3.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

142 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 12

Dün 32

Haftalık 12

Aylık 1420

Tüm Zamanlar 269859

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 04 Ağustos 2018 14:30

Rumeli'nin manevi fatihlerinden Otman Baba

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bulgaristan’da hakkında en çok araştırma yapılan ve en eski dört türbeden biri Otman Baba türbesidir.  Akyazılı Sultan, Demir Baba, Kıdemli Baba ve Mestanlı’daki Hamza Baba türbeleri ile birlikte değerlendirebileceğimiz Otman Baba türbesi günümüze kadar gelmeyi başarmış oldukça görkemli ve etkileyiciliğiyle klasik dönem Osmanlı türbe mimarasinin güzel bir örneği. 1976 yılında elden geçirilen ve halkın desteğiyle yenilenen türbe bugün gayet iyi durumda. 1967 yılında milli kültür anıtı ilan edilmesinin de rolü olsa gerek.

Eski adı İlyasça olan Trakiets köyünün adını tekkeden alan Teketo mahallesinde bulunan ve Hasköy ve civar köylerde yaşayan Müslümanlar tarafından sık sık ziyaret edilen Otman Baba türbesi bir külliye. Zamanında tekke, cami, medrese, hamam, meydan-ı fukara ve meydan-ı bahar bulunurmuş. Maalesef bugün sadece türbe kalmış.

Türbenin durumu

1507 yılı civarında, Sultan II. Bayezid Han döneminde yaptırılan Otman Baba Türbesi'nin önünde arabaların da park edebileceği bir meydanın olduğu güzel bir girişi var. Basık bir ahşap kapıdan boyun bükülerek girilen girişin her iki yanında gelen misafirlerin dinlenmesi, beklemesi veya bir şeyler okuması için ayrılmış iki oda bulunuyor. Bu odaları geçince bizi içinde türbenin de olduğu bir avlu karşılıyor.

Avlu aynı zamanda eski bir mezarlık imiş. Artık herhangi bir defin işleminin yapılmadığı türbede gördüğüm en son defnedilen mezar 1958 tarihli. Ondan önce de definler var. Hatta mezar taşından müderris olduğunu anladığım ulemadan bir zatın da mezarı vardı.

Avlu, bu haliyle ağaçlarıyla çiçekleriyle de güzel ama biraz daha ilgilenilse çok daha güzel olabilir. Bu kadar kişinin ziyaret ettiği türbe bence bu ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Otman Baba Türbesi iki bölümden oluşuyor. Alçak ve dört sütun üzerine yedi mermer kesme taştan yapılan yay şeklinde iki kemerli, bir kubbesi olan etrafı açık bir giriş ile iki kanatlı ahşap bir kapıdan girilen yedi köşeli ve kubbeli bir bina. Duvarlar kesme, beyaz düzgün taşlardan gayet düzgün örülmüş. Önceleri duvarların her birinde pencere varmış ama daha sonra birkısmı gömme dolaba dönüştürülmüş. Duvarların üst tarafında ise daha küçük pencereler bulunuyor. Kubbe Evliya Çelebi zamanında o kadar güzel bezenmiş ki İmam Ali ve İmam Hüseyin türbelerinde o tezyinat olmadığı gibi öyle güzel yazılı levhalar da yokmuş.

Ben daha önce hiç bu kadar süslü bir türbe görmemiştim. Üç metreyi aşkın bir uzunlukta ve en az bir buçuk metre genişliğinde zemini mermer, üstü ahşap olan sandukanın üzeri yapma çiçeklerle dolu. Duvarları ise başta ehl-i beyt ve on iki imam resimleri olmak üzere birçok resim ve çerçeve ile süslü. Halı üzerine işlenmiş Atatürk resmi de var. Pencerenin derin boşlukları ise türbeye gelenlerin bıraktıkları aralarında kitapların da olduğu eşyalarla dolu.

Önüne gelenin türbeye bir şey bırakması ve duvarlara bir şey asmasının sakıncaları olduğunu düşünürüm. Çoğunlukla estetik bakımdan hiçbir değeri olmayan bu tür şeyler zamanla türbeye zarar verebileceği gibi türbenin maneviyatına ve kutsiyetine de halel getirebilir.

Külliyenin hemen alt tarafında Hasan Hüseyin türbeleri var. Mezar taşında eğer mezarlıktan getirilip bırakılmadıysa 1193/1779 tarihi var, yani oldukça yeni. Kime ait olduğuyla ilgili iki rivayet var ve ikisi de bu tarihle uyuşmuyor. İlki Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’nin makam mezarı olması. İkincisi de Otman Bana’nın çocukları olduğu yönünde. Makam mezarı olsa tarih olmaz, Osman Baba hiç evlenmemiş, çocuğu yok.

Mezarların içinde bulunduğu bina yedigen planlı ve yeni bir yapı. Daha önce ahşap imiş. Yakılan mumlardan dolayı çıkan yangın ile harap olunca yıkılıp yeniden yapılmış. Burası da aynı şekilde çiçekler ve levhalarla doldurulmuş. Hele çıkışının karşısındaki tut ağacını görünce çok şaşırdım. Neler bağlanmamış ki çaput yerine. Kemerler, tokalar, çorap, kravat, iç çamaşır, çocuk elbiseleri ve ismini bilmediğim daha birçok giyim eşyası veya onlardan koparılmış parçalar.

Onun hemen arka tarafında ise kurbanlar ve dualar için gelen kalabalık heyetler için lokma hazırlanacak ve edilecek yerler var. Bir de küçük barakalar. Özellikle hastalar bir veya birkaç gece burada kaldıklarında hastalıklarından kurtulacağına inanıyorlarmış.

Türbenin iç tarafında türbe hakkında bilgi veren bir levhanın bulunmaması dikkatimi çekti. Ayrıca kapılar kapalı idi ama kilitli değildi. Böyle tarihi ve manevi bakımdan önemli yerlerde bir görevlinin bulunması gereklidir zannımca. Her zaman kötüler zarar vermez, bazen aşırı sevgi ve hürmet de zarar verebilir bu tür kutsiyet atfedilen yerlere.

Otman Baba kimdir?

Araştırmacılar Osman mı Otman mı, ikisi aynı kişi mi yoksa ayrı kişiler mi sorularının cevabını araştıradursunlar, biz Otman Baba olarak kabul edip bilgi vermeye devam edelim.

Otman Baba hakkında bilgi veren üç kaynak var elimizde. Ölümünün ardından dervişlerinden Küçük Abdal’ın kaleme aldığı Velâyetnâme, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi ve Faziletnâme.

Odman, Hüsam Şah, Hüsam Şah Gani ya da Gani Baba adları ile de bilinen Otman Baba, (1378- 1478) Balkanlarda Bektaşîliğin öncüsü, devrinin kutbu bir büyük bir Bektaşî-Kalanderî şeyhidir. Bir rivayete göre Seyyid Sultan Sücaaddin Veli’nin ahret kardeşi ve musahibi. O yüzden kendisi mücerred olduğu vefatından sonra müritlerini Sücaaeddin Veli’ye emanet ettiği söylenir.

Velayetnâme’ye göre Otman Baba Anadolu’ya Timur ile birlikte gelmiş, halk arasında Otman Baba diye tanınmış, erenlerin Hüsam Şah dedikleri, Oğuz dili konuşan, cüssesi heybetli, nazarı himmetli, kimsenin vâkıf olamayacağı sırları olan evliyaullahtan bir zattır.

Otman Baba yüzlerce dervişi ile önce İstanbul’a gelip oradan da Rumeli’ye geçer. Köy köy, şehir şehir dolaşarak halka yardım eder, çiftçilere destek verir. Issız alanlara çeşmeler kurar, geçilmesi güç yerlere köprüler yapar ve halkın nazarında hürmet gören kıymetli bir büyük olur. Bölgeye göç eden halkın her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek bölgenin şenlenmesine yardım eder. Abdallarıyla birlikte Balkanların fethine de katılan Otman Baba, gazilerle yakınlık kurarken devlet adamlarının ihsanlarını kabul etmez. Yakın olduğu akıncı gaziler arasında Mihaloğlu Ali Bey’in Otman Baba’ya çok hürmet ettiği anlatılır.

Otman Baba ile Fatih Sultan Mehmet arasındaki ilişki üzerinde de durmak gerekiyor. Fatih, henüz Manisa’da şehzade iken onun rüyasına girerek kendisini tanıttıktan sonra onu Rum diyarının da padişahı yapacağını söylemiştir. Padişah olduktan sonra uyarılarına devam etmiş, uyarmasına rağmen Belgrad seferine çıkan Fatih Sultan Mehmet başarısız olunca Otman Baba’nın büyük bir zat olduğunu kabul etmek zorunda kaldığı yazılı Velayetname’de. Bu olaydan sonra Fatih Otman Baba’ya karşı daha hürmetkar davranmaya başlamış. Bir başka seferinde padişah kıyafet değiştirerek İstanbul’da bir tekkeye gider. Lokma taaam ederken Otman Baba padişahı tanır. Eline bir sopa alarak padişahın üzerine yürür. “Derhal söyle sultan sen misin ben miyim?” Fatih, Otman Babaya “Sultan sensin ben senin oğlunum” der ve kurtulur. Bazılarına göre bunlar şehini yüceltmek isteyen Küçük Abdal’ın uydurmalarıdır, bazılarına göre de gerçekten yaşanmış olaylardır.

Otman Baba biraz celalli ve gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemiyor. Bazı şeyhleri dünya malı biriktirmek, şan ve şöhret peşinde koşmak, iktidara yakın çevrelerle iş birliği yapmak, halka yalan yanlış mârifet satmak, kurdukları vakıfları evlâdiyelik hale dönüştürmekle suçladığı için çok tepki çekiyor. O günden bugüne ne değişti sorusuna ne cevap verirsiniz bilmiyorum. Fatih’n kendisine hürmet etmesine rağmen devrin uleması ve şeyhleri Otman Baba’yı Fatih’e şikâyet ediyor ama herhangi bir cezaya çarptırıldığına dair bir bilgi geçmiyor Velayâtnâme’de.

Sadece şeyhler ve ulema değil Otman Baba’nın gazap oklarından nasipdar olan. Bektaşi olmalarına rağmen Şücaeddin Baba, Çoban Baba ve Hacı Bektaş Veli dışında kendisinden önce olsun döneminde yaşıyor olsun birçok baba ve dedeyi de azarlarmış. Dervişlerine karşı ise çok merhametli imiş. Bir babanın evlatlarına düştüğü gibi bir evlat mesabesinde olan dervişlerine düşkünmüş. Onun bütün heveslerini terkedip gönlünü Hak aşkı ile dolduranları gerçek abdal olarak dervişliğe kabul edermiş.

Otman Bana keramet sahibi bir veli. Abdallarıyla birlikte gittikleri yerlerde kurumuş dalları toplayıp ateş yakıp etrafında sema ederlermiş. Büyük bir ateş yakıp başında Fatih’in hastalıktan kurtulması için dua etmesi, Rumeli köylerinde halkı ejderhadan kurtarması onun hakkında anlatılan menkıbelerden birkaçı. İstanbul’un fethini anında halka haber veren de Otman Baba’dır. Gaipten haber veren, hastaları iyileştiren, ırmağı ve denizi yarıp geçen, bulutlara binip giden, canavarlarla baş edebilen ehl-i keramet bir veli.

Otman Baba 5 Ekim 1478’te vefat etmeden önce abdallarını toplar ve onlara nasihatlarda bulunur. Ölümden korkmadığını, kendisinin bir atı olduğuun ve ona binerek göğe yükseleceğini, ardından ağlamamalarını, aslına kavuşacağını söyler. Cenazesine aralarında medrese hocalarının da bulunduğu iki bin kişi katılır.

Otman Baba, hayatında yaptıkları ve yetiştirdiği Akyazılı Sultan, Kıdemli Baba ve Demir Baba ile Doğru Rumeli’ye damgasını hiç silinmeyecek şekilde basmış bir büyük velidir. 

 

Okunma 24 kez Son Düzenlenme Pazar, 05 Ağustos 2018 00:04
0
0
0
s2smodern

Benzer Ögeler

Bu kategorideki diğerleri: « Elmalı Baba ve tekkesi

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç