is.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

80 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 29

Dün 47

Haftalık 595

Aylık 3112

Tüm Zamanlar 265080

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 04 Şubat 2017 12:33

Kifâyetsiz Muhteris Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bu başlığı görünce aklınıza hemen “yine kim kızdırdı bu adamı” cümlesi gelmesin. Peşinen söyleyeyim, bu yazıyı içinde bulunduğumuz hâli kendimce tarif için yazdım. Yok, sen durduk yerde böyle şeyler yazmazsın, mutlaka birini görmüş, ona göre yazmışsındır, diye düşünebilirsiniz.

Sükût etmek gibi âlemde nâdâna cevab olmaz

Mısra-ı bercestesi mucebince cevap vermeyi pek düşünmem. Eminim yazıyı okuduktan sonra sizin de çevrenizde olabilecek türden insanlar için yazıldığını farkedeceksiniz.

Uzattığımın farkındayım, sadede geleyim.

 

Kifâyetsiz muhteris tamlamasını zaman zaman duyarız. Kifâyet, sözlüklerde; yeter miktarda olma, yetişme, elverme, kâfi olma ve bir işi yapma husûsunda başkasına ihtiyaç göstermeyecek güçte olma, yeterlik, iktidar anlamlarına gelir. Muhteris ise . çok istekli, çok arzulu, coşkulu, ateşli kimse ve doymak bilmeyen, kanâat etmeyen, hırslı (kimse), haris şeklinde açıklanır. Bu durumda kifayetsiz muhterisi, bir işi yapabilmek için gereken bilgi ve yetenekten mahrum olduğu halde yetersizliğine bakmadan o işi yapma konusunda aşırı istekli olan ve bu uğurda her şeyi yapabilen kişi olarak tanımlayabilir.

Maalesef çevremizde bu tür adamları bolca görüyoruz. Oysa Allah Tealâ yüce kitâbında bize;

Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. [Nisa 58]

Mekke fethedilmiştir. O güzeller güzeli peygamberimiz Kâbe’nin önüne gelir ve kapısının açılmasını ister. Kâbe’nin anahtarı ise henüz Müslüman olmamış Osman bin Talha’dadır. Yıllardan beri ailesinin uhdesinde olan görevi sürdürmektedb. Talha bin Osman. Anahtarı getirer ve Peygamberimiz efendimize teslim eder. Kâbe’nin kapısı açılır, içi putlardan temizenir ve iki rekat şükür namazı kılındıktan sonra dışarı çıkılır. Etrafı Kâbe’nin kapısını açma görevinin kendisine verilmesini bekleyen müslümanlarla çevrilidir. Peygamberimiz anahtarı sahibine uzatınca bir hayal kırıklığı olur görevi kendisine verilmesini bekleyenlerde. Ama peygamberimiz efendimiz böyle davranmakla yüzyıllardan beri o görevi büyük bir sorumlulukla yerine getiren aileden o görevi almaz. Böylece başta Osman bin Talha olmak üzere Kureyşlierin, Hz. Peygamber’in, ehliyet ve liyakate önem verdiğini görmelerini sağlar.

Emaneti ehline vermek o kadar önemlidir ki bir hadis-i şeriflerinde meselenin önemini şöyle ifade eder:

- Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin.

- "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince,

- Görev ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin, buyurdu. (Buhari)

Kıyametin kopması demek kifayeti olmadığı halde ihtirasıyla bir kişinin başına geldiği kurumu mahvetmesi demektir. Devletler de böyledir, şirketler de, vakıflar da, dernekler de.

Selçukluların büyük veziri Nizâmülk meşhur eserinde durumu şöyle özetler. İşi kifâyeti olmayan birine vermek o işin başarısız olmasına davetiye çıkarmak gibidir. Muhteris birine verilirse kavgaya davetiye çıkarılır. Kifayetsiz muhterisi bir yerin başına getirirseniz o zaman da fitneyi çağırmış olursunuz.

Fitne çıktı mı kıyametin kopmasını bekleyin.

Üzülmeyin, bu tür adamlar hep olmuş, olacak. Bunlardan III. Mustafa da müşteki olacak ki şu beyt-i bercesteyi söylemiş.

Şimdi ebvâb-ı saâdetde gezer hep hazele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lâ-yezele

Peki hepten ümitsiz mi olacağız? Bu soruya da Şeyh Galip cevap versin:

Vakt-i şâdî de gelir, mevsim-i mihnet de geçer

Bu dünyada geçmezse öbür dünyada olur inşallah.

Şimdi aranızda çevremizde bu tür adamların olup olmadığını nasıl anlayacağız, diye aklından geçirenler olabilir. Eğer böyle bir soru gelirse özelliklerini de ayrıca yazarım. İşim gücüm ne:)

Okunma 919 kez Son Düzenlenme Cumartesi, 04 Şubat 2017 16:29
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç