Denemelerim

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

50 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 3

Dün 41

Haftalık 150

Aylık 1279

Tüm Zamanlar 269718

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemelerim - İsmail Güleç
Hz. Ömer’in, cahiliye dönemi ile ilgili anılarını anlatırken söylediği meşhur sözünü bilmeyen yoktur: "İki şey aklıma geldikçe birine güler, diğerine ağlarım; yeni doğan kızımı gömdüğümü hatırladıkça ağlarım, önce ibadet edip sonra yediğimiz puttan helvalar aklıma geldikçe de gülerim."

Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek cahiliye dönemi Arapları arasında bir gelenekti. Kuran-ı Kerim’de, kıyamet gününde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarına hangi günahından dolayı öldürüldüğünün sorulacağı"ndan (Tekvir, 81/8-9) bahsedilir. Ebeveynin çocuklarını diri diri gömmelerinin sebebi olarak da, taptıkları putların çocuk öldürmeyi onlara güzel göstermesi (el-En'âm, 6/137) şeklinde izah edilir. İslam dini, putlar öyle istiyor diye kız çocuklarını diri diri gömmeyi büyük günahlar arasında saydı ve yasakladı.

Burada üzerinde durmak istediğim konu İslam dininin kadınlara ne kadar önem verdiği meselesi değil. Ben başka bir hususa dikkatleri çekmek istiyorum.

Cahiliye, tarihsel olarak Arap yarımadasında yaşayan Arapların İslam öncesi devrine verilen isimdir. Bununla birlikte her milletin bir cahiliye dönemi vardır. Ayrıca her insanın, hakikatin, yani insan olmanın sırrına varmadan önceki dönemine de cahiliye denir. Necip Fazıl bu durumu şu dizelerde ne de güzel ifade ediyor:

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
   

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

Cahiliye, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurulan zamandır. Yaptığımız işlerine farkına varamama hali. Üstad şanslı imiş, otuz yıl sonra da olsa farkına varmış. Ya bizler?

Madem cahiliye dönemi her insan için hala devam ediyor, o halde adetleri de devam ediyor olmalı. Eskiden sadece kız çocuklarını diri diri gömerlerdi. Şimdi ise tüm çocukları diri diri gömüyoruz. Nasıl mı?

Burada diri diri gömmek mecazi bir ifade. Ana-baba olarak çocuklarımızı hakikati öğretecek şekilde yetiştiremiyorsak, kültürümüzü, tarihimizi ve dinimizi öğretemiyorsak, bunun sebebi olarak da ‘çağın gerekleri’ şeklinde ifade bulan ‘çağdaş putların’ arzularını gösteriyor isek çocuklarımızı diri diri cehalet karanlığının içine atmış oluyoruz demektir.

Cenab-ı Mevla, bizlere, aklımıza geldikçe ağlamayacağımız çocuklar yetiştirmeyi nasip etsin. Amin.

 

 This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.


 

Elif Şafak’ın Aşk romanı üzerine geç kalmış bir yazı *

Elif Şafak’ın Aşk isimli romanı yayınlanalı neredeyse bir yıl oldu (İstanbul: Doğan Kitap, 2009) ve hakkında çok söylendi, yazıldı. Ben de bu yazıda roman hakkındaki düşüncelerimi sizinle paylaşacağım.

Cuma, 26 Mart 2010 21:55

Bu kitap kendiliğinden oluştu.

Yazan
  

İsmail Güleç’le Annemden Duyduklarım kitabı üzerine söyleşi

Röportaj: Kamil Büyüker

  

-Kutluca köyü ve annenizden duyduklarınız… Kitabınızın ortaya çıkışı nasıl oldu, öyküsü nedir?

Aslında başlangıçta bu konuda bir kitap hazırlamak gibi bir niyetim yoktu. Rahmetli annem zaman zaman çok ilginç deyim ve atasözleri söylerdi. Ben de ilginç bulduklarımı kaydederdim. Ablamdan, halalarımdan, amcalarımdan, dayımlardan duydukça da not etmeye başladım. Bu sefer annemin köyünün deyimlerini toplamaya başladım. Bir ara yörenin mahalli gazetelerinde aylık yazılar gönderirdim. Bu yazılarda atasözlerini ve deyimleri açıklamaya başladım. Böylece birikmeye başladı. Evlenip çocuk sahibi olunca da çocuklarımın da annemin sözlerini öğrenmeleri gerektiğini düşünürdüm. Annem rahmetli olduğu için böyle bir şansları yoktu çocuklarımın. Ben de hem onlara hiç görmedikleri babaannelerini sevdirmek ve tanıtmak hem de sözlü kültürü hiç olmazsa bir yönüyle aktarmak için topladığım ve bir kısmını da açıkladığım atasözü ve deyimleri kitaplaştırmaya karar verdi. Herkesin annesinin olduğu gibi annem de benim için çok özel biriydi. Ben ona doyamadım, yeteri kadar evlatlık yapamadım. Hizmetinde bulunamadım. Vefat ettiğinde üniversite son sınıf öğrencisiydim ve bir çok şeyin farkında da değildim. Bu kitapla anneme olan sevgimi ve özlemimi de muşahhaslaştırmış oldum. Benim için çok önemli bir yanı da budur. Yazarken hiç düşünmediğim ve amaçlamadığım bir faydasının daha olacağını düşünüyorum. O da şudur: Türkçe ve Türk sözlü kültürüne küçük de olsa bir katkıda bulunmak.

Cuma, 26 Mart 2010 21:32

Cezîre-i Mesnevî Şerhleri

Yazan

[İsmail Güleç, “Türk Edebiyatında Cezire-i Mesnevî Şerhleri” Osmanlı Araştırmaları: The Journal of Ottoman Studies, XXIV (2004), s. 159–179.]

 

Türk Edebiyatında Cezîre-i Mesnevî Şerhleri

 

Dr. İsmail GÜLEÇ*

  

Cezîre-i Mesnevî, XVI. yüzyıl şâirlerinden Yûsuf Sîne-çâk’in Mevlana’nın (ö. 1273) Mesnevî’sinin altı cildinden seçip bir araya getirdiği 366 beyitlik eserinin adıdır.

Yûsuf Sîne-çâk, Vardar Yenice’sinden olup tanınmış Mevlevî şairlerindendir.

         Erbâb-ı muhabbet bizi Yûsuf bilür ammâ  

        Ashâb-ı hased gözine ey dûst Sinân’uz[1]

Çarşamba, 17 Mart 2010 22:05

Dünya inananlar için niye zindan olur?

Yazan

Peygamber efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde “Dünya mümine zindan kâfire cennettir.” (Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zühd 1) buyuruyor. Bu hadis üzerine yorum yapan hadis alimlerine göre; dünyanın mümine zindan olması, Rabblerinin ahirette inananlar için hazırladığı cennete nispetle dünya hayatının bir hapishane hükmünde kalmasıdır. Bunu da şu menkıbe ile güzel bir şekilde ifade ederler:

“İnsanlığın ortak eseri”

  

Soru: Son zamanlarda Mevlana ve Mesnevi çalışmalarında  görece bir artış gözükmektedir. Batıda da bu yönde uyanmış bir merak gözlerden kaçmıyor. Bu çalışmaların seyrini, bir Mesnevi araştırmacısı da olarak siz nasıl karşılıyorsunuz?

 

 İ. G: Her şeyden önce bu tip çalışmaları olumlu bulduğumu belirtmeliyim. Bu tip çalışmaları kabaca ikiye ayırabiliriz. Üniversitelerimizin ilgili bölümlerinde yaptırılan akademik çalışmalar ve dışarıdan araştırmacıların ve konu hakkında özel ilgisi olanların çalışmaları. Bu çalışmalar birbirini destekler mahiyette olmalı, bir birine karşıt ve eleştirel olmadığı sürece sorun yok. Çünkü ikisinin de amacı farklı. Çalışmaların artmasının nedenlerinden biri de dünyanın içinde bulunduğu durum. Mevlana’nın hoşgörü ve barış üzerine söyledikleri savaşlardan ve anarşiden sıkıntı içinde olan günümüz toplumuna ilaç gibi geliyor. Bu yönüyle de Mevlana sadece Mevlevilerin değil tüm insanlığın ortak değeri olmaya başladı. 

Soru    : İsmail Bey, kitabın içeriği ile ilgili konuşmadan önce bize bu eserin hazırlanma sürecinden biraz bahseder misiniz?

 

Cevap  : Elinizdeki bu eser, yaklaşık dört sene süren bir çalışmanın neticesinde ortaya çıktı. Hocam Prof. Dr. Yekta Saraç ile tez konusunu tespit etmeye çalışırken, bana bu eserin hacimli olduğunu, yarısını aldığım takdirde diğer yarısının kimsenin yapmayacağını, benim ise tezi verdikten sonra tekrar yapıp yapmayacağım konusunda emin olamadığını, dolayısıyla birkaç ay daha fazla çalışarak bu işin altından kalkabileceğimi söyledi. Hocamın bu teklifini çok istekli olmamakla birlikte kabul ettim ve çalışmaya başladım. Şimdi düşündüğümde, iyi ki böyle bir eseri çalışmışım diyorum kendi kendime. Hem bir eserin kütüphane raflarından kurtulmasına vesile oldum, hem de hazırlık aşamasında benim için çok verimli oldu.
Çarşamba, 24 Şubat 2010 20:28

Sözün bittiği an

Yazan

Günlük hayatımızda zaman zaman hiçbir cevap veremeyeceğimiz kimi cevaplarla karşılaştığımız anlar olur. Öyle derin ve içli bir cevapla karşılaşırız ki, artık hangi konuda konuşuluyorsa, ilave bir söz söylemek mümkün olmaz. Yerinde ve zamanında söylenen bu tip sözlerin büyüsü ve etkisi bizi öyle kuşatır ki, artık bizde bir söz söylemeye ne mecal, ne de ihtiyaç kalır. Ne demek istediğimi size üç örnek ile açıklamaya çalışayım.

Üniversite yıllarında, bir sahafın yanında çırak olarak çalışıyordum. Çalıştığım dükkana devamlı gelen, kitap alıp satarak karnını doyuran yarı meczup birisi vardı. Bu adam, aldığı kitabı asla okumadan satmayacak kadar da kitaba düşkündü. O, ben ve Ali adında Cezayirli bir doktora öğrencisi dükkanda oturmuş konuşuyorduk. Galiba dükkanda bizden başka birileri daha vardı ama onların kim olduklarını tam olarak hatırlayamıyorum. Söz kimin nereli olduğu bahsinde dolaşıyordu. Herkes birbirine nereli olduğunu soruyordu. Özellikle Türkçe konuşan zenci bir adam gören herkes Ali’nin kim olduğunu merak ediyor ve nereli olduğunu soruyordu. Ali de Türkçe’sini geliştirmek için bu tür konuşmalari bir firsat gorur, kendisine nereli olduğunu sorana o da sorardı. O sırada kenarda oturan, ve sessizce bir yandan çayını yudumlarken öte yandan eline aldığı kitabı karıştıran bizim meczuba dönerek “Sen nerelisin?” diye sordu. Bizimki de “Nereli olursan ol, adam olmadıktan sonra!” diye karşılık verince o bahis orada bitti. Kimse bu söz üzerine ne bir ilavede bulunabildi, ne de ilave edebilme cüretini bulabildi.

"Mesnevî'nin Ruhu"nu Yayına Hazırlayan Dr. İsmail Güleç ile...

16.12.2004

 

İnsan Yayınları, İsmail Hakkı Bursevî'nin "Rûhu'l Mesnevî"sini yayınladı. İlk defa Türkçeye tercüme edilen eser, 1174 sayfalık tek cilt halinde okurlara sunuldu. Kitabı yayına hazırlayan Dr. İsmail Güleç'le "Mesnevî'nin Ruhu"nu konuştuk.

 

Dr. İsmail Güleç, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde Öğretim Görevlisi. İsmail Hakkı Bursevî'nin "Rûhu'l Mesnevî" isimli Mesnevî Şerhi'ni hazırladı. Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktarıp dipnotlandırdı. Eserin sadeleştirmesine ise devam etmekte.
Çarşamba, 24 Şubat 2010 19:51

Yahya Kemal’de Lâmii Çelebi Etkisi

Yazan
Yahya Kemal’de Lâmii Çelebi Etkisi*

 

İsmail Güleç

Özet

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatın önde gelen şairlerinden Yahya Kemal’in şiirlerinde eski edebiyatımızın izleri sıkça görülür. Yahya Kemal eski edebiyatımızdan hem nazım biçim ve türleri bakımından, hem de muhteva bakımından etkilenmiş ve şiirini zenginleştirmiştir. Bu makalede Yahya Kemal’in bir şiiriyle Lami Çelebi’nin bir gazeli arasındaki konu ve söyleyiş benzerliğine dikkat çekilmiştir.

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç