hh.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

113 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 13

Dün 115

Haftalık 239

Aylık 2753

Tüm Zamanlar 273111

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 08 Mart 2018 13:01

Vâfaka şenn tabaka’nın Kıbrıs versiyonu: Dilruba Hanım

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Arapça bir darbımesel var: Vâfaka şenne tabaka. Vâfaka uygun düştü, münasip anlamında. Şenn ise küçük su kırbası anlamına geliyor ve erkek ismi. Tabaka’nın bir çok anlamı var. Burada kullanılan anlamı kapak anlamında. Aynı zamanda bir kız ismi. Kap kapağını bulmuş diye çevirebiliriz. Türkçede tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş diyoruz biz. Hikayede ise Şen ile Tabaka birbirine uygun iki çift oldu, şeklinde geçiyor

Darbımesel her ne kadar Arapça olsa da biz de kullanmışız. Nedim’in;

Alıcak hükm-i kifâetle arûs-ı dehri
Tâk-ı gerdûna yazıldı mesel-i vâfaka şen

(Zaman gelini ile evlenmeye layık olduğu hükmü felek takına vâfaka şenn darbımeseli gibi yazıldı. )

Beytindeki gibi birçok şairin şiirinde geçmesinin yanısıra Nâimâ tarihinde;

Cinci lakabıyla şöhret olan Hüseyin Efendi, Karaçelebizade Mahmud Efendi’ye damad olunca vâfaka şenne tabaka meselinin mazmûnu zuhûr etdi.

Olduğu gibi birçok metinde de geçer.

Her darbımeselin olduğu gibi bunun da bir hikayesi var. Ahmet Talat Onay’ın mazmunlar sözlüğünden özetliyorum.

Arapça darbımeseldir. Şenn Arap dahilerinden biridir. Kendisi gibi akıllı bir hanım bulmak için sehayata çıkar. Yolda karşılaştığı biri ile arkadaş olur. Arkadaşına, ya sen beni taşı, ya ben seni, der. Arkadaşı çıkışır:

  • Bey hey cahil, sen de atlısın, ben de. Neden birbirimizi taşıyalım!

Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sorar:

Bu ekinler yenmiş midir, yenmemiş midir?” Bu soru karşısında adam iyice sinirlenir:

  •  “Behey cahil! Ekini saplarıyla görürsün de yenip yenmediğini mi sorarsın?”

Şen adama bir şey demez ve köye girerler. Köyde bir cenazeye rastladılar. Şenn yine duramaz ve sorar:

  • Şu tabutun içindeki ölü müdür, diri midir?

Adam öfkeyle yüzünü çevirir ve “Ben senin kadar cahil ve tuhaf bir adam görmedim!” diye çıkışır ve Şenn’den ayrılmak ister. Şenn’in ısrarıyla evinde misafir olur.

Adamın Tabaka adında bir kızı vardır. Kız babasına misafirinin kim olduğunu sorunca adam onun kendisine sorduğu aptalca soruları anlatır ve cahil biri olduğunu söyler. Tabaka hemen soruları anlar ve babasına dönerek

  • Baba, o adam tuhaf değil, der. İlk soruda ‘Ya sen bir hikaye anlat ya ben anlatayım. Böylece yolculuk daha çabuk bitsin demiş. İkinci soruda ekinlerin satılıp satılmadığını sormuş. Üçüncü soruda da üçüncüsü soruda da mevtanın adını yaşatacak bir eser veya evlat bırakıp bırakmadığını sormuş.

Kızından soruların hakikatini öğrenen adam Şenn’in yanına varır ve ona kızından duyduğu şekilde izah eder. Şenn bunları nereden öğrendiğini sorar. Kızından öğrendiğini söyleyince adama kızıyla evlenmek istediğini söyler.

Bütün bunları niye anlattı bu adam durduk yerde, diye bir soru aklınıza gelebilir. Açıklayayım.

Malumunuz, Mehmet Ertuğ’un derlediği Kıbrıs Masalları’nı yayına hazırladım. Derlenen masallar arasında yukarıda özetlediğim hikayenin bir benzerini görünce tanıdık birini görmüş gibi sevindim ve sizlerle paylaşmak istedim. Masalın adı Dilruba Hanım. Biraz uzunca bir masal. Bizim hikayenin benzeri masalın başında geçiyor. Onu da aktarayım.

Bir zamanlar, bir oduncu varmış. Bunun bir de kızı varmış.

Oduncu, bir gün odun kesmeye gitmiş. Yolda bir dervişe rastlamış.

Derviş ona:

“Baba, beni bir gün odun kesmeye giderken yanında götür; sana karşılığında bir altın vereyim.” demiş.

Oduncu, önce aksilik etmek istemişse de altını duyunca razı olmuş. Beraber ormana gitmişler. Yolda bir yokuşa gelmişler. Derviş:

“Baba, demiş, şu yokuşu çıkarken önce sen beni arkana bindir; inerken de ben seni sırtıma bindireyim!”

Oduncu baba:

“O koca vücudunla, koca sarığınla ben seni nasıl sırtıma alayım?” demiş.

Yollarına devam etmişler. Yolda bir cenazeye rastlamışlar. Derviş:

“Bu giden, ölü müdür yoksa diri midir?” diye sormuş derviş. Oduncu:

“Diri olsa hiç tabuta koyarlar mı?” demiş.

Akşam olmuş; oduncu geç vakit evine dönmüş. Kızı, onu merak içinde karşılamış;

“Baba, nerede kaldın?” diye sorunca, başına gelenleri anlatmış.

Dervişin, “Şu yokuşu çıkarken önce sen beni arkana bindir; inerken de ben seni sırtıma bindireyim!” dediğini söylemiş. Kızı, dervişin bu sözünü:

“O sana, yokuşu güle oynaya çıkalım!” demek istedi sözleriyle karşılamış. Babası:

“Daha sonra yolda bir cenaze gördük. Derviş bana, tabutun içindekinin ölü mü, yoksa diri mi olduğunu sordu.” demiş. Kızı:

“Hayır babacığım, o sana bu adam zengin mi, yoksa fakir mi demek istemiş…” diye karşılık vermiş.

Hikayeye benzeyen kısım buraya kadar. Tabaka bu masalda derviş olmuş, arkadaşı da oduncu. Arkadaşlık için para veriyor masalda. Yol masalda yokuş olmuş. Cevaplar ise hikayedeki gibi güzel değil. Ama masalda derviş ile Dilrüba arasındaki şifreli soru-cevap devam ediyor. Buradan sonrası sadece masalda var.

Sabah olunca kız, babasına:

“Yumurta kırayım da dervişe götür, yesin.” demiş. Bir sahana on tane yumurta kırmış, yanına bir tane de ekmek koymuş. Oduncu, bunları alarak ormanın yolunu tutmuş. Ormana varınca, “Yumurtaların hepsini, o pis dervişe mi vereceğim?” deyip sahanın kapağını açmış, yumurtaların yarısını yemiş. Sahanın kapağını sıkıca kapatıp dervişin gelmesini beklemiş.

Derviş gelince sahanı önüne koymuş:

“Al, bu sahanı sana kızım gönderdi!” demiş. Derviş, sahanın kapağını açmış:

“Altı lodos, üstü poyraz,

Ay eksik, gün gedik!” demiş.

Oduncu, dervişin ne demek istediğini anlayamamış. Ancak aklında tutup kızına sormaya karar vermiş.

Akşam olup eve dönünce, dervişin bu sözünü kızına anlatmış.

“Baba, derviş sana yumurtaların yarısını senin yediğini anlatmak istedi!” demiş ve eklemiş:

“O dervişi bu akşam yemeğe çağıralım.”

Oduncu, kızının dediğini yapmış; dervişi akşam yemeğine çağırmış. Yemek sırasında, kız kapı aralığından onları izliyormuş. Bunu farkeden derviş, oduncuya:

“Eviniz güzel ama, bacası eğri!” demiş. Kız, kapı aralığından:

“Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter!” demiş.

Derviş, kızın fikirlerini ve cevaplarını çok beğenmiş; onu babasından istemiş. Oduncu, kızını derviş ile evlendirmiş.

Gördüğünüz gibi masalda olan kısımda dervişin soruları ve kızın cevapları oldukça etkileyici. Kültürümüz hikayeyi almış, uzatmış. Daha doğrusu aynı şekilde soru cevap olan bir başka hikayeyi masala yakıştırmış.

Peki bütün bu anlattıklarımdan ne sonuç çıkaracağız? Klasik edebiyatımızda geçen mazmunların, hikayelerin, darbımesellerin ufak tefek farklılıklarla halk edebiyatında da geçtiğini söylememize gerek yok sanırım. Bu masalları dinleyen çocuk büyüdüğünde dinlediği ve okuduğu şiirleri kitapları daha iyi anlıyordu. Acaba diyorum, günümüz gençlerinin klasik edebiyatı anlamakta güçlük çekmelerinin altında çocukluklarında yeterince masal ve ninni dinlememeleri olabilir mi?

Yeterince ana sütü içmeyen bebekler nasıl sağlıklı olamıyorsa büyüklerinden yeterince ninni masal dinlemeyen çocuklar da ruhen yeterince gelişmiyorlar. Anasütünü ağzımızla, masallarımızı kulaklarımızla içmedikçe sağlıklı büyüyemeyeceğiz.

 

[Dil ve Edebiyat Aylık Dil, Edebiyat ve Kültür Dergisi, 115 (Temmuz 2015)]

Okunma 730 kez Son Düzenlenme Cuma, 13 Temmuz 2018 22:49
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç