3.jpg

Etkinlik Takvimi

13 Ara 2018;
02:00PM - 03:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair Konuşmaları

Kimler Sitede

243 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 8

Dün 142

Haftalık 8

Aylık 1512

Tüm Zamanlar 281127

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemeler

Denemeler (46)

Cumartesi, 17 Kasım 2018 21:33

Yetki Hırsızlığı

Yazan

Geçenlerde gazetelerde Cumhurbaşkanımızın üzerinde çokça konuşulan şöyle bir ifadesi yer aldı.

Nerede işinin altından kalkamayan biri varsa hemen şu tarz ifadelerle işin içinden sıyrılmaya çalışıyor: Beyefendi böyle istiyor. Veya Külliye böyle istiyor. Benim ağzımdan böyle bir söz var mı? Daha önce medyada benim adıma ahkam kesenlerle ilgili rahatsızlığımı belirtmiştim. Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem, kimseyi aracı kılmam, bunu bizzat kendim yaparım."

Cumhurbaşkanın bile istismar edildiği bir ülkede üst düzey yöneticilerin bu tür istismarlara uğramaması düşünülebilir mi? Ben bu tür istismarların bir çeşidinden bahsedeceğim: Yetki hırsızlığı.

Perşembe, 20 Eylül 2018 14:13

Telefon Tutulması

Yazan

Telefon Tutulması

Başlığı görünce "Bu da ne demek?" der gibi baktığınızı hissediyorum. Biraz kızgın biraz da şaşkın bir halde “Telefon ay mı ki tutulsun?” veya “Telefon tutulmaz da ne yapılır ki?” dediğinizi işitir gibi oluyorum. Ama ben tutulma derken onları kastetmiyorum ki. Neyi mi kastediyorum? İzin verirseniz açıklamaya çalışayım.. Siz de sabrınız, zamanınız  ve fakirinize tahammül gücünüz varsa okursunuz.

Bir gezi kitabında yazarın yol tutulmasından bahsettiğini okumuştum seneler evvel. Kitabın adını unuttum ama bu kavramı unutmadım. Ne kadar hoşuma gittiyse artık.

Yazar yolculuğa çıkanların yakalandığı hastalıklardan bahsederken kullanır bu deyimi. Yolda bir şeylerin tutması üzerine istifrağ etmekten değil, burada tutulmaktan kastedilen. Mesela araba kullanıyorsunuz, susadınız veya acıktınız. En yakın yerde durmak gerekir değil mi? Hayır, işte “Şurayı da geçeyim dururum.”, “Buraya varayım yerim.”, “Oraya gidince içerim.”… derken susuz ve aç bir şekilde saatlerce gitmeye yolun yolcuyu tutması anlamında yol tutulması deniliyormuş. Bunu çok yaparım ve hanım da durumdan hep şikâyet ederdi. Yol tutulması tabirini okuyuncaya kadar düştüğüm durumun farkında bile değildim.  Öğrendikten sonra yaptığımın farkına vardım ve şimdi artık ihtiyacımız olduğunda en yakın yerde duruyorum. Yolun beni tutmasına izin vermiyorum.

Birçoğunuz gibi ben de güne birkaç gazeteye de hızlıca göz atarak ve beğendiğim birkaç köşe yazarını okuyarak başlarım. Mutadım olduğu üzere bu sabah da gazeteleri karıştırırken gözüme bir haber ilişti. Haber, Muharrem İnce’nin Sezai Karakoç’un uzunca bir şiirinden okuduğu bir mısra üzerine yaptığı açıklama ile ilgili:

"Böyle bir din yok arkadaşlar. Göster bakayım kararı, nasıl bir karar bu? Yani Allah'tan karar varmış, öyle söylüyor. Yalana bak. Göklerden gelen bir karar varmış; mail mi geldi, Facebook'tan mı, Twitter'dan mı, nereden geldi?"

Siyasi tartışmaların bir parçası olmak istemediğimi bu sayfayı takip edenler gayet iyi bilir. Ancak söz konusu şiir ve onunla ilgili birtakım görüşler olunca dayanamadım ve bir şeyler karaladım. Çünkü şiir siyaset ve politika için harcanmayacak kadar değerli bir şeydir. 

Muharrem İnce’nin sadece Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek için üzerinde yeterince düşünmeden ve anlamadan  tenkit ettiğini düşündüğüm dizeler Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine başlıklı uzun şiirinin dördüncü bendinde veya bölümünde. Son birkaç yıldan beri Recep Tayyip Erdoğan'ın mitinglerde ve bazı konuşmalarında okuması üzerine meşhur oldu. Özellikle  “Göklerden gelen bir karar vardır” dizesi çok söylenir oldu ve günlük hayatta da bir atasözü gibi yeri geldikçe dile getirilmeye başlandı. Dize zaman içinde şiiri ve şairi aştı, bambaşka anlamlara büründü. İnsanlar dara düştüklerinde Allah’tan başka sığınacağı bir yer kalmadığında tevekkül ve sabır ifadesi olarak bu cümleyi kullanılır oldu.

Şiirin tartışmaya konu olan dizenin yer aldığı bölümü hatırlatmak isterim:

Cuma, 25 Mayıs 2018 18:42

Okunmayan sadece sala mı?

Yazan

Son yıllarda eski gelenekleri ihya etmeye başladık. Bunlar arasında çocuklara ve toplumlara yönelik olanların yanı sıra dini hayata dair olanlar da var. Gerçi televizyon ve internet alışkanlıklarımızı biraz değiştirdi. Mukabeleleri sahurdan sonra camie gidip namazı beklerken yapanlarımız azaldı, evde televizyonlardan takip edenlerimiz çoğaldı.

Bazı geleneklerimizi ise evde yapmamızın imkânı yok. İyi ki de yok, onları da evlerimizde yapardık, emin olun. Ramazan’da Enderun usulü teravih kılmak mesela. Birkaç seneden beri duyduğumuz ve gördüğümüz bu usul genel kabul gördü ve yaygınlaştı.

Ramazan geleneklerinden biri de sahurda sala vermek idi. Benim çocukluğumdan aklımda kalan Cuma ve bayram salaları da var. Daha önceleri Perşembe akşamları yatsı namazlarından önce de sala okunurdu. Bir de bazı mübarek gün ve gecelerinin akşamı.

Cuma, 04 Mayıs 2018 14:18

Gençler Deizme neden ilgi duyuyor?

Yazan

Son zamanlarda gençlerin din ile ilişkisi üzerine gazetelerde haberler çıkmaya başladı. İmam-hatip ve ilahiyat öğrencileri arasında bile deizme ilgi duyan ve deist olduklarını söyleyen gençler olduğuna dair haberler sıkça çıkmaya başlayınca köşe yazarları, televizyon yorumcuları, gazeteciler, ilahiyatçılar, sosyologlar, siyasetbilimciler yorumlar yapmaya başladılar ve nedenlerini, sonuçlarını tartıştılar, tartışıyorlar. Seçim sath-ı mailine girilince tartışmalar hafifledi ve gündemden düşer gibi oldu. Ama benim gündemimden düşmediJ

Deizmin sözlüklerdeki tanımı şöyle: Herhangi bir dîne mensup olmaksızın Tanrı’nın varlığını ve O’nun kâinâtı yarattığını kabul eden görüş, yaratancılık, ilâhiye. Yani Allah’a inanıp peygamberlerine ve onların getirdikleri dinlere inanmamak. Dinleri, peygamberleri ve kutsal kitapları reddeden bu görüşün dindar ailelerin çocukları arasında da yayıldığına dair bir algı oluştu. Bu arada aklıma gelmişken Hz. Peygamber’i aradan çıkarıp doğrudan Kuran meali okuyarak iyi bir müslüman olunacağını iddia edenlerin bu işte bir katkısının olup olmadığı konusunu hatırlatmak isterim.

Arapça bir darbımesel var: Vâfaka şenne tabaka. Vâfaka uygun düştü, münasip anlamında. Şenn ise küçük su kırbası anlamına geliyor ve erkek ismi. Tabaka’nın bir çok anlamı var. Burada kullanılan anlamı kapak anlamında. Aynı zamanda bir kız ismi. Kap kapağını bulmuş diye çevirebiliriz. Türkçede tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş diyoruz biz. Hikayede ise Şen ile Tabaka birbirine uygun iki çift oldu, şeklinde geçiyor

Darbımesel her ne kadar Arapça olsa da biz de kullanmışız. Nedim’in;

Alıcak hükm-i kifâetle arûs-ı dehri
Tâk-ı gerdûna yazıldı mesel-i vâfaka şen

(Zaman gelini ile evlenmeye layık olduğu hükmü felek takına vâfaka şenn darbımeseli gibi yazıldı. )

Beytindeki gibi birçok şairin şiirinde geçmesinin yanısıra Nâimâ tarihinde;

Cinci lakabıyla şöhret olan Hüseyin Efendi, Karaçelebizade Mahmud Efendi’ye damad olunca vâfaka şenne tabaka meselinin mazmûnu zuhûr etdi.

Olduğu gibi birçok metinde de geçer.

Çarşamba, 31 Ocak 2018 21:35

Şol yel esip geçmiş gibi

Yazan

Yunus’u bilmeyenimiz yoktur. Sevmeyenimiz de yoktur. O bizim Yunus’tur. Onun sözleri asırlardan beri bizim dilimizi süsler, zenginleştirir ve onun sözlerini çığırırız. İlahi deyince akla hemen onun adı gelir. Nerede güzel bir ilahi duysak ona yakıştırırız. Güzellik onun şiirlerinin diğer adıdır.

Yunus, insana dair ne varsa hepsini terennüm etmiştir, dile getirmiştir, kağıda dökmüştür. O yüzden insana dair ne ararsanız onun şiirlerinde bulursunuz. Şefkat, hasret, özlem, sabır, acı, keder, sevinç. Listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Çünkü o kamildir ve insana ait her türlü hissiyatı bilir ve anlatır. Hissiyatı bildiği gibi insan tiplerini de bilir. O, fakiri de bilir, zengini de. Yaşlıyı da bilir genci de. Mutluyu da bilir bahtsızı da. Sarhoşu da bilir, zahidi de. Mütekebbiri de bilir, mütevaziyi de. Kıskananı da bilir, kıskanılanı da. Dini de bilir, tarikatı da. Hocayı da bilir talebeyi de. Dervişi de biliri şeyhi de. Kulu da bilir, sultanı da. Dervişliğin başını da bilir sonunu da. Çünkü o kamil bir mürşiddir. O gerçek tasavvuf konusunda söylenmesi gereken ne varsa hepsini söylemiştir. Onun kadar tevhide ve irfana dair söz söyleyen yoktur. Onun söylemeyip kendisinden sonra gelenlerin söylediği yeni hiçbir şey de yoktur.

Bursevî onun son zamanlarda yetişen mutasavvıfların sonuncusu olduğunu söylerken çok haklıdır. Ondan sonra birçok kamil mürşit gelmesine rağmen onun gibisi gelmedi. Herkesin ve her kesimin sevdiği bir başkası yok neredeyse ondan sonra.

BAE’nin ne yaptığını bilmeyen dışişleri bakanının Fahreddin Paşa’ya bühtanda bulunan bir tweeti paylaşması üzerine gündem Fahreddin Paşa ile doldu. Hoş, ondan önce bizden birileri de buna benzer hezeyanlarda bulunmuşlardı, ağızlarının payları verildi. Tarihçiler televizyonlarda konuyu tartışıyorlar, anlaşıldığı kadarı ile bir müddet daha tartılaşacak. Ülkede neredeyse herkes Fahreddin Paşa’nın kim olduğunu öğrendi. Bu bakımdan faydalı olduğu bile söylenebilir. Yakında filmi, dizisi ve kitapları da çıkar.

Tartışma ülke gündemine yerleşince doğal olarak sosyal medyada da Fahreddin Paşa ile ilgili birçok paylaşımlar olmaya başladı. Bir tweette Fahreddin Paşa’ya atfedilen bir dörtlüğü görünce bu satırları karalamaya cür'et ettim. Söz konusu dörtlük şöyleydi:

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Cân verir cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-harameyniniz
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler

Pazar, 05 Kasım 2017 14:34

İslam ve Edebiyatımız

Yazan

Sevgili öğrenciler, değerli hocalarım, kıymetli misafirler,

Sizlere bir soru sorarak başlamak istiyorum konuşmama. Lütfen şu dizelere bir göz atar mısınız? Sizce bu dizeleri kim, neden ve kime söylemiş olmalı?

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat'ı alıp götürdüler, gönlüm öyle kırık ki!

Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin,
Tan vakti Suat göçtü buralardan. 
O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni.

Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
Tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.

Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.

Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.

Salı, 15 Ağustos 2017 11:30

Elli yıl sonra FETÖ ne olacak?

Yazan

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı bir basın toplantısı ile FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı başlıklı bir rapor yayınladı. Yayınlandıktan sonra rapor hakkında birçok yorum yapıldı. Haliyle beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler de oldu. Genel eleştiri ise geç kalınmış olması idi. Bu rapordan sonra bir rapor daha bekliyorum. Darbe yapmaya girişmeleri beklenmeden diğer cemaatlerin de aynı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve aziz halkımızın uyarılması. Gördüğüm bir diğer eksik nokta FETÖ gibi dini istismar eden yapıların neşvünema buldukları ortamların mahiyetleri hakkında bilgi verilmesi. Çünkü ortamlar devam ettiği müddetçe FETÖ gider METÖ gelir ve biz bu konuları konuşmaya devam ederiz.

Diyanet’in raporunun ardından aynı konuda bir rapor daha yayınlandı. Gülen Yapılanması: 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler (İstanbul: İSAM, 2017) İçindekiler bölümünden anladığım kadarı ile ilkine göre oldukça kapsamlı ve muhtevalı olan bu çalışma çözüm önerileri bulundurması, kimi problemlere dikkat çekmesi bakımından önemli. Bu kitabı da okur okumaz sizinle paylaşacağım.

Diyanet’in raporunda görmediğim bir diğer husus tabanını gelecekte bekleyen tehlikeler ve FETÖ’nün elli yıl sonraki haline dair projeksiyon.

Page 1 of 4

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç