Tasavvuf

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

212 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 11

Dün 135

Haftalık 11

Aylık 2453

Tüm Zamanlar 282068

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 12 Kasım 2017 13:30

Şah İsmail Namaz Kılar Mı?

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Facebook’ta bir arkadaşımızın şöyle bir paylaşımını gördüm:

Yardım talebi: Aşağıda kaydedilen "Şah Hatâyî" mahlaslı nefesteki "İki rek'at namaz"ı anlamakta zorluk çekiyorum, anlamama yardımcı olabilir misiniz?

Şâhım gelir sağa sola bakınur

Şah hışmından gökte melek sakınur

Allah deyu ism-i a'zam okunur

İki rek'at namaz vardır kılana"

Soruyu soran kişi muhtemelen iki rekat namaz ile ne kastedildiğini biliyordu. Emin olmak veya başka bir anlamı olup olmadığını öğrenmek için soruyordu. Belki de bir şeyleri öğretmek amacıyla sormuştu. Verilen cevaplar meselenin rayından çıkıp başka bir yöne doğru akmaya başladını gösteriyordu. Basit bir soru “Alevilikte namaz var mı, yok mu?” tartışmasına döndü.

Yapılan yorumları dört ana başlık altında özetleyebilirim.

1. Alevilikte namaz yoktur, asla da olmamıştır diyenler.

Yorumların büyük bir kısmı bu minval üzere yazılanlardan oluşuyor. Kısaca Alevilikte namazın olmadığı ve Alevilerin hiçbir zaman namaz kılmadıklarını, namaz kılanlarının asimile olacaklarını söyleyerek şiddetle karşı çıkılıyor.

2. Orada geçen namaz camide kılınan namaz değildir.

Bir diğer grup namaz ile kastedilenin sünnilerdeki namaz olmadığı, cemlerdeki niyaz, pir huzurunda dara durmak ve secde olduğunu söyleyenlerdir.

3. Namaz var ama sünnilerinki gibi değil diyenler.

Bir kısım yorumlar cemlerde halen kılınan iki rekat namazdan bahseder. Ayrıca Aleviler şeriat kapısından tarikata geçmeden önce son kez kıldıkları zahiri iki rekat namaz vardır, muhtemelen kastedilen o olmalıdır diyenler.

4. Şah İsmail kılabilir, çünkü Alevi değildi, şii idi.

Bazı yorumlar da Şah İsmail’in alevi olmadığı, Şii olduğu için namaz kılabileceğini söyleyerek tartışmaya katılmışlar. Alevilere en büyük zararı Şah İsmail’in verdiğinin söylenilmesi ve şii olduğu için eleştirilmesine çok şaşırdığımı ifade etmeliyim.

İki rekat namaz ne olabilir?

Kabaca bu dört başlık altında toplayabileceğimiz yorumlar birbirlerine verilen cevaplarla uzayıp gidiyor. Tartışmaya neden olan dörtlüğün yer aldığı Şah Hatayi’ye ait olduğu söylenen şiirin tamamı şöyle:

Kıble tarafından bir yıldız doğdu
Şevki on sekiz bin âleme urdu
Yezidler mü’mini üstüne aldı
Hâcem hayırlısın yazsun kaleme

Yine kudretinden bir güneş doğdu
Gökteki melekler secdeye indi
Mehdi’nin sadâsı bağrımı deldi
Zülfikar Kanber’den çıkar âdeme

Şâhım gelir sağa sola bakınur
Şah hışmından gökte melek sakınur
Allah deyu ism-i a’zam okunur
İki rek’at namaz vardır kılana

Şah Hatâyî yine varayım derse
Varayım da hacı olayım derse
Bu sırrın aslına ereyim derse
Mürşid eşiğini bekler biline

Şiirden ne anladığımı kısaca açıklamaya çalışayım. Şair, ilk dörtlükte kıble taraflarından bir yıldız doğduğunu söylüyor. Kıble tarafından doğan yıldız Kabe’nin olduğu şehirde dünyaya gelen Hz. Muhammed olmalıdır. Nûr-ı Muhammedi ve on sekiz bin aleme gönderme yapılmaktadır. Bu südûr nazariyesidir ve klasik metinlerde ve şiirimizde sıkça zikredilir. Yezidlerin mümini üstüne almasından kasıt Hz. Hüseyin’in şehit edilmesidir. Yezid’in Hz. Hüseyin’i şehit ettirmesi ile müminlerin yani ehl-i beytin kanına girdiği ifade edilmiş olmaktadır. Hacem dediği de Hacı Bektaş Veli olmalıdır.

Kudret sahibi Allah’tır ve onun kudretinden doğan güneş de Hz. Muhammed’dir. Doğduğu zaman melekler gelip onu ziyaret etmişlerdi. Adem yaratıldığı zaman da melekler secde etmişti. Hz. Peygamber olması meleklerin göklerden inmesinden dolayıdır. Çünkü Adem cennette idi ve melekler de orada idi. Mehdi ise on birinci imam Hasan Askeri’nin oğlu olup kıyamet kopmadan önce ortaya çıkacak ve dünyada adaleti tesis edecektir. Bağrımı deldi demesi ise çok etkilemesi ve müteessir etmesi anlamında kullanılmıştır. Ortadan kaybolmasından dolayı tüm sevenleri üzüntüye gark olmasına işaret eder. Zülfikar Hz. Peygamber’in Hz. Ali’ye hediye ettiği kılıç olup rivayete göre Mehdi, zuhur ettiğinde zülfikarı kuşanacaktır. Bu yüzden Mehdi ile birlikte kullanılması boşuna değildir. Kanber’den Adem’e çıkması ise zülfikarın bir rivayete göre Cebrail tarafından Hz. Peygamber’e getirilmesidir.

Sağa sola gelinip bakınan şah ise Hz. Ali’dir. Onu üzmekten göklerdeki melekler bile sakınır. İsm-i azam Allah’ın en büyük ismi anlamında bir tabir olup ne olduğu konusunda muhtelif rivayetler vardır. Özelliği o isimle edilen duaların kabul edilmesidir. Burada ism-i azam duasının lafzatullah olduğu söylenmektedir. İki rekat namaz ise kabul edilen duanın ardından kılınan şükür namazıdır. Dünyalık bir nimete nail olunduğunda da manevi bir mertebeye erişildiğinde de şükür için iki rekat namaz kılınır. İki rekat aynı zamanda kılınabilecek en kısa namazdır. Şeriat kapısından geçip tarikat kapısına girmeden önce kılınan iki rekat namaz olabileceği gibi meleklerin de katıldığı, ism-i azamın zikredildiği cemlerde kılınan iki rekat namaz da kastedilmiş olunabilir.

Son dörtlükte ise Hatayi kendisine seslenmektedir. Yine varayım derse diyerek bir yere gitmekten bahsetmektedir. Bahsettiği yerin neresi olduğunu ikinci mısradan anlıyoruz: Mekke. Kabe’ye gitmenin ve hacı olmanın sırrı vardır. Bu normal hacılıktan farklı bir hacılıktır. Bu hacılığın sırrını öğrenmek isteyenler bir mürşide bağlanmalıdır. Ancak bir mürşid rehberliğinde hacı olunursa bu sır öğrenilebilir. Tarif edilen hacılık tarikat makamı hacılığıdır.

Hacı Bektaş ve Kaygusuz Abdal’ın hacca gittikleri kaynaklarda zikredilir. Buyruklarda ise ibadetlerin hem zahiri hem de batıni yorumları yapılırken bir canın bir başka canla görüşmesi şeklinde tarif edilir. Çünkü gönül kabedir ve kırılmaz. Muhtemelen bu dörtlük de sorulsaydı benzer görüşler hac için de serdedilecekti.

Şiirde tartışılan iki yön var. Biri şiirin Şah İsmail’e ait olup olmaması, diğeri de iki rekat namaz [ve hac] meselesi.

Şiirin Şah İsmail’e ait olup olmaması meselesiyle başlayalım. Şiirin bütününe bakıldığında kafiyeler ve anlamda bir bütünlük görülmemektedir. Kavramlar birbirine karışmakta, ifade muğlaklaşmakta ve ezberlenmiş cümleler bağlamına bakılmaksızın tekrar edilmektedir. Birden fazla şiire ait dörtlüklerin bir araya getirilmesinden oluşturulmuş gibi görünmektedir. Adem-kalem ve kılına ve biline dört dörtlükten oluşan bir şiirde Şah İsmail gibi aruzla şiir söyleyen bir şairin yapabileceği türden hatalar değildir. Bu şiiri Şah İsmail’in yazabileceğini düşünmek Şah İsmail’e büyük haksızlık olacaktır.

Sadeddin Nüzhet Ergün’ün cönklerden ve mecmualardan herhangi bir değerlendirme yapmadan bir araya getirdiği mahlası Hatayi olan tüm şiirlerin Hatayî’ye ait olduğu kabul edilmiştir. M. Fatih Köksal konu üzerine yazdığı kapsamlı makalesinde bu meseleyi çok güzel özetler. Rıza Tefvik Hatayî adında bir başka aşık olduğunu ve hece ile yazılmış şiirlerin çoğunun o aşığa ait olduğu düşünür. Fuat Köprülü, İrene Melikof, Nihat Sami Banarlı, Sabri Koz ve Ziya Gürel hece şiirlerinin Hatayî’ye ait olmayacağından bahsederken İbrahim Arslanoğlu meseleyi daha da ileri götürerek gördüğü divanların hiçbirinde hece ile yazılmış şiir olmadığından bahisle hece ile yazılan şiirlerin Şah İsmail’a ait olmayacağını iddia eder ve şiirleri mahlaslarına bakarak Cân Hatâyî, Derdimend Hatâyî, Derviş Hatâyî, Kul Hatâyî, Pîr Hatâyî, Sultân Hatâyî ve Şâh Hatâyî gibi şairlere ait olabileceğini düşünür. Bu mahlasın kadar çok kullanılması başlı başına bir başka yazı konusu olduğu için üzerinde durmayacağım. Fatih Köksal yaptığı ayrıntılı değerlendirme sonucunca hece vezni ile yazılan şiirlerin Şah İsmail’e ait olmasının çok zayıf bir ihtimal olduğunu söyler. Ben de bu şiirin biçim ve muhtevasına bakarak Şah İsmail’e ait olmadığını söyleyebilirim. Dolayısıyla dördüncü maddede yapılan yorumlara cevap vermeye gerek kalmadı. Ancak kimi Alevilerin Şah İsmail hakkındaki olumsuz yorumları bana üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir konu gibi gelmekte.

İkinci konu iki rekat namaz meselesi idi. Dolayısıyla Alevililik geleneği içinden gelen bir şairin bir şiirinde geçen iki rekat namazdan yola çıkarak diğer Alevi şairlerin şiirleri ile klasik metinlerden yola çıkarak namaz meselesine girebilirdim. Ancak üç nedenle giremiyorum. İlki kısa bir yazı ile yazılamayacak genişlikte olması. İkincisi karşılaşma ihtimalimin kuvvetli olduğu hakaretlerden çekinmem. Herkesin aklında kodlanmış bir bilgi var ve bu bilginin mutlak doğru olduğuna inanıyor. Bu bilgiye uygun ise beğeniyor, uymuyorsa en hafif deyimle eleştirmeye başlıyor. Belki cesaretimi toplarsam ve vakit bulabilirsem bu konuda da bir şeyler karalayabilirim.

Üçüncüsü ise dede oldukları bilinen ve konu ile ilgili araştırmaları olan Alevileri bile suçlayanların bir sünninin yazdıklarına itibar etmeyeceklerini bilmemdir.

 

Peki Bektaşilerde durum nasıl sorusu aklınıza gelebilir. Bektaşilikte namaz meselesini bilahere yazmaya çalışacağım. Ne zaman mı? Allah bilir!

Okunma 1662 kez Son Düzenlenme Pazar, 19 Kasım 2017 20:40
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç