3.jpg

Etkinlik Takvimi

28 Oca 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

140 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 138

Dün 76

Haftalık 417

Aylık 2153

Tüm Zamanlar 332946

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemeler

Denemeler (94)

Cuma, 08 Mart 2019 18:05

Camide sunu cihazı olur mu?

Yazan

Zaman zaman farklı ülkelere seyahat ediyoruz. Fırsat buldukça da tarihi yerleri geziyoruz. En çok merak ettiğim yerler ise ibadethaneler oluyor.

İbadethaneler her din ve kültürde çok önemli. Özellikle yöneticiler tarafından yaptırılanlar daha görkemli oluyor ve şehrin veya kasabanın büyüklüğü ölçüsüne göre değişmekle birlikte bulunduğu mahallin en gösterişli birkaç mimari eserinden biri oluyor.

Eğer gittiğim ülke Müslüman ise farklı mimaride inşa edilmiş camileri ziyaret etmeye, mümkünse Cuma namazını, değilse cemaatle namaz kılmaya çalışırım. Sabah, akşam veya yatsı namazı olmasına da ayrıca dikkat ederim. Tilavetlerini merak ettiğim için imam ile müezzininin Kuran okuyuşlarını başka bir dikkatle dinlerim. Cemaatin camiye girişi, oturuşu, davranışları hep ilgimi çeker. Caminin içindeki süslemelere bakmaktan kendimi alamam. Gözlerim adeta bir radar gibi etrafı tarar ve daha öncekilerde görmediğim bir detay arar. Bulduğumda da onun ne olduğunu ve neden yapıldığını anlamaya çalışırım.

Yazını devamı için tıklayınız.

Pazartesi, 25 Şubat 2019 11:49

Cemal’imin ardından

Yazan

Şubatın İstanbul’u iliklerine kadar üşüttüğü bir günde dünyalar iyisi bir kardeşimi, dostumu toprağa teslim ettik ve İbnülemin Mahmud Kemal’in deyişiyle semere-i hayâtın hayırla yâd edilmesini müşahede ettik.

Cemal ile arkadaşlığımız asistanlık yıllarına kadar uzanıyor. 24 yıl olmuş tanışalı. Dile kolay geliyor ama çeyrek asırdan bahsediyorum. Cemal’le aynı sene yüksek lisansa başladık. Askerliği tecil ettirmek için Ankara’ya gitmek kaydımı dondurup askere gitmekten daha zor gelince derslere haliyle bir sene sonra başladım. Cemal benden bir yıl önce bitirdi tezini ve doktoraya da bir yıl önce başladı. Benden bir yıl önce de asistan oldu ve doktorasını da bir yıl önce bitirdi.

2005’te İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldıktan sonra eskisi kadar görüşemesek de zaman zaman muhtelif vesilelerle karşılaşırdık. Ortak tanıdıklardan birbirimize selam gönderir, haberdar olurduk. İdari vazifeler ve lüzumsuz işlerin yoğunluğundan dolayı son yıllarda birkaç telefon dışında pek görüşemedik. Muhibbi’nin;

Salı, 12 Şubat 2019 18:58

Çaya ve çayyaşlara dair

Yazan

Sohbet-i erbâb-ı dil bir lahza sensiz olmasın.
Hürmetin inkar eden, dünyada hürmet bulmasın...

Malumunuz, kahve üzerine bir yazı yazdım. Yazı üzerine ehibba ve yârân arasında çayı sevenler hal dilleriyle bana, günde beş öğün beşer bardak çay içen adamsın, nasıl böyle bir ihanet içerisinde olursun, der gibi bakınca dayanamadım ve bu satırları kaleme aldım.

Efendim, çay şarabu’l-ârifîndir, derler. Elhak doğrudur. Çayı sevmeyen derviş olmadığı gibi çay içilmeyen tekke de olmaz. Çünkü Allah’ın nimeti çoktur lakin seveni için çay gibisi yoktur. Hatta ehl-i dilden bir zatın Peygamber efendimiz zamanında çay olsaydı, çay içmek sünnet olurdu. Çünkü çay sohbete sebeptir." Dediği yazılı kitaplarda.

Dervişler arasında yaygın olmasının bir nedeni de Ahmed Yesevî’dir. Bir gün Hıtay’a gider. Hava sıcak olduğu için yol kenarında oturup dinlenir. Bir köylü, Ahmed Yesevî’den hamile karısı için dua ister. Yesevî hazretleri de dua eder ve kadın kolayca doğurur. Köylü de kendisine çay ikram eder. Hoca Yesevi, o zamana kadar hiç görmediği çayı içince bir rahatlar, bir rahatlar ve yorgunluğu gider ve ellerini açıp şöyle dua eder; "Ya Rabbi bu içeceğe revaç ver. Bizi sevenler içsin, faidelensinler."

Pazartesi, 11 Şubat 2019 11:22

Nargile nasıl bir şeydir?

Yazan

Nargileyi sevenler ve hoşlananlar olduğu gibi, onun sağlığa zararlı olduğunu söyleyenler de var. Bir de işin dini boyutu var, o konu bizi aştığı için ehline bırakalım.

Çocukluğumda nargilenin bu kadar çok içildiğini ve yaygın olduğunu hatırlamıyorum. İstanbul’da Beyazıt, Tophane ve Fatih’te birkaç yerde nargile içilen kahveler vardı. Müdavimleri ve müptelaları oralara giderdi. Son yıllarda Türklerin geliştirdiği ve dünyaya armağan ettiği kafe ile kahve arası mekanların vazgeçilmez unsurlarından biri nargile oldu. Artık çoluk-çocuk, kız-kadın herkes içiyor.

Peki bu kadar yaygınlaşan ve içilen, çekilen mi deseydim yoksa, nargile nasıl bir şey? Bu sorunun birçok cevabı vardır şüphesiz ama ben size Aziz Şenol Kenzî’nin verdiği cevabı nakledeceğim. Ama önce Aziz Şenol Kenzî’yi tanıtan birkaç cümle kurmam lazım sanırım.

Cuma, 08 Şubat 2019 09:29

Mikroagresyon yahut kasıtsız hakaret

Yazan

Başlıkta geçen kavram hemen anlaşılmayabilir. Müsaadenizle açıklamaya çalışayım.

Ülkemiz için yeni bir kavram olan ve henüz gündemi meşgul etmeyen mikroagresyonun ki ben onu kasıtsız hakaret olarak isimlendiriyorum, tanımı şöyle: Toplumun genelinden farklı bir grubun bireylerini genelde kasıtsız, farkında bile olmadan, önyargılı bir şekilde incitecek söz ya da davranışlar.

Bu kavramı ilk defa Harvard Medical School'a kabul edilen ilk Afro-Amerikan psikiyatrist olan Dr.  kullanıyor. Pierce beyazların siyahlara karşı tutum ve söylemlerindeki kasıtsız hakaretleri inceler. Ardından gelen araştırmacılar da tüm farklı gruplar üzerinde incelemeye başlar.

Devamı için tıklayınız

Pazar, 27 Ocak 2019 14:08

Kahve hazretleri beyanındadır

Yazan

Ol nedir kim bir güzel esmer civân    
Râhat-ı ruhu hayât-efzâ-yı cân         
Anın içip meyledip erbab-ı dil 
Iyş u nûş eyler anınla her zamân

Şimdiki İstanbulluların pek bilmedikleri bir bilmecedir bu dörtlük. Cevabı ise esmer, cana can katan, gönül ehlinin meylettiği ve her zaman içtiği kahvedir. Aslı şairin dediği gibi;

Nefesinden senin ey kahve meşamm-ı câna
Bûy-ı Rahman erişir belki Yemen’den gelen

Yemen’den gelir. Bazı şeyhler Yemen dağlarını kendilerine yurt edinip dervişleriyle beraber bir tür “kalp” ve “bun” dedikleri taneleri döğüp yerlermiş. Bazısı da kavurup suyunu içermiş. Dervişlerin meşrebine ve mesleğine uygun olan bu kuru ve soğuk gıda dervişler vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmış ve;

Tütün kahve iki dane birâder
Cih
ânı müşterek zabt eylemişler

Cuma, 25 Ocak 2019 10:39

Bu kedi sadece bir kedi değildir!

Yazan

Malumunuz 4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü. Dostum ve arkadaşım Prof. Dr. Abdülkadir Emeksiz’in Edebiyat Fakültesi ile Patrona Halil Hamamı arasındaki yola çıkan merdivenlerin başında poz vermiş gibi duran bir kedinin çektiği fotoğrafı görünce aklımdan geçenleri bugünün anısına paylaşmak istedim.

Fotoğrafı görünce bir müddet bakmaktan kendimi alamadım önce. Neler gelmedi ki aklıma. Fotoğraftaki kedi bir sokak kedisi ama Orhan Veli’nin tarif ettiği cinsten bir sokak kedisi değil. Ne yiyeceği aslanın ağzındaymış gibi duruyor ne de rüyalarında kemik görüyormuş gibi bir hali var. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cumartesi, 22 Aralık 2018 09:20

Üniversite öğrencisi olsam ne yapardım?

Yazan

Bir zamanlar ben de öğrenciydim kolayca tahmin edeceğiniz gibi. Zaman zaman o günlerimi hatırladıkça bazen gülüyorum, bazen de garip bir özlemle hüzünleniyorum. Şu anki aklımla o yıllarda olsaydım neler yapardım diye sordum kendi kendime. Kendime verdiğim cevabı paylaşayım.

Bir insan, bir aydın ve bir meslek sahibi olarak üçe ayırırdım yapacaklarımı ve bu üç konuyu da ihmal etmezdim.

İnsan olarak;

Her şeyden önce güzel sanatların bir dalıyla ilgilenirdim. Müziğe kabiliyetim olmadığı için plastik sanatlar olabilirdi. O konuda da pek kabiliyetli olmadığım için fotoğrafçılıkla ilgilenirdim büyük ihtimalle. Cep telefonuyla çekilen fotoğrafları kastetmiyorum tabi. Onun için bile bakış, duruş, zaman, ışık bilgisine ihtiyaç var. Kısaca kimse olmadan vakit geçirebileceğim bir hobim olmasını isterdim.

Cumartesi, 17 Kasım 2018 21:33

Yetki Hırsızlığı

Yazan

Geçenlerde gazetelerde Cumhurbaşkanımızın üzerinde çokça konuşulan şöyle bir ifadesi yer aldı.

Nerede işinin altından kalkamayan biri varsa hemen şu tarz ifadelerle işin içinden sıyrılmaya çalışıyor: Beyefendi böyle istiyor. Veya Külliye böyle istiyor. Benim ağzımdan böyle bir söz var mı? Daha önce medyada benim adıma ahkam kesenlerle ilgili rahatsızlığımı belirtmiştim. Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem, kimseyi aracı kılmam, bunu bizzat kendim yaparım."

Cumhurbaşkanın bile istismar edildiği bir ülkede üst düzey yöneticilerin bu tür istismarlara uğramaması düşünülebilir mi? Ben bu tür istismarların bir çeşidinden bahsedeceğim: Yetki hırsızlığı.

Perşembe, 20 Eylül 2018 14:13

Telefon Tutulması

Yazan

Telefon Tutulması

Başlığı görünce "Bu da ne demek?" der gibi baktığınızı hissediyorum. Biraz kızgın biraz da şaşkın bir halde “Telefon ay mı ki tutulsun?” veya “Telefon tutulmaz da ne yapılır ki?” dediğinizi işitir gibi oluyorum. Ama ben tutulma derken onları kastetmiyorum ki. Neyi mi kastediyorum? İzin verirseniz açıklamaya çalışayım.. Siz de sabrınız, zamanınız  ve fakirinize tahammül gücünüz varsa okursunuz.

Bir gezi kitabında yazarın yol tutulmasından bahsettiğini okumuştum seneler evvel. Kitabın adını unuttum ama bu kavramı unutmadım. Ne kadar hoşuma gittiyse artık.

Yazar yolculuğa çıkanların yakalandığı hastalıklardan bahsederken kullanır bu deyimi. Yolda bir şeylerin tutması üzerine istifrağ etmekten değil, burada tutulmaktan kastedilen. Mesela araba kullanıyorsunuz, susadınız veya acıktınız. En yakın yerde durmak gerekir değil mi? Hayır, işte “Şurayı da geçeyim dururum.”, “Buraya varayım yerim.”, “Oraya gidince içerim.”… derken susuz ve aç bir şekilde saatlerce gitmeye yolun yolcuyu tutması anlamında yol tutulması deniliyormuş. Bunu çok yaparım ve hanım da durumdan hep şikâyet ederdi. Yol tutulması tabirini okuyuncaya kadar düştüğüm durumun farkında bile değildim.  Öğrendikten sonra yaptığımın farkına vardım ve şimdi artık ihtiyacımız olduğunda en yakın yerde duruyorum. Yolun beni tutmasına izin vermiyorum.

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç