×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 62

Bu sayfayı yazdır
Pazartesi, 19 Mayıs 2014 14:21

Hüdhüd ile karga arasındaki kavga biter mi? Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Hüdhüd ile karga arasındaki kavga biter mi?

Hüdhüd, geleneğimizde ve edebiyatımızın önemli figürlerinden biridir. Kutsal kitabımızda zikredilen bir kuşun edebiyatımıza ve geleneğimize böylesine yaygın bir şekilde girmesi çok şaşırtıcı olmamalı.

Hüdhüd, Kur’an’da Neml Suresinde geçer. Bu surede, hüdhüd öncü ve kılavuz bir kuş olarak anlatılır. 16-35. ayetler arasında anlatılan olayı kısaca özetleyelim.

Bir sefer esnasında ordularıyla birlikte karınca vadisine gelen Hz. Süleyman kuşları gözden geçirir ve hüdhüdün orada olmadığını anlar. Sebebini sorarak eğer mazereti varsa bunu ispat etmesini, yoksa canını yakacağını veya kafasını koparacağını belirtir. Çok geçmeden hüdhüd gelip Hz. Süleyman’a onun bilmediği Sebe ülkesinden haber getirdiğini, bu ülkeyi bir kadının yönettiğini söyler ve onların dinî inançları hakkında bilgi verir. Bunun üzerine Hz. Süleyman hüdhüde bir mektup vererek Sebe’ye götürmesini ve oradaki yöneticilerin nasıl bir karar alacaklarını öğrenmesini ister. Mektubu okuyan Sebe melikesi, ileri gelen adamlarıyla istişare ettikten sonra Hz. Süleyman’a bazı hediyeler göndermeye karar verir.

Kur’an’da hüdhüd ile ilgili kısım bu kadar. Ancak İslam tarihçileri, eserlerinde ayrıntıları verirler. Meşhur tarihçi Taberi, eserinde Süleyman Peygamber’in hüdhüdü neden aradığını şöyle anlatır. DİA ‘Hüdhüd’ maddesinden özetleyelim.

Buna göre Hz. Süleyman Beytülmakdis’in yapımını tamamladıktan sonra insan, cin, şeytan, kuş ve vahşi hayvanlardan bir ordu toplayarak önce Mescid-i Harâm’a, oradan da Yemen’e gitmek üzere yola çıkar. San‘a’ya vardığında bir yerde konaklar. Bu arada su sıkıntısı baş gösterir. Toprağın altındaki suyu görebilme gücüne sahip olan, bu sebeple de Hz. Süleyman’a su bulmada rehberlik eden hüdhüd aranır, fakat bulunamaz. Daha sonra olaylar Kur’an’da belirtildiği şekilde gelişir. Başka bir rivayete göre, Hz. Süleyman ve ordusu konakladığında Ya‘fûr adını taşıyan hüdhüd Hz. Süleyman’ın konaklama işiyle meşgul olmasından faydalanarak dolaşmaya çıkar. Etrafı gözden geçirirken Sebe ülkesinin melikesi Belkıs’ın bahçesini görür ve bu yeşilliğe konar. Orada Ufayr adlı Yemen hüdhüdü ile karşılaşır. Ufayr kendisini Belkıs’ın saltanatı hakkında bilgi verir. Hüdhüd, namaz vakti gelip de suya ihtiyaç duyan Hz. Süleyman’ın kendisini bulamamasından endişe ederse de Ufayr ile Belkıs’ın mülkünü dolaşır. Ancak geri döndüğünde ikindi vakti olmuştur. Diğer bir rivayette, Hz. Süleyman’ın susuz bir alanda konakladığında önce insanlar, cinler ve şeytanlardan su bulmalarını istediği, daha sonra hüdhüdü arattığı, fakat onun bulunamadığı anlatılır.

Hüdhüd, Attar meşhur eseri Mantıku’t-Tayr’da da geçer. Simurg’u aramak için Kafdağı’na gitmeye karar veren kuşlar, kendilerine padişah olarak hüdhüdü seçerler. Hikâyede hüdhüd başında hakikat tacı taşıyan bir kuş olarak gösterilmiştir. Kuşların yolculuğu tasavvufta seyr ü sülûku sembolize eder. Hüdhüd de bu yolculuğun rehberi olarak mürşidi temsil eder. Sühreverdî-i Maktûl’e göre ise hüdhüd derunî ilhamın sembolüdür. 
 Mevlânâ, Gülşehrî, Ali Şir Nevâyî ve Derviş Şemseddin’in eserlerinde de daha çok tasavvufi bir sembol olarak geçer.

Mevlana’nın, Mesnevî’sinde hikayelerini naklettiği Attar’ı yakından tanıdığını ve eserlerinden haberdar olduğunu biliyoruz. Mesnevî’sinde kahramanları arasında hüdhüdün de olduğu bir hikaye anlatır. Kur’an’da anlatılan Süleyman Peygamber ile ilgili hikayeyi en başa götürür. Hüdhüd’ün Süleyman Peygamber’in yakınları arasına nasıl girdiğini Mesnevî’den öğrenebiliriz.

Süleyman Peygamber, emrindeki tüm kuşları toplar ve sırasıyla hünerlerini anlatmalarını ister. Sıra hüdhüd kuşuna gelir ve o da hüner olarak gökte uçarken yerin altındaki suyu görebildiğini söyler. Bunun üzerine Süleyman Peygamber onun bu özelliğinin kendisi ve ordusu için faydalı olduğunu düşünür ve yanına almaya karar verir. Karga, Hüdhüd’ü kıskanır ve Süleyman Peygamber’e dönerek, ¨Tuzağı göremeyen uzağı nasıl görür?¨ diye Hüdhüd’ü aşağılamak ve gözden düşürmek ister. Bunun üzerine Hüdhüd, Süleyman Peygamber’e dönerek şöyle der:

- Ey padişah! Bu düşmanca sözleri Allah aşkına dinleme. İddia ettiğim yalansa başım burada, kopar onu. Takdir-i İlâhi akıl gözümü örtmezse havada iken tuzağı görürüm. Ama kaza gelince bilgi uykuya dalar, ay kararır, güneş tutulur.

Peygamberimiz, karınca ve arı ile birlikte hüdhüdün öldürülmesini yasaklamasının sebebi hüdhüdün yukarıda nakledilen hikayelerde görüldüğü gibi Süleyman Peygamber’e su bulmasıdır.

Bunlar dini, tarihi ve efsanevi bilgiler. Hüdhüd hakkında daha fazla bilgi için Demirî’nin Hayatü’l-Hayavân’ına bakılabilir. Biz konunun daha çok irfâni tarafında olduğumuz için hikayelere bir de bu gözle bakalım.

Mesnevî’de anlatılan hikayeye göre Hüdhüd’ü toplumun akıllı ve bilge kimseleri olarak anlayabiliriz. Bu tür insanlar uzağı görürler, yani basiret sahibidirler, olacak olayları önceden anlayıp insanları uyarırlar. Karga ise bu tipin tam zıddını temsil ediyor. Kıskanç, bencil ve inançsız kimseleri.

Hikaye Mesnevî’de böyle geçiyor, böyle yorumlanıyor.

Süleyman Peygamber, Hüdhüd ve Karga’nin yer aldığı bir başka hikaye Fazlullah İlâhî’nin gördüğü bir rüyada da geçiyor. Fazlullah’ın tasavvufla ilgilenmesine Mevlana’dan okuduğu bir beytin sebep olduğunu aklımıza getirdiğimizde Mesnevî’de yer alan hikayeyi okumuş olabileceğini düşünebiliriz.

Gölpınarlı’nın eserinde geçen hikaye şöyle. Rivayete göre Fazlullah rüyasında Süleyman Peygamber’i bir bahçede görür. Hüdhüdü sorar. Derken hüdhüd elinde kara bir karga ile gelir. Süleyman Peygamber’in emriyle Hüdhüd karganın tüylerini yolar ve bahçeden dışarı atar.

Rüya burada bitiyor. Fazlullah kendi rüyasını da yorumlar. Ona göre; Süleyman Peygamber Allah, Hüdhüd rûh-i İlâhî ve karga da nefisdir. Bahçe ise cennet. Süleyman Peygamber, hüdhüde karganın tüylerini yolmasını söylemesi ise Allah’ın kullarından nefislerine uymamalarını istemesi çeklinde yorumlar. Allah’a yakın olmak isteyen rûh, kendisini Allah’a yaklaştırmaktan alıkoyan nefsini hırpalar, dizginler ve sonunda ondan kurtulur. Yani nefsinin arzu ve isteklerine hiç bir zaman boyun eğmez.

Hüdhüd seyr ü sülûku tamamlayan, derûnî ilhâmın muhâtabı rûh-i İlâhîdir. Hepimizde hüdhüd ve karga vardır ve bu ikisi devamlı kavga ederler. Biz Allah’ın emrine uyup nefis kargamızdan kurtulabilecek miyiz? Bu kavga ya karga bahçeden çıkartıldığında, ya da hüdhüd Süleyman Peygamber’in yanından uzaklaştığında biter. Hüdhüd olan rûh-ı azîzimizin karga olan nefsimizi yenmesi en büyük gayemiz.

Gördünüz, bir hüdhüdden nerelere geldik. Bizim geleneğimiz işte böyle bereketli bir gelenek. Her an yeni ve her an taze. Kurutulmuş ve dondurulmuş hazır gıdalar yiyerek beslenen bir nesil olarak acaba bu taze ve yeni manaları nasıl anlayacağız?

 

Ne dersiniz?

Okunma 2446 kez Son Düzenlenme Cumartesi, 21 Haziran 2014 21:41
0
0
0
s2smodern

Son ekleyen