2.jpg

Etkinlik Takvimi

04 Şub 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

125 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 16

Dün 61

Haftalık 141

Aylık 2565

Tüm Zamanlar 333358

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 15 Temmuz 2019 15:49

Koniçe yahut Konitsa

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Koniçe Yunanistan’ın kuzeybatısında, Arnavutluk sınırında, Yanya’nın 60 km kuzeyinde dağların arasında, doğal güzellikleriyle ünlü bir köy. Köyün sırtına yaslandığı dağdan baktığı manzara, hemen yanı başından akan dere ve o derenin üzerindeki 1870 tarihli taş köprü ile gerçekten Yunanistan’da görülecek bir yer varsa burası dedirtecek kadar güzel. O kadar güzel ki o güzelliği bizim için bir kat daha güzelleştiren köyün eski mahallesinde gördüğümüz bir cami, bir türbe ve sibyan mektebinden oluşan külliye. Birbirine yakın ve bir külliye içinde olduğu belli olan bu taştan yapılmış üç eser hem birbirine hem köye hem de doğal manzaraya o kadar yakışıyor ki adeta ağaçlar ve taşlar gibi kendiliğinden orada bitivermiş gibi geliyor.

Mübadelede Kapadokya bölgesinden gelen 45 bin Rumun bir kısmı bu köye yerleşmiş. 1950’lerde köyde yaklaşık 30 müslüman hane varmış. On sene öncesinde ise hala köyde yaşayan 7 müslüman hane varmış. Bugün kaç hane kaldı bilmiyorum.

Cami en yukarıda, büyük kayaların hemen önünde. Külahı uçurulmuş tek şerefeli minaresi, kubbesi kaldırılmış gövdesiyle hâlâ güzel. Kare planlı, düzenli kesilmiş taşlarla çevrilen dikdörtgen pencereleri, altıgen zemin üzerine oturtulmuş altı destekli taşıyıcılı kubbesiyle küçük şehir ve kasaba camii. Bilemediğim için sanat tarihçi hocalarıma sordum. Klasik öncesi dönem, 14-15 yüzyıl olmalı dediler. Özellikle 15. yüzyıl ikinci yarısında benzer özellikleri taşıyan camii çokmuş. Dolayısı ile burası da fetihten sonraki dönemlerde yapılmış olmalı.

Bu camiin adı Sultan Süleyman Cami olarak da geçiyor kimi sitelerde. Ancak kimi kaynaklarda Sultan Süleyman Camiin meşhur köprünün yakınlarında olduğu da söyleniyor. Emin olamadığım için bu bilgileri nakletmekle yetineyim. 15. yy ikinci yarısı Kanuni dönemine de yakın. Bir köyde böyle iki camii yapılması da pek görülen bir şey değil. Bu konuda kararı erbabına bırakalım.

Camiin 20 metre aşağısında altıgen planlı, kesme taşla örülmüş bir metreye yakın kalınlıkta duvarları, duvarların her bir vechesinde açılmış büyücek pencereler ve her bir köşesinden yukarı doğru çıkan piramidal külahlı has taşlarla örtülmüş bir türbe. İçinde ise muhtemelen define arayıcıları tarafından kazılmış, terkedilmiş bir yer gibi duran türbenin içinde ne sanduka var ne de türbe olduğuna dair bir başka işaret.

Yüzyılın başında Hüseyin Baba tekkesinin postnişini Baba Haydar imiş. Muhipleri ve canları olan tekkenin küçük ve büyükbaş sürüleri de varmış. 1878-1882 yılları arasında Baba Adem, 1883-1896 arasından da Anadolu’dan gelen Baba Kamil posta oturmuş. Hasluck’un meşhur eserinde Haydar Baba’nın mezarı buradadır demesinden türbenin Haydar Baba’ya ait olduğunu düşünülebilir. Ancak türbe eski tarihli ve Haydar Baba geç dönemlerde yaşamış. Muhtemelen bu külliyeyi inşa ettiren veya buraları fetheden kumandanlardan birine ait olmalı. Varsa Haydar Baba türbesi kaybolmuş gibi duruyor.

Türbenin elli metre aşağısında ise biraz acemice yazılmış kitabesinden anlaşıldığı kadarı ile sibyan mektebi olarak inşa edilmiş iki katlı taş bir yapı var. Dışarıdan taş merdivenle çıkılan ikinci katta pencereden gördüğüm kadarı ile dikdörtgen genişçe bir oda. Duvarlarına bir şeyler asılmış, müze gibi. Yer ve tavan yenilenmiş ve duvarlarında eski fotoğraflar asılı. Girişteki mermer kitabesinde 1286 tarihi var. 1869 tarihi, oldukça geç bir dönem. İhyaya hizmet etmesi ibaresinden yenilendiğini anlıyoruz. Şeyh Murad adında cömert bir şeyh efendi tarafından yenilenen mektebin tarihini Rifat adında bir şair söylemiş:

Bak hele Şeyh Murâd hayra sa’y u himmeti
Bu gibi bir mektebi ihyâya hem etdi murâd
Cûd u himmet bahsine nisbetle ol zat-ı şerîf
Hâtem’in fart-ı sehâsın etdi bî-zikr u yâd
Bir duâdır Rifatâ târih-i mektebden merâm
Mevkid-i ilm u maârifdir bu cây-ı sâr u şâd

Bu külliye bölgenin en önemli Bektaşilik merkezi imiş. Camiin adı da tekkenin adı ile aynı: Hüseyin Baba veya Şah Tekkesi. Hüseyin Baba veya Baba Hüso adıyla bilinen bir şeyh tarafından 18. asrın ortalarında kurulmuş. Hüseyin Baba’nın halifesi Baba İsmail postta iken Türabi Gül Baba yukarıda kitabesini verdiğimiz mektebi yaptırmış. Mektep Şeyh Murad tarafından 1869’da ihya edildikten sonra bugünün ortaokulu mesabesinde bir okul olan Rüşdiyeye çevrilmiş. Herhalde sibyan mektebi binası ihtiyaca cevap verecek durumda değildi ki yenilemişler ve büyütmüşler.

Köyün Müslüman nüfusu da bu külliyenin çevresinde yaşarmış. Lozan anlaşması ile köyün Türk nüfusu Türkiye’ye göç etmek zorunda kalınca yalnız kalan herkesin ve herşeyin başına gelen külliyenin de başına gelir maalesef.

Köyün üst tarafında Osman Baba adında bir tekke daha varmış ve buna nisbetle Küçük Tekke olarak da bilinirmiş. Yazılanlara bakılacak olursa türbe zamanında oldukça faal imiş. Bayramlarda, Muharrem ayında oldukça kalabalık olur ve yöre halkının yoğun iltifatına maruz kalırmış. O türbe maalesef yok bugün.

Unutmadan ilave edeyim, ben de yeni öğrendim. Namık Kemal de anne tarafından Koniçeli imiş. Bir de Musa Kazım Paşa’mız var şuaradan. Meşhur Tepedelenli Ali Paşa’nın annesi de buralı. Evi hala duruyor, Hamko’nun evi oteli derseniz hemen bulursunuz. 

Okunma 516 kez Son Düzenlenme Salı, 16 Temmuz 2019 22:30
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç