hh.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

108 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 99

Dün 237

Haftalık 517

Aylık 1810

Tüm Zamanlar 261601

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 04 Mayıs 2018 14:18

Gençler Deizme neden ilgi duyuyor?

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Son zamanlarda gençlerin din ile ilişkisi üzerine gazetelerde haberler çıkmaya başladı. İmam-hatip ve ilahiyat öğrencileri arasında bile deizme ilgi duyan ve deist olduklarını söyleyen gençler olduğuna dair haberler sıkça çıkmaya başlayınca köşe yazarları, televizyon yorumcuları, gazeteciler, ilahiyatçılar, sosyologlar, siyasetbilimciler yorumlar yapmaya başladılar ve nedenlerini, sonuçlarını tartıştılar, tartışıyorlar. Seçim sath-ı mailine girilince tartışmalar hafifledi ve gündemden düşer gibi oldu. Ama benim gündemimden düşmediJ

Deizmin sözlüklerdeki tanımı şöyle: Herhangi bir dîne mensup olmaksızın Tanrı’nın varlığını ve O’nun kâinâtı yarattığını kabul eden görüş, yaratancılık, ilâhiye. Yani Allah’a inanıp peygamberlerine ve onların getirdikleri dinlere inanmamak. Dinleri, peygamberleri ve kutsal kitapları reddeden bu görüşün dindar ailelerin çocukları arasında da yayıldığına dair bir algı oluştu. Bu arada aklıma gelmişken Hz. Peygamber’i aradan çıkarıp doğrudan Kuran meali okuyarak iyi bir müslüman olunacağını iddia edenlerin bu işte bir katkısının olup olmadığı konusunu hatırlatmak isterim.

Dindar kesim çocukları arasındaki dine ve dindarlara karşı olan mesafe seküler ailelerin çocukları arasında da ateizme yöneldiğine dair çıkan haberler ve iddialar doğruysa dinden ve dindarlıktan uzaklaşan nesiller göreceğimize dair yorumlar okuyoruz. Bu millete ve tarihine olan inancımdan ve güvencimden dolayı hiçbir zaman deist ve ateist bir toplum olmayacağımızı düşünmekle birlikte muhtemel tehlikeyi görmezden de gelemem. Bu durumda sadece tepki göstermekle yetinmeyip başımızı iki elimizin arasına alıp kendimize şu soruyu sormalıyız: Gençlerimizin ve çocuklarımı neden dinden uzaklaşıp deist ve ateist oluyorlar ve olmayı düşünüyorlar? Bunda bizim de vebalimiz var mı? Biz nerede hata yaptık da bu durumlarla karşılaşıyoruz?Bu soruya hemencecik cevap vermek en azından benim için pek mümkün görünmüyor. Meselenin teolojik boyutundan daha çok sosyolojik ve psikolojik boyutları daha çok öne çıkıyor ve tartışmanın daha geniş bir zeminde yapılmasını elzem kılıyor.

Ben bu sorunun yerel, ulusal ve küresel nedenleri olduğunu düşünüyorum. Dindar ailelerinin çocuklarının ailelerinde karşılaştıkları sorunlar, ailelerin çocukların ihtiyaçlarına vesorularına onları tatmin edecek cevaplar verememeleri, zihnen ve ruhen tatmin olacakları bir yaşam tarzı sunamamalarını yerel sebep olarak sayabilirim. Ulusal neden olarak ise birden fazla unsuru zikredebiliriz. Televizyonlarda din adına konuşan kimi ilahiyat profesörlerinin kimi garip konuşmalarını, ganimet bilerek üzerinde tepinen ve çiğneyen bilim adamları, gazeteciler, kimi ilahiyatçıların telkinlerinin yanı sıra FETÖ’den sonra önce FETÖ’ye, sonra cemaatlere, en sonra da dine yönelen tepkileri de ulusal neden olarak zikredebiliriz.

Küresel neden ise film, müzik, kültür ve medya endüstrilerinin ürünleri. Daha fazla satmak ve kazanmak için bütün dünyaya yaymaya çalıştıkları deist ve nihilist kültürün yanı sıra sosyal medyayı da zikretmeliyim. Ailede ve yakın çevrede başlayan tepki ulusal düzeyde oluşan havanın etkisiyle şişip küresel destek ile de uçmuş görünüyor.

O halde ne yapmalıyız?

Madem aileden ve mahalleden başladı her şey, o zaman biz de önce aileleri düzeltmek ile işe başlamalıyız.

Uzun uzun anlatmak yerine size bir sembol üzerinden anlatmaya çalışacağım düşüncemi. İstanbul’da, Fatih’te, Eyüp’te, Üsküdar’da mahalle aralarında küçük mescidler vardır. Bunlar ya küçük kubbeli ya da çatılı olur. Kubbeden biraz yüksek sevimli bir minarenin yanı sıra sevimli şadırvanı olan bahçesi ile adeta sığınılacak bir liman gibidir. Dışı taş duvarlarla çevrili, içi ahşap ile tefriş edilmiş bu mescidlerin içine ilk defa girdiğinizde, eğer dernek yöneticileri tamir edip yenileyeceğiz diye bozmadılarsa ve harap etmedilerse gözününü mihraptan, minberden, pencereden, duvarlarında asılı levhalardan alamazsınız. Bir de musikiye aşina bir imamı varsa vaktin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Küçük mescidlerin samimi havası bizi kavrar, içine çeker ve bizim de içimiz huzurla dolar, kendimizi güvende hissederiz, zamanı unuturuz ve maneviyatı iliklerimize kadar hissederiz. Aklımıza ne bir kötü şey gelir ne de bir kötülük. Sahipsiz olmadığımızı biliriz ve anlarız. Yaratıcının varlığını adeta hisseder, peygamberini de görmüş gibi sever ve sayarız. Adeta zaman durur, biz dışına çıkarız, nefes alır, dinlenir, yenilenir, kendimize geliriz. Dışarı çıktığımızda, akan zamana tekrar karışırız ama kaybolmayız ve kaybetmeyiz.

Yeni yapılan camilerde bu samimiyeti ve maneviyatı görebiliyor ve hissedebiliyor musunuz? Beton binalar, çok katlı yapılar ve kocaman kubbeler, kubbe ile orantısız uzunlukta ve incelikte minareler, içi ucuz çin işi süsleme ve aydınlatma cihazlarıyla doldurulmuş, süsleme adına yalan-yanlış yazılmış ayetler, abartılı tezyinat yahut çini ile kaplamalar, yarısına kadar sandaleyeler, tabureler, plasik tespihler, üç kişilik cemaate bile açılan mikrofonlar, minberlerin önüne asılan stor perdeler, mihraba takılan projeksiyon perdeleri, gereğinden fazla saatler, kışın ısıtılamayacak yazın da soğutulamayacak kadar büyük olduğu için bir kısmı gecekondu mantığıyla ayrılmış bölümler ve daha nice insanı rahatsız eden şeyler. Ve musikiden bir nebze hisse almamış başka milletleri taklit eden imamlarımız ve müezzinlerimiz.

Bizimle atalarımız arasındaki fark onların yaptıkları ve tefriş ettikleri cami ile bizim yaptığımız camiler kadar. Her şeyimiz Çin’den, bize ait değil. Gıdamızı köklerimizden değil yapraklarımızdan almaya çalışyoruz.

Eskiden o mahalle mescidi gibi büyüklerimiz vardı. Yanlarında vardığımızda aklımızdaki sorular cevap bulur, gönlümüzdeki gam ve kasavet yerini ferahlığa bırakır, rahatlar, mutlu ve emin bir şekilde yanlarından ayrılırdık. Çünkü bize hakkı ve sabrı tavsiye eder, tavsiye etmekle kalmaz nasıl yapacağımızı da hal ve hareketleriyle gösterirlerdi. Halleri ve kalleri bir idi. Söylemleri neyse eylemleri de o istikamette idi.

Artık mescidlerimiz atalarımızın yaptıkları gibi değil, yaşlılarımız babalarımız da  atalarımız gibi değil. Bu halde çocukların yerinde siz olsaydınız, çevrenizde gördüğünüz ve kendilerini dindar olarak pazarlayan insanların yaptıklarını gördükçe soğumaz da ne yapardınız?

Suçlu çocuklar ve gençler değil, onlara güzel örnek olamayan biz büyükleriz vesselam.

Okunma 622 kez Son Düzenlenme Cuma, 04 Mayıs 2018 14:28
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç