is.jpg

Etkinlik Takvimi

13 Ara 2018;
02:00PM - 03:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair Konuşmaları

Kimler Sitede

155 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 2

Dün 111

Haftalık 447

Aylık 1951

Tüm Zamanlar 281566

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemeler

Denemeler (46)

Pazartesi, 27 Mart 2017 10:53

Karga ile leylek/keklik arkadaş olur mu?

Yazan

Hayatım boyunca o kadar çok şaşırdım ki şaşırmamayı öğrendim. Öyle olaylara şahit oldum ki aklım havsalam almaz, nasıl olur diye sorar dururdum kendime. Bu olaylarda bir hikmet arardım bazen. Bazen anlamaya çalışırdım neden diye.

Beni önceleri şaşırtan, şimdilerde ise hakikatini anlamaya, görünene değil, ardına bakmaya ve görünmeyen kısmı görmeye sevkeden durumların biri hayatta birbirileriyle arkadaş olamayacağını, bir araya gelemeyeceğini düşündüğüm insanların evlenmesi veya iş yapması olmuştur. Meseleyi anlamamı ise yıllar önce bir kitapta okuduğum karga ile leylek hikayesi sağladı. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için hikayeyi aktarayım önce.

Çölde bir kargayı bir leylekle arkadaşlık yaparken gördüm. Çok şaşırdım, bir leylek neden bir karga ile arkadaşlık yapsın ki, diye düşündüm, durdum. Daha yakından görmek için yanlarına yaklaştım. Hayretler içinde yanlarına yaklaşınca ikisinin de topal olduğunu gördüm. O an anladım ki yükseklerde uçan ak pak olan leylek, kap kara bir karga ile bir zaafından dolayı arkadaşlık yapıyormuş.

Hikaye açık ama biraz daha açmaya çalışayım.

Cuma, 17 Mart 2017 17:58

Kör ile kötürümün ortaklığı

Yazan

Sibel Eraslan’ın Siret-i Meryem’inde geçen Hz. İsa’nın çocukken Mısır’a kaçtıkları vakit himayelerinde bulundukları kuyumcunun başından geçen hikaye çok hoşuma gitmiş ve beni düşündürmüştü. Üşenmedim, düşündüklerimi kaleme aldım. Kitabı okumayanlar için önce hikayeyi anlatayım.

Kuyumcu Hz. Meryem ve oğluna kol kanat gerip evini açan hayırsever bir insan. Birgün içinde altınları sakladığı sandık kaybolur. Ne yaparlarsa sandığı kimin çaldığını bulamazlar. En ufak bir delil yoktur sandığı kimin çaldığına dair. Hz. İsa’nın ise gizli şeylerin yerini bilme konusunda meşhur olmuştur. Annesi de yasaklar Hz. İsa’ya söylemesini. Çünkü başına bir şey gelmesinden korkar. İyiliklerini gördüğü kuyumcunun sandığının bulunması için İsa’ya izin verir.

İsa kuyumcuya tüm adamlarını toplamasını ister. Hepsiyle teker teker görüşür ama geriye iki kişi kalmıştır. Biri kör, diğeri kötürüm olan bu iki kişiden kimse şüphelenmez doğal olarak.

Cumartesi, 04 Şubat 2017 12:33

Kifâyetsiz Muhteris

Yazan

Bu başlığı görünce aklınıza hemen “yine kim kızdırdı bu adamı” cümlesi gelmesin. Peşinen söyleyeyim, bu yazıyı içinde bulunduğumuz hâli kendimce tarif için yazdım. Yok, sen durduk yerde böyle şeyler yazmazsın, mutlaka birini görmüş, ona göre yazmışsındır, diye düşünebilirsiniz.

Sükût etmek gibi âlemde nâdâna cevab olmaz

Mısra-ı bercestesi mucebince cevap vermeyi pek düşünmem. Eminim yazıyı okuduktan sonra sizin de çevrenizde olabilecek türden insanlar için yazıldığını farkedeceksiniz.

Uzattığımın farkındayım, sadede geleyim.

Cumartesi, 21 Ocak 2017 08:13

İntihal nedir, ne değildir?

Yazan

Birkaç haftadan beri, çocuklar için hazırladığım Kıbrıs’ın Manevi Mimarları isimli resimli kitap ile ilgili olarak sosyal medyada intihal iddiaları dolaşıyormuş. Bir arkadaşım sayesinde haberdar oldum ve iddia sahibine lisan-ı münasiple izah etmeye çalıştım. Ancak ne kadar alttan alırsam alayım fayda etmedi. Muhatabımın değil benim, dünya bir araya gelse düşüncesinden vazgeçirilemeyecek kadar muannid olduğunu anlamam çok vakit almadı. Ben de bu kibir ve cehil abidesinin derdine,

Cehl derdinden olana bîmâr
Bû ‘Alî olsa idemez tîmâr

Beytinde şairin çok güzel bir şekilde ifade ettiği gibi İbni Sina’nın bile deva bulamayacağını öğrenmiştim. Bazı dostlarım,

Kazârâ bir sapan taşı bir altın kâseye değse
Ne taşın kıymeti artar ne kıymetten düşer kâse

Beytini hatırlatarak benden bu işi uzatmamamı ve artık kendisine cevap vermememi tavsiye ettiler. Ben de müşarün ileyhin asabiyetinin, kibrinin, zihinsel faaliyetlerindeki zayıflamanın meselenin künhüne vakıf olamayacağını gördüğüm için

Ehl-i dil sohbet-i nâ-cins ile şâdân olmaz
Bezm-i cühhâl gibi ârife zindân olmaz

Fehvasınca dostlarımın tavsiyelerine uyup cevap vermekten vazgeçmiş iken iftira sahibinin bizim kendisini üzmemek ve kırmamak için sakınmamızı zayıflık ve korkaklık olarak görmesi, kendisinin haklı olduğuna iyice inanması, benim şahsımda başka kişi ve kurumları da içine katarak iddiasını ve iftirasını hakaret dolu cümlelerle sürdürmeye devam etmesi kararımı yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Bu iftira ve karalamanın birçok arkadaşım tarafından sorulmaya başlaması iftiranın sosyal medya ortamında iyice yayıldığını gösteriyordu ve beni tanıyanların ve kitabı görenlerin bu iddialara gülüp geçeceklerini biliyordum. Ama beni tanımadığı ve kitapları görmediği halde şahsıma isnad edilen iftiraya inananlar olduğunu görünce tanımayanlar için bir açıklama yapma zaruretinin hasıl olduğunu düşündüm.

Çarşamba, 28 Aralık 2016 18:02

Öküzden bir mektup var

Yazan

Sayın Hocam,

Geçen günkü yazınızda çevrenizde olduğunu tahmin ettiğim bazı insanları bana benzetmişsiniz. Çok üzüldüm. Bu mektubu da üzüntülerimi ifade etmek için yazıyorum.

Yazınızı okurken ve okuduktan sonra bir hayli düşündüm. Biz öküzlerin suçu ne? Öküz olmak başlı başına bir suç mudur?Öküzler olmasa insanlar ne yapardı? Bu insanlar neden kızdıklarında birbirlerine öküz derler? Biz öküzler kızdığımızda birbirimize insan diyor muyuz? Biz insanlara ne zarar verdik, ne yaptık? Öküzlerin kime ne zararı olmuş?

Oysa biz sanılanın aksine çok mübarek hayvanlarız. Allah bizden bahseder kutsal kitabında. Hatta ismimizi bir sureye bile vermiştir. Hz. Peygamber dünya öküz ile balık üzerindedir, buyurmadı mı?

Pazartesi, 29 Ağustos 2016 12:15

FETÖ'cülere ne ceza verilmeli?

Yazan

Biliyorsunuz, devlet 15 Temmuz kalkışmasından sonra ciddi bir şekilde, devletin tüm hücrelerine metastaz yapmış FETÖ üyelerini temizlemeye çalışıyor. Kimileri tutuklandı, kimileri açığa alındı, kimileri soruşturuluyor. Mahkemeler FETÖ’nün işlediği suçlara göre güç ve nüfuz kullanarak haksız kazanç ve avantaj sağlamak, insanları mağdur etmek, aldatmak, soru çalmak, bilgi sızdırmak, tehdit ve şantajla istediklerini yaptırmak, cinayetlere göz yummak ve TCK’da tanımlanan benzeri birçok suç için yine TCK’da belirtilen cezaları vermek üzere yargılıyor. Ancak FETÖ’nün yaptığı tüm suçlar maalesef TCK’da kayıt altına alınıp tanımlanmamış.

Şimdi siz soracaksınız yasalarda tanımlanmamış suç veya kabahat olur mu, diye. Haklısınız böyle bir soru sormakla. O zaman ben ne demek istediğimi size bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.

Araplar atlara düşkünlüğüyle bilinir. Arap atları da meşhurdur. Özellikle çöl hayatında hızlı ve dayanıklı bir ata sahip olmak neredeyse dünyaya sahip olmak gibi bir şey. Ben diyeyim dünyanın en güzel atı, siz Arapların en güzel atı deyin, bir at varmış bir Arap beyinde. Diğer beylerin gözleri de bu at üzerindeymiş. Hepsi bu ata sahip olmak isterlermiş. Ancak ne teklif ederlerse etsinler adam atını vermezmiş. Biri en güzel kadınları teklif etmiş, diğeri bir at sürüsü. Bir başkası en değerli mücevherleri. Biri de bir çadır dolusu altın. Kim ne teklif ederse etsin bizimki oralı bile olmazmış.

Salı, 23 Ağustos 2016 08:38

FETÖ’cü olmadığını anlatana kadar…

Yazan

Meşhur fıkradır, hepiniz bilirsiniz.

Birgün bir tilki büyük bir telaşla ormandan kaçıyormuş, yavaş yavaş ormana doğru giden bir deve tilkiye sormuş:

- Hayırdır tilki kardeş, böyle acele ile nereye gidiyorsun?

- Ormanda develeri kesiyorlarmış postu için. O yüzden kaçıyorum.

- İyi de deve olan benim, sen niye kaçıyorsun?

- Ah kardeş sen onları bilmezsin. Deve olmadığımı anlatana kadar post elden gider.

Fıkra sanki bugünü tarif ediyor, değil mi. O kadar çok ki tilkinin durumunda olanlarımız.

Düşman sinsi ve hain. Adeta hayaletlerle savaşıyoruz. Her yerdeler ve hiç görünmüyorlar. Bir de yalan ve takıyye dinleri olunca kimse kimseye güvenmez oldu. Kırk yıllık arkadaşlar, yıllarca aynı odayı paylaşan meslektaşlar, aynı evde yaşayan ailenin fertleri, hemen herkes birbirlerinden şüphe etmeye başladı. Neredeyse paranoyaya dönüşecek. İnsanların geçmişler didik didik Haşhaşilik aranıyor.

Bu kadar hassas olunması yersiz değil, sekiz yıl yaverlik yapan subay komutanını esir aldıktan sonra ne denilebilir ki! Ve bu olay da tek değil maalesef, sayısız örnekleri var. Hâl böyle olunca işler çok zorlaştı. Sapla saman iyice birbirine karıştı. At izi ile it izi üst üste geldi. İşimiz hiç de kolay değil.

Cuma, 29 Temmuz 2016 00:46

Halil İnalcık’ın ardından

Yazan

Halil İnalcık’ı ilk defa 1992 veya 1993 yılında tanıdım. İsmini duyduğum bu büyük alim o zamanlar çırak olarak çalıştığım Enderun Kitabevi’ne emekli bir büyükelçinin terekesindeki kitapları Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi için seçmek üzere gelmişti. Yanında kütüphaneci vardı ve Hoca neredeyse beş bin kitabı tek tek elden geçirdi ve büyük bir kısmını da kütüphaneye aldırmıştı. Bilkent Üniversitesi de alamayız, demedi ve aldı. O zaman daha iyi anlamıştım büyük bir hoca ve tarihçi olmanın ne demek olduğunu.

Bu arada hakkını teslim etmemiz gereken bir kişi var. Halil İnalcık’ın değerini bilen ve onu Türkiye’ye davet edip getiren İhsan Doğramacı da büyük bir teşekkürü hak ediyor. İhsan Doğramacı sadece Hoca’yı Bilkent’e kazandırmakla kalmadı, onun zengin kütüphanesini de Bilkent Üniversitesi Kütüphanesine kattı. Bugün tarih konusunda en zengin kütüphaneye sahip üç üniversite varsa bunlardan biri mutlaka Bilkent Üniversitesi’dir. Neyse biz yine Halil Hoca’ya dönelim.

Cumartesi, 23 Temmuz 2016 11:39

Bir hikaye de ben anlatayım

Yazan

FETÖ olarak bilinen ve 15 Temmuzdan sonra gerçek yüzünü millete tam olarak gösteren yapıyı anlatan bir çok yazılar yazıldı, yazılıyor. Örgütün her yönünün ele alındığı bu tür yazıların bir kısmında tarihteki benzerleri arandı. İlk benzetildiği örgüt Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri idi. İlk kez Mustafa Öztürk'ün yaptığını zannettiğim bu benzetme hüsn-i kabul gördü ve neredeyse cemaat yerine Haşhaşi kullanılır oldu.

Benzetildiği ikinci yapı Batı'da bulundu. Erol Göka İlk Haşhaşiler başlıklı yazısında Murat Beyazyüz’in bir yazısından yola çıkarak Gülen cemaatini bu sefer Pythagoras ve Pythagorascılara benzetti ve ortak yönleri üzerinde durdu. Bu iki yazı örgütün yapısını daha iyi anlayabilmek için yapılan benzetmelerdi.

Örgütü Haşhaşilere benzeten Mustafa Öztürk bir yazısında bu sefer cemaatin önderini peygamberimiz dönemi meşhur münafıklarından Abdullah b. Übey b. Selûl’e benzetti. Cenaze namazı bile kılınmayan bu münafıka benzettiği yazısının başlığı Fethullah b. Übey b. Selül idi. Bu teşbih de çok tuttu. Mustafa Öztürk Hoca'nın konuda mahir olduğunu teslim edelim.

Pazar, 20 Mart 2016 20:01

Hz. İbrahim zalim olabilir mi?

Yazan

Böyle bir soru dünyanın önde gelen Müslüman entelektüellerinden biri olan Ziyaüddin Serdar’ın Mukaddes Belde Mekke isimli eserini okuyana kadar ne aklıma gelmişti, ne de okuduğum herhangi bir kitapta tesadüf etmiştim. Soru, Serdar’ın adı geçen kitabında Hz. İbrahim’in öyküsünü anlattığı bölümde şöyle geçiyor:

Muhafazakar İslam’ın bu İbrahim (a.s.) öyküsünde bir hususu merak ederim. Tanrı’nın sadık bir kulu olduğu kabul edilen İbrahim, Hacer ve henüz bebek olan oğlunu susuz, yaşanmayan bir yere terk edecek kadar zalim olabilir mi? (İstanbul: Etkileşim 2015, s. 52)

Neden bizim kültürümüzde bu tür sorular sorulmaz, tartışmasına girmek bir başka yazının konusu olduğu için o bahse hiç girmeden bu sözlerden yola çıkarak bir soru da ben soracağım: Dinler tarihi, peygamberlerin tutum ve davranışları, evliya menakıbları bugünün değerleri ve düşünce yapısı ile ele alınıp kritize edilebilir mi? Edilmeli midir? Edilirse ne olur?

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç