2.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

141 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 37

Dün 46

Haftalık 37

Aylık 1450

Tüm Zamanlar 275039

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 13 Temmuz 2018 16:08

Bulgaristan'daki türbe ve tekkeler üzerine

Yazan
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Geçtiğimiz ay, dört kişilik bir ekiple Bulgaristan’a bir haftalık bir seyahat gerçekleştirdik. Hayatımdaki en zevkli ve eğlenceli yolculuklardan biri olan bu seyahatte Kırcaali, Orta Rodoplar, Filibe, Bulgaristan’ın kuzey doğusundan kuzey batısına kadar gittikten sonra Sofya üzerinden Türkiye’ye döndük. Sabah sekiz gibi otelden çıkıyor, hava karardıktan sonra dokuz gibi otele giriyorduk. Ben 3000 km yol yapmışız altı günde diyeyim, gerisini siz anlayın.

Durduk yerde sadece gezmek için gitmedik tabi ki Bulgaristan’a. Dağ taş demeden köye kasabaya bakmadan dolaşmamızın nedeni, kitaplarda tespit ettiğimiz türbeleri, tekkeleri görmek ve ziyaret etmek idi. Aldığım notları inşallah bir kitap haline getireceğim. Çektiğimiz fotoğraflarla süsleyeceğimiz kitap inşallah yayınlandığında daha geniş bilgileri paylaşmış olacağız. O yüzden ben genel olarak edindiğim intibaı sizlerle paylaşmak için bu satırları karalıyorum. (Klavyeliyorum mu deseydim acaba!)

Hemen ilk başta söyleyeyim, türbelerin durumu pek iç açıcı değil maalesef. Birkaçı istisna, hepsi harap ve bakımsız bir haldeler. Bir kısmının türbelik durumu kalmamış, bir kısmının içi başka bir şeye dönüşmüş, bir kısmı da tüm olumsuz şartlara rağmen hâlâ ayakta durmaya çalışıyor.

Türbeleri bulundukları yerlere göre köylerde ve şehirlerde olarak ikiye ayırabiliriz. Köylerdekileri de köyün içinde ve dışında olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Köyün içindekileri de müstakil bir yerde olanlar ve mezarlıkta bulunanlar olarak ikiye ayırabiliriz. Bu köyler daha çok Alevi-Bektaşilerin yaşadıkları köyler ve isimleri Baba veya Dede ile bitiyor türbede medfun zevatın. Türbelerin içleri de birbirinin kopyası adeta. Türbenin ve köyün büyüklüğüne göre süslerin ve adakların çeşitliliği değişiyor. Ama hemen hepsinde ortak olan şey Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hüseyin ile on iki imamın resimlerinin bulunduğu levhaların duvarlarda asılı olması. Türkiye’den gelen birtakım gruplar türbelerin içine kendilerince uygun gördükleri levha ve tabloları asmışlar. Bu da biraz bozmuş bana göre türbeyi. Bir de yapay çiçeklerin fazlalığı ve renkliliği rahatsız edici boyutlarda.

Türbeleri olan zevata göre ise tarihi şahsiyetler ve efsanevi şahsiyetler olarak iki başlık altında değerlendirebiliriz. Otman Baba, Demir Baba, Elmalı Baba, Akyazılı Sultan gibi tarihsel şahsiyetleri bilinenlerin yanı sıra Hasan ve Hüseyin Baba, Hızır Baba gibi isimleri birden çok olanlarla birlikte birçok baba türbesi daha var. Bunların da ilk fetih döneminde buralara gelen Barkan’ın kolanizatör dediği derviş gaziler, alperenlerin türbeleri olduğuna inanılıyor. Balkanların manevi fatihleri diyebiliriz.

Türbeler arasında kadınlara ait olanlarının olması da üzerinde durulması gereken bir konu. Sayıları oransal olarak az olsa bile varlıkları önemli ve bölge halkının kültür ve inanç dünyası hakkında bilgi veriyor.

Türbelerin yapısı ise birkaç tipte. Büyüklerin ve adı bilinenlerin türbeleri altıgen veya yedigen taş duvarlarla çevrili, tek kubbeli, kare biçiminde duvarlarla çevrili bir girişle içeri girilen bir formda inşa edilmiş. Yenilenen türbelerin bir kısmında bu form muhafaza edilmiş. Bir diğer tip ise kare veya dikdörtgen şeklinde taş veya beton duvarlarla çevrili. Bir de üzeri açık olup etrafı demir korkulukla çevrili olanlar var.

Kapalı mekandaki türbelerin büyük bir kısmının baş tarafında bir şahide bulunması ilk başlarda açıkta olduğunu, daha sonra üzerine bir türbe inşa edildiğini düşündürttü bizlere.

Özellikle köylerdeki türbeler toplum hayatında önemli bir yer işgal ediyor. Hıdırellez buralarda çok yaygın bir şekilde kutlanan doğal bayramlardan. Ama günleri daha çok insan katılabilsin diye Bulgaristan’daki resmi tarihlere göre değiştirilmiş. Bu günlerde türbeler ziyaret edilir, yardımseverlerin bağışlarıyla alınan kurbanlar kesilir, gelen misafirlere ikram edilir. Kesilen kurban sayısın üç, beş ve yedi adet olması oldukça önemlidir ve böyle olmasına özen gösterilir.

Hıdrellez dışındaki zamanlarda da türbeler ziyaret ediliyor ve adaklar adanıyor. Türbeye aklınıza gelen her türlü nesne adanabiliyor. Bir yıl boyunca türbede biriken bu adaklar Hıdırellez günü toplanıyor ve o gün oraya gelenler tarafından satın alınıyor. Bir nevi kermes diyebiliriz.

Bulgarların türbe ve tekkelere karşı tutumları insafsızca ve acımasızca olmuş ki bu yapılar insan olsalardı rahatlıkla soykırım derdik. Köylerdekilere pek dokunmazlarken şehirdekileri hâk ile yeksân etmişler. Yüzlerce türbe ve tekkeden bugün bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda eser kalmış maalesef. Demir Dede, Enihan Dede, Kıdemli Dede gibi yerleşim merkezleri dışında olup taştan muhkem yapısı olan türbeleri yıkmamışlar veya yıkamamışlar ama farklı bir yol izlemişler. Kendilerince aziz olan bir şahsiyetin türbesi olduğunu söyleyerek bu mekanlara ortak olmuşlar. Ortak getiremediklerinin hemen yanına da kilise kondurmuşlar, Bali Baba’da olduğu gibi.

Mimarisiyle gözleri büyüleyen ve hayranlık uyandıran camileri yıkamamışlar ama hepten de kendi haline bırakmamışlar. Ya avlusundaki müştemilatı yıkmışlar ya çevredeki duvarları yıkıp hemen dibine apartmanlar dikmişler. Ya da Filibe ve Sofya camileri gibi, buralar Türklerden önce Roma yani Avrupa’ya aitti der gibi hemen yanı başlarını kazıp Roma dönemine ait yapıların kalıntılarını çıkartmış ve müzeleştirmişler. Böylece kültürel ve mimari soy kırımın nasıl yapıldığını örneklerle göstermişler. Sedat Hakkı Eldem’in kitabında bahsedilen üç bin eserden bugün üç tane bile kalmamasının nedeni daha iyi anlıyoruz.

Bulgarlar ecdadın bıraktığı eserleri yıktı, yaktı, tahrip etti. Kızalım ama iğneyi de kendimize batırmamazlık etmeyelim. Bizim yaktıklarımız, yıktıklarımız, tahrip ettiklerimiz için kime ne diyelim, kızalım, bilemiyorum. Bizim de günahımız Bulgarlardan az değil, belki onlardan da fazla.

Son olarak bir gözlemimi sizinle paylaşayım. Bulgaristan’ı gezince Şeyh Nazım Kıbrısî’nin ne kadar önemli bir iş yaptığını daha iyi anladım. Tamam, Kıbrıs Türkleri, Bulgaristan’daki soydaşlarımız gibi uzun süre kendi kültürlerini yok etmek isteyen bir yönetim altında kalmadılar, bunu bir kenarda tutalım. Ama Şeyh Nazım Efendi’nin yaptıklarını da görmezden gelmeyelim. Kıbrıs’ta türbe ve tekkelerin, camilerin korunması için elinden gelen ne varsa yapmış, halifeleri ve müritleri de onun bu hassasiyetini sürdürüyorlar gugün. Bugün hangi türbeye gitseniz oraya sahip çıkan, temizliğini yapan, bekleyen ve koruyan bir Şeyh Nazım dervişi görürsünüz. Bulgaristan’da göremediğim de bu. Bulgaristan Türkleri de kendi içlerinden bir Şeyh Nazım çıkarsalardı, bugün manzara çok daha farklı olurdu.

Son söz: Hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz. 

Okunma 633 kez Son Düzenlenme Pazar, 15 Temmuz 2018 19:15
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç