is.jpg

Etkinlik Takvimi

08 Oca 2019;
06:30PM - 08:00PM
Balkanlar ve Kıbrıs'ta Halk İnançları ve Kültürü
04 Kas 2018;
12:15AM - 02:00AM
Anadolu mizah dünyası
05 Oca 2019;
02:00PM - 05:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair kitabı üzerine
21 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Kültür Medeniyet'in neresinde?
30 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair

Kimler Sitede

228 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 39

Dün 166

Haftalık 205

Aylık 1961

Tüm Zamanlar 277528

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 16 Haziran 2018 12:47

İnce'nin "Göklerden gelen bir karar vardır" dizesi üzerine yaptığı konuşma ile ilgili birkaç söz

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Birçoğunuz gibi ben de güne birkaç gazeteye de hızlıca göz atarak ve beğendiğim birkaç köşe yazarını okuyarak başlarım. Mutadım olduğu üzere bu sabah da gazeteleri karıştırırken gözüme bir haber ilişti. Haber, Muharrem İnce’nin Sezai Karakoç’un uzunca bir şiirinden okuduğu bir mısra üzerine yaptığı açıklama ile ilgili:

"Böyle bir din yok arkadaşlar. Göster bakayım kararı, nasıl bir karar bu? Yani Allah'tan karar varmış, öyle söylüyor. Yalana bak. Göklerden gelen bir karar varmış; mail mi geldi, Facebook'tan mı, Twitter'dan mı, nereden geldi?"

Siyasi tartışmaların bir parçası olmak istemediğimi bu sayfayı takip edenler gayet iyi bilir. Ancak söz konusu şiir ve onunla ilgili birtakım görüşler olunca dayanamadım ve bir şeyler karaladım. Çünkü şiir siyaset ve politika için harcanmayacak kadar değerli bir şeydir. 

Muharrem İnce’nin sadece Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek için üzerinde yeterince düşünmeden ve anlamadan  tenkit ettiğini düşündüğüm dizeler Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine başlıklı uzun şiirinin dördüncü bendinde veya bölümünde. Son birkaç yıldan beri Recep Tayyip Erdoğan'ın mitinglerde ve bazı konuşmalarında okuması üzerine meşhur oldu. Özellikle  “Göklerden gelen bir karar vardır” dizesi çok söylenir oldu ve günlük hayatta da bir atasözü gibi yeri geldikçe dile getirilmeye başlandı. Dize zaman içinde şiiri ve şairi aştı, bambaşka anlamlara büründü. İnsanlar dara düştüklerinde Allah’tan başka sığınacağı bir yer kalmadığında tevekkül ve sabır ifadesi olarak bu cümleyi kullanılır oldu.

Şiirin tartışmaya konu olan dizenin yer aldığı bölümü hatırlatmak isterim:

En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili 

Fatih Andı’nın Şiirin Ufku (İstanbul: Şule 2017) isimli kitabında çok güzel bir şekilde açıkladığı gibi şiir Sezai Karakoç’un zorunlu bir şekilde Ankara’da yaşamak zorunda kaldığı yıllarda İstanbul’a duyduğu hasreti ve İslam dünyasının içinde bulunduğu duruma duyduğu üzüntüyü, kavuşmayı ve zilletten kurtulmaya dair ümitlerini ifade eder.

Şairin en sevgili, ey sevgili dediği İstanbul’dur. Dünya sürgünü ise Ankara’da bulunduğu yıllardır. Kuşlar, mezarlardan yükselen bahar hep İstanbul’u hatırlatır. Aşk celladı ise onu İstanbul’dan uzaklaştıranlardır. Ama sevgili, yani İstanbul varsa önemli değildir. Çünkü yoktan da vardan da öte bir varlık, Hz. Allah vardır ve onun sayesinde günün birine sevgilisine, yani İstanbul’a kavuşacaktır. Başına gelenlerin sebebi ise sadece kendi suçu değildir, nazar, yani başkalarının kıskançlığı ve hasedi de vardır. Kendisi dışındaki etkenlerden dolayı sürgüne gitmek zorunda kaldığına işaret eder. Bunu bildiği için kendisine adeta nasihat eder, uyarır. Başına gelenleri kader diyerek geçirmemesini, kaderden de öte bir şey olduğunu, kendisi hakkında hüküm verenlerin, mahkûm edenlerin kararlarının önemli olmadığını, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar asıl kararı Allah’ın vereceğini söyler ve ona sığınır. Gün batabilir, zaman geçip ömür bitebilir. Üzülmemek lazım, çünkü batan günü yeniden doğuracak gece gelecektir. Bu uğurda can vermek, sıkıntı çekmek, dara düşmek, ezilmek, perişan olmak hep müstakbel zafer içindir ve bu yenilgiler bizi gelecek büyük zafere ulaştıracaktır. Bunu unutmak mümkün değildir. Ne kadar sürgüne gönderilsek ne kadar çile çekip sıkıntılara düşsek de ümitsiz olmak bize yakışmaz. Çünkü İstanbul, yani gelecek bizi çağırmaktadır ve asla ümidimizi kesmeyiz. Zaten yeis ve ümitsizlik Müslümanlara haramdır.

Şiiri kısaca bu şekilde açıklayabiliriz. Aslında şiiri birkaç farklı katmanda okuyabiliriz. Sıradan bir aşık-sevgili ilişkisi olarak okunabilir. En sevgili, sevgililer sevgilisi denildiği zaman akla Hz. Peygamber geldiği için naat olduğu da düşünülebilir. Şiirin diğer bölümleriyle birlikte okunduğu zaman Sezai Karakoç’un İstanbul özlemi ile yazdığı da söylenebilir. Bir adım daha ileri götürelim, iki yüz yıldan beri Batı karşısında mağlup olan ve yıkılan İslam dünyasının yeniden eski günlerine dönmesinin arzu edilmesi şeklinde de okunabilir.

Biz şiiri hatırladıktan tekrar konumuza dönelim. Muharrem İnce’nin sözlerini hatırlatayım tekrar:

Böyle bir din yok arkadaşlar. Göster bakayım kararı, nasıl bir karar bu? Yani Allah'tan karar varmış, öyle söylüyor. Yalana bak. Göklerden gelen bir karar varmış; mail mi geldi, Facebook'tan mı, Twitter'dan mı, nereden geldi?"

Her şeyden önce dinle ilgili bir durum söz konusu değil burada. Bu bir şiir ve şiirde duygular dile getirilir. Şairler duygularını ifade ederken teşbihe, istiareye, mübalağaya, kinayeye, tevriyeye, hasılı söz sanatlarına bir şekilde müracaat ederler. Okur bunu bilir ve ona göre yorumlar ve anlar. Göklerden gelen karar da kaderin, insanların ellerinden gelen her şeyi yaptıktan sonra başlarına gelenleri sabır ve tevekkülle karşılamalarını ifade eden oldukça başarılı şiirsel bir ifadedir. Bu haliyle de insanda derin duygular uyandıran ve alıp götüren güzel ve anlamlı bir sözdür. Böylesine anlamlı ve derin bir ifadeyi mail, tweet gibi değersizleştirmek ve basitleştirmek hem şiir severleri hem de Müslümanları rencide ediyor. 

Bir de şiirin anlaşılması -yoksa anlaşılmaması ile mi desem- ilgili bir durum var ki en vahimi de o. Ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım. Şeyhülislam Yayha Efendi devrinin büyük şairlerindendir. Onun;

Mescidde riyâ-pîşeler itsün ko riyâyı
Mey-hâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyî

Beytini okuyan bir imam efendi vaazında bu şiiri eleştirir ve bu sözleri söyleyenin iman tazelemesi gerektiğini söyler. Camide ufak yollu bir tartışma çıkar ve mesele Yahya Efendi’ye intikal eder. Koskocaman şeyhülislam bir sözüyle görevine son verebileceği imama ceza vermez, sadece imam efendiye şiirin ne anlama geldiğini öğretilmesini ister.

Yüce Allah'tan şiir gibi bir bayram geçirmenizi diliyorum.

Okunma 1885 kez Son Düzenlenme Pazartesi, 18 Haziran 2018 09:41
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç