hh.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

47 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 11

Dün 191

Haftalık 202

Aylık 2719

Tüm Zamanlar 264687

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 25 Haziran 2017 08:32

Hocama yazdığım bayram tebriği

Yazan

Üstâd-ı ekremim, hâce-i muhteremim, efendim,

Mücerred talim ve terbiyeleri sâyesinde iktisâb-ı ilm ü irfân ederek hayâtının son nefesine kadar minnetdârınız olmuş olan abd-i âcizleri gibi telâmizinizin vird-i zebânı füzûnî-i sıhhat ve âfiyet ve ikbâl-i sâadet-i üstâdâneleri duâsın dergâh-ı ahâdiyyete arz etmek değil midir? Evet, zulmet-i cehâlet içinde kalmış, insanlıktan haber-dâr olmamış umk-ı cehâletde bulunmuş olan bir şahsı, zât-ı üstâdâneleri gibi vücûdunu böyle umûr-ı hayriyeye vakf u nezr eylemiş zât-ı maârif-simâtın halka-ı tedrîs ve irşâdında bulunup tenvîr-i kulûb ve envâ-ı ilm ve meârif iktisâbıyla tezyîn-i ezhân u zât u sıfât eyler ise o şahs muallimine karşı ne gibi bir vazife-i vicdâniyye ifâsına mecbûr olur? Kazâyâ-hı bedihiyye ile mütehakkıkdır ki o şahs muallimine karşı ile’l-ebed arz-ı minnetdârî eylemek misilli pek çok vezâif-i mukaddese ifâsına medyûn olur. İşte âcizleri de zât-ı üstâd-ı ekremîlerine karşı böyle ve hatta bundan daha mukaddes ve muhterem îfâ-yı vezâif-i nazîfeye vicdânen mükellef olduğumdan nâşî her an izdiyâd-ı ömr u âfiyet ve füzûnî-i ikbâl ve saâdet duâsıyla telzîz-i dimâğ eylemekteyim.

Cumartesi, 17 Haziran 2017 10:05

Dünya hâlâ öküzün boynuzları üzerinde

Yazan

Dünya öküz ile balığın üzerindedir, şeklinde bir hadis-i şerif olduğu söylenir. Sahih olup olmadığı tartışmalarının yanı sıra hadisin ne anlama geldiği veya nasıl anlaşılması gerektiği de tartışılmış ulema arasında.

Hadisin müteşabih olduğu, hadiste geçen kelimelerin sözlük anlamının değil mecazi anlamlarının anlaşılması gerekli olduğunu söyleyenler bu hadisi şöyle açıklamışlar.

Cenab-ı Allah, yarattığı her nesne için bir melek görevlendirmiştir. Dünya için de iki melek görevlendirmiştir. Bunlar Sevr (öküz) ve Hut (balık) isimli meleklerdir. Kastedilen bu meleklerdir.

 

Çarşamba, 14 Haziran 2017 18:50

Üç İsmail

Yazan

Hayfâ ki geçti bilmedik ol hoş zaman idi

Bir insanın şanslı olup olmamasının ölçülerinden biri de kanaatimce, karşısına çıkan insanlardır. Allah’a şükürler olsun, hayatım boyunca çok güzel insanlarla karşılaştım. Bu bakımdan kendimi şanslı addederim. Her birinden bir şeyler öğrendim. Saymaya kalksam bir kitap olur. İçlerinde ikisi var ki benim hayatımı şekillendirmesi bakımından oldukça önemli. Bu iki ismin ve benim iki ortak noktamız var. Enderunîlik ve isimlerimiz. Sahib-i enderun Sahhaf İsmail Özdoğan, Prof. Dr. İsmail Erünsal ve fakiriniz. Enderunîler bizi Büyük İsmail, İsmail Hoca ve küçük İsmail olarak çağırırlardı.

Yanında beş yıl çırak olarak çalıştığım İsmail Özdoğan’dan birçok şeyin yanında hayatı, insanlığı, çalışkanlığı, kitabın ne kadar değerli olduğunu ve ulemaya hürmeti öğrendim. Prof. Dr. İsmail Erünsal’den ise bir ilim adamının nasıl olması gerektiğini. Daha doğrusu hocam öğretti, benim yeterince öğrenip öğrenmediğim konusu tartışılabilir. Ciddiyet ve tevazu her ikisinin iki önemli özellikleri idi. Gösterişi sevmezlerdi, kendilerini övenlere acırlardı. Hz. Peygamber muhabbeti ise bir diğer ortak noktaları idi.

Pazar, 04 Haziran 2017 16:34

Özgürlüğün sesi: Bilal filmi üzerine

Yazan

İslam’ın ilk müezzini Bilal-i Habeşî’nin hayatının anlatıldığı film vizyona gireli bayağı bir zaman olmuştu. Çok arzu etmeme rağmen fırsat bulup seyredememiştim. Fırsat bulur bulmaz çocukları da alıp sinemaya gittim ve filmi izledim.

Filmin özeti her yerde var, bulur okursunuz, o bahse girmeyeceğim. Filme geçmeden önce de adetim olduğu üzere sizi merakta bırakmamak için film hakkındaki kanaatimi hemen söyleyeyim. Genel olarak beğendim. Güzeldi. Daha iyi olabilirdi. Yazının bundan sonrası meraklılar için.

Film hakkındaki düşüncelerim ile filmi izlerken düşündüklerimi karıştırarak anlatacağım için yazılan her şeyin filmde olduğunu düşünmeyin lütfen. Her ne kadar film Hz. Bilal’i anlatıyorsa da o günden bugüne değişen pek bir şey olmadığını görmek insanı üzüyor biraz. Özellikle içinde bulunduğumum şu mübarek günlerde. Neyse...

Cumartesi, 03 Haziran 2017 01:47

Bir yönetici tipi olarak katır ve deve

Yazan

Tahmin edebiliyorum, başlığı biraz tuhaf buldunuz. Yönetici tipi olarak katır ve devenin pek alışık olmadığımız türden bir benzetme olduğunu ben de biliyorum. Günlük dilde kullandığımız anlamıyla düşünecek olursak deve için kaba saba, katır için de inatçı bir insan tipi aklınıza gelebilir. Acele etmeyin böyle düşünmekle, başka anlamları da var. Ne mi? Buyurun.

Hikaye Mesnevî’den.

Nasıl olmuş diye sormayın, bir katır ile bir deve arkadaş olmuş. Birlikte yolculuğa çıkmışlar. Deve iniş ve yokuşlarda, çakıllı ve kumlu yollarda pek düzgün ve pek rahat gidermiş. Buna karşın katır yokuş çıkarken zorlanır, inerken yuvarlanırmış. Devenin bu rahat ve sakin yürüyüşünü görünce dayanamamış, sormuş:

Pazartesi, 29 Mayıs 2017 15:25

Gaggoz Dede Türbesi

Yazan

Kıbrıs’ta birçok şehidanın, yani türbenin evlerin ya kenarında, ya bahçesinde veya duvarlarında yer aldığını daha önce söylemiştim.

Bunların bir kısmını ev sahibini rahatsız etmeden ziyaret etmek mümkün iken bir kısmını ancak ev sahibinin izniyle ziyaret etmek mümkün olabiliyor. Saatli gidilip usulünce izin istenirse ev sahipleri bu türbelerin ziyaret edilmesine izin veriyor. Hatta kapıları daima açık tutanları bile var.

Gönyeli’de bir evin avlusunda olduğunu bildiğim Gaggoz Dede’yi nasıl ziyaret edeceğim diye düşünürken Allah karşıma, evsahibinin arkadaşı olan Nazif Bozatlı’yı çıkardı ve onun aracılığı ile Gaggoz Dede’nin türbesini ziyaret etme imkanını buldum. Türbenin içinde yer aldığı evin sahibi Çetin Bey’in ve değerli eşinin güleryüzlü evsahipliğini burada zikretmeliyim.

Çarşamba, 17 Mayıs 2017 15:19

Kaybolan şehidalar 2

Yazan

Arapköy Osman Paşa Şehidası

Yine bir pazar günü, üç arkadaş hep birlikte yola revan olduk. Dağ yolundan Girne’ye giderken adını kitaplarda gördüğüm Osman Paşa

şehidasını görmek için yolumuzun üzerinde olan Arapköy’e saptık. Köye geldik ama in cin top oynuyor. Bizimki de iş, pazar sabahı oncivarında köyde kimi görüp bulacaksak erkenden gelmişiz. Ne yapacağız, kime soracağız diye düşünürken yoldan geçmekte olan iki gence ümitsiz bir şekilde sordum. Onlar da doğal olarak bilmediklerini söylediler ve karşıdan gelmekte olan zabıtaya sormamızı söyleyince zabıtaya doğru yöneldim.

İyi olacak adamın ayağında gelirmiş doktoru, bizim de öyle oldu. Meğer zabıtanın babasının evi değil miymiş, bir sevindim sormayın.

Cumartesi, 06 Mayıs 2017 14:11

Kaybolan şehidalar 1

Yazan

Esmer Safi

Lefkoşa’yı buraları iyi bilen bir büyüğüm ile gezerken beni Büyükhan’ın Selimiye tarafına bakan sokaktaki bir dükkana götürmüştü. İçeri girdik, selam verdik ve ardından kendisine neden geldiğimizi söyleyince ayakkabıcı bize içerideki şehit mezarının yerini gösterdi. Dükkan içinde merdivan altına gelen kısımda üzeri ahşap sandık ile kaplanmış bir türbe. Ta ki dükkan sahibi kapağı kaldırıp burada diyene kadar orada olduğunu anlayamayacağımız ve kimsenin de ziyaret etme imkanı olmayan bir yerde. Böyle birkaç yer daha varmış, hatta birinin yerini de söyledi. Evkaf binasının karşısındaki dükkanların birinde imiş.

Bunlar dükkanlarda olanlar. Bir de evlerde olanlar var. Bir evin köşesinde, bahçesinde, avlusunda, temellerinde veya uzaktaki tarlasında. Bunların bir kısmı evler yenilenirken kaybolmuş, bir kısmı da zamanla yok olmuş.

Gezilerim esnasında kaybolmak üzere olan ve ancak sora sora bulabildiğim şehidalardan bildiklerimi sizinle paylaşayım. En çarpıcı olanı ile başlayayım. Pınarbaşı köyündeki Esmer Safi.

Cumartesi, 29 Nisan 2017 10:45

Nefsiyle kavga etmeyen başkalarıyla kavga eder

Yazan


Geçtiğimiz hafta içinde gazetelerde bir haber yayınlandı. Haber şöyle:

...... tarikatına mensup grup ile ...... cemaati mensupları Umre için gittikleri Mekke'de kavga e

ttikleri iddia edildi. Kavganın 25 Nisan akşamı, Kabe’ye bir km uzaklıktaki otel önünde gerçekleştiği belirtiliyor. Sözlü sataşmayla başlayan kavga nedeniyle çok sayıda kişinin yaralandığı, yaralıların hastaneye kaldırıldıkları açıklandı.

Haberi okuyunca önce hafif tebessüm ettim sonra güldüm. Daha sonra da ağlamamak için kendimi zor tuttum. Yunus’un sözleri geldi aklıma:

Dervişlik olaydı taç ile hırka
Biz dahi alırdık otuza kırka.

Pazar, 16 Nisan 2017 11:36

Gani Müjdegillerin pisikleti

Yazan

İyisiyle kötüsüyle, kavgasıyla gürültüsüyle bir referandum sürecini daha geride bıraktık. Herkes görüşlerini söyledi, açıkladı. Eveti savunanlar da hayırı savunanlar da gerekçelerini televizyonlarda, meydanlarda, gazete köşelerinde aylarca savundular, anlattılar. Buraya kadar her şey normal ve doğal. Olması gerektiği gibi.

Ancak normal olmayan iki durum var. İlki meselenin göz göre göre çarpıtılması ve yalan söylenmesi. İkincisi ise tarafların meselenin referandum boyutundan çıkarılarak dini ve milli referanslarla kendi görüşlerinde olmayanları haketmedikleri yaftalarla suçlamaları, hakaret etmeleri ve aşağılamaları. Özellikle ta gezi olaylarından itibaren yükselen karşısındakini aşağılama, hakaret etme, küçük görme ve dalga geçme hastalığı. Bu adamlara göre kendileri gibi oy vermeyen  ya cahil oldukları için, hakikati bilmedikleri için, yeterince aydınlatılmadıkları için oy veriyorlar, ya da hain oldukları için. Sevr, Damat İbrahim, Vahdettin göndermeleri hep onlara göre hain olduklarını işaret etmek için kullanılan birer sembol.

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç