Tasavvuf

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

170 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 56

Dün 144

Haftalık 200

Aylık 1887

Tüm Zamanlar 321994

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Tasavvuf - İsmail Güleç
Tasavvuf

Tasavvuf (37)

Cuma, 11 Ekim 2019 10:24

Havva olmasaydı Adem adam olamazdı

Yazan

Ben şanslı bir adamım, onca şey söyledikten sonra insanım diyecek halim yoktu, yazdıklarımı okuyan, okumakla kalmayıp bir de eleştiren ve bana akıl veren okurlarım var. Kendisi gibi düşünmediğim ve yazmadığım için eleştiren okurlarımla anlaşmada zaman zaman sıkıntı yaşasam da sonunda bir noktada buluşuyoruz.

Adamlık giderse insanlık da gider, başlıklı yazıdan sonra bu sefer başka bir okurumuz yazımızın eksik olduğunu, adam ile Âdem arasındaki ilişkiye değinmediğimi, adamlık dilden giderse Adem’in hakikatinin izah edilemeyeceğini söyledi ve bana Adem’i tanıtmamı istedi. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 23 Ağustos 2019 12:41

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

Yazan

Geçenlerde Adalet Ağaoğlu ile yapılan bir röportajı okudum ve Ağaoğlu’nun şu sözleri çok dikkatimi çekti:

64 yıllık eşim öldüğünde yarım kaldım. Bu kadar uzun yaşamayı hiç istemezdim, kendimden sıkıldım

Bu sözleri okuyunca aklıma bir arkadaşımın geçen sene 84 yaşında vefat eden annesinin sözleri geldi. Merhûme teyzemiz, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu hazır ölümü beklermiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

Mutasavvıfların üzerinde özenle durdukları konuların başında kalbin temizlenmesi gelir. Kalbin temizlenmesi ise iki aşamalıdır. İlki Yunus Emre’nin gönül pasını yumak olarak tarif ettiği gönlü kötü düşüncelerden arındırmak, ikinci aşama ise iyi ve güzel şeyler de olsa bu dünyaya ait olan nesnelere, kavramlara ve şahıslara olan sevgiyi oradan kaldırmaktır. Bunlardan ilki şeriat ile, ikincisi de tarikat ile olur. Böylece boşalan gönül Allah ve sevgisi ile dolacaktır. Buna da marifet denir. Marifet sahibi olduktan sonra da hakikat kendiliğinden gelecektir. Tasavvuf yolcusunun arzularının en önemlisi de budur.

Mesele mühim olunca özellikle mürşit mesabesinde olan mutasavvıflar bu konuda özlü sözler ve şiirler söylemişler, müritlerine ve takipçilerine gönlü temizlemenin yollarını anlatmışlar, cesaretlendirici ve ümit verici vaaz u nasihatlerde bulunagelmişlerdir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 03 Haziran 2019 15:03

Kaç türlü bayram var?

Yazan

Sizi merakta bırakmadan hemen cevabını vereyim: Üç türlü bayram vardır efendim. Müsaadenizle sırasıyla izah edeyim.

İlki yakınen bildiğiniz, içinde bulunduğumuz günlerde idrak ettiğimiz takvime bağlı olarak kutladığımız bayram. Eriştik çok şükür ve milletçe kutluyoruz. Hepinizin bildiğini düşündüğüm için bu bayramı hemen geçiyorum.

İkinci bayramımız şükrettiğimiz her andır. Bu bayramı Can Yücel izah etsin bize:

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 31 Mayıs 2019 10:34

Şeker mi, Ramazan mı?

Yazan

Bayram semavi olsun veya olmasın, tüm dinlerde olan bir olgu. Yahudilerde üçü büyük yedi dini bayram var. Hristiyanlarda biraz daha az, beş tane. Tabiata bağlı olarak kutlanan iki bayram var. Biri baharın başlangıcı Nevruz, diğeri sonbaharı haber veren Mihrican. Milli bayramlar genellikle o milletin bağımsızlığını kazandığı günle ilgili olduğu için takvimle kayıtlı değil. Senenin herhangi bir gününde olabiliyor. Kısaca farklı kültür ve din olsa da her toplumun en az iki bayramı var.  

Bizde ise dini bayram iki tane. Kurban ve Ramazan Bayramları. Şu aralar mübarek Ramazan ayının son günlerini yaşıyoruz. Kadir gecesinden üç gün sonrası bayram.

Devamı için tıklayınız.

Salı, 28 Mayıs 2019 11:39

Nerede o eski esnaflar?

Yazan

Zor günlerden geçiyoruz. Toplumun hemen her katmanında ciddi sıkıntılar görülmeye başlandı. Üniversitelerden belediyelere, küçük esnaftan büyük sanayicilere, işçilerden memurlara din, mezhep, meşrep, memleket fark etmeksizin hepimizde küçük ama derin hasarlar bırakacak hastalıklar görülmeye başladı, ahlakımız sorgulanır oldu. Bir virüs gibi vücudumuza giren bu hastalıklara zamanında müdahale etmezsek maazallah kansere dönüşerek hepimizi yok edecek. Söylemek istediklerimi küçük iki örnek üzerinden açıklamaya çalışayım.

Malum Ramazandayız ve iftardan önce baklava almaya gittim.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cumartesi, 04 Mayıs 2019 15:49

Kazan kazan ne demek?

Yazan

 birçok ulusal ve uluslararası meseleleri müzakere ederken kazan-kazan (win-win) yaklaşımını benimsediğini ifade eder. İngilizceden dilimize aktarılan , özellikle anlaşmazlıkların çözümünde veya taleplerin çatışması durumunda sorunu her iki tarafın menfaatlerine zarar vermeden kazanacağı yaklaşımı özetleyen ve dilimize geçmiş bir ikileme. İktisatta alışveriş yapan tarafların hepsinin kazandığı ticareti ifade için kullanılan bir yöntem. Günümüzde hukukçular bile kullanmaya başladı bu yaklaşımı.

Kazan kazan deyince aklımıza aşağı yukarı bunlar geliyor. Peki biz kazan kazandan ne anlıyoruz? Bizim geleneğimizde de kazan kazan formülü var mıydı?

Hemen cevap vereyim, vardı. Hem de âlâsı var. Nasıl mı? Açıklamaya çalışayım.

Devamını okumak için tıklayınız.

Geçtiğimiz günlerde Halil Solak'ın hocam İsmail Erünsal ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Mutlaka okumanızı istediğim röportajda hocam, Osmanlı döneminde kadınların en çok okuduğu üç kitaptan bahsediyor. İkisi Yazıcıoğlu kardeşlere ait, biri de 'ye: Muhammediye, Mevlid ve Envâru'l-Âşıkîn.

Kitapların telif edildiği yerlere baktığımızda birinin , diğerlerinin Gelibolu olduğunu görürüz. Hepsi 'un fethinden önce (1409 ve 1451) telif edilmiş aynı zamanda. Devlet kurulduktan hemen sonraki yüzyılda yazılan bu kitaplar yazıldığı dönemden beri okunuyor. Tutunmaya çalıştığımız topraklarda ve zamanlarda yazılmış eserler. Yani bizim bu topraklarda tutunmamızı, buraları vatan edinmemizi ve kalıcı olmamızı sağlayan etkenlerden biri bu eserler.

Devamı için tıklayınız.

Pazar, 30 Eylül 2018 22:36

Bütün kabahat inşallahta mı?

Yazan

Yukarıdaki resmi gördünüz. Buna benzer resimler ve cümleler sosyal medyada sıkça paylaşılıyor. Zaman zaman resim üzerinden toplumun bir kesimi aşağılanıyor ve istiskal ediliyor. Bunu paylaşanlara göre içinde bulunduğumuz kötü hallerin ve gelişmiş bir ülke olmamazın nedeni hep inşallah ve maşallah sözünü kullanmamızda. Yani işi Allah'a havale etmemizde. Batılılar inşallah demedikleri için çok geliştiler. Toplum olarak inşallah demekten vaz geçersek kurtulacağız.

Acaba gerçekten inşallah dediğimiz için mi geri kaldık? Artık inşallah demezsek gerçekten kurtulur muyuz?  İki asırdan beri yüzlerce aydın ve bilim adamının aradıkları sorunun cevabı bu kadar basit olabilir mi?

Buna inananlara önce inşallahın bir Müslüman için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışayım fazla vaktinizi almadan.

Aziz kardeşim,

Bana tasavvuf hakkında soruyorsun; tasavvufu nasıl öğrenebilirim, hangi kitapları okumalıyım, kime gitmeliyim, diye. Belli ki başından geçenler senin bu konularda düşünmene vesile olmuş. Bence çok doğru sorular soruyorsun. Bu sorulara yıllarca muhatap oldum ve cevabını hep düşündüm. Tam olarak cevap verebileceğimi iddia edemem, eksik olabilir söylediklerim. Ama başlangıç için de bir fikir verebilir zannıyla bu satırları kaleme alıyorum.

Tasavvufun yüzlerce tanımı var, sıralamaya kalkışsam sayfalarca sürer. Ama ben içlerinden birini tercih ediyorum ve sana onu söyleyeceğim. Tasavvuf insan olmayı öğrenmek demek. İnsan derken insan-ı hakikîyi kastettiğimi anlamışsındır. İnsanı bilmeden ve öğrenmeden tasavvufu tam manasıyla anlamak ve bilmek mümkün değil.

Page 1 of 4

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç