4.jpg

Etkinlik Takvimi

27 Ağu 2019;
04:00PM - 05:00PM
Şiir bilmeyen şarkı söyleyemez

Kimler Sitede

439 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 23

Dün 125

Haftalık 829

Aylık 3286

Tüm Zamanlar 315008

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 28 Şubat 2019 13:30

Öğretmenlerin performansı ölçülmeli mi?

Yazan

Öğretmen performansını izleme konusu birkaç sene önce gündeme gelmiş, kısa bir süre uygulanmış ancak gelen tepkilerden sonra kaldırılmıştı. Ülkemizin önemli sorunlarıyla ilgili hazırlatttığı raporlarla tartışmalara katkıda bulunan  bu konuda da Barış Horzum ve Duygu Gür Erdoğan'a bir rapor hazırlatıp yayınladı. Öğretmen Gelişim Modeli Öğretmen Performansı Üzerine Değerlendirme.

Horzum ve Erdoğan hazırladıkları raporda konuyu enine boyuna irdeliyor, Doğu'dan ve Batı'dan seçtikleri sekiz ülkeden verilen örneklerle öğretmen yetiştirme ve atama sistemleri ile performans değerlendirme kriterlerini karşılaştırdıktan sonra da için uygulanabilir bir model öneriyorlar.

Devamı için tıklayınız.

Pazartesi, 25 Şubat 2019 11:49

Cemal’imin ardından

Yazan

Şubatın İstanbul’u iliklerine kadar üşüttüğü bir günde dünyalar iyisi bir kardeşimi, dostumu toprağa teslim ettik ve İbnülemin Mahmud Kemal’in deyişiyle semere-i hayâtın hayırla yâd edilmesini müşahede ettik.

Cemal ile arkadaşlığımız asistanlık yıllarına kadar uzanıyor. 24 yıl olmuş tanışalı. Dile kolay geliyor ama çeyrek asırdan bahsediyorum. Cemal’le aynı sene yüksek lisansa başladık. Askerliği tecil ettirmek için Ankara’ya gitmek kaydımı dondurup askere gitmekten daha zor gelince derslere haliyle bir sene sonra başladım. Cemal benden bir yıl önce bitirdi tezini ve doktoraya da bir yıl önce başladı. Benden bir yıl önce de asistan oldu ve doktorasını da bir yıl önce bitirdi.

2005’te İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldıktan sonra eskisi kadar görüşemesek de zaman zaman muhtelif vesilelerle karşılaşırdık. Ortak tanıdıklardan birbirimize selam gönderir, haberdar olurduk. İdari vazifeler ve lüzumsuz işlerin yoğunluğundan dolayı son yıllarda birkaç telefon dışında pek görüşemedik. Muhibbi’nin;

Perşembe, 21 Şubat 2019 15:05

Medreseler hakkında ne biliyoruz?

Yazan

Bizim tarihe taraflı yaklaşmak gibi kötü bir alışkanlığımız var. Bizim için bir şey veya kişi ya çok iyidir ya da çok kötü. Hepimizin zihinlerinde muhtelif kaynaklardan beslenen önyargılar var, ismini duyduğumuz anda bazen düşünmeden ezberlenmiş o cümleler dökülüverir ağzımızdan.

Medreseler de böyle. Okullarda bize öğretilen medreselerin kötü ve geri olduğu, ülkenin gelişmesinin önündeki kurumların başında geldiği değil mi? Acaba gerçekten öyle mi? Medreseleri ne kadar tanıyoruz? Batılılar kadar tanımadığımız kesin.

Devamı için tıklayınız.

Perşembe, 21 Şubat 2019 14:11

Kılıç yetmez, kalem de olmalı

Yazan

Cem Sultan ile II. Bayezid arasındaki söz düellosu

Bir yönetmen veya roman yazarı bana Osmanlı hanedanından kimin hayatını film yapayım veya yazayım diye sorsa hiç düşünmeden Cem Sultan ve Şehzade Mustafa derdim. Şehzade Mustafa bir sonraki yazının konusu olsun, Cem Sultan’ı neden söylediğimi açıklamaya çalışayım.

Cem Sultan öyle birkaç satırla anlatılacak sıradan bir şehzade değil. Şehzade olarak bilinse de aslında o bir sultan. Diğer şehzadelere pek verilmeyen sultan lakabının onda ne güzel durduğunu görmüyor muyuz? Ha isminin önünde ha ardında ne fark eder!

Kendisi de çok iyi bir eğitim alan Fatih Sultan Mehmed oğullarının da çok iyi bir eğitim alması için bir babanın yapabileceği her şeyi yaptı. Cem Sultan henüz küçük bir çocukken Edirne Sarayı’nda Arapça ve Farsça’yı öğrendi, şiirle tanıştı. Öyle ki Kastamonu sancak beyliğine tayin edildiği sırada, daha on yaşında iken gazel yazdığı rivayet edilir. Çünkü şehzadeler bir yandan silahşörlük ve binicilik talimleri alırken öte yandan devrinin en büyük alimlerinden ve şairlerinden ilim ve kültür tahsil ederlerdi. O yüzden Konya’ya gittiğinde çevresine Sa‘dî-i Cem, Haydar, Sehâyî, La‘lî, Kandî ve Şâhidî gibi şairleri topladı. Cem Sultan bu şairlerden bir kısmı ile sadece yediklerini içtiklerini değil, kaderini de paylaştı. O yüzden onlara “Cem şairleri” dendi. Böyle bir dostluğun ikinci örneği var mı bilmiyorum.

İlke İlim Kültür Eğitim Derneği, Geleceğin Türkiyesi Raporlarının ikincisini kamuoyu ile paylaştı. Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş tarafından hazırlanan Geleceğin Türkiyesinde Yükseköğretim başlıklı raporun iyi hazırlanmış olduğunu söylemeliyim. Yükseköğretimin hemen her alanının ayrı konu başlığı altında değerlendirdiği raporda önce konu hakkında özet bilgi veriliyor, sonra eskilerin deyimi ile konu teşrih ediliyor, sadece sorunlara dikkat çekmekle kalınmayıp dünyadaki uygulamalar da göz önünde bulundurularak sıralanan tekliflerle bölümler tamamlanıyor. Prof. Dr. Erdoğmuş’un eleştirilerini yaparken hem Türkiye gerçeklerini göz önünde bulundurması hem de eleştirilerinde ölçülü davranmasından dolayı raporun insaflı olduğunu söyleyebiliriz. 

Yazının devamı için tıklayınız.

Salı, 12 Şubat 2019 18:58

Çaya ve çayyaşlara dair

Yazan

Sohbet-i erbâb-ı dil bir lahza sensiz olmasın.
Hürmetin inkar eden, dünyada hürmet bulmasın...

Malumunuz, kahve üzerine bir yazı yazdım. Yazı üzerine ehibba ve yârân arasında çayı sevenler hal dilleriyle bana, günde beş öğün beşer bardak çay içen adamsın, nasıl böyle bir ihanet içerisinde olursun, der gibi bakınca dayanamadım ve bu satırları kaleme aldım.

Efendim, çay şarabu’l-ârifîndir, derler. Elhak doğrudur. Çayı sevmeyen derviş olmadığı gibi çay içilmeyen tekke de olmaz. Çünkü Allah’ın nimeti çoktur lakin seveni için çay gibisi yoktur. Hatta ehl-i dilden bir zatın Peygamber efendimiz zamanında çay olsaydı, çay içmek sünnet olurdu. Çünkü çay sohbete sebeptir." Dediği yazılı kitaplarda.

Dervişler arasında yaygın olmasının bir nedeni de Ahmed Yesevî’dir. Bir gün Hıtay’a gider. Hava sıcak olduğu için yol kenarında oturup dinlenir. Bir köylü, Ahmed Yesevî’den hamile karısı için dua ister. Yesevî hazretleri de dua eder ve kadın kolayca doğurur. Köylü de kendisine çay ikram eder. Hoca Yesevi, o zamana kadar hiç görmediği çayı içince bir rahatlar, bir rahatlar ve yorgunluğu gider ve ellerini açıp şöyle dua eder; "Ya Rabbi bu içeceğe revaç ver. Bizi sevenler içsin, faidelensinler."

Pazartesi, 11 Şubat 2019 11:22

Nargile nasıl bir şeydir?

Yazan

Nargileyi sevenler ve hoşlananlar olduğu gibi, onun sağlığa zararlı olduğunu söyleyenler de var. Bir de işin dini boyutu var, o konu bizi aştığı için ehline bırakalım.

Çocukluğumda nargilenin bu kadar çok içildiğini ve yaygın olduğunu hatırlamıyorum. İstanbul’da Beyazıt, Tophane ve Fatih’te birkaç yerde nargile içilen kahveler vardı. Müdavimleri ve müptelaları oralara giderdi. Son yıllarda Türklerin geliştirdiği ve dünyaya armağan ettiği kafe ile kahve arası mekanların vazgeçilmez unsurlarından biri nargile oldu. Artık çoluk-çocuk, kız-kadın herkes içiyor.

Peki bu kadar yaygınlaşan ve içilen, çekilen mi deseydim yoksa, nargile nasıl bir şey? Bu sorunun birçok cevabı vardır şüphesiz ama ben size Aziz Şenol Kenzî’nin verdiği cevabı nakledeceğim. Ama önce Aziz Şenol Kenzî’yi tanıtan birkaç cümle kurmam lazım sanırım.

Cuma, 08 Şubat 2019 09:29

Mikroagresyon yahut kasıtsız hakaret

Yazan

Başlıkta geçen kavram hemen anlaşılmayabilir. Müsaadenizle açıklamaya çalışayım.

Ülkemiz için yeni bir kavram olan ve henüz gündemi meşgul etmeyen mikroagresyonun ki ben onu kasıtsız hakaret olarak isimlendiriyorum, tanımı şöyle: Toplumun genelinden farklı bir grubun bireylerini genelde kasıtsız, farkında bile olmadan, önyargılı bir şekilde incitecek söz ya da davranışlar.

Bu kavramı ilk defa Harvard Medical School'a kabul edilen ilk Afro-Amerikan psikiyatrist olan Dr.  kullanıyor. Pierce beyazların siyahlara karşı tutum ve söylemlerindeki kasıtsız hakaretleri inceler. Ardından gelen araştırmacılar da tüm farklı gruplar üzerinde incelemeye başlar.

Devamı için tıklayınız

Tahmin edebiliyorum, başlığı biraz tuhaf buldunuz. İzah etmeme müsaade buyurun. Malum, iki ay sonra yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. Siyasi partiler hazırlıklarına çoktan başladı. Cumhurbaşkanımız belediye başkanı adaylarında aradıkları özellikleri sıralarken aklıma Mesnevi'den "Deve ile Katır" hikayesi geldi. Belediye başkanı tipi olarak katır ve devenin pek alışık olmadığımız türden bir benzetme olduğunu ben de biliyorum. Hiçbir belediye başkanı kendisinin deveye veya katıra benzetilmesini istemez. Günlük dilde kullandığımız anlamıyla düşünür, deve için kaba saba, katır için de inatçı bir insan tipi akıllara gelebilir. Acele etmeyin böyle düşünmekle, başka anlamları da var. Ne mi? Buyurun. Önce Mesnevi'den hikayeyi okuyalım:

Yazının devamı için tıklayınız.

 

Pazar, 27 Ocak 2019 14:08

Kahve hazretleri beyanındadır

Yazan

Ol nedir kim bir güzel esmer civân    
Râhat-ı ruhu hayât-efzâ-yı cân         
Anın içip meyledip erbab-ı dil 
Iyş u nûş eyler anınla her zamân

Şimdiki İstanbulluların pek bilmedikleri bir bilmecedir bu dörtlük. Cevabı ise esmer, cana can katan, gönül ehlinin meylettiği ve her zaman içtiği kahvedir. Aslı şairin dediği gibi;

Nefesinden senin ey kahve meşamm-ı câna
Bûy-ı Rahman erişir belki Yemen’den gelen

Yemen’den gelir. Bazı şeyhler Yemen dağlarını kendilerine yurt edinip dervişleriyle beraber bir tür “kalp” ve “bun” dedikleri taneleri döğüp yerlermiş. Bazısı da kavurup suyunu içermiş. Dervişlerin meşrebine ve mesleğine uygun olan bu kuru ve soğuk gıda dervişler vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmış ve;

Tütün kahve iki dane birâder
Cih
ânı müşterek zabt eylemişler

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç