is.jpg

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Aşık Paşa Garipname Okumaları

Kimler Sitede

48 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 32

Dün 46

Haftalık 167

Aylık 1200

Tüm Zamanlar 254216

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 11 Nisan 2016 19:25

Hz. Ömer ama halife olan değil

Yazan

Hz. Ömer Türbesi/Tekkesi

Kıbrıs’ta türbe ve mezar ziyaretleri önemli gelenekler arasındadır. Dinin pratik hayatı neredeyse bunun üzerine kurulmuştur, dersek sanırım abartmış olmayız. Halk manevi değeri yüksek olduğuna inandıkları kimselerin mezarlarını özellikle mübarek gün ve gecelerde ziyaret eder, adaklar adarlar, mevlitler okuturlar. Ayrıca ihtiyaç sahipleri, derdi olanlar, bir şeyler isteyenler de ihtiyaçlarının karşılanması, dertlerine deva bulunması niyetiyle bu tür yerleri ziyaret ederler. Muratları hasıl olanlar da bu tür yerlerde adaklarını kesip mumlar yakarak bir nevi teşekkür ederler. Hz. Ömer Türbesi de Girne ve civarının manevi dünyasında önemli bir yer işgal eder.
Kıbrıs’ın en sık ziyaret edilen yerlerinden biri olan Hz. Ömer Türbesi, Serdar Ömer ve arkadaşlarının şehit oldukları mağara ve üzerine yapılan makamlardır. Hala Sultan’dan sonra gelen en mukaddes ziyaret yerlerinden biri kabul edilen Hz. Ömer Türbesi Girne’nin 4-5 km doğusunda deniz kenarında, kayalıkların üzerindedir.
Hakkında bilgi veren kaynaklar aşağı yukarı aynı şeyleri söyler. Muhtemelen her biri bir önceki kaynağı kullanmış, böylece aynı bilgiler tekrar edile edile bugüne kadar gelmiştir. Ancak bazı bilgiler diğerleriyle çelişir.

Pazar, 27 Mart 2016 22:48

Rüzgara Meydan Okuyan Kale: Buffavento

Yazan

Buffavento İtalyanca bir kelime ve ‘rüzgara karşı direnen’ anlamına geliyormuş. İsminin Rüzgarlı Tepe anlamına geldiğini söyleyenler de var. Güzel bir pazar günü sabahı, pek de erken olmayan bir saatte gittim Buffavento Kalesi’ne. Kale, Beşparmak dağları üzerinde 3131 ayak yani 950 metre yükseklikte, çevresinde daha yüksek bir yer olmayan kayalıklar üzerine inşa edilmiş. Taşlar arasında kıvrılan bir patika yoldan çıkılıyor yukarı. Arabayla bir noktaya kadar gidilebiliyor. Park yerinden yaklaşık yarım saatlik bir tırmanmanın ardından kaleye vardım. 20 dakikada çıkanlar da varmış ama acelem olmadığı için yavaş yavaş çıktım. Keşke daha erken çıksaydım dedim. Sabahın serinliğinde tırmanmak çok daha rahat olurdu bu yokuşu.

Pazar, 20 Mart 2016 20:01

Hz. İbrahim zalim olabilir mi?

Yazan

Böyle bir soru dünyanın önde gelen Müslüman entelektüellerinden biri olan Ziyaüddin Serdar’ın Mukaddes Belde Mekke isimli eserini okuyana kadar ne aklıma gelmişti, ne de okuduğum herhangi bir kitapta tesadüf etmiştim. Soru, Serdar’ın adı geçen kitabında Hz. İbrahim’in öyküsünü anlattığı bölümde şöyle geçiyor:

Muhafazakar İslam’ın bu İbrahim (a.s.) öyküsünde bir hususu merak ederim. Tanrı’nın sadık bir kulu olduğu kabul edilen İbrahim, Hacer ve henüz bebek olan oğlunu susuz, yaşanmayan bir yere terk edecek kadar zalim olabilir mi? (İstanbul: Etkileşim 2015, s. 52)

Neden bizim kültürümüzde bu tür sorular sorulmaz, tartışmasına girmek bir başka yazının konusu olduğu için o bahse hiç girmeden bu sözlerden yola çıkarak bir soru da ben soracağım: Dinler tarihi, peygamberlerin tutum ve davranışları, evliya menakıbları bugünün değerleri ve düşünce yapısı ile ele alınıp kritize edilebilir mi? Edilmeli midir? Edilirse ne olur?

Pazar, 06 Mart 2016 23:04

Çarşaf-ı Şerif ve Yanmaz Kefen

Yazan

6-7 Mart 2016 tarihinde Sakarya Üniversite İlahiyat Fakültesi Giyim-Kuşamda helal-haramın tartışıldığı bir sempozyum düzenledi. Türkiye’den ve İslam dünyasından birçok ilim adamı katıldı ve giyim-kuşam her bakımdan tartışıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Tekbir Giyim ile Haşema’nın kurucularını ve tesettüre bakış açılarını beğendim, hassasiyetlerinden etkilendim. Katılımcılar, hazır bu kadar hoca bir arada iken fırsatı kaçırmayıp bazı sorular sordular. Birkaçını sıralayayım.

Dine ve değerlere mugayir dizilere, medya organlarına tesettür reklamı vermek caiz midir?

Tesettür defilesi olur mu? Erkeklerin tesettür defilesini seyretmesi caiz midir?

Bir ürünü tanıtmak ile bir ürünü giymeye ikna etmek, özendirmek arasındaki ayırımı nasıl yapacağız?

Tesettür reklamında ürün tanıtılırken dinin kurallarını hatırlatmak, ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?

Tesettür piyasasında piyasa kuralları mı geçerli olacak, dinin kuralları mı?

Birkaç soru da ben ilave edeyim.

Halide Edip’in meşhur romanı geldi aklıma geçen pazar günkü Galatasaray-Trabzon maçının ardından yapılan yorumları dinleyince. Roman kahramanı Aliye’yi

azdırılan kalabalıkların farklı bir hesapla vurun kahpeye, diyerek taşlaması, vurması gibi yorumcular ve yöneticileri vurun hakeme diyerek karısı, çocukları, akrabaları ve arkadaşları olan bir adamı linç ettiler, ölmekten beter bir durumda bırakıp gittiler.

Peki Deniz Ateş Bitnel’in suçu ne? 33 yaşında ve uzun seneler hakemlik yapabilecek bir adamı bir maçın ardından bitirmekle elimize ne geçti? Bundan sonra maçları yönetecek hakem bulabilecek miyiz? Doğasında hatalı kararlar vermek olan bir meslek mensuplarını bu kadar töhmet altında bırakmak doğru mu? Koca bir camianın tüm sorumluluğunu sadece hakemlerin üzerine yıkmak ne kadar adil?

[Uluslararası Melâmîlik ve Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî Sempozyumu 9-10 Mayıs 2015 Antalya Bildirileri, ed. Rıdvan Yıldırım, Ankara: TİKA, 2016, s. 189-202.]

Sadık Vicdanî Tomar-ı Turuk-ı Aliye’sinde (1995: 19-84) ve Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler (1982) isimli eserinde Melamileri üç devirde inceler. Bunlar, ilk dönem melamileri olarak da adlandırılan hicretin üçüncü asrında Nişabur’da ortaya çıkan Hamdun Kassâr’la başlayan Melamiyye-i Kassâriyye, orta devre melamileri olarak da anılan Hacı Bayram Veli’nin halifesi Ömer-i Sikkînî’ni ile başlayan Melamiyye-i Bayramiyye ve son devre melamileri olarak da isimlendirilen XIX. asırda Muhammed Nûru’l-Arabî tarafından kurulan Melamiyye-i Nûriyye’dir.

Üçüncü devre melâmilerinin kutbu Nûru’l-Arabî, Kudüs’e yerleşmiş Hz. Hüseyin soyundan gelen bir ailenin çocuğu olarak 1813 yılında dünyaya geldi. Babasının Mısır’a göç etmesiyle de tahsil hayatını Mısır’da tamamlamıştır. Babasının küçük yaşta vefat etmesiyle dayısı tarafından himaye edilmiştir. 1820’de Şeyh Hasan Kuveysni’nin yanında başladığı tahsil hayatı dokuz yıl sürdü. Farklı hocalar ve şeyhlerden feyz aldıktan sonra döndüğü Mısır’da hocası tarafından Rumeli’ye gönderildi. Burada Kazanlı Abdülhalık Efendi’ye intisap etti ve onun ölümüyle de Trabzonlu Şeyh Mustafa’ya bağlandı ve Nakşıbendiyye-Müceddidî icazeti aldı. Ömrünün büyük bir kısmı bugün Makedonya sınırları içinde olan Usturumca ve Üsküp’te geçti. 13 Mart 1888’de[2] Usturumca’daki evinde vefat etti ve vefat ettiği odaya defnedildi.** (Azamat 2005: 560-561)

Pazar, 24 Ocak 2016 20:28

Diriliş ama Ertuğrul değil

Yazan

Karlı ve soğuk bir pazar sabahı evde ne yapayım diye düşünürken haberlerini okuduğum ve fragmanlarını seyrettiğim üç dalda Altın Küre ödülü alan ve Oscar’a adaya gösterilen ve bu hafta vizyona giren Diriliş/Revenant filmini seyretmeye karar verdim.

Başrolünü Leonardo DiCaprio’nun oynadığı ve Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği filmde DiCaprio’ya Tom Hardy, Domhnall Gleeson, Will Poulter, Paul Anderson ve Brendan Fletcher gibi oyuncular eşlik ediyor.

Film, Michael Punke'nin, filmin ana karakteri de olan Hugh Glass’ın hayatından uyarlayarak yazdığı ve 2002'de yayınlanan The Revenant isimli romandan senaryolaştırılmış.

Perşembe, 17 Aralık 2015 09:39

Şeb-i Arûslar biter mi?

Yazan

Yine bir aralık ayı ve yine bir 17 Aralık günü. Mevlana’nın vuslat yıl dönümü, sevdiğine, sevdiklerine kavuştuğu gün.

Şeb-i arûs seven ile sevilenin kavuşma anı olarak sembolleşti. O tarihten önce de vardı bu topraklarda. Mevlana adını koydu sadece. Ondan sonra da devam etti uzun yıllardan beri.

Anneannelerimiz, dedelerimiz, büyüklerimiz ölümü bir yokoluş, bir kaybolma olarak görmediler hiç. Genç iken evliliğe nasıl hazırlanır idiyseler yaşlanınca da ikinci evliliklerine, yani ölüme öyle hazırlanırdı büyüklerimiz. Özellikle eşi kendinden önce ölenler. Rahmetli babamdan çok duymuşumdur, ah Hacer, beni neden bırakıp gittin, ben ne yapacağım sensiz burada, diye sızlandığını. Babamın annemsiz geçen günlerinin ne kadar zor olduğuna ben şahit oldum. Ölümü, bu dertten kurtulmanın ve anneme kavuşmanın çaresi olarak görürdü hep. Ve bir sabah sessizce çıktı evden hiç birimize haber vermeden.

 

Pazar, 13 Aralık 2015 13:28

Üstün Ergüder’in Şapkasındaki Tüyler

Yazan

yahut

Türk Yükseköğretimine Bir Bakış

Üstün Ergüder orta tahsilini Robert Kolej’de, lisans ve lisansüstü eğitimini İngiltere ve ABD’de tamamladıktan sonra hoca olarak girdiği Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde uzun yıllar hocalık ve idarecilik yapmış, özellikle rektörlük yaptığı yıllarda (1992-2000) Türk yükseköğretimini yakından tanımış, görmüş, yaşamış, kendi dünya görüşü ve tecrübelerine dayanarak bir yönetim modeli geliştirmeye çalışmış, bu süreçte edindiği tecrübeleri emekli olduktan sonra Sabancı Üniversitesi’ne aktarmış yönetici olduktan sonra neredeyse tüm mesaisini daha iyi bir yükseköğretim nasıl olur, sorusunun cevabını aramakla geçiren ve bu alanda kendini yetiştirmiş ülkemizdeki en yetkin bir kaç kişiden[1] biri olduğunu söylesem sanırım abartmış olmam.

Üstün Ergüder, özellikle Boğaziçi’nde rektörlük yaptığı yıllar başta olmak üzere anılarını aralara görüşlerini serpiştirerek Yükseköğretimin Fırtınalı Sularında Boğaziçi Üniversitesi’nde Başlayan Yolculuk (İstanbul: Doğan Kitap, 2015) başlığı altında yayınladı. Kitabı bir çırpıda okuduğumu söylesem sanırım üslubu hakkında dolaylı yoldan bilgi vermiş olurum. Türkçesi akıcı ve düzgün, üslubu sade ve samimi. Mesai arkadaşlarından biri onu gri elbise içinde samimi, hem mesafeli hem samimi, bürokratik değil, nazik olarak tarif ediyor. Onu hiç tanımasak da kitabının arkadaşının görüşlerini doğruladığını görüyoruz.

Pazar, 06 Aralık 2015 14:05

ESKİ TÜRK EDEBİYATI DERSLERİ NASIL OLMALI?

Yazan

*

İsmail GÜLEÇ**

Eğitim Fakültelerinin Türkçe Eğitimi Bölümleri programlarında üçüncü ve dördüncü dönemlerde okutulmak üzere Eski Türk Edebiyatı I ve II dersleri bulunmaktadır. Bu derslerin ilki olan Eski Türk Edebiyatı I’in müfredatında 15-16. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, dönemin dil anlayışı, toplumsal durumu ve dünya görüşünü ortaya koyacak çalışmalar ile Divan Edebiyatının temel özellikleri, belli başlı türleri ve önemli temsilcileri yer alıyor. Eski Türk Edebiyatı II dersinde ise 17.-18. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, aruz ölçüsünün temel mantığı, aruz öğretiminde karşılaşılan sorunlar, aruz ölçüsünün melodisini öğretmeye yönelik çözümleme çalışmaları, aruz ölçüsünün Türkçe ve edebiyat öğretiminde kullanmaya yönelik modern çalışma biçimleri ve yöntem geliştirme yer alıyor. Müfredata göre nazım biçim ve türlerinin ilk dönem, aruzun ise ikinci dönem ağırlıklı olarak işlenmesi öngörülmektedir.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç