Tasavvuf

Etkinlik Takvimi

14 Nis 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

639 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 22

Dün 97

Haftalık 354

Aylık 794

Tüm Zamanlar 344887

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Tasavvuf - İsmail Güleç
Tasavvuf

Tasavvuf (42)

Perşembe, 26 Mart 2020 09:49

Bir sineğin bir kartalı devirdiği dünya

Yazan

Üstad Ekrem Demirli son yazısında gözle görünmeyen bir virüsün koca ülkeleri batma noktasına getirmesine ve güçlü ve sağlıklı olduğunu düşünenlerin kendilerini korkudan eve hapsetmesinden hareketle Yunus Emre’nin meşhur şathiyesini hatırlattı bizlere.

Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu

Demirli, bu beyitte ilahi tecellilerin gücüne vurgu yapıldığını zikrettikten sonra malum ve meşum virüs olaylarını bu beytin yardımıyla açıklıyor. Ben de Ekrem Demirli’nin bıraktığı yerden devam ederek meseleye bizden öncekilerin yaptıkları yorumlarla devam edeyim.

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 27 Şubat 2020 09:27

Kandil geceleri kandil oluruz

Yazan

Şükürler olsun, üç aylar mevsimine girdik. Mübarek kabul edip kutladığımız kutsal gecelerin ilkini, “bol sevap ve mükâfat, faziletli amel” anlamına gelen Regaip Kandilini recep ayının ilk cuma gecesinde idrak edeceğiz inşallah.

Kanuni’nin oğlu II. Selim döneminde camilerin aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılmasından dolayı kutsal gecelere zamanla kandil geceleri adını vermişiz. Ancak kutsal gecelerde kandil yakma ve şehri aydınlatma adeti çok daha eski tarihlere gidiyor. 11. Asırda Kudüs’te ve Bağdat’ta kutsal gecelerde kandil yakıldığına dair rivayetler var.

Kandil geceleri ve bu gecelerde yakılan kandiller türkülerimize ve ilahilerimize de girmiş. Harabî’nin meşhur nefesinin şu dörtlüğünü bilmeyenimiz var m?

Kandil geceleri kandil oluruz 
Kandilin içinde fitil oluruz 
Hakkı göstermeye delil oluruz 
Fakat kör olanlar görmez bu hali

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazar, 16 Şubat 2020 12:04

Dergahlar ve Cemevleri ibadethane midir?

Yazan

Ülkemizde son günlerde tartışılan ve önümüzdeki günlerde de uzun süre tartışılacağını düşündüğüm konulardan biri dergahlar ve cemevleri meselesi. Yasalara göre dergahların ve cemevlerinin statüsünü tartışmayacağım. O konuyu hukukçular, siyasetçiler ve siyasetbilimciler tartışsın.

İbadethaneler bir dinin tüm mensuplarının toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekânlardır. Dergah ve cemevleri ise dinin içinde belli bir grubun dinin genel kurallarına ilaveten kendilerini, hayatı ve dünyayı anlamak için çıktıkları yolculukta mensubu bulundukları tarikata has merasim ve nafile ibadetlerin yapıldığı özel mekanlardır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 30 Ocak 2020 17:39

Alevi kaynaklarında namaz var mı?

Yazan

Okuyanların hatırlayacağı üzere bir önceki yazıda Bektaşilikte namaz meselesini ele almıştım. Bu sefer aynı soruyu Aleviler için soracağım ve cevabını aramaya çalışacağım.

Yazı iki bölümden oluşacak. İlk bölümde Aleviliğin yazılı kaynaklarında namaz ile ilgili görüşleri aktarmaya çalışacağım. İkinci bölümde ise ki bir sonraki yazı olacak, günümüz Alevilerindeki uygulamalara değinmeye çalışacağım.

Alevilik üzerine çalışmanın doğasından kaynaklanan birtakım zorluklar var.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 24 Ocak 2020 09:59

Bektaşiler namaz kılar mı?

Yazan

Okuyanların hatırlayacağı üzere geçen haftaki yazıda Alevilikte namaz meselesine kısa bir yazı ile yazılamayacak genişlikte olması, karşılaşma ihtimalimin kuvvetli olduğu hakaretlerden çekinmem ve dede oldukları bilinen ve konu ile ilgili araştırmaları olan Alevileri bile suçlayanların bir sünninin yazdıklarına itibar etmeyeceklerini bilmemden dolayı girmeyeceğimi söylemiştim.

Birkaç arkadaşımın ısrarla yaz demesi üzerine bu satırları yazmaya cüret ettim. Ama Alevilerden önce Bektaşilikte namaz meselesine değineceğim. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 11 Ekim 2019 10:24

Havva olmasaydı Adem adam olamazdı

Yazan

Ben şanslı bir adamım, onca şey söyledikten sonra insanım diyecek halim yoktu, yazdıklarımı okuyan, okumakla kalmayıp bir de eleştiren ve bana akıl veren okurlarım var. Kendisi gibi düşünmediğim ve yazmadığım için eleştiren okurlarımla anlaşmada zaman zaman sıkıntı yaşasam da sonunda bir noktada buluşuyoruz.

Adamlık giderse insanlık da gider, başlıklı yazıdan sonra bu sefer başka bir okurumuz yazımızın eksik olduğunu, adam ile Âdem arasındaki ilişkiye değinmediğimi, adamlık dilden giderse Adem’in hakikatinin izah edilemeyeceğini söyledi ve bana Adem’i tanıtmamı istedi. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 23 Ağustos 2019 12:41

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

Yazan

Geçenlerde Adalet Ağaoğlu ile yapılan bir röportajı okudum ve Ağaoğlu’nun şu sözleri çok dikkatimi çekti:

64 yıllık eşim öldüğünde yarım kaldım. Bu kadar uzun yaşamayı hiç istemezdim, kendimden sıkıldım

Bu sözleri okuyunca aklıma bir arkadaşımın geçen sene 84 yaşında vefat eden annesinin sözleri geldi. Merhûme teyzemiz, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu hazır ölümü beklermiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

Mutasavvıfların üzerinde özenle durdukları konuların başında kalbin temizlenmesi gelir. Kalbin temizlenmesi ise iki aşamalıdır. İlki Yunus Emre’nin gönül pasını yumak olarak tarif ettiği gönlü kötü düşüncelerden arındırmak, ikinci aşama ise iyi ve güzel şeyler de olsa bu dünyaya ait olan nesnelere, kavramlara ve şahıslara olan sevgiyi oradan kaldırmaktır. Bunlardan ilki şeriat ile, ikincisi de tarikat ile olur. Böylece boşalan gönül Allah ve sevgisi ile dolacaktır. Buna da marifet denir. Marifet sahibi olduktan sonra da hakikat kendiliğinden gelecektir. Tasavvuf yolcusunun arzularının en önemlisi de budur.

Mesele mühim olunca özellikle mürşit mesabesinde olan mutasavvıflar bu konuda özlü sözler ve şiirler söylemişler, müritlerine ve takipçilerine gönlü temizlemenin yollarını anlatmışlar, cesaretlendirici ve ümit verici vaaz u nasihatlerde bulunagelmişlerdir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 03 Haziran 2019 15:03

Kaç türlü bayram var?

Yazan

Sizi merakta bırakmadan hemen cevabını vereyim: Üç türlü bayram vardır efendim. Müsaadenizle sırasıyla izah edeyim.

İlki yakınen bildiğiniz, içinde bulunduğumuz günlerde idrak ettiğimiz takvime bağlı olarak kutladığımız bayram. Eriştik çok şükür ve milletçe kutluyoruz. Hepinizin bildiğini düşündüğüm için bu bayramı hemen geçiyorum.

İkinci bayramımız şükrettiğimiz her andır. Bu bayramı Can Yücel izah etsin bize:

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 31 Mayıs 2019 10:34

Şeker mi, Ramazan mı?

Yazan

Bayram semavi olsun veya olmasın, tüm dinlerde olan bir olgu. Yahudilerde üçü büyük yedi dini bayram var. Hristiyanlarda biraz daha az, beş tane. Tabiata bağlı olarak kutlanan iki bayram var. Biri baharın başlangıcı Nevruz, diğeri sonbaharı haber veren Mihrican. Milli bayramlar genellikle o milletin bağımsızlığını kazandığı günle ilgili olduğu için takvimle kayıtlı değil. Senenin herhangi bir gününde olabiliyor. Kısaca farklı kültür ve din olsa da her toplumun en az iki bayramı var.  

Bizde ise dini bayram iki tane. Kurban ve Ramazan Bayramları. Şu aralar mübarek Ramazan ayının son günlerini yaşıyoruz. Kadir gecesinden üç gün sonrası bayram.

Devamı için tıklayınız.

Page 1 of 5

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç