Denemelerim

Etkinlik Takvimi

30 Nis 2018;
05:00PM - 06:30PM
Kuran ve Şiir
21 Nis 2018;
02:00PM - 04:00PM
Mesnevi'den Çocuklar İçin Hikayeler

Kimler Sitede

15 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 42

Dün 42

Haftalık 357

Aylık 1664

Tüm Zamanlar 259425

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemelerim - İsmail Güleç

[Uluslararası Melâmîlik ve Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî Sempozyumu 9-10 Mayıs 2015 Antalya Bildirileri, ed. Rıdvan Yıldırım, Ankara: TİKA, 2016, s. 189-202.]

Sadık Vicdanî Tomar-ı Turuk-ı Aliye’sinde (1995: 19-84) ve Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler (1982) isimli eserinde Melamileri üç devirde inceler. Bunlar, ilk dönem melamileri olarak da adlandırılan hicretin üçüncü asrında Nişabur’da ortaya çıkan Hamdun Kassâr’la başlayan Melamiyye-i Kassâriyye, orta devre melamileri olarak da anılan Hacı Bayram Veli’nin halifesi Ömer-i Sikkînî’ni ile başlayan Melamiyye-i Bayramiyye ve son devre melamileri olarak da isimlendirilen XIX. asırda Muhammed Nûru’l-Arabî tarafından kurulan Melamiyye-i Nûriyye’dir.

Üçüncü devre melâmilerinin kutbu Nûru’l-Arabî, Kudüs’e yerleşmiş Hz. Hüseyin soyundan gelen bir ailenin çocuğu olarak 1813 yılında dünyaya geldi. Babasının Mısır’a göç etmesiyle de tahsil hayatını Mısır’da tamamlamıştır. Babasının küçük yaşta vefat etmesiyle dayısı tarafından himaye edilmiştir. 1820’de Şeyh Hasan Kuveysni’nin yanında başladığı tahsil hayatı dokuz yıl sürdü. Farklı hocalar ve şeyhlerden feyz aldıktan sonra döndüğü Mısır’da hocası tarafından Rumeli’ye gönderildi. Burada Kazanlı Abdülhalık Efendi’ye intisap etti ve onun ölümüyle de Trabzonlu Şeyh Mustafa’ya bağlandı ve Nakşıbendiyye-Müceddidî icazeti aldı. Ömrünün büyük bir kısmı bugün Makedonya sınırları içinde olan Usturumca ve Üsküp’te geçti. 13 Mart 1888’de[2] Usturumca’daki evinde vefat etti ve vefat ettiği odaya defnedildi.** (Azamat 2005: 560-561)

Pazar, 24 Ocak 2016 20:28

Diriliş ama Ertuğrul değil

Yazan

Karlı ve soğuk bir pazar sabahı evde ne yapayım diye düşünürken haberlerini okuduğum ve fragmanlarını seyrettiğim üç dalda Altın Küre ödülü alan ve Oscar’a adaya gösterilen ve bu hafta vizyona giren Diriliş/Revenant filmini seyretmeye karar verdim.

Başrolünü Leonardo DiCaprio’nun oynadığı ve Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği filmde DiCaprio’ya Tom Hardy, Domhnall Gleeson, Will Poulter, Paul Anderson ve Brendan Fletcher gibi oyuncular eşlik ediyor.

Film, Michael Punke'nin, filmin ana karakteri de olan Hugh Glass’ın hayatından uyarlayarak yazdığı ve 2002'de yayınlanan The Revenant isimli romandan senaryolaştırılmış.

Perşembe, 17 Aralık 2015 09:39

Şeb-i Arûslar biter mi?

Yazan

Yine bir aralık ayı ve yine bir 17 Aralık günü. Mevlana’nın vuslat yıl dönümü, sevdiğine, sevdiklerine kavuştuğu gün.

Şeb-i arûs seven ile sevilenin kavuşma anı olarak sembolleşti. O tarihten önce de vardı bu topraklarda. Mevlana adını koydu sadece. Ondan sonra da devam etti uzun yıllardan beri.

Anneannelerimiz, dedelerimiz, büyüklerimiz ölümü bir yokoluş, bir kaybolma olarak görmediler hiç. Genç iken evliliğe nasıl hazırlanır idiyseler yaşlanınca da ikinci evliliklerine, yani ölüme öyle hazırlanırdı büyüklerimiz. Özellikle eşi kendinden önce ölenler. Rahmetli babamdan çok duymuşumdur, ah Hacer, beni neden bırakıp gittin, ben ne yapacağım sensiz burada, diye sızlandığını. Babamın annemsiz geçen günlerinin ne kadar zor olduğuna ben şahit oldum. Ölümü, bu dertten kurtulmanın ve anneme kavuşmanın çaresi olarak görürdü hep. Ve bir sabah sessizce çıktı evden hiç birimize haber vermeden.

 

Pazar, 13 Aralık 2015 13:28

Üstün Ergüder’in Şapkasındaki Tüyler

Yazan

yahut

Türk Yükseköğretimine Bir Bakış

Üstün Ergüder orta tahsilini Robert Kolej’de, lisans ve lisansüstü eğitimini İngiltere ve ABD’de tamamladıktan sonra hoca olarak girdiği Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde uzun yıllar hocalık ve idarecilik yapmış, özellikle rektörlük yaptığı yıllarda (1992-2000) Türk yükseköğretimini yakından tanımış, görmüş, yaşamış, kendi dünya görüşü ve tecrübelerine dayanarak bir yönetim modeli geliştirmeye çalışmış, bu süreçte edindiği tecrübeleri emekli olduktan sonra Sabancı Üniversitesi’ne aktarmış yönetici olduktan sonra neredeyse tüm mesaisini daha iyi bir yükseköğretim nasıl olur, sorusunun cevabını aramakla geçiren ve bu alanda kendini yetiştirmiş ülkemizdeki en yetkin bir kaç kişiden[1] biri olduğunu söylesem sanırım abartmış olmam.

Üstün Ergüder, özellikle Boğaziçi’nde rektörlük yaptığı yıllar başta olmak üzere anılarını aralara görüşlerini serpiştirerek Yükseköğretimin Fırtınalı Sularında Boğaziçi Üniversitesi’nde Başlayan Yolculuk (İstanbul: Doğan Kitap, 2015) başlığı altında yayınladı. Kitabı bir çırpıda okuduğumu söylesem sanırım üslubu hakkında dolaylı yoldan bilgi vermiş olurum. Türkçesi akıcı ve düzgün, üslubu sade ve samimi. Mesai arkadaşlarından biri onu gri elbise içinde samimi, hem mesafeli hem samimi, bürokratik değil, nazik olarak tarif ediyor. Onu hiç tanımasak da kitabının arkadaşının görüşlerini doğruladığını görüyoruz.

Pazar, 06 Aralık 2015 14:05

ESKİ TÜRK EDEBİYATI DERSLERİ NASIL OLMALI?

Yazan

*

İsmail GÜLEÇ**

Eğitim Fakültelerinin Türkçe Eğitimi Bölümleri programlarında üçüncü ve dördüncü dönemlerde okutulmak üzere Eski Türk Edebiyatı I ve II dersleri bulunmaktadır. Bu derslerin ilki olan Eski Türk Edebiyatı I’in müfredatında 15-16. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, dönemin dil anlayışı, toplumsal durumu ve dünya görüşünü ortaya koyacak çalışmalar ile Divan Edebiyatının temel özellikleri, belli başlı türleri ve önemli temsilcileri yer alıyor. Eski Türk Edebiyatı II dersinde ise 17.-18. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, aruz ölçüsünün temel mantığı, aruz öğretiminde karşılaşılan sorunlar, aruz ölçüsünün melodisini öğretmeye yönelik çözümleme çalışmaları, aruz ölçüsünün Türkçe ve edebiyat öğretiminde kullanmaya yönelik modern çalışma biçimleri ve yöntem geliştirme yer alıyor. Müfredata göre nazım biçim ve türlerinin ilk dönem, aruzun ise ikinci dönem ağırlıklı olarak işlenmesi öngörülmektedir.

 

Ülkemizde özellikle son yıllarda Mesnevî’den seçilen hikâyelerin bir araya getirilmesinden oluşan kitapların sayısında bir artış gözlemlenmektedir. MEB’in ilk ve orta öğretim öğrencilerine yönelik 100 Temel Eser olarak bir liste tanzim etmesi ve bu eserleri tavsiye etmesi bu artışın nedenleri arasında ilk sırada sayılabi

Çoğu yayınevi, herhangi bir ölçüye başvurmaksızın, hazırlayanın yetkin olup olmadığını düşünmeden kitaplar hazırlatıp yayınlamaktalar. Bu kitapların büyük bir kısmı daha önce yayınlanan kitapların ufak tefek değişiklik yapılmış hali olduğu için neredeyse kitaplar birbirine benzemekte ve amaca tam olarak hizmet etmemektedir.lir

.

Pazar, 25 Ekim 2015 00:15

Sağlıklı beslenmekten ne anlıyorum?

Yazan

Malum, son yıllarda insanlar yedikleri yiyecekler konusunda ziyadesiyle endişe ediyorlar. Kimi gdo’su ile oynanmış yiyeceklere dikkat ediyor. Kimi obeziteye neden olan yiyeceklerin listesini alıp onlardan uzak durmaya çalışıyor. Kimileri arabalarına atlayıp yakınlarındaki köy veya bahçe ürünleri satan pazarlara çıkıyorlar, sadece daha organik yiyecekler almak için. Alacak organik yiyecek bulamayanlar çareyi bahçesinde, balkonunda saksıda biber domates yetiştirmede buluyorlar.

İnsanların böyle arayışlara girmesinin nedeni seyrettikleri televizyonlarda ve okudukları gazetelerde çıkan haberler. Bazı hastalıkların nedeni olarak gösterilen hazır gıda ve junk food denilen ve sağlıksız olduğu söylenen yemek çeşitleri ile ilgili haberlerin üstünde altında konunun uzmanları da görüşlerini söylüyorlar. Böylece herkesin aklına yiyecek konusunda acaba sağlıklı mı, zararlı mı, diye kurt düşürüyorlar. Ondan sonra da sağlıklı gıda için pazar pazar dolaşmalar, uzaklardan sipariş vermeler felan.

Cuma, 18 Eylül 2015 11:21

Ne kadar anlayışlıyız?

Yazan

Son günlerde herkes aramızdaki anlayışsız insanların varlığından ve artmasından şikayet eder oldu. Çevremiz, kaba insanlardan şikayet edenlerle dolu. Hoşgörü, sabır, empati gibi kavramlar sık hatırlanır ve hatırlatılır oldu. Hepimiz bu durumdan şikayetçiyiz. Her zamanki gibi her birimiz çok anlayışlıyız, ama karşımızdakiler kaba.

Gören olur, canı çeker diye sokakta yemek yememeyi herkes bilir de sokakta çocukların başını okşamamanın nedeni pek bilinmez. Özellikle 93 Harbiyle başlayan ve sonraki yıllarda devam eden göçler ve savaşlar sonucu binlerce çocuğun babasız kalması üzerine babalar, babası olmayan çocuklar görüp üzülmesinler diye çocuklarını sokakta, çarşıda sevmezlerdi. Böyle düşünceli ve anlayışlı bir millet iken bu kadar şikayet edilecek duruma nasıl geldik?

Başkalarını bırakalım, kendimize bakalım. Kendimize şu soruyu soralım: Sen ne kadar anlayışlısın arkadaş?

 

Cumartesi, 05 Eylül 2015 16:21

İnancı bünyenin bir uzvu yapmak

Yazan

Uzun zamandan beri düşünür dururum. Eylediklerimiz ile söylediklerimiz tutarlı mı? Allah’a tevekkül ettiğimizi, kadere inandığımızı, rızkı verenin Allah olduğunu söylerururuz. Peki davranışlarımız söylediklerimizi destekliyor mu? Şahit olduğum veya dinlediğim birkaç olayla ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. d

Hikayeyi İhsan Fazlıoğlu’ndan dinledim. Yıl 1999. Deprem olmuş, insanlarda bir korku var. Gayet normal. İslamcı olduğunu düşünen ve bunu söylemlerine yansıtan iki arkadaş. Üsküdar’da kiralık bir ev ararlar. Bir ev bulurlar, kapısında anahtarın komşuda olduğuna dair bir not görürler ve komşunun kapısını çalarlar. Karşılarında yaşı yetmişin üzerinde, kıyafeti yirmisinde kaknem, sıska ve kuru yaşlı bir kadın çıkar. (Teyzemiz yaşıyorsa Alah selamet versin, vefat etmişse rahmet eylesin.) Bizimkiler evi görürler ve aralarında evi tutup tutmama konusunu tartışırlar. Deprem olmuştur ve en büyük korkuları evin depreme dayanıklı olup olmadığıdır. Tartışmalar uzayınca kadın dayanamaz, gençler neye karar verdiniz, diye sorar. Gençler de depremle ilgili bir endişeleri olduğunu söyleyince kadın takdirin önünde durulmaz evladım, der. Bizimkiler de evet teyze durulmaz ama tedbir denen de bir şey var, deyince kadın gençlerin hiç beklemedikleri bir cevap verir:

- Evladım, bilmez misiniz, tedbir takdirin bir cüz’üdür.

Salı, 25 Ağustos 2015 10:14

Bilmecelerle birlikte

Yazan

Bilmecelerle birlikte neleri kaybediyoruz?

Bilmeceler artık hayatımızdan yavaş yavaş çıkıyor. Onun yerini ilk duyduğumuzda bize komik gelen ama insana bir şey katmayan, o anı eğlenceli hale getiren tek katmanlı çözümü basit olduğu halde cevabı hemen akla gelmeyen Amerikan bilmeceleri aldı. Ne demek istediğimizi bir örnek üzerinden anlatmaya çalışalım. Dört tane fil taksiye nasıl biner? Doğal olarak hiçbir filin taksiye sığamayacağını düşünürüz ve aklımıza cevap olarak mantıklı bir şey gelmez. Cevabı, ikisi öne, ikisi arkaya biner. Güldük, geçti. Daha sonra aklımızda bir şey kaldı mı? Hayır. Cevaplamak için herhangi bir kültür birikimine ihtiyacımız var mı? O da hayır.

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç