hh.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

50 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 11

Dün 191

Haftalık 202

Aylık 2719

Tüm Zamanlar 264687

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 28 Aralık 2009 23:27

TEKKE EDEBİYATI MI, TASAVVUF EDEBİYATI MI?

Yazan

TEKKE EDEBİYATI MI, TASAVVUF EDEBİYATI MI?*

İsmail GÜLEÇ[1]

Öz

Edebiyatımızın önemli damarlarından olan tasavvufi edebiyatın isimlendirilmesi tartışılan konulardandır. İlk başlarda Türk halk edebiyatı kitaplarının bir bölümü olarak değerlendirilen bu tür, daha sonra müstakil kitapların konusu olmaya başlamakla beraber, isimlendirilmesinde ortak bir görüş oluşturulmuş değildir. Tam olarak belirlenemeyen bir diğer husus da tasavvufi şiir ve mutasavvıf şair tanımlamalarından ne anlaşılacağıdır.

Bu bildiride tasavvuf edebiyatının çerçevesini tespit etme önerisinde bulunulacak ve ‘Mutasavvıf şair kimdir?’ ve ‘Tasavvufi şiir nedir?’ sorularına cevaplar verilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, Tekke edebiyatı, tasavvuf edebiyatı, tasavvufi şiir.
New layer...

“Dunden Bugune Mesnevi Ogretimi ve Mesnevihanlik” Dergah 234 (Agustos 2009)

Ropartaj: Kamil Buyuker 

1. Hocam malumunuz Eskiler mesnevi’yi “deryâ-yı mârifet” diye nitelendirmişlerdir. Hatta Molla Cami Mevlana’dan bahisle: “peygamber değil ama kitabı var.”tabirini kullanmış. Hocam Mesnevi’yi asırlardır hep gözde ve okunur kılan amil nedir? Yazarı mı, icazı mı, ruhu mu nedir?

Bunların hepsi diyebiliriz. Yazıldığı dönemin özel durumu, yazan kimsenin şahsiyeti ve nüfûzu, yazılan metnin biçimi ve muhtevası, hepsi bir araya gelince de böyle bir eser ortaya çıkmış. Bu tür eserler nadir olur. Çünkü çıkmaları için özel zamanlar gerekir. Tarihte de böyledir.

Pazar, 13 Aralık 2009 10:02

Bir nokta peşinde geçen bir ömür

Yazan

Bir nokta peşinde geçen bir ömür:

 Lütfi Filiz (28 Subat 1911-15 Aralık 2007)

Bundan iki sene önce büyük bir Hak aşığı ve dostu Lütfi Filiz’i kaybetmiştik. Hayatında Mevlana’nın ve neyin çok önemli bir yeri olan Lütfi Filiz’in bir Mevlevi dedesi önünde diz çökmesine vesile olan rüyasını sizlerle paylaşmak istedim.

 

[“İki Manzum Nasreddin Hoca fıkralarının karşılaştırılması”, Yedi İklim Edebiyat, Kültür, Sanat Aylık Dergi, 138–9 (Eylül-Ekim 2001), İstanbul 2001, s. 137–140.]

İki Manzum Nasreddin Hoca Fıkraları Kitabının karşılaştırması

 

Biz, bu yazımızda, iki farklı alfabe ile yayınlanan iki manzum Nasreddin Hoca fıkra kitabının karşılaştırmasını yapmaya çalışacağız. Bunlar; Köprülüzâde Mehmet Fuad’ın Nasreddin Hoca, Manzum Hikayeler başlığını taşıyan eseri ile Sami Ergun’un Manzum Nasreddin Hoca Fıkra ve Hikayeleri isimli eseridir.
Salı, 08 Aralık 2009 03:42

Hamdî ve Naatları

Yazan

[İsmail Güleç, “Hamdî ve Na’tları”, Yedi İklim Edebiyat, Kültür, Sanat Aylık Dergi, 194 (Mayıs 2006), s. 183- 187.] 

Hamdî ve NaatlarI

 

 Son devir tefsir ve fıkıh alimlerinden Ahmet Hamdi Serbest 1864’te İskilip’in Ulaştepe mahallesinde doğdu. Babası Serbestzâde Hasan Efendidir. İlk öğrenimine İskilip Hacı Nuh Mektebinde başladı. Rüşdiyeyi de aynı yerde bitirdi. Daha sonra İskilip Tabakhane Medresesine devam etti.

“Hallac’ın Bilinmeyen Bir Menkıbesi mi, Yahut Tarak-nâme mi?”,

Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi: The Journal of Turkish Studies, 18 (Bahar 2008), s. 109–122.] 

Hallâc’ın bilinmeyen bir menkıbesi mi, yahut Tarak-nâme mi?

İsmail Güleç* 

 

ÖzetLokmani Dede (ö. 1519) Menâkıb-ı Mevlâna isimli mesnevisinde aşk eri olmanın zorluklarından bahsederken verdiği Hallâc-ı Mansur (ö. 922) örneğinde bir tarağın hikayesinden bahsetmektedir. Bu hikâyede tarağın dağda bir ağaç iken nasıl tarak haline getirildiği güzel bir şekilde özetlenmektedir. Bu çalışmada bahsedilen hikâyenin Mansur’un bilinmeyen bir menkıbesi olup olmadığı tartışılacak ve tarağın macerası ile Hallâc’ın hayatındaki benzerlikler tespit edilmeye çalışılacaktır.

Pazar, 29 Kasım 2009 10:59

Tercümeler

Yazan

 

1-     Franklin Lewis, “[Batı’da Mesnevî’den yapılan ilk] Çeviriler, Şerhler, Uyarlamalar ve Esinlemeler”, İlmi Araştırmalar Dil ve Edebiyat İncelemeleri, 20 (Güz 2005), s. 183–202.
Çarşamba, 25 Kasım 2009 23:25

Balık Baştan Kokar

Yazan


Bildik bir hikâyedir, hoş kafa, boş kafa ve taş kafa. Hoca efendinin birine sormuşlar, hoş kafa, taş kafa ve boş kafa kime derler, diye. Hoca efendi cevap vermiş: Hoş kafa denileni anlayan ve ona göre davranan kimsedir. Kendisinden büyük ve tecrübeli biri bir şey dediğinde onu güzelce dinleyip gereğini yerine getiren kafa hoş kafadır. Boş kafa ise kendisine denilenlerin bir kulağından girip öbür kulağından çıktığı kimsedir. Bunlar dinler gibi görünürler ama söylenilenlere hiç itibar etmezler. Taş kafa ise kulağından içeri sözün girmediği kimseler için söylenir. Ha taş kafaya söylemişsin, ha duvara.Hakikat tarafından baktığımızda bu durum şöyledir: Hoş kafa dinlediği kamil mürşidin sözlerini anlayan, onlarla amel eden güzel huylu kimselerdir. Boş kafa sohbetlere katılmayı isteyen, seven, ancak o halden çıkınca unutup yine bildiği gibi davrananlardır. Taş kafa ise sohbetlere katılmayı aklına bile getirmeyen kimselerdir.

Çarşamba, 25 Kasım 2009 21:32

Kimi kurban edelim?

Yazan

 

Kimi kurban edelim?

Allah’a yakınlık peyda etmek niyetiyle, belli özellikleri taşıyan bazı hayvanların ibadet maksadıyla kesilmesine kurban diyoruz. Kurbanın nasıl olması gerektiği ve neden yapılması gerektiği Kuran-i Kerim’de muhtelif ayetlerde izah edilmektedir. (Hac 22/34-36; Enam 6/162; Kevser 108/2)

Kurban bayramı yaklaşırken özellikle kurban kesmeye niyet edenlerin bu ayetleri bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum. Özellikle Maide suresinde anlatılan Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kesme olayına dikkatinizi çekerim. Habil ile Kabil Allah için kurban etmişlerdi de Habil’in ki kabul edilmiş Kabil’in ki kabul edilmemişti. O zaman Kabil Habil’e “Ant olsun seni öldüreceğim” demiş Habil de “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” demişti. Buradan kurbanların kabul edilmesi için bir şart olduğunu öğreniyoruz: Takva sahibi olmak.

Devamı için tıklayınız

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç