Mevlana ve Mesnevi

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

206 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 11

Dün 135

Haftalık 11

Aylık 2453

Tüm Zamanlar 282068

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Salı, 04 Temmuz 2017 10:28

Allah’ın kahrından kaçılır Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Ahmağa verilecek en güzel cevap ancak sükuttur.

(İbni Hibbân

Bu kadar çok okunacağını bilmiyordum. Bilsem daha önceden yazardım, diyecek oldum lafı ağzıma tıkadılar:

- Önceden olacakları bilsen zaten bugün burada olmazdın.

Hay Allah, laf buraya nereden geldi şimdi! Dün neredeydim, bugün neredeyim, bir yerlerde olmam mı lazım? Ne biçim laf bu! Ben sıradan bir yazıdan bahsediyordum oysa. İnsan zaten bu devirde zor neşeleniyor. Haberler, facebook, yoldan geçenler, Fenerbahçe, trafik, insanın canını sıkan, moralini bozan o kadar çok şey var ki. Kırk yılın başında bir keyif alalım dedik, onu da çok gördüler. Olacakları bilsem burada olmazmışım. Nerede olurdum peki! Sanki olacakları herkes biliyor. Hani gaybı sadece Allah bilirdi? İmandan bir cüz bu üstelik. İçten gelerek söylediyse tecdid-i iman gerekir. Ben söylemiyorum bunu, bizim caminin her şeyi bilen hocası söylüyor. Ben aklıma bir şey takıldı mı önce ona sorarım. Din işlerinde şaka olmaz. Maazallah adam dinden imandan olur. Yine lafı uzattım, farkındayım. Konuya döneyim hemen.

İnsanda neşe bırakmıyorlar demiştim en son. Ne olmuş biraz sevinsem, kime ne zararı olur?

 

 

Bu düşüncelerle yürürken alt kattaki komşumuz Melahat teyzenin sesini duyar gibi oldum. Arkamı döndüm, gerçekten o. Ya fırça atacaktır, ya akıl verecektir, ya da pazardan bir şey almamı isteyecektir mutlaka. Gönülsüzce sordum:

- Efendim Melahat abla.

Dikkatli okur peşpeşe gelen iki cümlenin birinde teyze, diğerinde abla dememi hemen farkedecektir. Akıllı okur ise sebebini de anlayacaktır. Melahat teyzeyi fazla bekletmek olmaz.

- İsmail, evladım. Yazdığın yazıyı okudum.

Aman Allah’ım. Ne büyük saadet benim için. Duyduklarım doğru mu acaba? Emin olmak için sordum.

- Ne yazısı Melahat abla?

- Şu kahvecide geçen.

- Kahveci mi?

- Yahu ne biçim adamsın sen! İnsan yazdığını hatırlamaz mı! Kahvede oturuyormuşsun. Kibar bir adam gelmiş. Sana bir şeyler anlatmış. Bu çocuğa bir şey mi oldu? İki gün önce yazdığını unutuyor.

- Tamam hatırladım. Yanlış bir şey mi yazmışım?

- Yok oğlum, ne yanlışı, güzel yazmışsın. Ahmet abin de ben de beğendik.

- Çok teşekkür ederim Melahat abla. Çok sevindim beğenmenize.

- Şımarma hemen. Sana da bir şey demeye gelmiyor. Hemen yılışıyorsun.

- Özür dilerim Melahat abla.

- Oğlum sana ne oldu? Ya özür diliyorsun, ya teşekkür ediyorsun? Sen bir doktora görün bence.

- Peki. Size hayırlı günler. Ahmet abime selamlar.

- Dur oğlum gitme. Aa a sana da bir şey denmiyor. Az kalsın unutuyordum. Sana bir şey soracaktım. O yüzden seslendim.

- Sor Melahat abla.

- Hz. İsa’dan bahsetmişsin.

- Evet.

- Ahmaklardan kaçıyormuş. O hikaye nasıl. Ahmet abin de ben de merak ettik.

- Ha o mu? O da Mesnevi’de geçiyor. Anlatayım mı, yoksa yazayım mı?

- Ay şimdi sen uzattıkça uzatırsın. En iyisi yaz. Ahmet abin okur, ben dinlerim.

- Peki Melahat abla.

- Hava da ne kadar sıcak bugün. En iyisi evden dışarı çıkmamak.

Melahat abla evine girdi ve ben sokakta kalakaldım. İsmail, oğlum sana bugün sevinmek yasak. Kadın övdü mü, azarladı mı belli değil. Ne biçim konuşmaydı öyle.

Bu duygu ve düşünceler içinde çarşıya gittim, hanımın siparişlerini aldım ve eve döndüm. Hanım aldıklarımı kontrol ettikten ve her şeyin tamam olduğunu gördükten sonra izin alıp Melahat ablanın sipariş verdiği hikayeyi Mesnevi’den bulup onların hoşuna gidecek şekilde yeniden düzenledim. Hikâye kısa. Özetleyeyim.

Birgün Hz. İsa sanki peşinde bir aslan varmış gibi dağa doğru kaçıyormuş. Merak eden biri peşinden koşup yetişmiş ve Hz. İsa’yı durdurup sormuş:

- Ey İsa, peşinde kimse yok, neden kaçıyorsun?

Hz. İsa konuşmaya vakti yokmuş gibi aceleyle kaçmaya devam etti ama adam pes edecek birine benzemiyordu.

- Allah rızası için dur ve söyle, neden kaçıyorsun, söyle.

- Bir ahmaktan kaçıyorum. Beni meşgul etme de kurtulayım şundan.

- Körün gözlerini açan sen değil misin?

- Benim.

- Efsunu okuyunca ölüyü dirilten?

- Evet, o da benim.

- Topraktan kuş yapan sen değil misin?

- Benim.

- Peki ey ruhu tertemiz olan. Dilediğini yapan birisin, bu kadar mucizelerin var, seni dinleyen sena inanıyor, peşinden geliyor. Nefesinin ve sözlerinin tesir etmediği bu adam da kim?

- Allah’a binlerce kez şükür olsun, duayı ölüye okudum dirildi. Köre okudum, gördü. Sağıra okudum, işitti. Dağa okudum, yarıldı. Fakat ahmağa yüzlerce kez okudum, fayda etmedi.

- Okuduğun duanın ölüye, köre, sağıra tesir edip ahmağa tesir etmemesinin nedeni nedir? Onlar da hastalık, ahmaklık da. Onlara tesir ediyor da buna niye tesir etmiyor?

- Ahmaklık Allah’ın kahrıdır. Çaresi yoktur. Diğerleri ise iptila. İptilaya müptela olanlara Allah da merhamet eder, kulları da. Ama ahmaklık öyle bir hastalıktır ki hem kendisine zarar verir, hem muhataplarına.

Mevlana bu konuşmayı naklettikten sonra öğüt verir:

İsa nasıl kaçtıysa sen de ahmaktan öyle kaç! Ahmakla sohbet, nice kanlar döktü! Hava, suyu yavaş yavaş çeker, alır ya… Ahmak da dininizi böyle çalar, böyle alır işte. İsa’nın kaçışı korkudan değildi. O zaten emindi, fakat size öğretmek için kaçmıştı.

Şimdi Melahat abla bu hikayeyi okuyunca bana yine soracak, sen benden mi kaçıyorsun, ben ahmak mıyım? İsmail senin başın beladan kurtulmayacak anlaşılan. Olsun, Ruhî’nin dediği gibi biz şerbetliyiz;

Verdik dil ü can ile rızâ hükm-i kazâya 
Gam çekmezüz uğrarsak eğer derd ü belâya

 

Melahat abla ahmak kim diye sorarsa ona Ömer Seyfettin’nin Nâdân isimli hikâyesini okumasını söyleyeceğim. İnşallah o hikayeyi biliyordur. Meraklı kadın, bilmese bile internetten bulur, okur.

Okunma 493 kez Son Düzenlenme Çarşamba, 05 Temmuz 2017 13:42
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç