4.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

170 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 51

Dün 91

Haftalık 142

Aylık 2347

Tüm Zamanlar 326658

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 21 Ekim 2019 11:18

Pak gönüllü bir ışık: Nuri Pakdil

Yazan

Geçen hafta sonu Nuri Pakdil ile geçti. Kimilerine göre Nuri Pakdil yaşadığı çağa damgasını vuran bir düşünce adamı, bir şair kimilerine göre ise değil. Hakkında olumlu-olumsuz o kadar çok şey söylendi ki hiç tanımayanların ve okumayanların kafası karışabilir. Dile getirdiği düşüncelerin şairliğini geri plana attıracak kadar kuvvetli olduğu kesin. Şiir kitapları kısa şiirlerden oluştuğu için eleştirilir zaman zaman ve şairliği tartışılır. Ama herkesin beğeneceği ve terennüm edeceği bir dizesinin olması Koca Ragıp Paşa’nın dediği gibi;

Eger maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 17 Ekim 2019 11:56

Kıbrıs bizim neyimiz olur!

Yazan

Geçen haftayı KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaptığı, o adı ve soyadı taşıyan birine hiç yakışmayacak talihsiz ve incitici açıklamayı tartışarak geçirdik. Başta siyasiler olmak üzere gereken cevabı Türkiye’de ve KKTC’de fazlasıyla aldı ve alacak. Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden bir zatın çevresinde kendisine Türkiye’nin içinde bulunmuş olduğu şu ortamda böyle lakırdılar etmesinin ne siyaseten ne de ahlaken doğru olduğunu söyleyecek bir Allah’ın kulu yok muydu?

Ona üstelik yazılı yaptığı bu açıklamanın Türkiye’de PKK/YPG’nin savunulması anlamına geleceğini, kamuoyunda büyük tepki çekeceğini hatırlatacak bir danışmanın olmaması bir başka fecaat. Var da uyarılmasına rağmen bu açıklamaları yaptıysa o zaman burada söylemeye dilimin varmadığı başka bir durum söz konusu ki o daha da beter.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 11 Ekim 2019 10:24

Havva olmasaydı Adem adam olamazdı

Yazan

Ben şanslı bir adamım, onca şey söyledikten sonra insanım diyecek halim yoktu, yazdıklarımı okuyan, okumakla kalmayıp bir de eleştiren ve bana akıl veren okurlarım var. Kendisi gibi düşünmediğim ve yazmadığım için eleştiren okurlarımla anlaşmada zaman zaman sıkıntı yaşasam da sonunda bir noktada buluşuyoruz.

Adamlık giderse insanlık da gider, başlıklı yazıdan sonra bu sefer başka bir okurumuz yazımızın eksik olduğunu, adam ile Âdem arasındaki ilişkiye değinmediğimi, adamlık dilden giderse Adem’in hakikatinin izah edilemeyeceğini söyledi ve bana Adem’i tanıtmamı istedi. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 07 Ekim 2019 21:29

Nedir bu Tahirlerin Nefi'den çektikleri

Yazan

Adı Tahir olup da Nefi’nin meşhur şiiri ile yapılan bir espriye muhatap olmayan var mıdır, bilmem. En azından bizim ve bizden sonraki neslin yoktur herhalde. Hâlen edebiyat derslerinde bu şiir örnek olarak veriliyorsa yeniler de bilir. Nefi’nin bahsini edeceğimiz şiiri, derslerde özellikle edebi sanatlar bahsinde tevriye için verilen örneklerin başında gelir ve şiir anlaşıldıktan sonra öğrenciler mutlaka gülerler. Hele bir de sınıfta Tahir adında biri varsa “Vay onun hâline!” Artık bir süre sınıfın esprilerine katlanmak zorunda kalmaktan başka elinden bir şey gelmez.

Methiye ve hicviye şairidir; Nefi. Dili çok keskin, bazen çok acıtıcı. Dostlarına bile kıyacak kadar gözü kararıyor, eğer canını sıkacak bir şey görürse. Bu yüzden de başına gelmedik kalmıyor. Affediliyor, yine yazıyor ve cezalandırılıyor.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 07 Ekim 2019 13:27

Adamlık giderse insanlık da gider

Yazan

Birkaç hafta önce Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil başlıklı bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. Yazının ardından bir hanım okurumuz beni kadın-erkek ayrımına dikkat etmemekle itham etti. Öyle bir şeyi düşünmediğimi ve yapmadığımı, erkekler için de aynı şeyleri yazdığımı desem de verdiğim örneklerin hep kadınlardan olduğunu söyleyerek iddiasında ısrar etti.

Cinsiyet ayırımcılığı o ana kadar pek düşünmediğim ve üzerinde durmadığım bir konu idi. Öğrenci iken karşılaştığım bir sahneyi hatırladım birden. Kadıköy’de oturup Beyazıt’a okula gittiğim için her sabah vapura binerdim. Sisli günlerde de seferler iptal olurdu ve sisin kalkmasını beklerdik. Böyle bir günde fakülteden de tanıdığım devrimci bir grup arkadaşla karşılaşmıştım. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Salı, 01 Ekim 2019 13:04

Söze değil öze bakın

Yazan

Bir grup arkadaş ile birlikte seyahate çıkmıştık. Sabah namazı vakti Edirne Selimiye Camiine denk geldi. Cemaati bekleyecek vaktimiz yoktu. İçimizde sesi ve tilaveti düzgün bir arkadaşımız imamlık yaptı, bir başka arkadaşımız da müezzinlik. Cemaat olup namaz kıldık.

İmamlık yapan arkadaşımız mihraba geçmedi, teeddüpten iki adım arkada durdu. Bizler de imamın arkasında safa durduk. Camie gelenler de cemaati görünce safa dizildiler ve namazı kıldık. Allah kabul etsin.

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 26 Eylül 2019 12:58

Dünyayı iyilik kurtaracak

Yazan

Geçtiğimiz hafta sonu, ikinci hafta kaldırılır endişesiyle ki bir önceki filmi öyle olmuştu, hemen Semih Kaplanoğlu’nun Oscar’a aday gösterilen filmini seyretmeye gittim. Filmin sonunda aklıma nedense Hüseyin Atlansoy’a ait olduğunu sandığım aklımda kaldığı kadarı ile şu dizesi geldi:

Zekamızla baş edebilirsiniz ama saflığımızla asla

Bu dizeyi izah etmek için film çekilse herhalde bu kadar olurdu. Filmin iki kahramanından biri olan Kübra Pir’in canlandırdığı ve benim çok başarılı bulduğum Aslı’nın zekası en az Kübra Pir kadar başarılı olan Ece Yüksel’in canlandırdığı Gülnihal’in saflığı ile baş edemedi ve teslim oldu. Bana soracak olursanız filmin özeti ve konusu bu. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Ben evcil hayvan olmayan bir evde büyüdüm. Ne bir kedim oldu ne de bir köpeğim. Oynadığımız sokaklarda kediler ve köpekler vardı ama onlara ne dokunurduk ne de severdik. Yakın bir zamana kadar bir kediyi kucağıma alıp sevmişliğim bile yoktu. Ben öğrenmediğim için çocuklara da öğretemedim hayvanları sevmeyi. Dünyanın en munis hayvanı koyundan bile çekiniyorlar. Sokakta köpek gördüklerinde korkuyorlar ve kedileri ellerine alıp sevemiyorlar. Bu duruma üzülmüyor değilim. Bir ara akvaryum almıştık. Bakmayı beceremedim ve balıkların öldüğünü gördükçe çok üzüldüğüm için bir yakınıma verdim. Sesi için beslenen kuşlardan birinden almaya niyet ettim ama bir türlü fırsat bulup alamadım. Biraz ihmal ettim. Bir ara kedi almaya heves ettim, onu da beceremedim. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Üç önceki yazımda bu soruyu sormuş ve cevabını aramaya başlamıştım. Bu yazının ardından önce Müslümanların sonra da Türklerin şehirlerini ve kuruluşlarını anlatmaya çalıştım. Bu yazıda da ilk yazıda sorduğumuz sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

İşe önce St Petersburg’un kuruluşu ile başlayalım. Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü büyük şehri olan St Petersburg, bizim Deli Petro, Rusların Büyük Petro dedikleri Çar 1. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te Baltık Denizinin kıyısındaki Neva Nehri üzerinde 42 adacık üzerinde kurulmuş. Şehir Venedik ve Roma’ya benzetilmeye çalışılmış. Venedik’e benzetmek için binalar arasında kanallar açılmış, Roma’ya benzetmek için de girişleri Roma’dakilere benzeyen sütunlu ve üçgen alınlı büyük abidevi binalar inşa edilmiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

Müslümanlar St Petersburg gibi bir şehir kurarlar mı, sorusunu sormuştuk ve cevabını aramaya devam ediyoruz. Geçen yazıda sorunun cevabının ilk aşamasını Müslümanların kurduğu ilk şehir üzerinden vermeye çalıştık. Bu sefer de Türklerden ve kurdukları şehirlerden bahsederek sorunun cevabını aramaya devam edeceğiz. Ama önce Türkler derken Asya’da kurulanlar ile Selçuklu ve Osmanlıları kastettiğimi söyleyeyim de söyleyeceklerim daha iyi anlaşılsın.

Türkler, İslam’dan önce de şehirler kurmuştu ve müslüman olduktan sonra da mescidi merkeze alan şehir yapısını olduğu gibi alıp fıtratlarına uygun yaşayacakları coğrafi ortamlarda bir takım özellikler ilave ederek geliştirdiler. 

Devamını okumak için tıklayınız.

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç