Bir babadan oğluna salâvât ihtârı

Geçtiğimiz günlerde, Zeytinburnu Belediyesi himâyesinde, Kazlıçeşme Kültür ve Sanat Merkezi'nde, İbrahim Müteferrika'dan sonra ülkemizdeki matbaacılık tarihinin en önemli ismi Ebüzziya Tevfik Bey'in kurucusu olduğu Matbaa-i Ebüzziya çalışmalarının yer aldığı "Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi" sergisi, Ömer Faruk Şerifoğlu'nun küratörlüğünde açıldı. Halen devam eden sergide aileye ait, çoğu ilk kez gün ışığına çıkan önemli belgeler sergileniyor. Sergi ile birlikte, yine Ömer Faruk Şerifoğlu'nun hazırladığı, sergide sergilenen aileye dair belgelerin ve yazıların yer aldığı bir de kitap yayımlandı.

Mektupla uzaktan eğitim

Kitapta şüphesiz çok dikkat çekici belgeler var ama benim içlerinde dikkatimi en çok, Ebuzziya Tevfik'in, Konya'ya sürgüne gönderildiğinde, okula gitmesine izin verilmeyen en küçük oğlu Velid Ebuzziya'ya yazdığı mektuplar oldu. Baba'nın Konya'da en çok düşündüğü şey oğlu Velid'in terbiyesi, dini bilgi ve terbiyesi ile kültürü. Onun bu konularda iyi yetişmesi için de âdeta uzaktan mektupla eğitim yapıyor. Örnek olması bakımından dikkatimi çeken mektuptan bir bölümü aktarayım.

Bir baba olarak çocuğunun terbiyesini her şart ve ortamda ihmal etmeyen Ebüzziya, mektubunda, oğlunu önce azarlıyor:

"Bana mektup yazmaya vakit bulamamak ayıp, tembellikten, misafirden şikâyet etmek daha büyük ayıp. Bana, her kim olursa olsun, adam yerine koyup da mektup yazanı cevapsız bırakmamak âdetimdir. Hem terbiye de bunu iktiza eder. Mektuplaşmak manevi mülâkat etmektir. İnsan birine mülâki olduğu zaman, yalnız kendi söylese de karşısındaki ağzını açmasa, bir daha o adamla mülâkat etmek ister mi? İşte mektup da böyledir."

E-postasına cevap vermeye tenezzül etmeyenler düşünsün, diyerek devam edelim. Ebüzziya, oğlunu, peygamberimizin adını yazıp salâvât cümlesini yazmadığından dolayı uyarıyor:

"Bir de şunu ihtâr edeyim. Her ne zaman risâlet-penâh efendimizin nâm-ı kutsîlerini kaleme alacak olur isen öyle sadece Hazret-i Muhammed demekten ictinâb et. İsm-i celilleri zikr olundukça tasliye, yani "sallallahü alehi ve sellem" demek âdâb-ı diyanettendir. Halbuki hiç nâm-ı risâleti kâle almamak evlâdır. Onun için pek çok tabirât-ı tevkiriyyemiz vardır. Nübüvvet-penâh efendimiz, risâlet-meab efendimiz, zât-ı hazret-i peygamberi, server-i kâinât, mefhar-ı mevcudât, seyyidü'l-kevneyn, zât-ı peygamber efendimiz, nebiy-yi zişân efendimiz gibi.

Daha sonra konu ile ilgili çok önemli bir hatırlatma daha yapıyor:

Sâniyen, zamân-ı saâdet-nişânlarından bahsedilmek istenildiği vakitte zaman-ı saâdet, ahd-i saâdet demek iktiza eder. Evâil-i İslâmiyye'den bahis sırasında da sadr-ı İslâm tabiri istılah olmuştur. Meselâ sadr-i İslâm'da bulunan serverân-ı din, bu cihâna sığmaz ulviyyeti câmi idi, denilecek olsa ol asr-ı celilde bulunan ashâb-ı kirâm murâd olunması olur. Çünkü sadr'ın mânâsı her şeyin mukaddeminin a'lâsı ve evveli demektir. Mebdei, fatihâsı, ibtidâsı, diğer mânâlar mecazidir. Bunları bilmek, bellemek ve sırası geldikçe isti'mâl etmek lâzımdır."

Salâvât getirmek

Ebuzziya'nın, mektubunda, oğlunu, peygamberin adını zikrettikten sonra salâvât getirmemesi karşısında uyarmasına dikkatinizi çekerim. Bu satırlar, aynı zamanda, o devrin kişilerinin genel kanaatini gösteriyor ve ecdadımızın, çocuklara Ahmet, Mahmut, Mustafa isimlerini koyarken, Muhammed ismini neden koymadığını da izah ediyor. Çünkü Hz. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde;

"Adım anıldığında salâvât getirin ve dua edin. Zira nerede olursanız olun, salât ve selâmlarınız bana ulaşır." (Ebu Davud)

buyurduğundan, Muhammed ismi her zikredildiğinde salâvât getirmek mecburiyetimiz var. Salâvât, Hz. Peygamber'in mânevî şahsiyetini selâmlama anlamında bir tâbir. Kısaca, "Aleyhi's-salâtü ve's-selâm" veya "sallall?hü aleyhi ve sellem" demekle vazifeyi yerine getirmiş oluruz.

Her ne kadar salâvât getirmenin mecburiyeti konusunda görüş ayrılığı varsa da fazileti ve âhirette peygamberimizin şefaatine vesile olacağı konusunda ehl-i sünnet âlimleri hemfikir.

Bizim ecdâdımız, salâvât getirmenin mecburi olduğunu söyleyen âlimlerin görüşünü benimsemiş olacaklar ki Muhammed ismi her anıldığında salâvât getirmeyi zarûrî görür. Olası unutma ve ihmal durumlarında, bu zarûreti yerine getirememe korkusu ile de peygamberimizin ismi yerine onu ululayan kimi sıfatları kullanmayı tercih ederler. Ebüzziya Bey de bu sıfatları sıralıyor ve oğlundan onlardan birini kullanmasını istiyor:

Peygamberimizin adı yerine kullanılacak sıfatları

Nübüvvet-penâh efendimiz: Kendisine nebilik verilen efendimiz

Risâlet-meab efendimiz: Peygamberliğin kendisine sığındığı efendimiz.

Zât-ı hazret-i peygamber: Hz. Peygamberin kendileri

Server-i kâinât: Kâinatın efendisi

Server-i enbiyâ: Peygamberlerin önderi, efendisi

Mefhar-ı mevcûdât: Kâinâtın övünç kaynağı

Seyyidü'l-kevneyn: Dünya ve âhiret âlemlerinin efendisi

Zât-ı peygamber efendimiz: Peygamber efendimizin kendileri

Nebiy-yi zişân efendimiz: Şan sahibi peygamberimiz

Ayrıca, rahmet peygamberi, habibullah, örtüsüne bürünen, hatemü'l-enbiyâ, livau'l-hamd sahibi, günahkârların şefaatçisi, emin, Allah'ın kılıcı ve burada sayamadığım birçok sıfatı daha var.

Ebüzziya Tevfik ve atalarımızın gösterdiği bu hassasiyet, maalesef kaybolmaya başladı. Kaybolması bir yana, bu hassasiyeti ve inceliği anlamak şurada dursun, açıkça eleştirenleri görüyoruz. Çok şükür, Türk'ün dillere destan peygamber sevgisi, hayatın her anında devam ediyor, edecek de.

Ondan bu kadar bahsettikten sonra salâvât getirmemek olmazdı. Şu halde biz de yazımızı aşk ile salâvât getirerek noktalayalım:

Allahümme salli a'lâ seyyidinâ Muhammed.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Farsça ve Türkçe Mesnevilerde Miraciye Bölümleri

Şu soruların cevabını merak ediyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
Hz. Peygamber’den önce miraç gerçekleşmiş miydi?
Şii kaynakları ile bizim kaynaklarda anlatılan miraç arasında fark var mı? Varsa neler?
Fars edebiyatında çok sayıda miraciye var. Bu miraciyelerin ortak özellikleri nedir?
Türk ve Fars edebiyatındaki miraciyeler daha çok mesnevilerin baş tarafında yer alıyor. Bunun sebebi nedir? Mesela bir aşk mesnevisinde miraciye neden yer alır?
Fars ve Türk edebiyatındaki miraciyeler arasında ne tür farklar var?
Tüm miraciyelerde gördüğümüz motif ve olay var mı?
Miraciye şairleri daha çok hangi noktalarda eserlerini diğerlerinden farklılaştırmaya çalışmış?
Burçlar neden miraciyelerde yer alıyor?
Miraciyelerde sidretü’l-münteha nasıl anlatılmış?
Refref nasıl tarif ediliyor?
Kâbe kavseyn ev ednâ nasıl tarif ediliyor?
Cennet ve cehennem tasvirleri var mı?

Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet

Muallim Cevdet’i önemli yapan özellikleri
Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet
Katip Çelebi’nin üç asır sonra gelmiş eşiydi, deniliyor. Hangi yönleri benzetiliyordu?
Bakü’de bir öğretmen okulu kurup idareciliğini yapıyor. Neden Bakü’ye gitti? Orada okul kurmak dışında neler yaptı?
Neden Avrupa'ya gitti ve tahsil gördü? Bulgaristan’a satılan arşiv belgeleri konusunu gündeme getiren Muallim Cevdet.
Hakkında kitap yazdığı Babanzade Ahmet Naim’in yanına defnedilmesinin özel bir nedeni var mı?
Muallim Cevdet’in yetişmesinde tesir eden birkaç isim
Muallim Cevdet hangi yönleri ile tarif edilir? Onca hoca varken Askerî Din Dersleri kitabını neden Muallim Cevdet yazdı?
Tasavvufla olan ilgisi
John Dewey’in Türk hükümetine verdiği eğitime dair raporu neden eleştirdi?
Arşivciliği ve kütüphaneciliği nerede öğrendi?

ismailgulec.net