Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

124 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 67

Dün 137

Haftalık 67

Aylık 2981

Tüm Zamanlar 299548

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 07 Nisan 2019 11:28

Yeşil Kitap filmi üzerine

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Geçen senenin en çok konuşulan filmlerinden biri Amerika’daki ırkçılığı anlatan Green Book (Yeşil Kitap) idi. Film adını 1937-1962 yılları arasında her yıl güncellenerek yayınlanan The Negro Motorist Green Book (Zenci Şoförler için Amerika'da Güvenli Seyahat Rehberi) isimli kitaptan alıyor. Yeşil Kitap denmesinin nedeni ise hem yayıncısının soyadının Green olması hem de kitabın kapağının yeşil olması.

Film senaristlerden birinin babasından dinledikleri üzerine kurgulanmış. Babasının soyadı ile ilgili yaşadığı sıkıntıları da araya sıkıştırıvermiş. Yaşanmış bir olaydan yola çıkınca gerçeklerle ne kadar örtüştüğü üzerine bir hayli tartışmalar olmuş. Dr Shirley’in ailesinden yeterince bilgi alınmadığı, gerçekleri çarpıttığı konularında eleştirilmiş ve basit bulunmuş ama orası bizi pek ilgilendirmediği için üzerinde durmayacağım... Belki de güzelliği basitliğinde. İki saatin nasıl geçtiğini anlamadım ve gözümü kırpmadan seyrettim. Zaman zaman güldüm, zaman zaman düşündüm, zaman zaman da gözlerim doldu, boğazıma bir şeyler takıldı. İzleyici avucunun eline alıp hamur gibi oynamış yönetmen. Bu yönüyle de çok başarılı bence.

Böyle olmakla birlikte bir parantez açıp birkaç cümle açıklama yapayım. Hollywood'dun filmleri çok tehlikeli bir araç olarak kullandığını biliyorum. Amerikan tarihini dezenfekte eden ve tarihleri temizleyen, bir nevi günah çıkarma filmi olduğunu fark etmemek mümkün değil. Adamlar, evet bizim buralar bir zamanlar bataklıktı ama biz yeniden doğduk ve insanlığa ufuk getirdik demeye getiriyorlar. Ben o konulara hiç girmeyeceğim. Çünkü bu konu başlı başına bir yazıyı hak ediyor, diyelim parantezi kapatıp kaldığımız yerden devam edelim.Öncelikle oyunculardan bahsetmeliyim. Her ikisinin de özellikle Mortinsenn’in performansı fevkalade, adeta oyunculuk dersi vermiş. Kendisi İtalyan olmadığı halde bir İtalyandan daha çok İtalyan gibi oynamış. Aile ilişkileri, gece kulüpleri, kavga, hareketlerdeki rahatlık, davranışlardaki samimiyet, kaba saba sözler, argo, küfür, kuralları kenarından köşesinden istismar, sevdiği yemek olunca bitmek bilmeyen iştah, konuşmayı boşboğazlık yapacak kadar sevmesi, abartılı ifadeler, ufak tefek işler ve çıkarlar için tilkilik yapmalar, onur ve şeref meselesi olunca aslan kesilmeler, kumarda hile yapmalar, ağızdan düşmeyen sigara. Bütün bunları o kadar güzel birleştirmiş ki insan oyunculuğuna hayran oluyor. Ama Oscar’ı Marsahale Ali aldı. Ali de gösterişsiz ihtişamın nasıl olacağını göstermiş bizlere.

Filmi üç ana eksen üzerinde değerlendireceğim. Irkçılık, yolculuk ve iki insan arasındaki çatışma.

Irkçılık

Film dönemin Amerika’sındaki ırkçılığı gözler önüne seriyor. Ancak ırkçılığı anlatan diğer filmlerden bir farkı var. Irkçılığı yormadan ve germeden, izleyicilerin duygularını köpürtmeden ve yükseltmeden derinden hissettirmeyi başaran bir film. Irkçılığın ne kadar kötü bir şey olduğunu ve insanların çektikleri acıları bağırarak söylemiyor, kulağımıza fısıldıyor adeta. Bu da izleyicinin daha derinden duymasını ve ırkçılığın ne kadar kötü bir şey olduğunu iliklerine kadar hissetmesini sağlıyor.

Çatışma

Irkçılığın bu kadar güzel saklanması, hem görünür olup hem ön planda olmamasının başarısı sanırım dünyaları farklı ve taban tabana zıt bu iki adamın çatışmasında yatıyor. Gerçek Amerikalı kabul edilmeyen bu iki adamdan biri zahiren beyaz olmasına rağmen batınen zencidir, diğeri de zahiren siyah olmasına rağmen batınen beyazdır veya kendini öyle hissetmektedir.

Tony, kendi bildiği gibi yaşayan görgüsüz ama iyi kalpli bir adam. Dr. Don Shirley ise eğitimli, nezaket kurallarını her şeyden üstün tutan saygı duyulası bir adam. Aslında yaşam tarzları itibariyle Tony, beyazların içindeki siyah konumunda iken Shirley ise adeta siyahların içindeki beyaz. Siyah olan beyazların müziğini çalıyor, beyaz olan ise siyahların müziğini dinliyor. İkisinin bu zıtlıklarından doğan komedi eğlendirirken, iki karakterin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey olduğunu fark ederek zamanla dost haline gelmeleri de ayrıca keyif veriyor. Filmin başında Doktor'un evindeki sahne ile filmin sonunda Tony’nin evindeki sahne bu değişimi çok güzel anlatıyor.

Birbirine zıt iki karakterin başrolü paylaştıkları filmde Tony’nin kaba davranışları Mr. Shirley tarafından her fırsatta düzeltilmeye çalışılıyor. Bir diğer deyişle Doktor odun gibi olan Tony’i yontmaya çalışıyor. Tony bu, boş durur mu. O da öte taraftan, Mr. Shirley’i kendisini hapsettiği duvarların arkasından, belli kalıplardan çıkarmaya çalışıyor. Mesela elle yemek yemenin kabalık olmadığını, bir samimiyet göstergesi olduğunu kanıtlıyor ona. Bu karşılıklı değiştirme ve öğretme gayreti ikisine de çok şey katıyor ve bakış açılarını genişletiyor. Tony basit bir adam ama neyse ki sağduyu sahibi, iyi kalpli, görmüş geçirmiş biri. Tony bizim Karagöz, Dr. Shirley ise Hacivat.

Yolculuk

Yolculuk tüm dinlerde ve medeniyetlerde yer alan dünyanın en eski metaforlarından biri. Bir eğitim ve aydınlanma yöntemi. Kendini bulma, bireyin eskiklerini tamamlaması için bir fırsat.

İki kişinin birlikte yaptığı uzun süreli ve mesafeli yolculuk her zaman bir yolculuktan daha fazladır. Paylaşılan bir zamandır, acıdır, yemektir, mutluluktur, mutsuzluktur, anılardır, hayallerdir, kısaca kaderdir...

Yolculuk bu iki adamın birbirine karşı önyargılarını kırmaya yarar. Birbiri hakkındaki kanaatleri zamanla değişir. Başlangıçta hayatta bir araya gelmeyecek olan bu iki karakter yolculuğun sonunda iki dost olurlar.

Yolculukta varoluşsal meseleler yanı sıra gündelik hayatı renklendiren küçük dokunuşlar da var. Yolculukta ikisi de birbirinden bir şeyler öğrenir. Tony bir hanıma nasıl mektup yazılacağını öğrenir Doktordan. Doktor da klasik müzik yanında çok basit ve sıradan bulduğu blues ve cazı keşfeder ve onlardan da keyif almasını öğrenir. Binalar arasına sıkışmış bir hayattan taşraya çıkınca gökyüzünü ve yeryüzünü keşfederler. Yolculuğun sonunda ikisi de değişir, bambaşka insan olurlar. Bizim literatürümüze ait bir kelime ile ifade edecek olursam kemale ermeye yaklaşırlar.

Yazıyı bitirmeden size İki soru soracağım. İlki bugün Amerika bu hastalıktan kurtuldu mu? Bu soruya evet demenin mümkün olmadığını biliyorum. Üstelik hastalıklarını dünyanın kalanına da bulaştırıyorlar.

İkinci soru da şu: Bizde böyle bir film çekilebilir mi? Soruyu şöyle sorsam cevabını da vermiş olurum sanırım. Bizde de benzer sorunlar olduğu halde neden böyle bir film çekemiyoruz?

İsmail

Okunma 232 kez Son Düzenlenme Pazar, 07 Nisan 2019 19:09
0
0
0
s2smodern
Bu kategorideki diğerleri: « Deliler: Korku bile onlardan korkardı

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç