Tasavvuf

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

61 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 28

Dün 37

Haftalık 28

Aylık 619

Tüm Zamanlar 243711

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 05 Eylül 2015 16:21

İnancı bünyenin bir uzvu yapmak Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Uzun zamandan beri düşünür dururum. Eylediklerimiz ile söylediklerimiz tutarlı mı? Allah’a tevekkül ettiğimizi, kadere inandığımızı, rızkı verenin Allah olduğunu söylerururuz. Peki davranışlarımız söylediklerimizi destekliyor mu? Şahit olduğum veya dinlediğim birkaç olayla ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. d

Hikayeyi İhsan Fazlıoğlu’ndan dinledim. Yıl 1999. Deprem olmuş, insanlarda bir korku var. Gayet normal. İslamcı olduğunu düşünen ve bunu söylemlerine yansıtan iki arkadaş. Üsküdar’da kiralık bir ev ararlar. Bir ev bulurlar, kapısında anahtarın komşuda olduğuna dair bir not görürler ve komşunun kapısını çalarlar. Karşılarında yaşı yetmişin üzerinde, kıyafeti yirmisinde kaknem, sıska ve kuru yaşlı bir kadın çıkar. (Teyzemiz yaşıyorsa Alah selamet versin, vefat etmişse rahmet eylesin.) Bizimkiler evi görürler ve aralarında evi tutup tutmama konusunu tartışırlar. Deprem olmuştur ve en büyük korkuları evin depreme dayanıklı olup olmadığıdır. Tartışmalar uzayınca kadın dayanamaz, gençler neye karar verdiniz, diye sorar. Gençler de depremle ilgili bir endişeleri olduğunu söyleyince kadın takdirin önünde durulmaz evladım, der. Bizimkiler de evet teyze durulmaz ama tedbir denen de bir şey var, deyince kadın gençlerin hiç beklemedikleri bir cevap verir:

- Evladım, bilmez misiniz, tedbir takdirin bir cüz’üdür.

Gençler bu cevap üzerine hem kendilerinden utanır, hem de kadını küçük görüp ciddiye almadıklarından. Kendilerinden utanırlar, çünkü tevekkülleri akıllarından sonra gelmiştir. Tedbir takdirin dışında veya karşısında imiş gibi düşündüler. Oysa tedbir takdirin bir parçasıdır. Yaşlı kadının görüntüsüne bakarak hüküm verdikleri için de utanırlar. Eskilerin meşhur sözüdür, kepenek altında er yatar. Kimin ne olduğunu bilemezsiniz.

Bir başka örnek daha verelim. Kahramanımız zehir gibi bir adam. Dört lisan biliyor, üç fakülte bitirmiş. Civa gibi, yerinde duramayan, tuttuğunu koparan çok becerikli biri. Bu arkadaşımız da kendisini İslamcı olarak tanımlıyor ve söylemleri hep Müslüman şöyle olmalı, böyle olmalı üzerine.

Bir gün ailesiyle birlikte bir arabanın içinde Bolu Dağı’ndan aşağıya doğru iniyorlar. Arabayı da baba kullanıyor, bizimki ablasıyla birlikte arkada oturuyor. Nasıl olduğunu bilmedikleri bir şekilde araba babanın kontrolünden çıkıyor adeta uçmaya başlıyor. Anne, baba ve abla hep birlikte kelime-i şehadet getirirken bizimki öleceğini düşünüyor ve talihsizliğine küfretmeye başlıyor. Allah’ın hikmeti, araba dört teker üzerine düşüyor, sadece kafalarını tavana çarpmaktan dolayı biraz yara ve ağrı ile kurtuluyorlar. Anne, baba ve abla arabadan çıktıktan sonra Allah’a şükrederken bizimki şoku atlatmaya çalışıyor. Daha sonra aklı başına geldiğinde ise annesi, babası ve ablasının gerçek müslüman olduğunu kendisinin ise bunun davasını güttüğünü ama bünyesinin bir parçası haline getiremediğini görüp anne-babası gibi müslüman olmaya karar veriyor.

Eğitimlerine, bilgi birikimlerine, dünyayı gezmelerine baktığımız zaman gençlerin kadından, arkadaşımızın da ailesinden daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Ama daha cahil oldukları muhakkak. Rahmetli annem de bana bazen oğlum, sen daha cahilsin, derdi, ben de kızardım. Çünkü üniversite öğrencisiydim ve annem ilk okul mezunu bile değildi. O zamanlar anlamazdım cehaletin tahsilden farklı bir şey olduğunu. Hâl ilmi tahsil etmeden cehâletin ortadan kalkmayacağını çok sonra öğrenecektim.

Bizim neslin, 1980 ve 1990’ların gençlerinin en büyük trajedisi budur bana göre. İslamcı olup müslüman olamamak. Belki de dini bir eğitim de olsa modern eğitimin, kazandırdığı bir illet. Bir şeyin bilgisine sahip olup kendisi olamamak. Akşama kadar iman üzerine konuşup mümin olamamak.

Son söz: Keşke kocakarı kadar imanımız olsa. Kocakarı mı kim? Onu da siz bulun artık.

Okunma 947 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 15:39

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç