is.jpg

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları

Kimler Sitede

82 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 71

Dün 53

Haftalık 569

Aylık 6618

Tüm Zamanlar 252110

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 13 Ocak 2018 20:15

Yardımcı Doçentlik ve Doçentlik üzerine

Yazan

Malum, Cumhurbaşkanımız geçen Cuma günü (12 Ocak 2018) Marmara Üniversitesi’nin 135. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada yardımcı doçentlik ve doçentlik ile ilgili düzenleme yapılacağını söyledi. Ardından YÖK yapılacak değişiklikler hakkında bilgi veren bir açıklama ile yardımcı doçentliğin kaldırılacağını, mevcut yardımcı doçentlerin doktor öğretim üyesi kadrosuna geçirileceğini ve öğretim üyesi statüsünde olacaklarını ve o statünün de yardımcı doçentlik gibi geçici kadro olacağını açıkladı.

Doçentlik için ise dil sınavı ve sözlü sınavın kaldırıldığını, dil barajı ile diğer şartların üniversitelere bırakıldığı açıklandı. Aday isterse mülakatı ÜAK’tan da alabilecek. İşlem ve hukuk açısından bir fark olmayacak yapılan açıklamadan anlaşıldığı kadarı ile. Yine derse girecekler, sözleşmeli olacaklar, öğretim üyesi sayılacaklar. Tez yönetme ve lisansüstü ders verme konusu biraz muğlak. Sanırım zamanla o konu da vuzuha kavuşur.

Yapılan değişikliklerin yardımcı doçentleri hayal kırıklığına uğratma ihtimali olduğunu, kimilerinin bu durumu tenzil-i rütbe olarak değerlendirmeleri mümkün. İçlerinde doğrudan doçent kadrosuna atanacaklarını düşünenler, bunu teklif edenler olmuştu. Ayrıca yardımcı da olsa doçent ünvanını kullanmaktan hoşlananlar da vardı. Sanırım böyle düşünen arkadaşlarımız alınan bu kararlardan pek memnun kalmayacaklar. Bu tür bir değişikliğin özellikle yardımcı doçentleri ve doktorasını yeni bitirenleri pek tatmin etmeyeceğini ve kısa bir süre sonra eski statüyü ister duruma gelirlerse şaşırmayacağım.

Malum, kimi hocaefendiler televizyonlarda, radyolarda günde şu kadar şu duayı edersen şöyle olur, şunları yaparsan böyle olur, türünden kurdukları cümlelerle kendilerini dinleyenlere vaaz u nasihatte bulunuyorlar. Bir kısım ilahiyat hocaları da çıkıp bunları eleştiriyorlar, anlattıkları şeylerin doğru olmadığını hatta dinde yeri olmadığını söyleyerek eleştiriyorlar. Bu sefer karşı taraf da onlara ahir zaman uleması diyerek eleştiriyor. Bir kesime de eğlence çıkıyor tabi ki. Tarafları kızıştırdıktan sonra ellerinde patlamış mısır, atışmaları ve çatışmaları komedi filmi seyreder gibi gülerek  seyrediyorlar.

Bu tartışmaların bir faydası olur mu, bir hakikat çıkar mı diye düşünmeyin, ne faydası olur, ne de bir hakikat çıkar. Laf kıtlığında asma budamaktan başka bir şey değil konuşulunlar, boş lakırdı.

Peki Allah için ibadet nasıl olmalı?

Söylemesi çok basit: Aşkla ve şevkle. Can u gönülden istemekle ve samimi amelle. Ne demek istediğimi iki örnekle açıklayayım.

Yaşını başını almış bir ihtiyar evin damında namaz kılarmış. Derken sevgilisini görmek için dama çıkan bir genç ihtiyarın önünden geçmiş. Adam çok kızmış ve gence dönerek çıkışmış:

Pazar, 07 Ocak 2018 15:07

Arif ne kadar arif?

Yazan

Arif V216 filmi üzerine

Cem Yılmaz’ı beğenmek için bir çok neden sayabilirim ama iki neden diğerleri arasında öne çıkıyor. İlki bizim yaş grubunun meşhurlarından olması, ikincisi de kabalığın ve bayağılığın komedi olarak sunulduğu bir devirde zekayı ve ironiyi mizaha sokması. O yüzden ne zaman bir Cem Yılmaz filmi olsa fırsat düşürür, giderim.

Cem Yılmaz belki sinemacı olarak bilinen birçok kişiden daha fazla filmde oynamıştır ama onun adı geçtiğinde akla ilk gelen modern meddahlık dediğimiz stand-upçılığıdır.  Onun bu şekilde şöhret olması filmlerinin geniş bir kitleye ulaşması bakımından avantaj gibi görünmekle birlikte insanları beklentiye sokması ve tek kişilik gösterilerindeki performansını görecekleri düşüncesi içine itmesi de şansızlığı oluyor zannımca. Seyrettiği filmlerdeki  kötü karakterleri dışarıda gördüğü zaman dövmek isteyenlerin bolca olduğu canım ülkemde bu durum Cem Yılmaz’ın trajedisi olsa gerek.

Filmi benim için seyredilmeye değer hale getiren bir özelliği daha var: İstanbul’da geçmesi. Yaşlanıyor muyum, bilmiyorum ama sadece eski İstanbul var diye  kötü filmleri bile seyrediyorum. Bu filmde de Yedikule ve Beyoğlu vardı. Elimde imkan olsaydı İstiklal Caddesi ve Yedikule sokaklarının geçtiği sahneleri durdurur, tekrar seyrederdim.

Salı, 02 Ocak 2018 21:24

Meşhed: İran’da kutsal bir şehir

Yazan

Bugünlerde Meşhed adını sık duyar olduk. İran’ın başını ağrıtan ve epeyce bir süre de ağrıtacak gibi duran sokak hareketleri ilk olarak Meşhed’de başladığı için haberlerde sık geçmeye başladı. Geçen sene görme fırsatı bulduğum halde bir türlü anlatamadığım bu şehri yılbaşı münasebetiyle biraz zaman bulunca oturup yazdım.

Horasan eyaletinde yer alan Meşhed, İran’ın ikinci ve en önemli büyük şehri. Onu önemli yapan on iki imamdan sekizincisi İmam Rıza’nın burada medfun bulunması. İmam Rıza’dan sonra şehir gelişmiş, büyümüş, yüzyıllardır Tus olarak bilinen ismini bile değiştirip İmam Rıza’nın şehit edildiği yer anlamında Meşhed olmuş.

Abbasi halifelerinden Me’mun, birlikte gittikleri Merv’den dönerken İmam Rıza’nın Tus’a vefat etmesi ve buraya defnedilmesi ile başlıyor Meşhed’in hikayesi. Me’mun’un babası Harun Reşid de Tus’ta vefat etmiş ve defnedilmişti. Me’mun İmam Rıza’ya olan hürmetini göstermek için onu babasının yanına defneder. Daha sonra türbelerin yanıbaşına Horasan bölgesinin en büyük camii inşa edilir.

Halife Me’mun İmam Rıza’yı o kadar severmiş ki kızını verip damat yapmış kendine. Bununla da kalmamış kendisinden sonra halife olması için veliaht tayin etmiş. Ancak henüz elli yaşında iken Tus’ta aniden rahatsızlanarak vefat etmesi tartışmaları da beraberinde getirmiş doğal olarak. Cenaze namazını da Me’mun kıldırmış. Ne kadar garip, bugün savaşın eşiğine gelen iki ülkenin büyük olarak kabul ettiği iki büyük insan, Sünni Halife Harun Reşid ile Şiiler için çok değerli olan imam aynı yerde defnedilmiş.

Salı, 02 Ocak 2018 10:39

Hz. Peygamber'in şiire karşı tutumu

Yazan

Hz. Peygamber’in hayatında şiir önemli bir yer tutmaktadır ve şiirle ilgili söylenmiş birçok sözü bulunmaktadır. Onun hayatında şiirin yerine baktığımızda üç farklı düzeyde karşımıza çıkmaktadır. Günlük hayatında yeri geldikçe beğendiği kimi beyitleri terennüm etmiş ve söyletip dinletmiştir. Savaşlar esnasında bir silah olarak şiirin kullanılmasına oldukça önem verdiğini görürüz. Bu hem müşrik şairlerin hicivlerine karşı savunma ve eleştirme, hem de müslümanları cesaretlendirme şeklinde görülür. Savaş olmadığı zamanlarda ise şiir vakit geçirme ve muhabbeti artırma amacı olarak söylendiği gibi hikmetli sözleri yayma ve öğretme amacıyla söylenmektedir. Hz. Peygamber’in şiire karşı tutumu olumlu olup sadece İslam’a, onun getirdiği inanç sistemine, kendisine ve Müslümanlara saldıran şiirler ile haramları teşvik edip öven şiirleri uygun görmemiştir. Bu çalışmada Hz. Peygamber’in hayatı ve hadislerinden yola çıkılarak onun şiir bilgisi ve şiire karşı tutumu incelenmiş, hangi durumlarda olumlu, hangi durumlarda olumsuz davrandığı tespit edilmeye çalışılmıştır.  Okumak için tıklayınız.

Prof. Dr. Fatih Andı ülkemizin önde gelen Yeni Türk Edebiyatı profesörlerinden. Birçok kitabı var ve geçtiğimiz günlerde bir kitap daha yayınladı. Yazarının ifadesiyle ahiret günü Hz. Peygamber’in iltifatına mazhar olma ümidi ile kaleme aldığı Şiirin Ufku Hz. Peygamber’i Şiirle Sevmek isimli kitabını edinir edinmez birkaç günde okudum.

Son söyleyeceğimi ilk önce söyleyeyim. Çok beğendim, eskilerin deyimiyle selis, yani çok akıcı bir dili var Andı’nın, rahat okunuyor. Yer yer kullanılan şiirsel ifadeler metne ayrı bir güzellik katmış. Hem şiirsel dil kullanıp hem akademisyenlerin tarafsız kalmaya çalışan o soğuk ve kuru üslubu tuzağına düşmemek kolay bir iş olmasa gerek. Ayrıca cümleler çok sağlam, bir kelimeyi ne çıkarmak ne de ilave etmek mümkün. Bizlere sıkıcı ve yorucu olmayan akademik metinler yazılabileceğini göstermiş Andı bu kitabında. Böyle bir kitap yazacak akademisyen sayısı çok yok maalesef.

Kitapta on altı şairin on dokuz şiirinin açıklaması yer alıyor. Açıklamaların oldukça doyurucu olduğunu ifade etmeliyim. Bazen hayranlık bazen şaşkınlıkla okuduğum bu satırlar klasik edebiyatı bilmeyen birinin yapabileceği türden bir açıklama değil. Hatta ben bir adım daha ileri gidip bu açıklamalara pekala şerh denilebileceğini söyleyebilirim. Erdem Beyazıt’ın

Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah unutmadım

Dizelerinin açıklaması klasik bir şerhten başka bir şey değil. Böyle klasik bir şiir şerhi de klasik edebiyatı bilmeyen birinin yapması çok zor.

Salı, 26 Aralık 2017 19:51

Sütü bozuk kime denir?

Yazan

Şimdi siz bu ne biçim soru diyeceksiniz, biliyorum. Sizi tanırım. Hemen bana sütü bozuğun tarifini yaparsınız. Soysuz, karaktersiz, aşağılık kimse dersiniz. Kötü soydan gelen herif dersiniz. İyilik yapılan eli ısıran soysuz, dersiniz. Biraz daha açıp helal süt emmemiş, annesinden emdiği süt bozuk olan, annesi aşına haram karıştırdığı için sütü de bozuk, içen de bozuk olur, diyenleriniz olur. Hayır demem bunların hiç birine. Elhak hepsi doğrudur.

İçinizde cin gibi olanlarınız da benim böyle bir soru sorduğuma göre bir başka anlamı olmalı diye düşünürsünüz hemen. Bilirim, benim okurlarım arasında zekiler çoktur. Eh, madem söyledik, o zaman meramımızı ifadeye gayret edelim.

Aşık Paşa, Garîbnâme’sinin dördüncü bölümünün yedinci destanında cennette akan ırmaklardan bahseder. Cennette akan dört ırmağı Aşık Paşa şöyle izah eder:

BAE’nin ne yaptığını bilmeyen dışişleri bakanının Fahreddin Paşa’ya bühtanda bulunan bir tweeti paylaşması üzerine gündem Fahreddin Paşa ile doldu. Hoş, ondan önce bizden birileri de buna benzer hezeyanlarda bulunmuşlardı, ağızlarının payları verildi. Tarihçiler televizyonlarda konuyu tartışıyorlar, anlaşıldığı kadarı ile bir müddet daha tartılaşacak. Ülkede neredeyse herkes Fahreddin Paşa’nın kim olduğunu öğrendi. Bu bakımdan faydalı olduğu bile söylenebilir. Yakında filmi, dizisi ve kitapları da çıkar.

Tartışma ülke gündemine yerleşince doğal olarak sosyal medyada da Fahreddin Paşa ile ilgili birçok paylaşımlar olmaya başladı. Bir tweette Fahreddin Paşa’ya atfedilen bir dörtlüğü görünce bu satırları karalamaya cür'et ettim. Söz konusu dörtlük şöyleydi:

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Cân verir cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-harameyniniz
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler

Pazartesi, 18 Aralık 2017 21:35

Mesnevi neden ‘dinle’ ile başlar?

Yazan

Bişnev kelimesini duymayanımız yoktur. Mesnevi’nin ilk beytinin, ilk mısraının ilk kelimesi. Bişnev ez ney çün hikayet mikoned diye başlayan mısraın ilk kelimesi. Mevlana bize ilk olarak dinle diyor. Peki neden dinle diyerek başlamış sözlerine Mevlana? Şarihler de bu soruyu sormuşlar kendilerine. Dinle diyerek ne demek istedi acaba Mevlana?

Cevap aramışlar bu soruya, bir kısmı da bulmuş, anladığı kadarı ile dinle diye başlamasının nedenini açıklamışlar. Müsaadenizle sıralayalım.

  1. Kuran ‘oku’ diye başladığı için. Madem Allah, habibine oku, çağır, anlat diye sesleniyor, sen hakikate talip olan derviş, hiçbir şey bilmeyen kimse, Allah’ın resülüne oku dediği şeyleri dinle. Kuran’ı dinle, habibinin sözlerini dinle, resulünün varislerinin sözlerini dinle.
Cuma, 15 Aralık 2017 10:14

Sosyal Medya Mücahitleri

Yazan

Gecelerin daha erken başlayıp daha geç bittiği şu günlerde, milletin adeta akşam olsa da gitsek der gibi doluştuğu kafelerin birinde birkaç samimi arkadaş bir araya gelmiş, laflıyorduk. Eh birkaç samimi bir arkadaş bir araya gelince ne konuşulursa onları konuşuyorduk. Biraz işgüç, biraz çocuklar, biraz futbol, çokca da siyaset. 

Malum, bugünlerde memlekette en çok konuşulan konu Kudüs meselesi. ABD, İsrail, Araplar, Suud ailesinin tutsak edilmesi, körfez ülkelerinin Filistin’e ihaneti, İslam dünyasının hâl-i pür-melâli, Türkiye’nin çabaları derken konu sanal dünya mücahitliğine geldi.

Şimdi o da ne, mücahitliğin sanalı mı olurmuş, bu tür lafları nereden çıkarıyorsunuz, gibi söylenmeye başlayanlar olabillir. Önce sözlerimi tamamlamama müsaade buyurunuz.

Page 1 of 19

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç