2.jpg

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

130 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 33

Dün 46

Haftalık 33

Aylık 1446

Tüm Zamanlar 275035

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 21 Ocak 2017 08:13

İntihal nedir, ne değildir? Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Birkaç haftadan beri, çocuklar için hazırladığım Kıbrıs’ın Manevi Mimarları isimli resimli kitap ile ilgili olarak sosyal medyada intihal iddiaları dolaşıyormuş. Bir arkadaşım sayesinde haberdar oldum ve iddia sahibine lisan-ı münasiple izah etmeye çalıştım. Ancak ne kadar alttan alırsam alayım fayda etmedi. Muhatabımın değil benim, dünya bir araya gelse düşüncesinden vazgeçirilemeyecek kadar muannid olduğunu anlamam çok vakit almadı. Ben de bu kibir ve cehil abidesinin derdine,

Cehl derdinden olana bîmâr
Bû ‘Alî olsa idemez tîmâr

Beytinde şairin çok güzel bir şekilde ifade ettiği gibi İbni Sina’nın bile deva bulamayacağını öğrenmiştim. Bazı dostlarım,

Kazârâ bir sapan taşı bir altın kâseye değse
Ne taşın kıymeti artar ne kıymetten düşer kâse

Beytini hatırlatarak benden bu işi uzatmamamı ve artık kendisine cevap vermememi tavsiye ettiler. Ben de müşarün ileyhin asabiyetinin, kibrinin, zihinsel faaliyetlerindeki zayıflamanın meselenin künhüne vakıf olamayacağını gördüğüm için

Ehl-i dil sohbet-i nâ-cins ile şâdân olmaz
Bezm-i cühhâl gibi ârife zindân olmaz

Fehvasınca dostlarımın tavsiyelerine uyup cevap vermekten vazgeçmiş iken iftira sahibinin bizim kendisini üzmemek ve kırmamak için sakınmamızı zayıflık ve korkaklık olarak görmesi, kendisinin haklı olduğuna iyice inanması, benim şahsımda başka kişi ve kurumları da içine katarak iddiasını ve iftirasını hakaret dolu cümlelerle sürdürmeye devam etmesi kararımı yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Bu iftira ve karalamanın birçok arkadaşım tarafından sorulmaya başlaması iftiranın sosyal medya ortamında iyice yayıldığını gösteriyordu ve beni tanıyanların ve kitabı görenlerin bu iddialara gülüp geçeceklerini biliyordum. Ama beni tanımadığı ve kitapları görmediği halde şahsıma isnad edilen iftiraya inananlar olduğunu görünce tanımayanlar için bir açıklama yapma zaruretinin hasıl olduğunu düşündüm.

Geçen senenin sonlarına doğru aynı ismi taşıyan iki kitap yayınladım. Biri çocuklar, diğeri yetişkinler ve gençler içindi. Çocuklar için olanı resimli ve ebadı büyüktü. O kitapta da, çocuklar için yazılan bu tür kitaplarda olduğu gibi bibliyografya vermedim doğal olarak. Şu yaşıma geldim, yüzlerce çocuk kitabı görmüşümdür, birinde bibliyografya gördüğümü de hatırlamıyorum.

İkincisi büyükler içindi. Bir gezi ve deneme kitabı olduğu için bibliyografya vermeyebilirdim. Ancak konu ile daha ileri düzeyde ilgileneceklere faydalı olur düşüncesiyle kitabın sonunda yararlandığım kaynakların listesini verdim. Bu listede beni eserinden intihal yapmakla suçlayan zatın kitabı da var üstelik. Bununla yetinmedim, yaşına ve yaptıklarına hürmeten bir de önsözde kendisine teşekkür ettim. Daha önce kendisine benim ettiğim şekilde önsözde iltifat eden olmuş mudur bilmem. Şimdi anlıyorum ki bir günah işlemişim. Günahım o tertemiz insanların isimlerinin yer aldığı bir kitabın önsözünde bu herifin ismini zikretmem. Erenler affetmiyor, cezasını bu dünyadaki bir zebaniye havale etmişler. Öteye bırakmadığı için Allah’a şükrediyorum.

Asîl, kâmil, kibar, kadr-şinâs, hüsn-i niyyet, atıfet, iz’an, insaf, vicdan ve güzel ahlak sahibi bir zat-ı muhterem, eline bu iki kitabı aldığında bibliyografyasında onca kitap varken aralarından seçerek sadece kendisini zikrettiğim ve iltifat ettiğim için önce mesrûr ve memnûn olur, sonra eğer aklına gelirse teşekkür eder. Etmese bile hakaret etmez, başkalarının hakaret etmelerine de zemin hazırlamaz. Çocuklar için yazılan bir kitapta bibliyografya olmamasının normal olduğunu bildiği için aklına intihal ve benzeri suçlamaları da getirmez.

Bir durum daha var anlatmak istediğim. Kitapta on üç mekan tanıtılıyor ve hepsini ziyaret ettim, gördüm, anlatılanları dinledim. Bununla da yetinmedim,

Etme ar öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden

Beytinde işaret edilen hakikat mûcebince Hala Sultan’ı yazarken Hüseyin Algün’ün kitabından istifade ettim büyük ölçüde. Kutup Osman doktora tezimde bir bölümdü. Barnabas ile ilgili bir makalem vardı. Canbulat Bey’i ise Nihat Sami Banarlı’dan yararlanarak yazdım. Ağlayan Dede ise Cemal Öztürk’ün makalesinde geçiyor ayrıntılı olarak. Diğerleri de Kıbrıs’ta çok bilenen Serdar Ömer, Kırklar Tekkesi, Müftü Aziz gibi yerler ve hemen iftira sahibinin kitabının yanı sıra birçok kitapta benzer bilgiler yer alıyor. Aksine benim kitaplarda kendilerinden öncekilerde olmayan bilgi ve yorumlar var. Çünkü yazarken hep tenkit süzgecinden geçirdim, makul bulmadıklarımı almadım. Birçok kitabın yanı sıra söz konusu edilen kaynağa da baktım ancak şairin,

İbrîk ü leğen ma’den-i vâhidden iken
Birinde su pâk birisinde nâ-pâk

Dediği gibi aynı olay anlatılsa bile ikisi de bir değil. Çünkü yaklaşım ve bakış açılarımız çok farklı.

Lisans dönemi yıllarını saymazsak yirmi yılı aşkın bir süreden beri akademik hayatın içindeyim. Lisans ve lisansüstü eğitimim esnasında dersini aldığım hiçbir hocam hakkında böyle bir iddiada bulunulduğuna şahit olmadım. Yakın çalışma arkadaşlarım arasında da böyle bir durum karşısında kalanı görmedim. On yıl boyunca Araştırma Yöntem ve Teknikleri dersini verdim. İlk haftaki ders tanışma ve akademik hayatın vazgeçilmez ve her akademisyenin mutlaka bilmesi ve uyması gereken etik kurallar üzerine olurdu. Öğrencilere söylediğimiz ilk şey asla ve kat’a size ait olmayan bir bilgiyi size aitmiş gibi vermeyin, cümlesidir ve bunun ardından intihalin ne olup olmadığını üzerine basa basa anlatırdım.

Şu ana kadar üç doktora ve sekiz yüksek lisans tezi yönettim. Tezi devam eden öğrencilerim var. Gerek derslerimi alan öğrencilerim, gerek tezlerini yönettiğim öğrencilerimin hepsi bu konuda ne kadar hassas olduğumun birinci derecede şahitleridir.

Yayınlanmış birçok kitabım, makalem, ulusal ve uluslararası bildirim var. Makalelerimin tamamına internet ortamında ulaşılabilir. Bu yayınların hepsi en az sahasında uzman iki akademisyenin olumlu görüşünden sonra yayınlandı. Birçok akademik derginin kuruluşunda bulundum. Bugünlerde de bir yenisini kurmak ile meşgulüm. Tez savunmalarında ve doçentlik sürecinde jüriler önünde terledim. Jürilerimde bulunan değerli hocalarım beni birçok bakımdan eleştirdi, eksiklerimi söylediler, yanlışlarımı düzelttiler. Ama yirmi yılı aşkın bir süredir hiçbiri bana değil intihal, intihali çağrıştıracak bir imada bile bulunmadılar.

Hâl böyleyken bir herîf-i nâ-behıredin perhûde hezeyânıyla aralarında hayatlarında bir paragraf bile yazmamış olanların da bulunduğu, cüretlerini cehaletlerinden ve kabalıklarından alan, kör inanç sahibi, kin ve nefret dili kullanan,

Ehl-i irfân meclisinde aradım, kıldım talep
Her hüner makbul imiş illâ edep illâ edep

Beytinden bî-haber olduğu gibi edepten de zerre miktarı nasip almamış acınası durumda olan zavallıların bana ettikleri olmadık hakaretleri okudum ve üzüldüm. Facebook avanesinin tanımadıkları, bilmedikleri bir insana hakaretten öte küfretmelerine, adeta linç etmelerine göz yuman, herhangi bir engelleme yapmamasından ve uyarmamasından ağzından sular akarak ve keyf içinde kendi haklılığına inanarak seyrettiğini düşündüğüm bu herîf-i bî-insaf muakkibi olan gürûh-ı bî-edebe en ufak bir lakırdı edildiğinde dünyayı ayağa kaldıracak kadar da kendisine Müslüman. (Müslüman kelimesini burada deyim olarak kullandım)

İntihal nedir, ne değildir?

Hakkımdaki iddiaya cevap vermeden önce intihalin ne olduğu üzerinde duralım biraz. Aralarında intihalin de bulunduğu bilimsel etik kurallarını ihlal eden halleri Üniversiteler Arası Kurul’un yayınladığı rapordan aktaracağım.

1. Aşırma/İntihal:

Başkalarının fikirlerini, yöntemlerini, verilerini, uygulamalarını, yazılarını, yapıtlarını ve şekillerini sahiplerine bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendisininmiş gibi sunmak. Yabancı dilden kitap makale vb. tercüme ederek kendi yazmış gibi basmak.

2. Sahtecilik:

Sunulan veya yayınlanan belgeyi gerçeğe aykırı olarak düzenlemek veya bir belgeyi değiştirmek veya gerçeğe aykırı belgeyi bilerek kullanmak, araştırmaya dayanmayan veriler üretmek, bunları rapor etmek veya yayımlamak; yapılmamış bir araştırmayı yapılmış gibi göstermek.

3. Çarpıtma:

Araştırma kayıtları ve elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan yöntem, cihaz ve materyalleri kullanılmış gibi göstermek, araştırma hipotezine uygun olmayan verileri değerlendirmeye almamak, ilgili teori veya varsayımlara uydurmak için veriler ve/veya sonuçlarla oynamak.

4. Çoklama:

Bir araştırmanın aynı sonuçlarını birden fazla dergiye yayın için göndermek veya yayınlamak. (Yayın içeriğinin birden fazla uzmanlık alanını ilgilendirdiği, yayının farklı bir dilde yayınlanmasında yarar görüldüğü gibi durumlarda her iki yayın kuruluşundan onay almak koşuluyla yayın tekrarı kabul edilebilir.)

5. Dilimleme:

Bir araştırmanın sonuçlarını araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırarak çok sayıda yayın yapmak.

6. Haksız yazarlık:

Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek, aktif katkısı bulunduğu halde bu kişileri yazarlar arasına katmamak, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olamayan bir biçimde değiştirmek. (Yazarlık Hakkı, çalışmanın tasarımında; veri toplanması, analizi veya değerlendirilmesinde; yazımında katkı vermiş olmayı gerektirir. Başkalarının çalışmasına sadece yazım aşamasında katkıda bulunmak yazarlık hakkı doğurmaz).

Yukarıda belirtilenlerin yanı sıra bilimsel kurallara uymadan makul ölçüleri aşan alıntılar yapmak, destek alınarak yürütülen araştırmaların yayınlarında destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile onların araştırmadaki katkılarını açık bir biçimde belirtmemek, denekler üzerinde yapılan araştırmalarda etik kurallara uymamak, yayınlarında katılımcı ve/veya hasta haklarına saygı göstermemek gibi unsurlar da aynı raporda etik kuralları ihlal kapsamında değerlendiriliyor.

Bana isnad edilen suç ilk maddeye uygun görünüyor. İlk maddeye göre benim çalışmamın intihal olup olmadığını tespit etmek için şu soruları sorabiliriz?

1. Başkalarının fikirlerini almış mı?

Hayır. Çocuklar için yazılmış bir gezi ve tanıtma kitabında herhangi fikir ve düşünce bulunmuyor. Herkesin bildiği, kaynaklarda tekrar edilegelen genel bilgiler var.

2. Yöntem aynı mı?

Biri akademik olduğu iddiasıyla yazılan bir eser, diğeri ise çocukların anlayacağı bir dille ve üslupla hikâyeleştirilerek aktarılan bilgilerden oluşuyor. En ufak bir benzerlik yok.

3. Veriler alınmış mı?

Kitapta anlatılan ve tanıtılan tüm mekanlar bizzat tarafımdan ziyaret edildi, fotoğraflandı ve birçok kaynaktan araştırıldı.

4. Uygulama var mı?

Uygulamaya dayalı bir çalışma olmadığı için bu soru gereksiz.

5. Yazılar, metinler aynı mı?

Asla. Birinde bilgiler çocuklara göre için basitleştirilmiş, sadeleştirilmiş ve süzülerek verilmiş iken diğerinde konu hakkında ne var ise herhangi bir eleştiriye tabi tutulmadan bir araya toplanmış.

6. Şekiller benzer mi?

Bizim kitaptaki resimlerin hepsi çizimlerini çok beğendiğim Fatih Durmuş tarafından bizzat bu kitap için çizildi. Diğer kitaptan alınmış bir tane olsun ne bir şekil, ne bir fotoğraf ne de bir çizim var.

7. Kitapta yer alan bilgiler iddia sahibi tarafından mı ilk defa bulundu?

Hayır, bugün Kıbrıs’ta kitapta tanıtılan mekanları ziyaret ederseniz civarında oturan özellikle yaşı ilerlemiş olanlar veya varsa türbedarlar size benim kitapta yer alan bilgileri üç aşağı beş yukarı verecektir. Konu hakkında benzer bilgileri vermekten de öte tekrar eden birçok çalışma var.

Üniversiteler Arası Kurul bu kuralları yayınlanmış akademik yayınlarda arar. Bu durumla karşılaşıldığında ise başvurulacak merci üniversitelerin etik kurullarıdır. Popüler dergilerdeki yazılarda, gazete makalelerinde, edebi eserlerde, çocuklar için hazırlanmış kitaplarda ve ders kitaplarında bu kurallar aranmaz. Burada aranan şey teliftir. Eğer biri diğerinin eserini belli bir oranın üzerinde taklit veya kopya ederse başvurulacak makamlar bu durumda mahkemelerdir.

Şimdi kararı siz verin. Üniversite yıllarından beri tasavvuf, tekke ve tarikatlarla akademik olarak ilgilenen, lisansüstü eğitimini Eski Türk Edebiyatı alanında yapmış, çalışmalarını edebiyat-tarih üzerine yoğunlaştırmış, yıllardan beri her gittiği yerde mutlaka tekke ve türbeleri ziyaret etmiş, klasik metinlerimizi, hikayelerimizi çocuklara nasıl aktaracağımıza dair çalışmalar yapmış ve yapmaya devam eden, halen Mesnevi hikayeleri üzerinden çocuklara tasavvufu öğretmek için bir kitap hazırlayan, bu tür metinlerin çocuklara uygun olup olmadığını inceleyen dört tez yaptırmış, vesika ve kitaplara ulaşma ve kullanma konusunda bir sıkıntısı olmayan bir akademisyenin çocuklar için sadeleştirerek ve basitleştirerek anlattığı ve tanıttığı bir kitabını, tarikatla mezhep arasındaki farkı bilmeyecek kadar dinî bilgiden bi-haber, bilmediği konuda ahkam kesecek kadar cüretkâr, elifi görse mertek sanan, Arapça, Farsça bilmediği halde eserlerinde biliyormuş gibi kaynak gösteren, bırakın arşiv vesikasını, matbu Osmanlıca bir metni bile okuyamamasına rağmen Osmanlı Eserleri diye kitap yazan, herkesin bildiği ve anlattığı bilgileri, sadece kendi kitabında da yer alıyor diye kendisine mal eden, cüretini cehâletinden alan bir câhil-i musırrdan intihal yapması sizce makul mudur? Şairin veciz bir şekilde ,

Cân u ten oldukça menden derd ü gam eksik değil

Dediği gibi benim de başımdan dert eksik olmayacak herhalde. Ne diyelim, bu da benim imtihanım.

Bu yazıyı okuduktan sonra yazılmasına neden olan şahsın artık bu meseleyi kapatacağını veya varsa iddialarını daha açık ve net olarak yazacağını düşünür normal bir insan. Ben, tanıdığım kadarıyla asla inadından ve iddiasından vazgeçmeyeceğini söyleyebilirim. Çünkü;

Kabiliyet dâd-ı Hak'tır her kula olmaz nasîb
Sad hezâr terbiye etsen bî-edep olmaz edîb

O zaman niye yazdın diye aklınıza bir soru gelebilir. İki şey için, ilki tarihe not düşmek, ikincisi de sizin için kuzum.

(Üniversiteler Arası Kurul. (t.y.). Etiğe Aykırı Davranışlar. (http://www.uak.gov.tr/duyuru/etige_aykiri.pdf))

Okunma 1797 kez Son Düzenlenme Çarşamba, 25 Ocak 2017 00:49
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç