Bayram nedir, namazı kılmak nedir?

Hayatımda ilk defa camide bayram namazı kılmadan bayramı geçiriyoruz. Din İşleri Yüksek Kurulu bayram namazının evde kılınacağını söyleyince rahatladık ama yine de çocuklarla birlikte evde kılmamıza rağmen içimiz buruk, bir garip olduk, ne yapacağımızı ve söyleyeceğimizi bilemedik.

Zahiri bayram namazını camide kılamadık diye bu kadar üzülürken acaba hakiki bayram namazını kılıp kılmadığımızı hiç düşündük mü?

Şimdi bir kısmınız hemen soracaksınız, hakiki bayram namazı da nedir? Böyle bir namaz da mı var? Var efendim, var. Ben de ilk defa Lütfi Filiz'in Noktanın Sonsuzluğu isimli eserinde tesadüf etmiş ve çok şaşırmıştım.

Lütfi Filiz'e göre bayram namazı dervişin kendisini bulması, didar-ı cemalin yansımasını mürşidinde görüp Hakk'ı layıkı vech ile bilmesidir. Bir diğer deyişle bayram insanın güneşinin doğması ve onun ışığıyla da sahibini bilmesi ve bulmasıdır.

Bayram, gönül birliğinin sağlanmasıdır. Allah, bayramları, bizim birlik, dirlik, âleminde yaşamamız için vasıta yapmıştır. O halde içimizi temizleyip kalben bayram etmemiz, kalben buluşmamız, kalben birbirimizi sevmemiz ve kalben birlikte olmamız gerekir ki, bayramımız bayram olsun.

Peki ya oruç?

Oruç, önüne yiyecek konmayan hayvanın aç kalması gibi aç kalmak değildir. Gerçek oruç gönlü dünyanın her türlü işinden ve kaygısından uzaklaştırmaktır. Böyle bir oruç ise her zerre ile tutulur. Çünkü, varlığıyla oruç tutmayan, benliğinden uzaklaşamaz. Benliğinden uzaklaşamayan da oruç tutmamış, sadece aç kalmış olur. Aç kalanlar ise dostlarını görmeyi değil, envaiçeşit yemeklerin olduğu sofraları beklerler. Birincisi marifet orucu, ikincisi ise şeriat orucu olur. Birinci orucun sonunda marifet bayramı, ikincisinin sonunda da şeriat bayramı gelir.

Ramazan orucu aynı zamanda süluk mertebelerini remzeder. 30 gün fena mertebeleri, bayram da beka mertebesini remzeder. İlk on günü ef'al mertebesine, ikinci on günü sıfât mertebesine ve son on günü de zat mertebesine aittir. Böylece fena makamı mertebeleri olan ef'al, sıfat ve zat mertebelerini geçen mürit sonunda bayrama kavuşur. Bayram fenâdan bekaya geçişin müjdesidir, kapısıdır. Beka mertebesine geçince de yani bayram günü oruç tutmak haram kılınmıştır.

Hadis-i şerifte geçtiği gibi ilk on günü rahmet ile doludur. Allah kuluna acır ve esirger. Sıfat mertebesinde olan ikinci on günde kulun günahları affolunur. Son on günde ise cehennem kapıları kapanır ve beka yurdu cennetin kapıları açılır. Cennetin kapısının açılması ise cemale giden yolun açılmasıdır. Cemalin görülmesi ise bayramdır.

Bayram namazı

Zahiri bayram namazı eski kitaplardaki ifadesiyle güneşin doğup gölgelerin iki adam boyu uzamasından sonra kılınır. İki gölge boyu olması müridi ve mürşidi remzeder. Gölgenin iki adam boyu uzaması mürşitle müridin karşı karşıya gelmesi anlamına gelir.

Bayram namazının güneş doğmadan kılınmaması da rumuzdur. Bayram namazı her taraf iyice aydınlanıp didar görüldükten sonra kılınacak ve bundan sonra da oruca ihtiyaç kalmayacaktır.

Bayram namazının güneşin iki adam boyu yükselmesinden sonra kılınması raziye ve marziye mertebelerinin namazı olmasındandır. Mürit ve mürşidin birbirlerini görmeleri razı olan ve olunanın karşı karşıya gelmesidir. Onun için güneş doğmadan önce bayram namazı kılınmaz.

Nasıl kılınır?

Bayram namazı dokuz tekbir ile kılınan iki rekâtlık bir namazdır. Dokuz tekbir dokuz kat feleği, iki rekât ise bu dokuz katı çıkışı ve inişi sembolize eder. Ayrıca kılınan iki rekâttan ilki kişinin kendisidir ve Allah'a doğrudur. Diğeriyse Allah'ı bilen mürşidi içindir ve Allah'tan gelişi ifade eder. Çünkü, salik mürşidini kendisinde görmeden bayram etmez. Bu noktada müridin ruhu efendi, cesedi ise mürittir. Ruh ile beden birleşir, bir olur. Bu kavuşmaya "Vuslat-ı Ulya" yani büyük kavuşma denir. Çünkü ten dediğimiz bu beden ruh olmadan yani efendi olmazsa bir işe yaramaz.

Mürşidini bilen cennete girmiş ve bayrama ermiş demektir. Alvarlı Efe'nin;

Can bula cananını
Bayram o bayram ola
Kul bula sultanını
Bayram o bayram ola

Şeklinde ifade ettiği hâlî Lütfi Filiz şiirinde;

Bayram oldu dosta geldik îd-i ekberdir bugün
Bayram oldu dostu gördük rûz-i enverdir bugün
Bayram oldu dostla olduk Kenz-i gevherdir bugün
Lütf-ı Hak'la gönle girdik bayram oldu çok şükür"

yaşadığı bir bayramı böyle tarif eder.

Bayram

Bayram dostlara gidilen gündür, dostun görüldüğü gündür, dostla vakit geçirildiği gündür, dostun gönlüne girildiği gündür. Böyle bir bayram günü de en büyük bayramdır, aydınlık, güneşli bir gündür ve inci mücevherle dolu hazineye sahip olmaktır.

Buraları işin sır noktalarıdır ve "Sır vermeyin" denen yerlerdendir.

Vech-i pâkinden nikâbı kaldırınca dost hemân

Iyd-i ekber oldu ol dem, çün göründü Hakk ayân

denerek "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır" (2-115) âyetine atıfta bulunulmaktadır. Burada nikab varlık örtüsü, rida-yı Kibriya'dır. O kaldırılıverince insanın basiret gözü açılır ve fesemme vechullah zâhir olur. Hakk ayan olunca da ıyd-i ekber gerçekleşir. Bu durumda artık oruç tutmak haramdır. Çünkü güneş doğmuştur ve bayram olmuştur. Doğan bu güneş fenâdan bekaya geçiş demektir. Bundan sonra artık oruca gerek kalmadığı gibi tutulması da haramdır.

Zahiri bayrama herkes yetişiyor ve evde de olsa namazı kılabilir. Mübarek olsun. Marifet bayramına ise nasibi olanlar yetişebilir.

Allah bizleri her türlü bayramdan mahrum bırakmasın.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Baba bu kitabı niye yazdın?
Ben Kaç Kişiyim

İsmail Güleç uzunca sayılabilecek bir süredir muhtelif yerel gazetelerde ve www.semazen.net’te denemeler yazdı, yayınladı ve halen de yazmaya devam ediyor.
Çoğu kere günlük hayatta şahit olduğu veya dinlediği ilginç bir olay, okuduğu güzel bir kitaptan aklından kalanlar, seyrettiği bir filmde dikkatini çeken hususlar onun yazılarının konusunu oluşturuyor.

Bu kitapta yer alan denemelerin hepsinin bir ortak özelliği var. Lütfi Filiz’in kitaplarının ve sohbetlerinin tesiriyle kaleme alınmış olmaları. Onun, özellikle Noktanın Sonsuzluğu başlıklı, dört ciltlik büyük eseri olmasaydı bu denemelerin yazılması mümkün olmayacaktı.
Bu kitabı hazırlayanın bir temennisi var. O da, bu kitapta yer alan denemelerini yazarken yaşadığı hazzı okurlarıyla paylaşmak. Umarız temennisi gerçekleşir.

Lefkoşa - Gezdim, gördüm, anlatıyorum

Kıbrıs’ta kaldığım yıllarda sokaklarında dolaşmaktan ve içinde kaybolmaktan büyük keyif aldığım şehir idi Lefkoşa. Öyle gizli bir hazine idi ki her seferinde daha önce görmediğim bir ayrıntıyı görür, farklı bir özelliği keşfederdim.

Canım sıkıldığında, işim olmadığında veya vakit bulduğumda beni bulacağınız yer Lefkoşa’nın sokakları veya Selimiye Camii civarı idi. KISBÜ'nün Selimiye Sohbetleri kapsamında anlattığım Lefkoşa'yı kısaca anlattım. Dinleyince anlatmadığım şeylerin çok daha fazla olduğunu farketttim.

Umarız ve dileriz suriçi Avrupa’da muhafaza edilen ortaçağ şehirleri gibi mamur, temiz ve bakımlı olur. Böyle olmaması için hiçbir neden yok. Başta belediye olmak üzere Lefkoşalıların irade göstermesi yeter. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Daha ayrıntılı biligi Suriçi Rehberi'nde inşallah....

ismailgulec.net