Allah’ın nimeti çoktur amma çay gibisi yoktur

İnsanlar ikiye ayrılır: Çaycılar ve kahveciler. Bir de her ikisini içenler, birini diğerine tercih etmeyenler var. Onlar arabulucu, orta yolcu ve iddialı olmadıkları için konunun dışında bırakıyorum.

Çaycılar sanılanın aksine hiç de boş insanlar değillerdir. Kahve dünyaya Osmanlı topraklarından yayılmıştır ama çay Osmanlı topraklarında yayılmıştır. Bizim gibi çay içen ikinci bir millet yoktur. İngilizler gibi çay içmek beşi beklemediğimiz gibi Çinliler gibi fincanda ve her türlüsünü de içmeyiz. Bizimki standarttır, siyah çayı cam bardakta günün her saatinde içeriz. En zenginimiz de en fakirimiz de dindarımız da dinsizimiz de, sağcımız da solcumuz da, köylümüz de şehirlimiz de hâsılı hepimiz aynı şekilde içeriz. Kimimiz demli kimimiz açık içeriz ama yine aynı bardak ve aynı çayı içeriz. Formülü de bellidir;

Çay kadehte dîde-efrûz olmalı
Leb-rîz ü leb-reng ü leb-sûz olmalı

Bendeniz de çay içerim. Çünkü çay içenin konuşma ve yazma becerisi artar, neşesi gözlerinden taşar, muhabbetine doyum olmaz, ağzından bal damlar, çevresine iltifat eder, latife eder ve hayata iyimser bir gözle bakar. Yaşamaktan zevk alır. Bir insanın içinde çay yoksa, o insan gerçeği ve güzelliği anlamaktan acizdir.

Sıradan insanların hayatı mücadele ile geçer. Simit ve peyniri çayla yiyebilmenin mücadelesidir bu. İnsanın kendi kendine çay demlemesi sonra bekleyip onu içmesi başlı başına bir mücadele değil midir? Çünkü insan ancak çay içerek bir şeyleri düzeltebilir. Bir insanın içinde çay yoksa, o insan kemali ve cemali anlamaktan acizdir. Bir kere çayı seven ve içen, içtikten sonra da çay içtiği için mutlu olan adamdan zarar gelmez.

Çayı beğenmeyen bizi beğenmiyor demektir ve biz de bizi beğenmeyenleri Mısır’a sultan olsa bile beğenmeyiz.

Çay şarabü’l-ârifîndir

Çay şarabu’l-ârifîndir, derler. Elhak doğrudur. Çayı sevmeyen derviş olmadığı gibi çay içilmeyen tekke de olmaz. Çünkü Allah’ın nimeti çoktur lakin seveni için çay gibisi yoktur. Hatta ehl-i dilden bir zâtın “Peygamber efendimiz zamanında çay olsaydı, çay içmek sünnet olurdu. Çünkü çay sohbete sebeptir." dediği yazılı kitaplarda.

Dervişler arasında yaygın olmasının bir nedeni de Ahmed Yesevî’dir. Hz. Pir, bir gün Hıtay’a gider. Hava sıcak olduğu için yol kenarında oturup dinlenir. Bir köylü, Ahmed Yesevî’den hamile karısı için dua etmesini ister. Yesevî hazretleri de köylüyü kırmaz ve kadın kolayca doğurur. Köylü de bu iyiliğe karşı çay ikram eder. Hoca Yesevi, o zamana kadar hiç görmediği çayı içince bir rahatlar, bir rahatlar yorgunluğu unutur ve ellerini açıp şöyle dua eder; "Ya Rabbi bu içeceğe revaç ver. Bizi sevenler içsin, faidelensinler."

O günden beri çay Ahmet Yesevi yolundan gidenler arasında yaygındır, her ne kadar Türkiye’ye geç gelmiş olsa da.

Çay: Evliya Çorbası

Çaya küçük ihvan derler. Dervişleri uyanık ve zinde tuttuğu için Evliya Çorbası da denir.

Çay içelim, çay içelim
Nefs ü hevadan geçelim

diye ilahiler söylenmesi boşuna olmasa gerek. Dervişin içtiği sadece çay değil, aynı zamanda hikmettir. Bekleyen her şeyin soğuduğunu ve acıdığını dervişe öğreten çaydır. Acıyacak kadar bir yerde beklemez, çul çürütmez.

Dervişe düşen dua etmek, şükr etmek, hamd etmek ve çay içmektir.

Kimler içer?

Çay benim gibi sıradan insanların mutluluk kaynağıdır. Öğrenciler sever, işçiler sever, öğretmenler sever, memurlar sever, bekçiler sever, gece çalışanlar sever, inşaatta çalışanlar sever, hamallar sever, şoförler sever, dilenciler sever, evi olmayanlar sever, yolda kalanlar sever, karnı doyanlar sever, canı sıkılanlar sever, uykusu kaçanlar sever, hastalar sever, fakirler sever, ezilmişler sever, tüm garibanlar ve kimsesizler sever. Ne kadar zengin olursa olsun eğer bardakta çay içiyorsa bizdendir, gayrımız değildir.

Ne zaman içilir?

Çay içmenin vakti zamanı olmaz. Bulduğun zaman, gördüğün zaman, düşündüğün zaman, yapacak işin olmadığı zaman, yapacak işin olduğu zaman, tembel tembel otururken, çalışırken, uyurken, uyanıkken, ayakta iken, oturur iken. O yüzden vücudumuzun yüzde yetmiş beşi çaydır bizim. Çayımız kan renginde olduğu gibi kanımız da çay rengindedir.

Sohbet ederken içilir. Çaysız sohbetin ne tadı vardır ne de tuzu. O yüzden şair;

Sohbet-i erbâb-ı dil bir lahza sensiz olmasın
Hürmetin inkar eden, dünyada hürmet bulmasın...

Der. Darb-ı meseldir, “es-sohbetü bilâ çay ke's-semâi bilâ ay” yani çaysız sohbet aysız göğe benzer. Ay olmadıktan sonra gökyüzü ne kadar güzelse çaysız sohbet de o kadar güzel olur. Bizim millet samimidir, bir bardak çay söyleyin, size hikayesini anlatır.

Kimle içilir?

Çay gariptir ama yalnızlığı sevmez. Çay yârla içilir, yârânla içilir. Şairin dediği gibi;

Geleydin bir çay içimi,
Sen çay dökerdin, ben de içimi

Çünkü aşık çayı sevdiğiyle içmek ister. Sevgili gitmesin diye de yudum yudum içer. Masada sadece çay bardaklarını ve sevdiğinin ellerini görmek ister. Bir güzel gördüğünde de çay içtiği birinin olup olmadığını merak eder.

Çayın, Oğuz Atay’ın deyişiyle, yalnızlığa iyi gelen bir tarafı da vardır. O gariplerin hemdemi ve hemderdidir. Çünkü o da dertlidir. Karalığı dertli olmasındandır. Bu yüzden yeşili ile, bitkilisi ile yârenlik olmaz.

Nasıl demlenir?

Çay demlemek de özen ister. İyi çay derviş gibidir, yavaş yavaş demlenir. O yüzden adamın dallaması, çayın sallaması makbul değildir. Nasıl demlendiğini Refik Halit’ten dinleyelim:

Çay ihtimamla pişmezse, ağır ağır, rahat rahat içilmezse hiçbir kıymeti kalmaz. Çay, bol elbiseler içinde, rahat minderlerde, gayet lâubali bir tarzda içilmek şartile dünyanın en lezzetli içkisidir, fakat suyu berrak, rengi âteşîn, fincanı billûr, şekeri az, râyihası hafif olmalıdır.

Çay pişirmeyi basit görenler aldanırlar ve aldandıkları içindir ki iyi çay içmeğe muvaffak olamazlar. Suyu ılık bir âdi porselen ibriğe haşlanıvermiş olan çay, yani alelumum içtiğimiz çay ne taamsız, ne fena bir çaydır; bunu çay namına yutanlara acımalı ve çay gibi nefis bir nesneyi o hâle sokanlara da kızmalıdır.

Kaç bardak içilir?

Çay sayılmaz, ayıp kabul edilir. Ehl-i sohbet içilen çayı sayana “Çay sayılır mı? 1’i üçlemeli, 3’çü beşlemeli, 7’de boşlayıp tekrar başlamalı” dermiş.

Çaysız geçen zamanın kazası yok ise, ne duruyoruz!

Birde kalma, dörde kanma, altı say
Ârif isen içmelisin demli çay

Vir salâti Mustafâ’ya Kanberî
Demli çây hâzır içen gelsin beri

Kim söylemiş hatırlayamadım ama güzel söylemiş: Çay var içersen,
Ben var seversen,
Yol var gidersen

Ben de ilave edeyim: Yazı var okursan.

Siz okurken müsaadenizle ben de çayımı tazeliyeyim, efendim.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Edebiyatımızda Mitolojik Unsurlar

Mit: Milletlerin, özellikle Yunan ve Latinler’in eski çağlardaki tanrı, yarı tanrı ve kahramanlarının olağanüstü mâceralarını anlatan efsânelerin bütünü.

Mitoloji, mitler olarak adlandırılan kültürel ögeler arasındaki dini masalların ve bu tarz anlatıların incelenmesi ve yorumlanması şeklinde tarif edilir. Bu tür hikayeler insanlık durumunun çeşitli yönlerini ele alır. Mitler, belirli bir kültürün bu konularda sahip olduğu inanç ve değerleri ifade eder.

Bu videoda Dede Korkut hikayelerinden Basat’ın Depegöz’ü Öldürmesi Hikâyesini Yunan mitolojisi ile mukayeseli okumaya çalışıyoruz.

Metinlerle Eğitim Tarihi
Baba bu kitabı niye yazdın?

Metinlerle Eğitim Tarihi, 2012-2104 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Programları Tezsiz Yüksek Lisans Programında verdiğim aynı adla verdiğim dersin notlarından oluşuyor.

Çin, Hind, Sümer, Mısır, Yahudilik, Yunan, Roma ve Hristiyanlıkla ilgili muhtelif metinlerde eğitim ile ilgili bölümlerinin özetlenmesinden ve kısa örneklerden oluşuyor.

ismailgulec.net