İnsanın en yakın dostu olarak kediler

Fatih Altuğ'un hazırladığı Geçmiş Zaman Kedileri Türk Edebiyatından Kedi Metinleri (1970-1950) isimli kitabı bize kedilerin hayatımızda önemli bir yer işgal ettiklerini hatırlattı. Ahmet Haşim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halid Ziya Uşaklıgil, Ahmet Mithat, Fatma Münire, Osman Cemal Kaygılı, Ziya Osman Saba'ya ait 23 hikâyeden oluşan kitabı okuyunca kedilerin de pekâlâ bir hikâyenin kahramanı olabileceğine ikna oluyoruz. Kedilerin, hayatın tam merkezinde ve kimileri için vazgeçilmez dostlar olduğunu anlatıyor hikâyeler. Ama okurken kediler kadar dikkatimi çeken şey, dönemin Türkçesinin berraklığı ve akıcılığı oldu. Hüseyin Rahmi'nin âdeta bir fotoğraf karesi resmeder gibi anlattığı sıradan insanların sıradan hallerini okurken yüzyıl öncesinin İstanbul'una gitmek doğrusu pek zevkli idi.

1950'ye kadar yazılan hikâyelerin toplandığı kitabın muhtemelen ikincisi de gelecek. Turgut Etingü, Mesut Cemil'in kediler için otuz sekiz makale yazdığını söyler. Kim bilir bunun gibi daha nice içinde kedi geçen hikâyeler yazılmıştır.

Edebiyatımızın kedileri sevmesiyle de bilinen büyük isimleri, meselâ Nurullah Ataç, Mesut Cemil, Âsaf Hâlet Çelebi, Hasan Âli'nin kedi üzerine kaleme aldığı yazılar da toplanacak. Belki telif sıkıntısından dolayı hemen toplanamayabilir ama bir gün ikinci cildin de yayınlanacağını düşünüyorum.

Hz. Peygamber ve kedi

Aclûnî'nin meşhur eserinde, sahih olup olmadığını bilemediğim bir hadis var: "Kedi sevmek imanın kemâlindendir". Peygamberimizin bildiğim kadarı ile kedilerle ilgili anlatılan üç hatırası var. İlki Ebu Hureyre ile ilgili. Koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığından dolayı "Ebû Hüreyre" lakabı takılan sahabe. Diğeri, kedisini bir odaya hapsedip aç ve susuz bırakan kadının cehenneme gideceğine dair hadis-i şerifi. Bir de hırkasının eteklerinde uyuyan kediyi rahatsız etmemek için hırkasını çıkarıp yerinden kalkması.

İslâm öncesinde de mübarek bir hayvan

Kadim Mısır'ın önemli kült hayvanlarından biri, kedi. Temizlik, özgürlük, egoizm ve şehvetin simgesi kabul edilirmiş. Tanrıça Bast, gövdesi insan, başı kedi şeklinde tasvir edilirmiş. Tanrıça İsis'in de kutsal hayvanı olarak kabul edilen kedi, mumyalanarak defnedilirmiş.

Mısır'da kutsal kabul edilir de Grek ve Roma'da kabul edilmez mı? Grek ve Roma topraklarına taşınan kedi, buralarda bu sefer Tanrıça Diana'nın kutsal hayvanı olmuş. Kutsal kabul edenlerin tanrıça olduğuna dikkatinizi çekerim. Bu bile bize kediler ile kadınlar arasındaki ilişkinin ne kadar derin ve tarihi olduğunu göstermez mi sizce de?

Kedilerini defneden sadece Mısırlılar değil

Selçuklu dönemi şeyhlerinden Pîr Esad'ın sandukasının sol tarafında ayak ucuna yakın, küçük bir tahta sanduka daha var. Halkın inanışına göre bu sandukanın altında Şeyh Esad'ın kedisi gömülüdür. Muhtemelen, Şeyh Esad'a "Pisili Sultan" denilmesi ile bu rivâyet arasında bir ilgi olmalıdır. Hikâyesi şu:

Pir Esad Sultan, süt içmek istemiş. Kedisi şeyhin süt içeceğini anlayınca, Pir Sultan Esad'ın yüzüne bakarak acı acı miyavlamış. Sultan, sütü içmek istedikçe de o sesini yükseltmiş. Sultan, sütü bir daha içmek isteyince kedi, onun elindeki sütü içivermiş. Süt zehirli olduğundan, o anda yerde kıvrılarak ölmüş. Sultan, sütün zehirli olduğunu ve kedisinin kendini fedâ ettiğini anlayınca Allah'a şükretmiş ve canını kurtaran kedisine bir mezar yaptırmış. Bir başka rivâyete göre Şeyh Esad ölünce, çok sevdiği kedisi yemekten içmekten kesilmiş, kırkıncı gün de ölmüş. Müritleri, şeyhinin vasiyeti üzerine kedisini ayak ucuna gömmüş.

Necdet Tosun'un anlattığı bir hikâye daha var. Rivâyete göre, bir gün dergâhın aşçısı sütlaç yapmak için çömleğe bir miktar süt koymuş. Kara bir yılan, bacadan çömleğin içine düşmüş. Ahî Ferec Zencânî'nin (ö. 1065) kedisi bunu görmüş. Çömleğin etrafında sürekli dönüp ıstırapla miyavlamış ama aşçı anlamamış. Kedi, kendini kaynayan çömleğin içine atmış ve ölmüş. Sütü boşalttıklarında kara yılanı görünce kedinin neden öyle davrandığını anlamışlar. Şeyh Zencânî, kendileri için hayatını fedâ eden kedinin kabre konulmasını ve ziyaret edilmesini istemiş. Hâlen halkın o mezarı da ziyaret ettiği söylenilir.

Osmanlılar döneminde de kedisi ile aynı mezarı paylaşan mutasavvıfımız var: Fasih Ahmed Dede. Kedileri çok seven Fasih Dede, ölen kedilerini kefenleyip tekke mezarlığının bir köşesine gömermiş. Fasih Dede'nin vefât ettiği gün siyah kedisi de vefât edince dervişler, Fasih Dede'nin hatırasına hürmetle, onun yaptığı gibi siyah kediyi de kefenleyip mezarının bir tarafına defnetmiş.

Hakkında en çok mersiye yazılan hayvan

Kedilerin bir özelliği de çok sayıda mersiyenin konusu olması. Meşhur Diyojen dergisinde yayımlanan "Meraklı Bir Beyin Sevgili Kedisi Hakkında Söylediği Mersiye-i Mütehassirâne" ve bu yazıya nazire olarak yazılan "Kedi Mersiyesine Erbâb-ı Kalemden Bir Zâtın Nazîresidir" başlıklı mersiyeleri hatırlatayım.

Ama bildiğimiz en eski mersiye, İbnü'l-Allâf'a (ö. 930) ait. Aynı zamanda hadis âlimi olan bu şaire, şöhreti, çok sevdiği kedisi için yazdığı "el-Kasîdetü'd-dâliyye" mersiye sağlar. Bir rivâyete göre, İbnü'l-Allaf bu mersiyeyi, komşularının damındaki güvercinlere dadanan kedisinin komşuları tarafından öldürülmesi üzerine yazmış. Artık nasıl bir duygu ile yazdıysa, İbn Hallikan, bu mersiyenin, şairin en güzel kasidesi olduğunu yazar.

Bir diğer mersiye, Ebü'l-Ferec El-İsfahanî'ye (ö. 967) ait. Arap tarihçisi ve edebiyatçısı olan Ebu'l-Ferec'in hayvanlara karşı düşkünlüğü varmış. Hatta ölen hayvanları için mersiyeler yazarmış. En meşhuru da kedisi için yazdığı imiş.

Ubeyd-i Zakanî'nin de Mûş u Gürbe yani Fare ile Kedi adlı 94 beyitlik bir kasidesi var. Fare ile kedi üzerinden, bazı kişilerin ikiyüzlülüğü, kötü ahlâk ve görgüsüzlüğü eleştiriliyor.

Bizde de mersiye yazanlar var

Bizim şairler arasında da kedileri için mersiye yazanlar var. Meâlî'nin aynı zamanda hiciv ve mizah karakteri de taşıyan Mersiye-yi Gürbe'si meşhurdur.

Ah pisi redifli destan biçiminde yazılan mersiyenin ilk dörtlüğünü hatırlatayım:

Çıkdun elden n'idelüm ansızun eyvâh pisi
Yandun ölüm odına derd ile nâgâh pisi
Hasretâ şîr-i ecel buldı sana râh pisi
N?idelüm âh pisi n'eyleyelüm vâh pisi

Namık Kemâl'in de kedisi için tercî-i bend biçiminde yazdığı bir mersiyesi var.

Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
Yok idi ni'metinin, râhatının hiç adedi
Çeşm-i şehlânigehi fârik iken nîk ü bedi
Sardı etrâfını bin dürlü adûlar

Kedimi gaflet ile fâre-yi idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

Tarih bile düşürülmüş

Düşürdüğü tarihlerle meşhur olan Surûrî'nin, ölen kedisi için yazdığı tarihi de zikretmezsek yazı eksik kalır.

Kuyruğu dikti dedim târîhin
Fârenin hasretinden öldü kedi 1213 [1798]

Kediler kitabı

Tokatlı Ebûbekir Kânî'nin de süslü nesir örneğine örnek gösterilecek kadar ağır bir kitabı var. Hiciv tarzında yazılan Hirrenâme, kediler şâhına, kedilerin başından geçen olayları anlattığı hikayelerden oluşuyor. İçlerinde, bir kedinin sahibine yazdığı mektup meşhurdur. Maksat, kedi hikâyesi anlatmak değil devletin yanlış işlerini kimseyi suçlamadan padişaha bildirmektir.

Kediler, fazlasıyla insan canlısı hayvanlar. Kedisi olup da ona hayvan gibi davrananı görmedim. O yüzden, kedisini gömenleri çok daha iyi anlayabiliyorum.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Anlatır ney: Aşk-ı Mecnun’un nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir

Hadîs, sözlük anlamı haber ve söz, hadîsçilerin ıstılahında Hz. Peygamber’in sözü anlamındadır. Kur’ân yaratılmamış (kadîm), hadîs ise yaratılmıştır (hadîs). Sıhah isimli eser kadîmin hadîsin zıddı olduğunu söyler. Az da olsa çok da olsa kelâm kelâmdır.

Kanlı yol ile aşk yolu kastedilir. Bu tehlikeli yolda hep kanlar dökülmüştür. Bu ibarenin iki anlamı vardır. Biri ney diğeri aşık için. Ney kamışlıktan kesilmesi, bağrının delinmesi gibi eziyetlere katlanmıştır. Aşık için ise aşk yolunun her adımında bin türlü dert ve bela vardır. Âdem’in dünyaya indirilmesi sadece bu dert ve belalar ile terakki edebilir. Bela yükünün altına girmeden tenezzül bulan yoktur. Peygamberler ve evliya arasında türlü bela ve dertlere düşmeyen yoktur. Yakub (a.s.), Yûsuf (a.s.)’a yazdığı mektupta “Biz belalar evindeyiz.” dedi. Peygamberimiz Efendimiz de “Peygamberin çektiği sıkıntılar senin çektiğin sıkıntılar gibidir.” yani “Peygamberin saflığı (temizliği) senin saflığın gibidir.” şeklinde açıklamışlardır. Çünkü bela ve sıkıntı temizlenme ve saflaşma nedenidir. Saflaşma/arınma ise herkesin yeteneğine göredir. Peygamberimiz istidat ve kıymet bakımından yaratılmışların en üstünü idi. O yüzden hepsinden daha büyük sıkıntılara uğradı.

ismailgulec.net