is.jpg

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları

Kimler Sitede

109 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 72

Dün 53

Haftalık 570

Aylık 6619

Tüm Zamanlar 252111

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemeler

Denemeler (40)

Müslümanlar St Petersburg’u inşa edebilir miydi?

On beşgün önce bir vesile ile St Petersburg’a gittim. Kaldığım birkaç gün boyunca başta en büyük ve en tanınan caddesi olmak üzere şehrin caddelerini, sokaklarını dolaştım durdum. Dolaşırken şehirle ilgili garip bir duygu oluştu ve hep kendime şu soruyu sordum:

Müslümanlar böyle bir şehir kurabilirler mi?

Zihnimi epeyce meşgul eden bu sorunun cevabını düşündüm ve düşüncelerimi paylaşmak için de kaleme döktüm.

Şehir nedir?

Şehir, medeniyetle yaşıt. Medeniyet şehirle başlıyor. Medeniyet tarihi aynı zamanda şehirlerin de tarihi. Dolayısıyla şehir aynı zamanda bir gelişmişlik göstergesi. Şehirler toplumların psikolojisini yansıtan birer ayna.

Kitaplar şehri şöyle tanımlıyor: İnsan hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fiziki ürün ve insan hayatını yönelten çevreleyen yapı.

Pazartesi, 02 Haziran 2014 23:47

Bir Yunus Emre şarihi

Yazan

Bir Yunus Emre şarihi olarak İsmail Hakkı Bursevî ve şerhleri

Yunus Emre’nin meşhur ‘Çıktım erik dalına’ mısraıyla başlayan şiirini de şerheden Bursevî’nin, Rûhü’l-Mesnevî’sinde şiirlerinden en çok örnek verdiği şairler sıralamasında Aziz Mahmut Hüdâyî 50 kere ile ilk sırayı almaktadır. Onu 34 ile Muha

mmediye yazarı Ahmet Bicân ve 18 ile Yunus Emre takip etmektedir. Yunus Emre’den sonra Fuzulî, Nef’î, Veysî ve Bâkî gelmektedir.[1]

İsmail Hakkı Bursevî, 17. Asrın önemli mutasavvıflarındandır. Yüzü aşkın eseri arasında özellikle Kuran tefsiri Rûhü’l-Beyân ile Mesnevî şerhi olan Rûhû’l-Mesnevî en önemli eserleri olarak gösterilebilir. Rûhü’l-Mesnevî’yi şerh ederken Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden bolca örnekler vermiştir. Arap edebiyatından 16, Fars edebiyatından 19 şairin şiirlerini kullanan Bursevî, Türk edebiyatından ise 49 şairden örnekler vermiştir.

Hüdhüd ile karga arasındaki kavga biter mi?

Hüdhüd, geleneğimizde ve edebiyatımızın önemli figürlerinden biridir. Kutsal kitabımızda zikredilen bir kuşun edebiyatımıza ve geleneğimize böylesine yaygın bir şekilde girmesi çok şaşırtıcı olmamalı.

Hüdhüd, Kur’an’da Neml Suresinde geçer. Bu surede, hüdhüd öncü ve kılavuz bir kuş olarak anlatılır. 16-35. ayetler arasında anlatılan olayı kısaca özetleyelim.

Salı, 25 Haziran 2013 09:06

Messi formasını giyen çocuk

Yazan

Adamın biri top oynamayı çok seven oğluna Messi’nin formasını almış. Çocuğu buna o kadar sevinmiş ki formasını hemen giymiş, uzun bir süre çıkarmamış. O kadar uzun giymiş ki kendini Messi sanmaya başlamış. Mahallede beraber oynadığı çocukları küçük görmeye ve kendisinin büyük bir futbolcu olduğuna inanmaya başlamış. Bir gün formasının havasını atmak için sokakta arkadaşlarının yanına gitmiş. Arkadaşları etrafını çevirmişler hemen ve sormaya başlamışlar:

- A kuzum, bu ne güzel bir forma böyle. Söyle bize sen Messi misin?

Cumartesi, 06 Nisan 2013 00:13

Selam filmi üzerine

Yazan

 

Son yıllarda Türk sineması harikalar yaratıyor ve bir biri ardına başında ‘ilk defa’ kelimesi geçen filmler çekmeye başladılar. Bunlardan biri de ilk defa üç farklı kıtada çekilenSelam isimli film. Yurt dışındaki Türk okullarının hikayesi olan film ‘Üç umut, üç gaye ve tek ideal’ üst başlığı altında sunuluyor ve tamamen yaşanmış olaylardan yola çıkılarak hazırlanmış ve filmden anladığım kadarı ile de pek fazla değiştirilmemiş.

Salı, 10 Mayıs 2011 21:09

Tilki ile Karga Hikayesi

Yazan

Tilki ile  Karga hikayesini bir de benden dinleyin,

La Fontaine masalları arasında yer alan Karga ile Tilki hikayesini bilmeyen duymayan yoktur. Bu hikayede tilki, kargayı kandırarak ağzındaki peyniri kapmayı başarır. Burada tilki kurnazlığı, karga da alıklığı ve saflığı temsil eder. Hikayenin sonunda ise karga ağzındaki peyniri yiyemediği ve kandırılarak kaybettiği için üzülür.

Asaf Hâlet Çelebi Mevlana ve Mevlevilik (Ankara: Hece Yayınları 2002) adlı kitabında Gölpınarlı’yı dört yerde tenkit etmektedir.

İlk eleştiri sema esnasında yapılan hareketlerin tasavvufi sembolleri üzerine Gölpınarlı’nın yaptığı yorumlaradır. Asaf Hâlet bu yorumları aşırı zorlama ve uydurma bulmaktadır. Gölpınarlı’nın Mevlevilik üzerine yazdığı kitabı hakkında da oldukça ağır ifadeler kullanmaktadır.

Pazar, 30 Mayıs 2010 16:29

Atalar sözü boş söylemez

Yazan
/home/gulecsml/public_html/images/stories
Hz. Ömer’in, cahiliye dönemi ile ilgili anılarını anlatırken söylediği meşhur sözünü bilmeyen yoktur: "İki şey aklıma geldikçe birine güler, diğerine ağlarım; yeni doğan kızımı gömdüğümü hatırladıkça ağlarım, önce ibadet edip sonra yediğimiz puttan helvalar aklıma geldikçe de gülerim."

Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek cahiliye dönemi Arapları arasında bir gelenekti. Kuran-ı Kerim’de, kıyamet gününde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarına hangi günahından dolayı öldürüldüğünün sorulacağı"ndan (Tekvir, 81/8-9) bahsedilir. Ebeveynin çocuklarını diri diri gömmelerinin sebebi olarak da, taptıkları putların çocuk öldürmeyi onlara güzel göstermesi (el-En'âm, 6/137) şeklinde izah edilir. İslam dini, putlar öyle istiyor diye kız çocuklarını diri diri gömmeyi büyük günahlar arasında saydı ve yasakladı.

Burada üzerinde durmak istediğim konu İslam dininin kadınlara ne kadar önem verdiği meselesi değil. Ben başka bir hususa dikkatleri çekmek istiyorum.

Cahiliye, tarihsel olarak Arap yarımadasında yaşayan Arapların İslam öncesi devrine verilen isimdir. Bununla birlikte her milletin bir cahiliye dönemi vardır. Ayrıca her insanın, hakikatin, yani insan olmanın sırrına varmadan önceki dönemine de cahiliye denir. Necip Fazıl bu durumu şu dizelerde ne de güzel ifade ediyor:

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
   

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

Cahiliye, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurulan zamandır. Yaptığımız işlerine farkına varamama hali. Üstad şanslı imiş, otuz yıl sonra da olsa farkına varmış. Ya bizler?

Madem cahiliye dönemi her insan için hala devam ediyor, o halde adetleri de devam ediyor olmalı. Eskiden sadece kız çocuklarını diri diri gömerlerdi. Şimdi ise tüm çocukları diri diri gömüyoruz. Nasıl mı?

Burada diri diri gömmek mecazi bir ifade. Ana-baba olarak çocuklarımızı hakikati öğretecek şekilde yetiştiremiyorsak, kültürümüzü, tarihimizi ve dinimizi öğretemiyorsak, bunun sebebi olarak da ‘çağın gerekleri’ şeklinde ifade bulan ‘çağdaş putların’ arzularını gösteriyor isek çocuklarımızı diri diri cehalet karanlığının içine atmış oluyoruz demektir.

Cenab-ı Mevla, bizlere, aklımıza geldikçe ağlamayacağımız çocuklar yetiştirmeyi nasip etsin. Amin.

 

 This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.


 

Salı, 12 Ocak 2010 18:34

Evlat mahçup eder

Yazan

Evlat mahçup eder:

Hemen herkes ebeveyn-evlat ilişkisi üzerine, en azından bir hikâye dinlemiştir. Bu tür hikâyelerin menşei ikidir: Birincisi menkıbe ve nasihatname türü eserlerde yer alan ve hoca efendilerin kürsülerde ve hutbelerde anlattıkları hikâyelerdir. Bunlar daha çok hayırlı evlat-hayırsız evlat kavramları üzerinde duran, gençlere, ana-babaya hürmet ve hizmet etmelerinin vecibe olduğunu hatırlatan konuşmalardır. Konuşmalar ana hatlarıyla iki eksen üzerine kurulur: Birincisi, hoca efendilerin ayet ve hadislerden getirdikleri örneklerle ana-babaya saygının dindeki yerini çok açık bir şekilde ifade ettikleri bölümlerdir. Söylediklerinin daha iyi anlaşılması için, tarihten meşhur veya bilinmeyen kimselerin başından geçmiş, dinleyenleri etkileyecek hikayeler anlatırlar. Bunlar da sohbetin veya vaazın ikinci kısmını oluşturur. Elhak bu tür vaaz ve sohbetler çok faydalıdır.

Page 3 of 3

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç