Mevlana ve Mesnevi

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

16 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 27

Dün 37

Haftalık 27

Aylık 618

Tüm Zamanlar 243710

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 04 Eylül 2017 11:20

Tedbir takdirin bir cüzüdür Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bir arkadaşımızın köy dönüşünde başından geçenleri anlattığım yazıyı hatırlayacaksınız, tabi ki okuduysanız. Yine bir akşam, neredeyse tamamı üniversite mezunu, doktoralı, mastırlı kişilerden oluşan bir meclisteyiz. Laf döndü, dolaştı, benim yazıya geldi. Eh tabi lafı oraya getirmek için benim de azıcık gayretim oldu, inkar edecek halim yok. Şimdi siz benim yazılarımdan bahsetmek için fırsat kolladığımı felan düşüneceksiniz ama yanılıyorsunuz. Konu kendiliğinden oraya geldi.

Şimdi siz nasıl geldi, söyle de bilelim, dersiniz. Ben de sizi merakta bırakmak istemem.

Malum bayramlarda milletçe bizi üzen tek şey tr1afik kazaları. Bu bayramda trafik kazalarında ölenlerin sayısı biraz azalmış ama hâlâ yüksekmiş, devlet tedbir almalıymış, kamyonlar yola çıkmamalıymış, mış mış da mış. Devletin ihmalini ve kusurunu konuştuktan sonra bu sefer de sürücüler ve arabaların kusurları konuşulmaya başlandı. Acemi sürücüler uzun yola çıkmamalı, şu kadar yaş üzeri arabalara izin verilmemeli, her iki saatte bir mola verilmeli gibi birçok öneri peşpeşe sıralandı.

 

Soru nerede, konu nasıl geldi de arkadaşının başından geçenleri anlattın diyenleriniz olabilir. Eh, bayram trafiği ve kazalar konuşulur da yolda kalmalar konuşulmaz mı diye düşündüm ve yüksek sesle daannn diye bağırdım. Herkes büyük bir merak ve şaşkınlıkla bana bakınca da ben, arkadaşlar dan dedim de aklıma geldi, size bir arkadaşımın başından geçen ilginç bir olayı anlatayım mı diye sorup cevap vermelerini beklemeden anlatmaya başladım.

Meclistekilerin bir kısmı bu davranışımı biraz tuhaf buldu ama bayramda beni üzmek istemedikleri için olsa gerek seslerini pek çıkarmadılar sanırım. Ben de onların kibarlıklarından istifade ederek anlatmaya başladım. Her zaman söylerim, kibarlık güzel bir şey.

Ben hikayeyi anlattım ama kimse ne güldü, ne ağladı, ne de bir şey söyledi. Bir kısmı bu adam ne anlattı şimdi der gibi bakıyordu bana. Beni tanıyanlar her zaman olduğu gibi bir şeyler anlattı işte canım, normal diye düşündüler. Ama bu tepkisizlik beni endişelendirdi ve şaşırttı. İçimden acaba hikayeyi mi anlamadılar diye düşünecek oldum, hepsi okumuş yazmış çocuklar, anlamışlardır canım dedim ve bu fikirden hemen uzaklaştım. Yoksa ben mi anlatamadım diye de düşünmedim değil. Ama daha önce başka hikayeler anlatmıştım, anlamışlardı. O zaman bu ilgisizlik neden olabilirdi? Baktım kimse bir şey söylemiyor, iş başa düştü İsmail dedim ve bu sefer ben sordum.

- Gördünüz işte her şey bizim elimizde değil, dedim ve lafı önceki konuya getirdim, kazalar da her zaman sürücü veya araç hatasından olmayabilir, der demez herkes kötü bir şey söylemişim gibi bana bakmaya başladı. İçlerinden biri bana dönerek:

- Şimdi siz arkadaşınızın başından geçenlere mistik bir anlam yüklediniz ama onun hatasını ve kusurunu söylemediniz, demez mi?

Kusurunun ne olduğunu sordum. O ana kadar ağızlarından cımbızla laf söktüğüm adamlar şakımaya başladılar:

- İnsan uzun yola çıkmadan önce arabasına bakım yaptırır.

- Beş yıllık akü ile yola çıkılır mı?

- Daha sağlam bir araba alsaymış.

- Kaskosunu daha iyi bir şirkete yaptırsa başına o kadar sıkıntı gelmezdi.

- Bayramın birinci günü yola mı çıkılır, akıl işte.

- O mutlaka hanımının sözünü dinlememiştir, o yüzden başına gelmiştir olanlar.

- Duracak başka yer bulamamış da Amasya’da niye durmuş? Tosya daha güzel bir yer, orada dursaydı. Hem evliyası da çok.

Cevaplar bu şekilde uzayıp gitti. Derken ev sahibi arkadaşımızın babası olduğunu tahmin ettiğim yaşlı bir amca gülmeye başladı. O gülünce bizimkilerin canı sıkıldı, suratları asıldı. Biri dayanamayıp niye güldüğünü sordu. Amca gülmesine ara verip bütün ciddiyetiyle cevap verdi:

- Çocuklar, siz hikayenin özüne girmeyip görünüşüne ve zahir sebeplerine takılıp kaldınız. Bu şekilde anlamanız mümkün değil. İsmail yazının sonuna Mesnevi’den bir hikaye eklemiş, orada sebeb-i hikmeti var.

deyince yine bana döndüler. Başımıza bu işleri hep sen açtın, senin yüzünden çocuk muamelesi gördük, der gibi bana sitemli, biraz da kızgın bir şekilde baktılar. Bu bakışlarından bir açıklama yapmamı bekledikleri çok belliydi. Diğer taraftan da kısa olursa memnun oluruz der gibi bir hâlleri de vardı.

Ben de onlara tedbir almanın da takdirin bir cüzü olduğunu, kul ne kadar tedbir alırsa alsın takdiri değiştiremeyeceğini söyledim ama mutlaka tedbirin alınmasını, gerisinin Allah’a bırakılmasını ilave edip Mesnevi’den Hüdhüd ile Karga hikayesini anlattım.

Kaza gelince bilgi uykuya dalar*

Süleyman peygamberin diğer peygamberlerden farklı birçok özelliği vardı. Bunlardan biri de sadece insanların değil, cinlerin ve hayvanların da sultanı olması, onlara da hükmetmesi idi. Emrindeki hayvanların dilinden anlar ve onlarla konuşurdu. O yüzden ‘Süleyman kuş dili bilir dediler” denilirdi.

Bir gün otağını kurdu ve emrindeki tüm kuşları topladı ve onlardan hünerlerini söylemelerini istedi. Kuşların hepsi onun yanında iken aynı dili konuşurlardı.

Süleyman peygamberin huzurunda toplanan kuşların her biri hünerini sırası geldikçe övünerek anlatıyordu. Onların övünmeleri kibirlenmek ve kendini beğenmek için değildi. Onların kendilerini övmesinin sebebi, Süleyman peygambere kendilerini beğendirmek içindi. Çünkü Süleyman peygamberin beğendikleri onun yakınında olacaktı.

Sıra hüdhüd kuşuna geldi.

- Ey padişah! Ben sadece en küçük hünerimi anlatacağım. Çünkü az ve öz söylemek her zaman iyidir.

Süleyman peygamber sordu:

- Neymiş bakalım o küçük hünerin?

- - Ben yükseklerde olduğumda öyle bir bakarım ki yerin altındaki suyu görürüm. Derinliği ne kadar, rengi ne, nerden kaynıyor, topraktan mı, taştan mı, hepsini görürüm. Ey padişah! Bu hünerim savaşta sana çok faydalı olur. Ordu kurulacak yeri tâyin etmek üzere beni sefere beraber götür.

Süleyman peygamber

- Ey iyi yoldaş! Susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde sen bize arkadaş ol; bu suretle su bulur, seferde yoldaşlara saka olursun, dediseferde askerlerine su bulması için hüdhüdü yanına almaya karar verdi.

Bu durumu gören karga hüdhüdü kıskandı. Süleyman peygambere dönerek:

- Sultanım, o yanlış konuştu, kötü söyledi. Büyüklerin önünde konuşmak edebe sığmaz. Hele bir de yalan ise hiç çekilmez. Madem o kuş her şeyi çok uzaktan tüm ayrıntılarıyla görüyor idi, o zaman toprak altındaki tuzağı neden göremedi? Nasıl yakalandı ve kafese girdi?

Dedi. Süleyman peygamber Hüdhüd’de dönerek;

- Doğru mu karganın söyledikleri? Huzurumda sonu yalan çıkacak bir sözü nasıl söylersin?

bu sözleri duyan Hüdhüd cevabı geciktirmedi:

- Ey padişah! Bu düşmanca sözleri Allah aşkına dinleme. İddia ettiğim yalansa başım burada, kopar onu. Takdir-i İlâhi akıl gözümü örtmezse havada iken tuzağı görürüm. Ama kaza gelince bilgi uykuya dalar, ay kararır, güneş tutulur.


* Hüdhüd’ün hikâyesi, 1 Cilt, 1202-1233. Beyitler.

Hikâyeden kim ne anladı bilmiyorum ama bir kısmı sessizliğe bürünürken bir kısmı da işi olduğunu söyleyip müsaade istedi. Amca ise yüzünde tatlı bir tebessüm, gözlerinde neşeli bir parıltı ile bana bakıyordu. Bana acıdığı için mi böyle bakıyordu, yoksa anlattıklarım hoşuna gittiği için mi, pek anlamadım.


* Hüdhüd’ün hikâyesi, 1 Cilt, 1202-1233. Beyitler.

Okunma 179 kez Son Düzenlenme Pazartesi, 04 Eylül 2017 19:44

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç