hh.jpg

Etkinlik Takvimi

27 Ağu 2019;
04:00PM - 05:00PM
Şiir bilmeyen şarkı söyleyemez

Kimler Sitede

525 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 23

Dün 125

Haftalık 829

Aylık 3286

Tüm Zamanlar 315008

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 02 Ağustos 2019 08:48

Gümülcine merkez türbe ve tekkeleri

Yazan

Türkiye sınırının yaklaşık 100 km batısında, Bulgar sınırının 23 km güneyinde ve denizin de 40 km kuzeyinde bir ovada kurulmuş Yunanların Komotini, bizim Gümülcine dediğimiz kent. Batı Trakya Türklerinin dini ve kültürel merkezi olan bu kentte doğal olarak türbe ve tekke bakımından da oldukça zengin. 1371’de Evrenos Bey tarafından fethedilen Gümülcine 1912’de elimizden çıktı. 1344’te Aydınoğlu Umur Bey tarafından zaptedilir ama tekrar kaybedilir. Kaynaklara Gümülcine adı ilk defa bu dönemde geçer ve ondan sonra hep kullanılır.

Şehrin ismine dair bir takım rivayetler var. Evliya Çelebi’nin rivayetine göre Gümülcin adında bir Yahudi buraya gelmiş, çok beğenmiş ve bir kale inşa etmiş. Zamanla kalenin etrafı dolmuş ve insanlar Gümülcine demişler şehre. Bir başka rivayete göre bölgeye ilk yerleşenlerden Kömürcü Nine’nin adından geliyor. Bir başka rivayete göre Yunan hekimlerden Bilkos cüzzama yakalanan kızını Rumçine’yi buraya gönderir ve havası ve suyu iyi gelir, kız burada iyileşir. Derken burada insanlar çoğalır ve şehir kurulur. Rumçine adını verirler bu şehre. Türkler de bu ismi Gümülcine olarak telaffuz ederler. Ben şehrin eski adı Koumoutsina’dan geldiğini ve Türklerin telaffuzu ile Gümülcine’ye döndüğü rivayetini daha makul buluyorum.

Pazartesi, 29 Temmuz 2019 13:13

İskeçe'nin Ova Köylerindeki Türbe ve Tekkeler

Yazan

İskeçe’nin etrafındaki yakın köylere ova köyleri denildiğini ben İskeçe’ye gelince öğrendim. Öğrenince tasnifi de ona göre yaptım. Kırklar Tekkesi ile başlayalım anlatmaya.

Kırklar Tekkesi

Kırklar Tekkesi adını yanına kurulduğu nehirden alıyor, diğer Yeniceler ile karışmasın diye buraya Yenice-i Karasu demişler. Bir zamanlar İskeçe’den daha büyük ve merkez iken zamanla İskeçe’ye bağlı bir köy haline gelmiş. Bazı yerlerin böyle kaderleri oluyor. Bir deprem, bir yangın, bir doğal afet her şeyi değiştirebiliyor. Yenice’nin de kaderi değişmiş.

Yenice’de İskeçe’de olmayan abidevi eserler var. Vezir Mustafa Paşa camii ve Defterdar Ahmet Paşa külliyesi gibi eserler İskeçe’de yok. Evliya Çelebi Yenice’den bahsederken İskeçe’den hiç bahsetmez mesela. Kaynaklarda Hasan Baba, Mahsun Baba, Mercan Ana, Müsellem Baba, Öksüz Baba, Taybe Sultan, Ali Baba ve Ahmet oğlu Ahmet Baba türbelerinin adının olması boşuna değil. Ama gittiğimizde elimizdeki listeden sadece Kırklar tekkesini bulabildik.

Pazar, 28 Temmuz 2019 09:31

İskeçe Balkan Köyleri Türbe ve Tekkeleri

Yazan

İskeçe Balkanlardan denize kadar uzanan, hem denizi hem de dağı olan harika bir yer. İskeçe, dağın bitip ovanın başladığı yerde olduğu için köyleri  Balkan köyleri ve ova köyleri olarak tarif ediyorlar. Balkan köyleri ile başlayalım biz de.

Karaca Ahmet ve Karaca Ayşe

İskeçe’nin dağ kolunda bulunan köylerden biri Şahin. Bu sokaklarından bir arabanın zor geçtiği ve herkesin motor kullandığı köy adını Lala Şahin Paşa’dan alıyormuş. 1375’lerde kuruluyor köy, oldukça eski. Bu güzel köyde iki türbe var. Biri köyün içindeki camiin içinde, evet içinde yanlış okumadınız. Diğeri de camiin tam karşısındaki tepede. Bir rivayete göre ikisi de makam türbesi.

Bölgede daha önce hiçbir yerde görmediğim bir şey türbenin camiin içinde olması. Girişte, yerden bir buçuk metre kadar yükseklikte. Muhtemelen cami yeniden inşa edilirken ve genişletilirken içeride kalmış olmalı. Camii de türbenin olduğu yere inşa etmişler zaten ilk yapıldığında. Türbenin duvara gelen taraflarında çini ile kaplanmış ve İstanbul Karaca Ahmet dergahından alınma şu ibare kuşak yazısı olarak dönülmüş: Hüve’l-Hayyü’l-Baki Menba-ı feyz-i Hüda mazhar-ı nûr-ı Hüda kutbü’l-arifîn Karaca Ahmed hazretlerinin dergah-ı muallâsıdır. 1350. Ketebehü Abdülkadir. Belli ki burası için yazdırılmış bu yazı. Aynı yazı bir mermer kitabe olarak da yazılmış ve sandukanın baş tarafında duvara dayalı bir şekilde duruyordu.

Cumartesi, 27 Temmuz 2019 07:57

İki güzel bina ile üniversite olmuyor

Yazan

Üniversitelerle ilgili peşpeşe birkaç yazı yazdığım için olsa gerek gündemi pek meşgul etmeyen bir haber dikkatimi çekti.

Haber şu:

BİLKENT Üniversitesi, dünyada önde gelen bin üniversitenin bilimsel araştırma performanslarını değerlendiren Leiden Üniversitesi'nce yapılan sıralamanın 'halka açık makale oranı' kategorisinde dünya birincisi oldu. Yükseköğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ise sosyal medya hesabından Bilkent Üniversitesi’ni tebrik etti.

Haberde üniversite ismi geçmeseydi, aklıma gelen üç üniversiteden biri Bilkent olurdu benim. Neden mi? Anlatayım.

Devamını okumak için tıklayınız.

İskeçe’nin doğusundaki aşağı mahallelede Christou Kopsida 34’te bugün küçük bir kısmı kalmış bir Bektaşi tekkesi var. Gittiğimizde kapalı olduğu için içine giremediğimiz cadde ile sokağın köşesindeki kuçkuç tekkesi de denilen Hasip Baba tekkesi beyaz badanalı, kiremitli, orta büyüklükte kagir bir yapı. Önünde de dört mezar olan avlusu var. Belli ki büyük bir kısmı yola ve çevresindeki evlere gitmiş.

Tekke meşhur 1826 Vaka-ı Hayriye’den sonra tahrip edilir ve boşaltılır. Bu baskı uzun sürmez ve yirmi yıl içinde baskı gevşer, bir müddet sonra da Bektaşiler üzerindeki takibat kalkınca tekke yeniden faal olur. O dönemlerde postta Kesriyeli Hafız Kemalî Baba oturmaktadır. Hafız Baba’nın vefatının ardından yerine Limnili İbrahim Baba gönderilir. İbrahim Baba dergahın halini görünce üzülür ve İstanbul’dan, Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’dan yardım ister. Mehmet Ali Hilmi Dedebaba bu iş için o zamanlar 86 yaşında olan Sütlüce Caferâbad dergâhı postnişini Hacı Hasib Baba’yı görevlendirir ve gönderirken de tamirat için bir tarih düşürür. Bu dörtlük kitabe olarak hâlen dergahın girişinde kapının üstünde asılır. Bir kısı boyanmış kitabe şöyle:

Çarşamba, 24 Temmuz 2019 09:25

Kuzey Yunanistan'ın incisi: Selanik

Yazan

Türkler arasında Selanik ismini duyup da heyecanlanmayan var mıdır acaba? Jön Türk hareketinin beşiği, İttihad ve Terakki’nin kurulduğu, Gazi Mustafa Kemal’in doğduğu, Türklerin “İstanbul’un bir parçası”, Yahudilerin “şehirlerin anası” dedikleri Kuzey Yunanistan’ın en önemli şehri. Osmanlılar döneminde çok dilli ve çok kültürlü kozmopolit bir şehir iken günümüzde bu özelliğinden eser kalmayan bu güzel şehirden 1912 yılında çekildik. Bizim ardımızdan iki dünya savaşı iki deprem geçiren şehir bayağı değişmiş.

Selanik 1387 baharında Çandarlı Hayrettin Paşa ve Gazi Evrenos Bey tarafından fethedildi. Her yerde olduğu gibi Selanik’te de Türkler Rumlara çok iyi davrandı ancak Ankara Savaşı’ndan sonra Bizans’a geçen Selanik, tekrar Türk hakimiyetine geçmek için 1430 yılını bekleyecekti. Bizans’ın Venediklilere sattığı şehri zorlu bir muhasaradan sonra alan II. Murad Venediklilerden kaçan Rumları geri çağırdı, mallarını iade etti ve yüzyıllarca sürecek Türk barışı şehre hakim oldu. Hatta papazların Türklere gizli geçitleri göstererek şehrin alınmasında yardımcı olduğu ve bu yüzden manastıra imtiyazlar verildiği rivayet edilir. İspanya’dan kaçan Yahudilerin bir bölümü de Selanik’e yerleştirilince şehrin ticaretinin yanı sıra ilim ve kültür faaliyetlerini geliştirdiler ve Osmanlı coğrafyasında ilk matbaayı burada kurdular. Sebatay Sevi’nin de burada yetiştiğini hatırlatmama gerek var mı?

Malum üniversiteler için tercih yapma haftasındayız ve öğrenciler ve veliler hangi üniversiteyi ve hangi bölümleri tercih etmesi konusunda düşünüyorlar ve araştırıyorlar. Henüz karar vermeyenlerle karar vermekte güçlük çekenlere yardımcı olacak bir listeye tesadüf ettim. İŞKUR’un 2018 İşgücü Piyasası Araştırması Türkiye Raporu.

İşkur piyasa araştırması sonucunda eleman temininde güçlük çekilen sektörleri tespit etmiş ve sıralamış. Bu meslekleri inceleyerek fıtratınıza ve arzunuza uygun olanları seçebilirsiniz. Ancak listede sıralanan mesleklerin büyük bir kısmının bölümü veya fakültesi yok. Bir kısmı iki yıllık iken büyük bir kısmı iki farklı disiplinin birleşmesinden oluşuyor.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 19 Temmuz 2019 12:25

Tırhala yahut Trikkala

Yazan

Biz Tırhala diyoruz, Yunanlar Trikkala/Trikala diyorlar. Arta’dan Orta Yunanistan’ın tam ortasında olan bu şehre dağların arasından geçerek gittik.

Tırhala Yunanistan’ın en eski şehirlerinden biri imiş. I. Beyazıd ve Gazi Evrenos Bey’in 1394’de sulh ile alır bu güzel şehri. Sırp yöneticilerden kurtulmak isteyen halk Hristiyan nüfusa ve kiliselerine dokunulmaması şartıyla Türklerin idaresini tercih ederler. Sulh ile alınan bu güzel şehir yine bir anlaşma sonucu 1881’de yeni kurulan Yunanistan kırallığına bırakılır.

Şehirde Türkler ve Rumların yanında İspanya’dan kaçıp Osmanlılara sığınan Yahudiler de yaşamaya başlar. Ticaretin geliştiği şehirde kırmızı keçi derisi meşhurmuş. Pamuk ve ipek de şehrin ekonomisini canlandıran ürünlermiş.

Cuma, 19 Temmuz 2019 09:25

En iyi üniversite hangisi?

Yazan

Bu sene de milyonlarca öğrenci sınava girdi. Bir kısmı ilk kez girerken büyük bir kısmı daha önceden girdiği halde şansını yeniden denedi. Merakla bekledikleri sonuçlar da geçenlerde açıklandı.

Herkes aldığı puanı biliyor. Artık işleri kolay adayların. Tercih motorları, sihirbazı, kılavuzu, atlası ve daha sayamadığım ve bilmediğim birçok ismi olan programlara girilip puanlar yazıldığında kazanılabilecek okullar görülebiliyor. Danışmanlar ve rehberler de var. Öğrenciler internet üzerinden veya bizzat rehbere giderek puanına göre girebileceği üniversiteleri en çok girmek istediğinden başlayarak sıralayacak. Sonra da sonuçların ilan edilmesini heyecanla bekleyecekler.

Devamını okumak için tıklayınız

Perşembe, 18 Temmuz 2019 13:10

Narda yahut Arta

Yazan

Narda

Arta

Orta Yunanistan’ın bir diğer güzel şehri de Arta yahut bizim deyişimizle Narda. Göl ile dağ arasındaki düzlükte kurulu bu küçük ve sevimli şehir denize yaklaşık 15 km uzaklıkta. Yanya’nın 70 km güneyinde yer alan Narda’ya dağların ve ormanların arasında geçen yaklaşık bir saatlik keyifli bir yolculuktan sonra vardık. Şehir adını yakınında bulunduğu körfezden alıyor. Barbaros Hayraddin Paşa’nın Preveze Deniz Savaşına hazırlanan donanmasını burada konuşlandırdığını söylersem sanırım daha iyi anlaşılacak. Preveze de Narda’ya 45 dakikalık bir mesefade zaten.

Şehir sulh ile bize geçmiş ve biz de sulh ile devretmişiz. Yanya’nın fethinden sonra despotunun Osmanlı Devleti’ni tanıması üzerine 1449’da Türklerin idaresine geçer ve ismini de Narda olarak değiştirir atalarımız. Narda demelerinin iki nedeni olduğu rivayet ediliyor. İlki körfeze dökülen ırmağın adından dolayı. Evliya Çelebi ise buranın narlarının şöhretinden dolayı bu ismin verildiğini düşünüyor. Ama bana Türkçe söyleyiş kolaylığından dolayı verilmiş gibi geliyor. Türkler ve Rumlarla birlike Yahudilerin de yaşadığı Narda dört asrı aşkın bir süre sonunda Berlin Anlaşması ile de (1878) Yunanistan’a bırakılır ve 1881’de fiilen terkedilir. Müslüman halkı da kuzeye göç eder.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç