hh.jpg

Etkinlik Takvimi

08 Oca 2019;
06:30PM - 08:00PM
Balkanlar ve Kıbrıs'ta Halk İnançları ve Kültürü
04 Kas 2018;
12:15AM - 02:00AM
Anadolu mizah dünyası
05 Oca 2019;
02:00PM - 05:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair kitabı üzerine
21 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Kültür Medeniyet'in neresinde?
30 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair

Kimler Sitede

220 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 39

Dün 166

Haftalık 205

Aylık 1961

Tüm Zamanlar 277528

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 19 Ocak 2015 08:23

Saray ve Askerleri

Yazan

Saray ve Askerleri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerden önce farklı bir cumhurbaşkanı olacağını söylerdi. Şahsen, bu farklılığın cumhurbaşkanlığını icra biçiminde olacağını düşünürdüm. Ancak şu altı aylık dönemde gördüğüm bu farklılığın sadece icrada olmadığı, yapısal ve kurumsal birçok değişikliğin yanı sıra adet, teamül ve uygulamada da olacağı şeklinde. Bu sözlerle neyi kastettiğimi biraz daha açayım.

Çankaya Köşkü, Türk siyasi hayatının merkezinde mühim bir yere sahip birçok anlamı çağrıştıran zengin bir semboldür. Çankaya savaşları, Çankaya sofrası, 861 rakımlı tepeye çıkmak, Çankaya yolları yokuş vs hep farklı göndermeleri taşıyan ve her birinin farklı anlamları olan ve söylenildiğinde insanlara bir kelimeden daha çok şeyler ifade eden sembolleşmiş deyimlerdir. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı tarihi yazılacak olsa herhalde bu ve buna benzer kelimeler olmadan ortaya bir şey konulamaz, olaylar anlatılamazdı. Adeta makam ile bütünleşen, Cumhurbaşkanı ile neredeyse aynı anlamda kullanılan Çankaya bu kadar önemli olmasına rağmen altı ay geçmeden neredeyse unutuldu, gündemden düştü. Belki bunu söylemek için erken ama tarihte bir dönemi işaret eder oldu. Onun yerine, Beştepe’de inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı kullanılmaya başlandı. Bir anlamda muhalefet dediğini yapmış oldu, Tayyip Erdoğan’ı Köşk’e çıkartmadı, ama saraya gönderdi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF’İN ÜÇÜNCÜ BEYTİNE FARKLI BİR ŞERH DENEMESİ

 

Mesnevî’nin bir çok isminden biri Mağz-ı Kuran, diğeri de Keşşâfu’l- Kuran’dır. Bu isimlerle anılmasının nedeni altı ciltten oluşan Mesnevî’de lafzen ve mealen iktibas edilen ayet sayısının 700 kadar olmasıdır. Bu sayıya telmih yoluyla işaret edilen ayetleri de ilave edecek olursak bin beş yüz kadar ayet tefsir edilmiş olmaktadır. Bu rakam Kur’ân’ın yaklaşık dörtte birine tekabül etmektedir ve Mesnevî’nin aynı zamanda iş’ârî bir Kur’ân tefsiri olduğunu göstermektedir.

Devamı için

Salı, 16 Aralık 2014 08:02

Piyasa Mevleviliği

Yazan

Piyasa Mevleviliği

Çağımız imaj ve tüketim çağı.Tüm kutsalların, inançların, dinlerin tüketildiği ve tüketim aracı olarak pazarlandığı veya sunulduğu bir çağda Mevlana ve Mevlevilik gibi değerli ¨marka¨ların bundan kurtulması mümkün değildi ve nitekim kurtulamadı.

Mevlana Pide Salonu, Semazen Büfe, Derviş Kafe, Neyzen Köfte Salonu vs. gibi isimlerin bir kısmı sahiplerinin iyi niyetle yaptıkları tercihten olabilir ama diğer dini ve manevi kavramlar gibi bunun da günlük hayatın içine çekilerek sıradanlaştırılması pek hoş olmuyor. Mevlana ismini bir pidenin önünde görmekten, pek çok insan gibi ben de pek hoşlanmıyorum. Şunu da söylemeliyim, bu tür piyasalaşma en masumu. Sofistike bir şekilde ve büyük kitlelere hitap edecek şekilde medya üzerinden yapılan pazarlama tekniklerine baktığımızda iyi niyetli bir esnafın yaptığı bir tercihi daha masum bulduğumu söylemeliyim.

Devamı için tıklayınız.

 

Murat Pay’ın yönetmenliğini yaptığı bir mevlithanın nasıl yetiştiğini gösteren Maşuk’un Nefesi isimli belgeseli seyrettikten sonra aklımda kalanları sizinle paylaşacağım.

Her şeyden önce belgeselin çekilme hikâyesi ile başlayayım. Murat Pay, eşiyle birlikte gezdiği sahafların birinde kelepir bir Mevlid nüshası bulur. 1 TL verip kitabı alırlar. Başlangıçta çok da önemli değildir, alınan bir çok kitaptan birisidir, derken yönetmenin eşi babasının Mevlid’i vezinli okuduğunu hatırlar ve bir gece bir türlü uyumayan kızının başında masal kitabı yerine babasından ve babaannesinden duyduğu şekilde, failatün failatün failün vezninde Mevlid’i okumaya başlar. Kızının sakinleştiğini ve rahatladığını görünce bu okumalar her akşam yerine getirilmesi gereken bir ödev hâline dönüşür. Bunu duyunca düşünmeden edemedim, günümüzde acaba çocuğuna geleneksel formda Mevlid ve benzeri metinleri okutarak uyutan kaç anne baba var? Benim aklıma çocuklarıma Mevlid okumak gelmedi, üstelik bildiğim halde gelmedi ve gelmediği için de çok üzüldüm. Bu arada annenin çocuğa okuduğu Mevlid’in sözleri babanın da dikkatini çeker ve anne-baba Mevlid’le yakından ilgilenmeye başlayınca küçük kızının bile dinlemekten zevk aldığı bu metinle ilgili bir proje yapmayı düşünür. 

Cumartesi, 11 Ekim 2014 23:22

Devlet Dershaneleri

Yazan

 

 

Geçtiğimiz sene uzun süren tartışmaların ardından alınan bir kararla dershaneler kapatılacak veya okula dönüşecekti. Eğitim içinde iki başlılığa ve okulların ikinci plana itilmesine neden olan, eğitimi sadece sınav çözme becerisine indirgeyen dershanelerin kapatılması kararını desteklemiştik. Dershaneleri eleştirmemizin bir nedeni de öğretmenlerin dershanelerde gayri insani şartlar altında çalışmalarıydı.

Gerekli yasal hazırlıklar yapıldı, bir kısmı temel liselere dönüştü, bir kısmı dönüşmeye çalışıyor. Bir kısmı da özel okul oldu. Hatta devlet çocukların özel okullara gitmesini teşvik etti. Buraya kadar herşey normal seyrinde gidiyordu. Derken gazetelerde şöyle bir haber çıktı:

Müslümanlar St Petersburg’u inşa edebilir miydi?

On beşgün önce bir vesile ile St Petersburg’a gittim. Kaldığım birkaç gün boyunca başta en büyük ve en tanınan caddesi olmak üzere şehrin caddelerini, sokaklarını dolaştım durdum. Dolaşırken şehirle ilgili garip bir duygu oluştu ve hep kendime şu soruyu sordum:

Müslümanlar böyle bir şehir kurabilirler mi?

Zihnimi epeyce meşgul eden bu sorunun cevabını düşündüm ve düşüncelerimi paylaşmak için de kaleme döktüm.

Şehir nedir?

Şehir, medeniyetle yaşıt. Medeniyet şehirle başlıyor. Medeniyet tarihi aynı zamanda şehirlerin de tarihi. Dolayısıyla şehir aynı zamanda bir gelişmişlik göstergesi. Şehirler toplumların psikolojisini yansıtan birer ayna.

Kitaplar şehri şöyle tanımlıyor: İnsan hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fiziki ürün ve insan hayatını yönelten çevreleyen yapı.

Cuma, 05 Eylül 2014 23:15

Romantizma

Yazan

Romantizma


-Öğretmenim, öğretmenim!

-Efendim yavrum.

-Bir sorum var.

-Sor kızım.

-Romantizm nedir öğretmenim?

-Evet çocuklar. Arkadaşınızın sorusunu duydunuz. Kim cevap vermek ister?

-Öğretmenim iyi duyamadık.

-Soru tam olarak neydi?

-Ormantizma gibi bir şeydi sanırsam.

Salı, 19 Ağustos 2014 23:05

Dünyaya kazık çakan var mı?

Yazan

Dünyaya kazık çakan var mı?

Geçtiğimiz hafta içinde bir arkadaşımızın 84 yaşındaki annesi vefat etti. Kendisine başsağlığı dilerken bize annesinin

ölmeden önceki sözlerini aktardı. Merhûme, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu elinde hazır beklermiş.

Bu teyzemiz ilk okul mezunu bile değil, belki okuma-yazması da yok, varsa da sonradan öğrenmiş. Kendime, o teyzemizin hayat karşısında bu asil duruşu nerede ve nasıl kazandı, sorularını düşünürken gazetelerde gözüme bir haber ilişti.

Devamı için

Pazar, 13 Temmuz 2014 22:41

Arı Kovanına Çomak Sokmak

Yazan

Arı Kovanına Çomak Sokmak

Timaş Yayınları Hatırat Kitaplığı serisinden Ahmet Yaşar Ocak Kitabı Arı Kovanına Çomak Sokmak başlıklı bir kitap yayınladı (Temmuz 2014). Haşim Şahin’in hazırladığı ve sorularıyla yönlendirdiği kitap bir söyleşi ve alt başlığı da Taşra Kökenli Bir Tarihçinin Sıradan Meslek Hayatı. Yazıya bu alt başlığa itiraz ederek başlayayım. Taşra Kökenli sözü oldum olası itici gelmiştir bana. Neden kökenli deriz, anlamam. Doğrudan taşralı diyebiliriz. Kaldı ki Ahmet Yaşar Ocak İstanbul ve Strasburg Üniversitelerinde eğitim görmüş biri olarak taşralı da sayılmaz. Kitabı okuduğumuzda sadece meslek hayatı değil, çocukluk, aile, doğup büyüdüğü yerler, tahsil hayatı da var. Aslında bu alt başlığa gerek var mıydı, bilmiyorum. Madem koyma ihtiyacı hissetmişler, bence Taşralı Bir Müverrihin Sıradışı Hayatı olmalıydı.

Perşembe, 03 Temmuz 2014 22:28

Ayşe Şasa’nın Bir Ruh Macerası

Yazan

Ayşe Şasa’nın Bir Ruh Macerası İsimli Eseri 

Geçtiğimiz ay içinde (16 Haziran 2014) Ayşe Şasa’yı kaybettik. Kendisini, Yeşilçam Günlüğü isimli eseri ile gazete ve televizyonlardan tanıyordum. Hayatını kaybettiği günün ertesinde kendisini tanıyan bir çok gazeteci ve yazar onu anlatan yazılar yazdılar. Ben özellikle Salih Tuna’nın ve Ahmet Kekeç’in yazılarını okuduktan sonra onun Bir Ruh Macerası (İstanbul: Timaş Yayıncılık, 2012) isimli kitabını okumaya
Bir çırpıda okuduğum bu kitap aslında bir söyleşi. Kendisine sorulan sorulara Ayşe Hanım’ın içtenlikle verdiği cevaplardan oluşuyor. Okuyanın bazen içini acıtan, bazen de şaşırtın cevaplar. Büyük bir merak, ibret ve hayretle okuduğumu ifade etmeliyim. başladım.

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç