sonra şikâyetinden vazgeçer.

Bir başka davâda Bedros adında bir Ermeni Gabriyel adında bir başka Ermeniye küfreder ve kadıya giderler. Ancak kadının huzurunda anlaştıklarını söylerler ve davâ düşer.

Ali Beşe adında biri, Dino v. Kosta ile aralarındaki ta'zîr davâsında on kuruş ücret karşılığında antlaşması, bize taraflar arasında para ile de antlaşma olduğu göstermekte.

Verildiğinde de tam verilir

Küfür ve hakâret edenlere uygun görülen cezanın ta'zîr olduğu görülür. Ta'zîr, "had suçları ve cinayetlerdeki gibi belirli cezası bulunmayan suçlara verilecek, miktarı ve uygulanması yöneticiye veya hâkime bırakılmış ceza" olarak tanımlanıyor ve farklı şekillerde uygulanabiliyor. Uyarı, kınama, dayak, hapis, para cezası veya kürek çekmek gibi kamu yararına bir işte çalıştırma cezalarından birini kadı, davânın ve davâlının duruma göre takdir ederdi.

Suç ilk defa işlenmiş ise uyarı ve tembihle geçiştirilir, tekrarında ve küfredenin akıllanmadığı durumlarda ceza, sopa ve hapse kadar çıkardı. Ayrıca bulunduğu mahalli terk cezası da verilirdi.

Bedeli 10 kuruş değil mi?

Adamın biri, falanca bana küfretti, diyerek kadıya şikâyette bulunur. Kadı, söylenilenlerin doğru olup olmadığını sorar. Adam, doğru ettim, deyince kadı 10 kuruş ceza verir. Adam kesesinden 20 kuruş çıkarır ve müştekiye verir. Neden 10 kuruş fazla verdiğini sorunca adam sebebini açıklar:

- Bedeli 10 kuruş değil mi? Dışarı çıkınca yine küfredeceğim. Peşin ödedim bu sefer!

Ben senin kadar sefih değilim

Bir adam, birine küfreder. Küfredilen müşteki olur ve kadıya giderken küfreden pişman olur ve "Gel antlaşalım, kadıya gitmeyelim." der. "Nasıl antlaşacağız?", diye sorar adam. "Ben sana küfrettim, sen de bana küfret." Adam bu teklifi kabul eder ve çevreden bir kıptîyi çağırır.

- Ne yapıyorsun, der adam, onu niye çağırdın?

- Ben, senin gibi alçak bir adam mıyım ki küfredeyim? Benim yerime o küfredecek!

İsmini zikretmemi istemeyen önemli bir Türk büyüğü, mübarek ağzını açmadan önce, babasının "Hak edene, hakâret, sadakadır." sözünü hatırlatır, sonra muktezâ-yı hâle mutabık bir lakırdı ederdi. Galibâ en zoru Yunus gibi olmak:

Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Âteşest în bang-i nây u nîst bâd
Her ki în âteş nedâred nîst bâd

Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

Beytin manası şöyledir: Bu neyin sadâsı ateştir, yel değildir. Yani yel ise de ateş gibi yakıcıdır ve aşkta tesiri vardır. Neyin sadâsı görünüşte üflemekten hâsıl olmakla yel olarak ortaya çıkmış ve sese dönüşmüştür. Yani şu neyin sesi ateştir, heva değildir. Her kim ki bu ateş olmazsa, yok olsun.

Neyin sesi değildir dinleyenleri ağlatan. Neyzenin hazin ve ateşli hissiyatıdır. Neye benzeyen mürşid-i kâmili söyleten de heva ve hevesleri değil, kalbinden fışkıran ve maşuk-ı hakikinin başkasını yakıp bitiren aşktır.

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Benim sırrım feryadımdan uzak değil. Lâkin her gözde onu görecek nur, her kulakta onu işitecek kudret yok. Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var. Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Her suret, gördüğümüz her şey, şekil, biçim her ne ise, bir sırla ve bir hakikat ile ayakta durur. Allah Teâlâ’ya Kayyûm denilmesinin nedeni budur. Kayyum, Esma-ı Hüsnâ’dan ve “her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden” anlamına geliyor. Kayyûm hem süreklilik hem de mübalağa ifade eder. Bu da her şeyin başlangıçta var olması, mevcudiyetini sürdürmesi ancak Allah’ın yaratması, maddî ve mânevî ihtiyaçlarını giderip korumasıyla mümkündür. Dolayısıyla var olan her nesnenin, her varlığın ardında onu ayakta tutan Kayyum olan Allah’tır.

ismailgulec.net