3.jpg

Etkinlik Takvimi

13 Ara 2018;
02:00PM - 03:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair Konuşmaları

Kimler Sitede

232 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 10

Dün 142

Haftalık 10

Aylık 1514

Tüm Zamanlar 281129

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 20 Eylül 2018 14:13

Telefon Tutulması

Yazan

Telefon Tutulması

Başlığı görünce "Bu da ne demek?" der gibi baktığınızı hissediyorum. Biraz kızgın biraz da şaşkın bir halde “Telefon ay mı ki tutulsun?” veya “Telefon tutulmaz da ne yapılır ki?” dediğinizi işitir gibi oluyorum. Ama ben tutulma derken onları kastetmiyorum ki. Neyi mi kastediyorum? İzin verirseniz açıklamaya çalışayım.. Siz de sabrınız, zamanınız  ve fakirinize tahammül gücünüz varsa okursunuz.

Bir gezi kitabında yazarın yol tutulmasından bahsettiğini okumuştum seneler evvel. Kitabın adını unuttum ama bu kavramı unutmadım. Ne kadar hoşuma gittiyse artık.

Yazar yolculuğa çıkanların yakalandığı hastalıklardan bahsederken kullanır bu deyimi. Yolda bir şeylerin tutması üzerine istifrağ etmekten değil, burada tutulmaktan kastedilen. Mesela araba kullanıyorsunuz, susadınız veya acıktınız. En yakın yerde durmak gerekir değil mi? Hayır, işte “Şurayı da geçeyim dururum.”, “Buraya varayım yerim.”, “Oraya gidince içerim.”… derken susuz ve aç bir şekilde saatlerce gitmeye yolun yolcuyu tutması anlamında yol tutulması deniliyormuş. Bunu çok yaparım ve hanım da durumdan hep şikâyet ederdi. Yol tutulması tabirini okuyuncaya kadar düştüğüm durumun farkında bile değildim.  Öğrendikten sonra yaptığımın farkına vardım ve şimdi artık ihtiyacımız olduğunda en yakın yerde duruyorum. Yolun beni tutmasına izin vermiyorum.

Perşembe, 20 Eylül 2018 08:53

Bulgaristan'ın Manevi Bekçileri

Yazan

Bulgaristan ile yakından ilgilenmem doktora yaparken olmuştu. Tezim İsmail Hakkı Bursevî ve onun bir eseri üzerine idi. İsminden dolayı Bursalı olduğunu düşündüğüm bu muhterem zâtın Filibeli olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Daha sonra Şumnu ve diğer şehirlerin de ismini gördükçe kendisi de Bulgaristan’dan gelen bir ailenin çocuğu olan mesai arkadaşım merhum Erol Çetin’e bu yerleri sorar ve oralarla ilgili sohbet ederdik. Bursevî’nin şeyhi Atpazarî Osman Fazlî İlahî de Şumnulu idi ve ömrünün son yıllarını Kıbrıs’ta geçirmiş ve Bursevî de ziyaretine Kıbrıs’a gitmişti.

Kaderin garip cilvesi olsa gerek Kıbrıs’ta iki yıl kaldım ve bu süre zarfında defalarca Kutup Osman olarak bilinen Osman Fazlî İlahî’nin Mağusa’daki türbesini ziyaret ettim. Kıbrıs’ta kaldığım hafta sonları tarihî ve turistik yerleri gezerdim. Bu geziler sonucunda da Kıbrıs’ın Manevi Mimarları isimli bir kitap yayınladım. Kitaptan mesai arkadaşım Abidin Karasu’ya da verdim. Her şey bu kitap verme ile başladı.

Pazartesi, 17 Eylül 2018 10:24

Leyla ile Mecnun

Yazan

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir.

Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun'un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla'yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

Pazartesi, 17 Eylül 2018 10:12

Romeo ve Juliet

Yazan

Capuletler ve Montagueler birbirine düşman iki ailedir. Aralarındaki bitmek bilmez kin ve nefret vardır ve bir sürü kan dökülmüştür. 

Eser ateşli ve heyacanlı olduğu her halinden belli olan Tybalt’ın olayı tam olarak öğrenmeden Romeo’nun arkadaşına saldırdığı sahne ile başlar. Tybalt’ın bu dizginlenemeyen hiddeti sonradan yaşanacak olayların müsebbibi olacaktır. Shakespeare adeta ilk sahneyi okurun Tybalt’ı daha iyi tanıması için yazmıştır.

Bu sahne aynı zamanda Capulet ve Montague aileleri arasındaki düşmanlığı  da gösterir. Şehrin yönetici Prens Escalus’un araya girmesi ile olaylar yatışır ama daha sonra küçük bir kıvılcımla tekrar ateşleneceğini okuyucu hissseder ve sezer.

Pazar, 16 Eylül 2018 13:43

Kızana, Sarıkız ve Nemfler

Yazan

Eskicuma’da (Tırgovişte-Bulgaristan) cam fabrikasına giden yol üzerinde ve Eskicuma’ya hâkim bir noktada, Momino köyünün girişinde yol üzerinde birtakım yapılardan oluşan güzel bir tekkede Kızana adında bir erenin türbesi vardır.

Kızana, Demir Baba Velâyetnâmesi’ne göre ise 16. asırda yaşamış Demir Baba ve Akyazılı Sultan ile sıkça görüşen bir kadın derviş. Nişanlı bir kız iken evlenmekten vazgeçmiş ve nişanlısını da bir akrabasıyla evlendirip kendisini halka ve Hakk’a hizmet etmeye adamış Kızana öldükten sonra da mezarı türbe olmuş.

Peki Kızana’yı halk arasında böyle önemli ve değerli kılan ne?

Doğumu ile ilgili başlar onun hakkındaki menkıbeler. Kızana’nın anababasının çocuğu olmazmış. Bir gün annesi rüyasında Kızana’ya hamile kalacağın görmüş ve Kızana dünyaya gelmiş. Adını da Zühre koymuşlar. Zühre’nin aynı zamanda bir yıldız adı olduğuna dikkatinizi çekerim.

Pazar, 02 Eylül 2018 22:36

Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır

Yazan

yahut

Ölümsüzlük ağacı nedir?

Geçenlerde bir vesile ile Mesnevi’nin ikinci cildinde geçen Ölümsüzlük ağacını arayan padişah isimli hikâyeyi okuyunca yıllar önce sorulan bir soru geldi aklıma nedense. Fi tarihinde bir öğrenci “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır sözünde bir mantık hatası yok mu?” diye sormuştu. Ne verdiğim cevabı hatırlıyorum ne de öğrencinin verdiğim cevaptan tatmin olup olmadığını. Bir kez daha cevap vermeye çalışayım.

İnsanoğlu tarih boyunca iki nesneye sahip olmak için uğraşmış durmuştur. Biri onu ölümsüz yapacak bir yiyeceği bulmak, diğeri de bakırı altına çevirecek iksiri icat etmek. Ölümsüzlük meyvesinin olduğu hayat ağacı hakkında çok sayıda makale ve kitap var. Ben meselenin tarihi ve edebi yönüne hiç girmeyeceğim. Merak edenler Gönül Tekin’in Sümerlerden başlayarak dinlerde ve mitolojilerde geçen ölümsüzlük ağacı veya hayat ağacını anlattığı makalelerini okusunlar. Ben neyi kastettiğimi müsaadenizle Mesnevi’den bir hikâye ile anlatmaya çalışayım.

Pazar, 26 Ağustos 2018 22:49

Vidin'de bir garip türbe: Selahattin Bey

Yazan

Bulgaristan'ın Türkiye’ye en uzak noktasında, bir hastanenin bahçesinde kalmış, yıkılacağı günü bekleyen bir garip ve öksüz türbe var: Sadeddin Baba olarak da biline Selahaddin Bey türbesi.

Bir zamanlar türbe bir zaviyenin içindeymiş. 1904 yılında hastane yapılacağı gerekçesiyle zaviye yıkılır, sadece Selahaddin Bey’in türbesi bırakılır. O da el atılmazsa birkaç sene içinde yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya.

Bulgarlar Selahaddin Bey’in türbesini yıkmazlar ama ona bir ortak bulmaktan da geri kalmazlar. İddialarına göre tekke olmadan önce burası Hristiyanlara ait kutsal bir mekân imiş. Ama bizim bildiğimiz öyle değil. Selahaddin Bey Vidin’de görev yapan bir kumandandır. Viyana seferi ilan edilince gönüllüler çıkar. Viyana kuşatmasına katılmak isteyen bin kadar gönüllü askerin eğitilmesi ve düzene sokulması gerekmektedir. Onlara komutanlık yapacak biri aranır ve bulunur. Gönüllü birliklerin eğitimi ve komutası Selahattin Bey’e emanet edilir. Kuşatması öncesi yapılan savaşlarda Selahattin Bey ve yanındaki gönüllüler şimdiki hastanenin olduğu yerde şehit edilirler.

Cumartesi, 04 Ağustos 2018 14:30

Rumeli'nin manevi fatihlerinden Otman Baba

Yazan

Bulgaristan’da hakkında en çok araştırma yapılan ve en eski dört türbeden biri Otman Baba türbesidir.  Akyazılı Sultan, Demir Baba, Kıdemli Baba ve Mestanlı’daki Hamza Baba türbeleri ile birlikte değerlendirebileceğimiz Otman Baba türbesi günümüze kadar gelmeyi başarmış oldukça görkemli ve etkileyiciliğiyle klasik dönem Osmanlı türbe mimarasinin güzel bir örneği. 1976 yılında elden geçirilen ve halkın desteğiyle yenilenen türbe bugün gayet iyi durumda. 1967 yılında milli kültür anıtı ilan edilmesinin de rolü olsa gerek.

Eski adı İlyasça olan Trakiets köyünün adını tekkeden alan Teketo mahallesinde bulunan ve Hasköy ve civar köylerde yaşayan Müslümanlar tarafından sık sık ziyaret edilen Otman Baba türbesi bir külliye. Zamanında tekke, cami, medrese, hamam, meydan-ı fukara ve meydan-ı bahar bulunurmuş. Maalesef bugün sadece türbe kalmış.

Türbenin durumu

1507 yılı civarında, Sultan II. Bayezid Han döneminde yaptırılan Otman Baba Türbesi'nin önünde arabaların da park edebileceği bir meydanın olduğu güzel bir girişi var. Basık bir ahşap kapıdan boyun bükülerek girilen girişin her iki yanında gelen misafirlerin dinlenmesi, beklemesi veya bir şeyler okuması için ayrılmış iki oda bulunuyor. Bu odaları geçince bizi içinde türbenin de olduğu bir avlu karşılıyor.

Cuma, 03 Ağustos 2018 11:54

Elmalı Baba ve tekkesi

Yazan

Bulgaristan’da gezdiğim gördüğüm yerler içinde en bakımlı ve tamamlanmış yapının Elmalı Baba Tekkesi olduğunu söylemesem bu hâle getirmek için çalışanlara haksızlık etmiş olurum. Daha girişinden itibaren başlayan düzen ve intizam tekkenin her bir köşesinde görülüyor. Etrafı taş duvarla çevrili külliye bahçe, mihman evi, meydan, mescid, türbe, çilehane, aşhane hasılı her köşesi taş ve ahşapın mükemmel uyumunun sergilendiği adeta bir film platosu gibi hoş ve güzel bir yer olmuş. Bu hale gelmesinde emeği geçenlere can u gönülden teşekkür ederim.

Elmalı Baba Tekkesi, Doğu Rodopların en önemli ve tarihi mistik yapısı. Rodoplara geçiş noktasında, bir derbentte kurulan tekkenin bulunduğu yer oldukça önemli. Eski adıyla Mandacılar, yeni adıyla Bivalyone köyünün içinden geçtikten sonra bir kilometrelik bir yolun ardında muhteşem yapısıyla karşımıza çıkan Elmalı Baba’nın bulunduğu köy 1913 yılına kadar Dimetoka’ya bağlı iken Bükreş Anlaşması ile Bulgaristan’a bağlanmış.

Perşembe, 02 Ağustos 2018 14:25

Huzursuzluk veren roman

Yazan

Zülfü Livaneli ülkemizin yurt içinde ve dışında en çok bilinen müzik, edebiyat, kültür ve siyaset adamlarından. Kitapları da birçok dile çevriliyor ve okunuyor. Livaneli’nin birçok kitabını okudum, özellikle ilk romanlarını. Ancak son dönemlerde yazdıklarını çok politik ve dış dünyaya yazdığını düşündüğüm için pek okumazdım. Dün yanımda okuyacak kitap olmadığı için bir arkadaşımın masasında görünce, üstüne bir de arkadaşım alabileceğimi söyleyince yanıma aldım ve iki saate yakın süren yolculuğum esnasında okudum. Öyle düşünmekle haksız olmadığımı bir kez daha anladım.

Bu arada aklınıza bu kadar çabuk okunmasını eleştirdiğim gelmesin. Benim tercih ettiğim romanlar bu türler. Uzun hikayeden biraz daha uzun. Boş cümleler ve hikayelerle uzatmaktansa her biri üzerine düşünülecek cümlelerden oluşan kısa ama yoğun metinler.

Hiçbir sanat eserine kötü diyemem, neticede bir gayretin ürünü. Bana hitap etmediğini ve emeğe saygısızlık etmiş olacağımı düşünürüm. Ama hiç eleştirmeyeceğim anlamına da gelmiyor bu düşüncem. Bir roman için önemli olan hususlardan biri akılda kalacak bir hikaye ve birkaç cümlenin olması. Bu romanda fazlasıyla var. Harese hikayesi mesela. Yezidiler için söylenen “İnsanlık ağacının kırılmış dalı” veya Nergis ve Hüseyin’in ölürken mırıldandığı kitaba ad olabilecek “Ben de insandım” sözleri mesela.

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç