hh.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

144 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 12

Dün 32

Haftalık 12

Aylık 1420

Tüm Zamanlar 269859

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 03 Ağustos 2018 11:54

Elmalı Baba ve tekkesi

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bulgaristan’da gezdiğim gördüğüm yerler içinde en bakımlı ve tamamlanmış yapının Elmalı Baba Tekkesi olduğunu söylemesem bu hâle getirmek için çalışanlara haksızlık etmiş olurum. Daha girişinden itibaren başlayan düzen ve intizam tekkenin her bir köşesinde görülüyor. Etrafı taş duvarla çevrili külliye bahçe, mihman evi, meydan, mescid, türbe, çilehane, aşhane hasılı her köşesi taş ve ahşapın mükemmel uyumunun sergilendiği adeta bir film platosu gibi hoş ve güzel bir yer olmuş. Bu hale gelmesinde emeği geçenlere can u gönülden teşekkür ederim.

Elmalı Baba Tekkesi, Doğu Rodopların en önemli ve tarihi mistik yapısı. Rodoplara geçiş noktasında, bir derbentte kurulan tekkenin bulunduğu yer oldukça önemli. Eski adıyla Mandacılar, yeni adıyla Bivalyone köyünün içinden geçtikten sonra bir kilometrelik bir yolun ardında muhteşem yapısıyla karşımıza çıkan Elmalı Baba’nın bulunduğu köy 1913 yılına kadar Dimetoka’ya bağlı iken Bükreş Anlaşması ile Bulgaristan’a bağlanmış.

Ne zaman ve nasıl kuruldu?

Horasan erenlerinin gerek Anadolu’ya gerek Rumeli’ye geldiklerinde yerleşmeden önce ya kendilerinin ya da pirlerinin attıkları bir nesnenin düştüğü yeri kendilerine vatan eyledikleri bilinir. Rivayetlere göre Elmalı Baba da elindeki elmayı fırlatır ve düştüğü yere yerleşir ve tekkesini kurar. İsminin Elmalı Baba olmasının nedeni de budur. Ama tarihsel olarak biliyoruz ki Rumeli’nin fethin ardından Rumelilerin gönüllerinin de fethedilmesi gerekiyordu. Elmalı Baba diğer Horasan erenleri gibi gönülleri fethetmeye, buraların şenlendirilmesi için gönderilen Türklerin motivasyonlarını, cesaretlerini, umutlarını, inançlarını, örf ve adetlerini pekiştirmek ve diri tutmak için gelmiş, buraları yurt edinmişlerdi.

Türbenin haziresindeki mezar taşlarından ve 1579 tarihli bir mektuptan anlaşıldığı kadarı ile tekkenin kuruluşu 1550’lere kadar gidiyor.

Külliye

Türbedeki mezar taşlarına bakarak Postik’teki Ahad Baba ve Devintsi’deki Zakiye Baba ile aynı dönemde inşa edildiği tahmin edilen Elmalı Baba Tekkesi adeta Bir Bektaşilik okulu, bir külliye. İçinde cami, meydan evi, dede evi, kitap evi, mihman evi, aşhane, kesimhane, çilehane, türbe ve bahçesiyle eksiksiz bir kompleks. Hiç şüphesiz ilk kurulduğunda böyle değildi. Zaman içinde büyüdü ve bu halini aldı. 1960’larda küçük bir tadilat olmuş ama bugünkü halini almasını bölgedeki hayrı sevenlerin katkılarıyla gerçekleştirilen ve 2011’de tamamlanan restarasyona borçlu.

Külliyenin etrafı üzeri demir korkuluklarla yükseltilmiş taş duvarla çevrili. Birbirinin neredeyse aynısı olan iki girişi var. Yukarı giriş, kemerli ve üstü kiremitle kaplı iki kanatlı bir kapıdan geçerek giriyoruz avluya. Karşımıza tüm müştemilatın baktığı bakımlı ve tertemiz avlusuyla tekke çıkıyor. Girişin sağ tarafında mihman evi, meydan evi, kütüphane ve cami var. Sol tarafta ise dede evi var. Mutfak ve kesimhane biraz daha geride bırakılmış. Türbe aşağı taraftaki mzarlığın üst kısmında yapılmış taş bina içinde. Ortada ise üstü kapatılmış bir kuyu var. Keşke kuyu da aslına sadık kalınarak çıkrığıyla birlikte bırakılsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Duvarların avluya bakan kısmında mezarlıktan toplanan eski mezar taşları dizilmiş.

Avluya inip taş kaldırımı takip edince tekkenin aşağı çıkışına gidiliyor. Çıkışın hemen sağında camiin girişi var. 1830’da ahşap olarak yapılan cami yanınca yerine 1900’de taştan inşa ediliyor. Tabi yagından kurtarılan ahşap kısım kullanılarak. İçi yine ahşap tabi ki. Tavan ve çatıyı tutan sütunlar ahşap. Kürsü, minber ve mihrap ise ahşap ama yeni. Dört ahşap sütun ortasında ise ahşab bir kubbe var. Girişte sıcak suyu da olan şadırvanı var.

1930’larda kapatılan medrese ise camiin hemen yanında. Meydan evi ve kütüphane de camiin yanında. Binaların hepsinin içi ahşaptan yapılmış, yerler, tavanlar, duvarlara gömülen dolaplar ayrı bir güzellik katıyor binalara.

Elmalı Baba kimdir?

Bazı kaynaklarda adı Ebü’l-Vefa Sultan olarak geçen Elmalı Baba hakkında elimizde fazla bilgi yok maalesef. Hakkındaki bilgileri mezar taşında yazılanlardan ve mimar Hilmi Şeenalp’in elinde bulunan 1579 tarihli bir mektuptan öğreniyoruz. Mektuba göre Elmalı Baba, Ekber Baba’nın oğlu ve Doğu Rodoplarda ilim ehline, dervişlere, halka, misafirlere, yolculara, darda kalmışlara ve muhtaçlara hizmet eden bir tekkenin saygı gören ve sözü dinlenen bir şeyhi. 1585 yılında vefat eden Elmalı Baba’nın ardından posta oğlu Agah Baba (ö. 1620) geçiyor ve şeyhlik aile içinde devam ediyor.

Kızıl Deli Sultan süreğini takip eden Elmalı Baba tekkesi Bulgaristan’daki Bektaşilerin Musahipli koluna mensup ve Seyyid Ali Sultan’a bağlı. Kimi görüşlere göre de Seyid Ali Sultan’ın kardeşi zaten.

Elmalı Baba, Kerbala, Necef, Kazımiyye ve Semerra’daki türbeleri ziyaret için davet edilir. Ancak o görev ve sorumlulukları olduğunu, uzun sürecek bu yolculuk esnasında tekkesinden uzak kalacağını ve hizmetlerin aksayacağın düşünerek yerine dervişlerinden Derviş Şaban’ı gönderir. Elmalı Baba’ya Derviş Şaban ile kendisi hakkında övgü dolu sözcükler içeren bir mektupla birlikte sofra ve çerağ-ı seng u tiğ gönderilir. Mektuptan anlaşıldığı kadarı ile Elmalı Baba’nın şöhreti hem Rumeli’de hem de Anadolu’da oldukça yaygındır ve hürmet gören bir şeyh efendidir.

Mezar taşında yazılanlara göre Elmalı Baba Demirhanlı ve seyyid bir aileden geliyor. Al-i Meşhed’e hâdim, yani ehl-i beytin hizmetkârı, Bektaşi yolunun bendesi olan Elmalı Baba’nın hayatı ehl-i beyte hizmetle geçer.

Elmalı Baba’nın Demir Baba velayetnamesinde isimleri geçen erenler arasında olmaması onun ilk dönem erenlerinden olmadığı şeklinde yorumlanıyor. Bir görüşe göre o Seyyid Ali Sultan’ın kardeşi. 500 dervişi ile birlikte Balkanlarda Türklüğü, İslamı ve Bektaşiliğin yayılması için çalışan bir büyük bir şeyh.

Türbe

Türbe, yukarıdaki kapının kopyası olan aşağı kapıdan çıktıktan sonra sola dönünce karşımıza çıkan taş binanın altında. Türbenin girişinde medresenin son idarecilerinden Adalı Halil Efendi’nin üzeri suni çimle örtülmüş mezarı var.

Elmalı Baba Tekkesi türbesi iki bölümden oluşuyor. Altı sandukanın bulunduğu bölüm ile sekiz köşeli tavanın altındaki bir odada tek başına duran Hz. Fatıma’nın makam türbesi yani nazarlamasının bulunduğu diğer bölüm. Elmalı Baba’nın hanımının adının da Fatma olması ve onun türbesinin isim benzerliğinden dolayı makam türbesi olma ihtimalini de düşündüm. Doğrusunu Allah bilir deyip geçelim.

Halil Efendi türbesinin yanından geçerek içeri girdiğimiz türbede yan yana sıralı altı sanduka var. Üzeri yeşil örtülerle kaplı sandukaların baş ve ayak taraflarında birbirinden farklı taşlar var. Baş taraflarındaki taşların hemen arkasına mum yakmak için metal tepsiler konulmuş. Baş ve ayak taraflarında bir metreyi bulmayan bir mesafe var. Tavanı ahşap ve dışarı bakan duvarın üst tarafında ışığı yetersiz bir penceresi var.

Buradaki mezar taşları üzerine bir çalışması olan Venedikova’nın verdiği bilgilere göre bölgedeki en erken tarihli mezar taşları Elmalı Baba’ya ait. Elmalı Baba’nın ölüm tarihi 1585. Kendisinden sonra posta geçen oğlunun vefat tarihi ise 1620. Bu ikisinden başka, Mustafa Dede (ö. 1790), Derviş Şaban, Seyyid Şeyh Osman Dede (ö. 1814), Seyyid Selman Dede (ö. 1825) mezarları var.

Kireç taşlarından rastgele kazınarak yapılan mezartaşlarının hepsinin farklı olması farklı dönemlerde yazılmalarının sonucu. Bazılarında şeyh olduklarını gösteren destar konulmuş ama biz gittiğimizde destarlar kaldırılmıştı, üzerine konulduğu metal çubuk ise boştu. Üçünün mezar taşı diğerlerine göre daha büyüktü. En büyüğü kapının girişinde olandı ve muhtemelen Elmalı Baba’ya ait olmalı. Sandukaların üzerine örtülen yeşil örtünün üzerine herhangi bir yazının olmaması dikkatimi çekti. Duvarlarında lambalardan başka bir şey asılmamıştı. Ahşap tavanın ortasında ise ahşap bir kubbe idi.

Eskiden mezarların üzerinde çatı yokmuş. Belli ki mezarlık içinde tekkeyen yakın bir yerde imiş. 1960’larda ve 2011’deki tadilatla bugünkü halini almış. Şimdi mezar taşları ve sandukaları ile taş bir bina içinde koruma altında. Keşke girişe türbede kimlerin mezarı olduğunu gösteren bir levha konulmuş olsa. Hâlâ çok geç değil, konulabilir.

Boyun eğilerek girilen Fatıma Ana türbesindeki sandukasının üzeri türlü adaklarla dolu. Sandukanın baş tarafı duvara dayalı, iki tarafı ise insanların bir sıra otorabilecekleri genişlikte. Yüksekçe bir yerde bir penceresi var ve önü çiçeklerle dolu.

Fatıma Ana türbesi kadınların en çok ziyaret ettiği türbe. Çünkü Fatıma Ana’nın kadınlara ve çocuklara yardım ettiğine inanılıyor. Perşembe ve pazar akşamları ise mumları yakılıyor.

Buralara kadar gelip bu tekkeyi görmeden geçenler pişman olurlar. Bu kadarını söyleyeyim, gerisini siz takdir edin.

Okunma 229 kez Son Düzenlenme Cuma, 03 Ağustos 2018 16:13
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç