Tasavvuf

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

164 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 40

Dün 53

Haftalık 428

Aylık 1352

Tüm Zamanlar 274941

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Tasavvuf - İsmail Güleç
Tasavvuf

Tasavvuf (29)

Pazar, 30 Eylül 2018 22:36

Bütün kabahat inşallahta mı?

Yazan

Yukarıdaki resmi gördünüz. Buna benzer resimler ve cümleler sosyal medyada sıkça paylaşılıyor. Zaman zaman resim üzerinden toplumun bir kesimi aşağılanıyor ve istiskal ediliyor. Bunu paylaşanlara göre içinde bulunduğumuz kötü hallerin ve gelişmiş bir ülke olmamazın nedeni hep inşallah ve maşallah sözünü kullanmamızda. Yani işi Allah'a havale etmemizde. Batılılar inşallah demedikleri için çok geliştiler. Toplum olarak inşallah demekten vaz geçersek kurtulacağız.

Acaba gerçekten inşallah dediğimiz için mi geri kaldık? Artık inşallah demezsek gerçekten kurtulur muyuz?  İki asırdan beri yüzlerce aydın ve bilim adamının aradıkları sorunun cevabı bu kadar basit olabilir mi?

Buna inananlara önce inşallahın bir Müslüman için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışayım fazla vaktinizi almadan.

Aziz kardeşim,

Bana tasavvuf hakkında soruyorsun; tasavvufu nasıl öğrenebilirim, hangi kitapları okumalıyım, kime gitmeliyim, diye. Belli ki başından geçenler senin bu konularda düşünmene vesile olmuş. Bence çok doğru sorular soruyorsun. Bu sorulara yıllarca muhatap oldum ve cevabını hep düşündüm. Tam olarak cevap verebileceğimi iddia edemem, eksik olabilir söylediklerim. Ama başlangıç için de bir fikir verebilir zannıyla bu satırları kaleme alıyorum.

Tasavvufun yüzlerce tanımı var, sıralamaya kalkışsam sayfalarca sürer. Ama ben içlerinden birini tercih ediyorum ve sana onu söyleyeceğim. Tasavvuf insan olmayı öğrenmek demek. İnsan derken insan-ı hakikîyi kastettiğimi anlamışsındır. İnsanı bilmeden ve öğrenmeden tasavvufu tam manasıyla anlamak ve bilmek mümkün değil.

Cuma, 20 Temmuz 2018 18:39

Kapı ve eşik

Yazan

Seyahatlerde çok sık olmasa da insanı heyecanlandıran ve büyüleyen manzaralar çıkabiliyor karşımıza. Bunları bazen güzel bir resim olarak görüyor ve bayılıyoruz, bazen de çağrıştırdığı anlamları düşünüyor, kendimizi kaybediyoruz. Beni en çok heyecanlandıran da bu tür manzaralar.

Ne demek istediğimi veya neyi kastettiğimi bir örnek üzerinden göstermeye çalışayım.

Yukarıdaki fotoğrafı görüyorsunuz. Fotoğraf resim olarak güzel, simetrik kapı, merdivenler, mühürler, beyaz zemin üzerinde koyu yeşil kapı ve önünde dört sıra taştan merdiven. Kompozisyon olarak fevkalade.

Acaba gördüklerimizin hepsi bu kadar mı? Ne düşündünüz bilmiyorum ama ben bu işlerden anlayan birine sordum ve öğrendiklerimi sizinle paylaşmak üzere bu satırları yazıyorum.

Burası bir tekkenin girişi. Gördüğümüz her nesnenin her birinin bir anlamı var ve bir şeyleri sembolize ediyor. Tekkenin önü dünya hayatı, şuursuzca ve mevcudun farkında olmadan yaşadığımız yerler, yaptığımız işler, geçirdiğimiz vakitler.

Malum, kimi hocaefendiler televizyonlarda, radyolarda günde şu kadar şu duayı edersen şöyle olur, şunları yaparsan böyle olur, türünden kurdukları cümlelerle kendilerini dinleyenlere vaaz u nasihatte bulunuyorlar. Bir kısım ilahiyat hocaları da çıkıp bunları eleştiriyorlar, anlattıkları şeylerin doğru olmadığını hatta dinde yeri olmadığını söyleyerek eleştiriyorlar. Bu sefer karşı taraf da onlara ahir zaman uleması diyerek eleştiriyor. Bir kesime de eğlence çıkıyor tabi ki. Tarafları kızıştırdıktan sonra ellerinde patlamış mısır, atışmaları ve çatışmaları komedi filmi seyreder gibi gülerek  seyrediyorlar.

Bu tartışmaların bir faydası olur mu, bir hakikat çıkar mı diye düşünmeyin, ne faydası olur, ne de bir hakikat çıkar. Laf kıtlığında asma budamaktan başka bir şey değil konuşulunlar, boş lakırdı.

Peki Allah için ibadet nasıl olmalı?

Söylemesi çok basit: Aşkla ve şevkle. Can u gönülden istemekle ve samimi amelle. Ne demek istediğimi iki örnekle açıklayayım.

Yaşını başını almış bir ihtiyar evin damında namaz kılarmış. Derken sevgilisini görmek için dama çıkan bir genç ihtiyarın önünden geçmiş. Adam çok kızmış ve gence dönerek çıkışmış:

Salı, 26 Aralık 2017 19:51

Sütü bozuk kime denir?

Yazan

Şimdi siz bu ne biçim soru diyeceksiniz, biliyorum. Sizi tanırım. Hemen bana sütü bozuğun tarifini yaparsınız. Soysuz, karaktersiz, aşağılık kimse dersiniz. Kötü soydan gelen herif dersiniz. İyilik yapılan eli ısıran soysuz, dersiniz. Biraz daha açıp helal süt emmemiş, annesinden emdiği süt bozuk olan, annesi aşına haram karıştırdığı için sütü de bozuk, içen de bozuk olur, diyenleriniz olur. Hayır demem bunların hiç birine. Elhak hepsi doğrudur.

İçinizde cin gibi olanlarınız da benim böyle bir soru sorduğuma göre bir başka anlamı olmalı diye düşünürsünüz hemen. Bilirim, benim okurlarım arasında zekiler çoktur. Eh, madem söyledik, o zaman meramımızı ifadeye gayret edelim.

Aşık Paşa, Garîbnâme’sinin dördüncü bölümünün yedinci destanında cennette akan ırmaklardan bahseder. Cennette akan dört ırmağı Aşık Paşa şöyle izah eder:

Pazar, 12 Kasım 2017 13:30

Şah İsmail Namaz Kılar Mı?

Yazan

Facebook’ta bir arkadaşımızın şöyle bir paylaşımını gördüm:

Yardım talebi: Aşağıda kaydedilen "Şah Hatâyî" mahlaslı nefesteki "İki rek'at namaz"ı anlamakta zorluk çekiyorum, anlamama yardımcı olabilir misiniz?

Şâhım gelir sağa sola bakınur

Şah hışmından gökte melek sakınur

Allah deyu ism-i a'zam okunur

İki rek'at namaz vardır kılana"

Soruyu soran kişi muhtemelen iki rekat namaz ile ne kastedildiğini biliyordu. Emin olmak veya başka bir anlamı olup olmadığını öğrenmek için soruyordu. Belki de bir şeyleri öğretmek amacıyla sormuştu. Verilen cevaplar meselenin rayından çıkıp başka bir yöne doğru akmaya başladını gösteriyordu. Basit bir soru “Alevilikte namaz var mı, yok mu?” tartışmasına döndü.

Yapılan yorumları dört ana başlık altında özetleyebilirim.

Cumartesi, 29 Nisan 2017 10:45

Nefsiyle kavga etmeyen başkalarıyla kavga eder

Yazan


Geçtiğimiz hafta içinde gazetelerde bir haber yayınlandı. Haber şöyle:

...... tarikatına mensup grup ile ...... cemaati mensupları Umre için gittikleri Mekke'de kavga e

ttikleri iddia edildi. Kavganın 25 Nisan akşamı, Kabe’ye bir km uzaklıktaki otel önünde gerçekleştiği belirtiliyor. Sözlü sataşmayla başlayan kavga nedeniyle çok sayıda kişinin yaralandığı, yaralıların hastaneye kaldırıldıkları açıklandı.

Haberi okuyunca önce hafif tebessüm ettim sonra güldüm. Daha sonra da ağlamamak için kendimi zor tuttum. Yunus’un sözleri geldi aklıma:

Dervişlik olaydı taç ile hırka
Biz dahi alırdık otuza kırka.

Şimdi durup dururken bu da nereden çıktı diyenleriniz olabilir. Cümleyi iddialı da bulabilirsiniz. Bir yerden çıkmadı ve iddiam felan da yok. Gündemin yoğunluğundan ve ağırlığından biraz kurtulalım istedim. Hayat devam ediyor ve biz de yavaş yavaş işimize gücümüze dönelim. Pazar sabahı aklıma takılanları paylaşmak istedim, zevkimize ve neşemize ortak aradım, hepsi bu.

Dede Korkut ismini bilmeyen, duymayan yoktur. Ama tüm hikayelerini okuyanımız sanırım o kadar çok değil. MEB Yüz Temel Eser arasına almasına rağmen piyasada kısaltılmış ve özetlenmiş kolay ve çabuk okunan versiyonları çoğaldı. Adet yerini bulsun diye de alınıp şöyle gözden geçiriliyor. Dede Korkut’un önemini bilen ebeveynler özel bir hassasiyet gösterip okutuyorlar. Bazı öğretmenler de konu üzerinde duruyorlar. Ama bunun yaygın olduğunu söylemek sanırım biraz zor. Hatta daha da ileri gidip gereksiz görenler var. Elimde yetki olsa bir KHK ile ben de Dede Korkut’u önemsiz görüp üzerinde durmayan Türkçe öğretmenlerini meslekten atardım.

Neyse, biz konumuza dönelim ve ne demek istediğimizi iki örnek üzerinden anlatmaya çalışalım.

Cuma, 12 Ağustos 2016 15:43

Köyün en akıllısı

Yazan

Veya bir başka sufi ile zahit hikayesi

Günlerdir cemaat üzerinden tarikatlar ve tasavvuf dayak yiyor. Hem de hiç haketmediği halde. Oysa tasavvuf bireyseldir ve psikolojiktir. Doğrudan insanın ruh haliyle ilgilidir. O yüzden aynı tarikat ve aynı şeyh efendinin taht-ı terbiyesine girilse bile eğitim farklılık gösterir, kişiselleşebilir. Bu yüzden her bir derviş bir başka çiçeğe benzer. Kimi gül gibi kokar, kimi papatya gibi açar. Çiçek olmaklıkları ortaktır, ama kokuları ve renkleri farklı olur. Her birinin tecellisi farklıdır çünkü. Psikolojik derken kastettiğim budur.

Cemaatler ise toplumsaldır ve sosyolojiktir. Birbirine benzerler, bir tornadan çıkmış gibi olurlar. O yüzden içimizde uzman olanlar muhatabın kılık kıyafetine, bıyık ve sakalına bakarak hangi cemaatten olduğunu hemen anlarlar. Ehl-i tarikin derviş olduğu anlaşılır ama hangi tarikattan olduğunu anlamak biraz daha derinlemesine bilgi gerektirir. Bu da sosyoloji-psikoloji farkı olsun.

Ne demek istediğimi Nasreddin Hoca üzerinden açıklamaya çalışayım.

Perşembe, 17 Aralık 2015 09:39

Şeb-i Arûslar biter mi?

Yazan

Yine bir aralık ayı ve yine bir 17 Aralık günü. Mevlana’nın vuslat yıl dönümü, sevdiğine, sevdiklerine kavuştuğu gün.

Şeb-i arûs seven ile sevilenin kavuşma anı olarak sembolleşti. O tarihten önce de vardı bu topraklarda. Mevlana adını koydu sadece. Ondan sonra da devam etti uzun yıllardan beri.

Anneannelerimiz, dedelerimiz, büyüklerimiz ölümü bir yokoluş, bir kaybolma olarak görmediler hiç. Genç iken evliliğe nasıl hazırlanır idiyseler yaşlanınca da ikinci evliliklerine, yani ölüme öyle hazırlanırdı büyüklerimiz. Özellikle eşi kendinden önce ölenler. Rahmetli babamdan çok duymuşumdur, ah Hacer, beni neden bırakıp gittin, ben ne yapacağım sensiz burada, diye sızlandığını. Babamın annemsiz geçen günlerinin ne kadar zor olduğuna ben şahit oldum. Ölümü, bu dertten kurtulmanın ve anneme kavuşmanın çaresi olarak görürdü hep. Ve bir sabah sessizce çıktı evden hiç birimize haber vermeden.

 

Page 1 of 3

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç