3.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

149 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 35

Dün 46

Haftalık 35

Aylık 1448

Tüm Zamanlar 275037

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 10 Aralık 2016 08:48

Sibel Eraslan’ın Siret-i Meryem’i üzerine

Yazan

Sevgili Lütfü

Tavsiyene uymayıp Sibel Eraslan’ın Sîret-i Meryem’ini okudum. Şimdi sen soracaksın, abi kitap yayınlanalı sekiz yıl oldu, şimdi mi okudun? Ne yapayım, kitapların da kaderi vardır. Her kitap her zaman açmaz kendini okura, vakt-i merhununu bekler. Bizimki de öyle oldu, ancak şimdi okuyabildim.

Şimdi sen yine soracaksın biraz kinayeli olarak, sekiz sene önce yayınlanmış bir kitap için yazmak biraz geç değil mi? Öyle düşünenler olabilir. Hocam bana, bir şey yazmak için hiçbir zaman geç değildir, derdi. Romanı beğenip beğenmediğimi de merak edersin şimdi sen. İstersen bu sorunun cevabını mektup versin.

Salı, 15 Kasım 2016 00:38

Yılmaz Erdoğan’ın Ekşi Elmaları

Yazan

Yılmaz Erdoğan’ın yeni filmi görücüye çıktı. Hakkında yazıldı, çizildi. Eleştirenler beğenenlerden daha çok oldu. Sinema eleştirmenlerinin bir kısmı oyuncuları, bir kısmı senaryoyu, bir kısmı kurguyu bir kısmı da müziğiyle ilgili bir şeyler söylediler, eleştirdiler.

Ben aslında başka bir film için gitmiştim, ama Ekşi Elmalar’ı görünce fikrimi değiştirdim ve izledim. Hakkında yazılanları ve çizilenleri okuyunca da oturup bu satırları kaleme aldım, yoksa klavyeye döktüm mü demeliydim!

Ben burada Yılmaz Erdoğan sinemasını anlatmayacağım, öteki filmleriyle karşılaştırıp kimi farklılıklar ve benzerlikler üzerinde durmayacağım. Sinema tekniğinden felan da bahsetmeyeceğim. Kurgusunu ve oyuncaları kritize etmeyeceğim. Keyifle izlediğim bir film ile ilgili ilk aklıma gelenleri sizinle paylaşacağım.

Cumartesi, 29 Ekim 2016 00:39

Mecidi’nin Hz. Muhammed filmi üzerine

Yazan


Hava yağmurlu ve kapalı olunca, üstüne bir de iş-güç bunaltınca ne yapayım diye düşünürken İranlı meşhur yönetmen Mecid Mecidî’nin çok konuşulan filmini izlemeye karar verdim. Birkaç günden beri basında film üzerinde tartışmaları takip ediyordum. Beğenenler de vardı, beğenmeyenler de. Bir kısmı ise filmi zinhar izlemeyin diyordu. En iyisi gidip gözlerimle göreyim dedim ve gittim.

Filme geçmeden bir düşüncemi sizlerle paylaşayım. Hz. İsa’nın hayatı üzerine onlarca film çekilmiştir. Operalar, diziler, çizgi filmler de cabası. Bizim peygamberimiz ile ilgili ise Mustafa Akkad’ın Çağrı’sından başka bir film yok neredeyse. O filmin Türkiye’ye gelişini hatırlıyorum. Çocuktum, ortaokula gidiyordum. Fikirtepe’de Üças Sineması vardı ve bu sinemanın kışlık ve yazlık bölümleri vardı. O zaman da ilk kez gelmişti Çağrı filmi ve ben abimle birlikte serin bir yaz akşamı açık hava sinemasında seyretmiştim. Neredeyse otuz yıl oldu, ikinci bir film çekilmedi. O bakımdan da Mecidî’nin filmini önemsiyordum ve gittim.

Salı, 25 Ekim 2016 11:10

Karabuba Mescidi/Tekkesi

Yazan

Karababa Tekkesinin ismini ilk duyduğumda öğrencilik yıllarım gözümün önünde canlandı. Çemberlitaş’taki Karababa Dergahına giderdik Perşembe öğleden sonraları. Çay ve galeta eşliğinde şeyh efendinin sohbetlerini dinlerdik. Bir şey anlamazdım ama içim

huzurla dolar, mutlu bir şekilde ayrılırdım oradan. Bazen hatırlamaya çalışıyorum anlatılanları, aklıma pek bir şey gelmiyor. Demek ki can kulağıyla dinlememişim diyorum veya hazır değilmişim sohbet ziyafetini sindirmeye ve hazmetmeye. Gençlik işte, insan kıymetini bilmiyor her zaman. En azından gittim, güzel insanlar  gördüm, anlamasam da dinledim. Buna da şükrediyorum.

Neyse, sadede gelelim, Lefkoşa’da da bir Karababa Tekkesi varmış. Duyup da ziyaret etmemek olur mu, olmaz dedim ve gittim.

Salı, 18 Ekim 2016 10:10

Kürk Mantolu Madonna Üzerine…

Yazan

Sevgili Selçuk,

Tavsiyen üzerine Kürk Mantolu Madonna'yı bir çırpıda okudum. Hemen söyleyeyim. Çok beğendim. Adamın Türkçesi de güzel, tasvirleri de çok canlı. Niye şimdiye kadar okumamışım, hayıflandım. Önyargı kötü bir şey galiba. Önümüze ördüğümüz kalın bir duvar. Kendimiz ördüğümüz için de yıkması biraz zor. Yoksa zindan mı demeli, neyse…

Üzüldüm, Sebahattin Ali adına, hem Türk edebiyatı adına. Hem böylesine yetenekli bir yazarı genç yaşında kaybetmek üzücü. Hem de yine böyle yetenekli bir yazarın kalemini ideolojisine hizmet için basitleştirmesi ve daha iyilerini yapacabilecekken yapmaması üzücü. İdeolojiler bazen insanın ufkunu açıyor, bazen de hapsediyor bir yere. Kendini aşmak belki de düşüncelerini inkar etmeden değiştirip dönüştürmek, ilerletmek. İdeolojilerin de üstüne çıkabilmek.

Şimdi durup dururken bu da nereden çıktı diyenleriniz olabilir. Cümleyi iddialı da bulabilirsiniz. Bir yerden çıkmadı ve iddiam felan da yok. Gündemin yoğunluğundan ve ağırlığından biraz kurtulalım istedim. Hayat devam ediyor ve biz de yavaş yavaş işimize gücümüze dönelim. Pazar sabahı aklıma takılanları paylaşmak istedim, zevkimize ve neşemize ortak aradım, hepsi bu.

Dede Korkut ismini bilmeyen, duymayan yoktur. Ama tüm hikayelerini okuyanımız sanırım o kadar çok değil. MEB Yüz Temel Eser arasına almasına rağmen piyasada kısaltılmış ve özetlenmiş kolay ve çabuk okunan versiyonları çoğaldı. Adet yerini bulsun diye de alınıp şöyle gözden geçiriliyor. Dede Korkut’un önemini bilen ebeveynler özel bir hassasiyet gösterip okutuyorlar. Bazı öğretmenler de konu üzerinde duruyorlar. Ama bunun yaygın olduğunu söylemek sanırım biraz zor. Hatta daha da ileri gidip gereksiz görenler var. Elimde yetki olsa bir KHK ile ben de Dede Korkut’u önemsiz görüp üzerinde durmayan Türkçe öğretmenlerini meslekten atardım.

Neyse, biz konumuza dönelim ve ne demek istediğimizi iki örnek üzerinden anlatmaya çalışalım.

Pazartesi, 29 Ağustos 2016 12:15

FETÖ'cülere ne ceza verilmeli?

Yazan

Biliyorsunuz, devlet 15 Temmuz kalkışmasından sonra ciddi bir şekilde, devletin tüm hücrelerine metastaz yapmış FETÖ üyelerini temizlemeye çalışıyor. Kimileri tutuklandı, kimileri açığa alındı, kimileri soruşturuluyor. Mahkemeler FETÖ’nün işlediği suçlara göre güç ve nüfuz kullanarak haksız kazanç ve avantaj sağlamak, insanları mağdur etmek, aldatmak, soru çalmak, bilgi sızdırmak, tehdit ve şantajla istediklerini yaptırmak, cinayetlere göz yummak ve TCK’da tanımlanan benzeri birçok suç için yine TCK’da belirtilen cezaları vermek üzere yargılıyor. Ancak FETÖ’nün yaptığı tüm suçlar maalesef TCK’da kayıt altına alınıp tanımlanmamış.

Şimdi siz soracaksınız yasalarda tanımlanmamış suç veya kabahat olur mu, diye. Haklısınız böyle bir soru sormakla. O zaman ben ne demek istediğimi size bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.

Araplar atlara düşkünlüğüyle bilinir. Arap atları da meşhurdur. Özellikle çöl hayatında hızlı ve dayanıklı bir ata sahip olmak neredeyse dünyaya sahip olmak gibi bir şey. Ben diyeyim dünyanın en güzel atı, siz Arapların en güzel atı deyin, bir at varmış bir Arap beyinde. Diğer beylerin gözleri de bu at üzerindeymiş. Hepsi bu ata sahip olmak isterlermiş. Ancak ne teklif ederlerse etsinler adam atını vermezmiş. Biri en güzel kadınları teklif etmiş, diğeri bir at sürüsü. Bir başkası en değerli mücevherleri. Biri de bir çadır dolusu altın. Kim ne teklif ederse etsin bizimki oralı bile olmazmış.

Salı, 23 Ağustos 2016 08:38

FETÖ’cü olmadığını anlatana kadar…

Yazan

Meşhur fıkradır, hepiniz bilirsiniz.

Birgün bir tilki büyük bir telaşla ormandan kaçıyormuş, yavaş yavaş ormana doğru giden bir deve tilkiye sormuş:

- Hayırdır tilki kardeş, böyle acele ile nereye gidiyorsun?

- Ormanda develeri kesiyorlarmış postu için. O yüzden kaçıyorum.

- İyi de deve olan benim, sen niye kaçıyorsun?

- Ah kardeş sen onları bilmezsin. Deve olmadığımı anlatana kadar post elden gider.

Fıkra sanki bugünü tarif ediyor, değil mi. O kadar çok ki tilkinin durumunda olanlarımız.

Düşman sinsi ve hain. Adeta hayaletlerle savaşıyoruz. Her yerdeler ve hiç görünmüyorlar. Bir de yalan ve takıyye dinleri olunca kimse kimseye güvenmez oldu. Kırk yıllık arkadaşlar, yıllarca aynı odayı paylaşan meslektaşlar, aynı evde yaşayan ailenin fertleri, hemen herkes birbirlerinden şüphe etmeye başladı. Neredeyse paranoyaya dönüşecek. İnsanların geçmişler didik didik Haşhaşilik aranıyor.

Bu kadar hassas olunması yersiz değil, sekiz yıl yaverlik yapan subay komutanını esir aldıktan sonra ne denilebilir ki! Ve bu olay da tek değil maalesef, sayısız örnekleri var. Hâl böyle olunca işler çok zorlaştı. Sapla saman iyice birbirine karıştı. At izi ile it izi üst üste geldi. İşimiz hiç de kolay değil.

Cuma, 12 Ağustos 2016 15:43

Köyün en akıllısı

Yazan

Veya bir başka sufi ile zahit hikayesi

Günlerdir cemaat üzerinden tarikatlar ve tasavvuf dayak yiyor. Hem de hiç haketmediği halde. Oysa tasavvuf bireyseldir ve psikolojiktir. Doğrudan insanın ruh haliyle ilgilidir. O yüzden aynı tarikat ve aynı şeyh efendinin taht-ı terbiyesine girilse bile eğitim farklılık gösterir, kişiselleşebilir. Bu yüzden her bir derviş bir başka çiçeğe benzer. Kimi gül gibi kokar, kimi papatya gibi açar. Çiçek olmaklıkları ortaktır, ama kokuları ve renkleri farklı olur. Her birinin tecellisi farklıdır çünkü. Psikolojik derken kastettiğim budur.

Cemaatler ise toplumsaldır ve sosyolojiktir. Birbirine benzerler, bir tornadan çıkmış gibi olurlar. O yüzden içimizde uzman olanlar muhatabın kılık kıyafetine, bıyık ve sakalına bakarak hangi cemaatten olduğunu hemen anlarlar. Ehl-i tarikin derviş olduğu anlaşılır ama hangi tarikattan olduğunu anlamak biraz daha derinlemesine bilgi gerektirir. Bu da sosyoloji-psikoloji farkı olsun.

Ne demek istediğimi Nasreddin Hoca üzerinden açıklamaya çalışayım.

Çarşamba, 03 Ağustos 2016 06:06

Bir Hristiyan Ermişi: Aziz Barnabas

Yazan

Kıbrıs doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihiyle de oldukça dikkat çekici. Çok zengin bir tarihi birikim var burada. Antik Yunan ve Roma döneminden kalma şehir kalıntıları var. Erken Hıristiyanlık dönemine, özellikle Ortodoksluk için çok önemli din adamlarının mezarları ve adlarına inşa edilen kiliseler var. Bizans, Lusignanlar, Venedikler dönemlerine ait anıtsal mimari eserler var. Ve bizim için önemli iki dönem. Hz. Peygamber’in vefatının ardından başlayan Müslüman fatihlerin akınları ve Osmanlılar tarafından fethedilmesi. Bu iki dönemden kalan çok sayıda şehit mezarlarımız var.

Bu yazıda sizlere ilk dönem hıristiyanları açısından oldukça önemli bir ismi Aziz Barnabas’ı ve onun mezarını tanıtmaya çalışacağım.

Aziz Barnabas Türkiye’de daha çok yazdığı İncil ile bilinir. Bugün Ahd-i Cedîd olarak da bilinen Kutsal Kitap’ta yer alan incillerde teslîs ve enkarnasyon yer alırken Barnabas İncili’nde her ikisi de reddedilir. Bizleri heyecanlandıran kısmı ise peygamberimiz efendimiz Hz. Muhammed’in risâletini müjdeleyen ayetlerin Barnabas’ın incilinde yer alıyor olması. Bu nedenlerden dolayı Barnabas İncili Vatikan tarafından onaylanıp kabul edilmiyor.

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç