Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

239 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 1

Dün 151

Haftalık 497

Aylık 2921

Tüm Zamanlar 303437

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 14 Aralık 2018 11:15

Yakın dönem tarihine ışık tutan bir kitap: Yozgatlı İhsan Efendi

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yıllarca çok önemli görevlerde bulunduğu ve çok başarılı yayınlara imza attığı halde sadece ilgili kimseler tarafından bilinirken Cumhurbaşkanı adayı olunca tüm Türkiye’nin tanıdığı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kırk yılı aşkın bir süreden beri babası İhsan Efendi hakkında topladığı bilgileri derleyerek kitaplaştırdı ve geçtiğimiz günlerde yayınlandı.

Kitap sadece İhsan Efendi’nin hayatını değil, Osmanlının son dönemini, bir Osmanlı alimini, yurtdışında yaşayan bir Türkün hayatını, Osmanlılığın ne demek olduğunu bu kitapta somut olarak görüyoruz.

Kitabı elime alınca bitirmeden bırakamadım. Özellikle meraklıları heyacanlandıracak bilgilerin ve anekdotların yer aldığı kitap birçok konuda bilinenleri tashih edecek, merak edilen konulara açıklık getirecek ve yeni tartışmalara yol açacak bilgilerin yanı sıra Osmanlıların son dönemleri, Cumhuriyet’in ilk yılları Türkiye’si hakkında bilgi bulabileceğimiz, dönemin bir taşra şehri, o şehrin ileri gelen bir ailesi, eğitimi, Mısır ve Ezher, Ezher’e giden Türk öğrenciler ve bugüne kadar hakkında yazılmayan bir şeyin kalmadığı Mehmet Akif hakkında bilgi veren eşsiz bir kaynak. Yalnız sıradan bir okurdan daha fazlasını istiyor ve bekliyor kitap. Eğer satır aralarını okuma beceriniz varsa yazılanlardan daha fazlasını da kitaptan öğrenebilirsiniz.

İhsan Efendi’nin doğup büyüdüğü şehir: Yozgat

Osmanlının taşrası ve yirminci yüzyıl başlarında bir Anadolu şehri olarak Yozgat’ın İhsan Efendi’nin yetişmesinde çok önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Yozgat’taki ilk ve orta tahsili onun şahsiyetinin şekillenmesinde oldukça etkili olduğu çok belli. İhsan Efendi’yi ve onun aldığı eğitim ve kültür okurken aynı zamanda Osmanlılar döneminin bir şehrini de yakından görme fırsatı buluyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse taşrada bir şehirdeki ulema ve onların bilgi seviyesi bizleri düşündürüyor. Okurken kendime şu soruyu sormadan geçemedim: Acaba bugün o şehirdeki İlahiyat Fakültesinde öyle din alimleri var mıdır?

İhsanoğlu o kadar başarılı anlatmış ki Yozgat’ı görme arzusu uyandırıyor. Şu satırları yazarken bile Yozgat’ı görmek arzusunda olduğumu ifade etmek isterim, kitapta okuyup hayal ettiğim Yozgat’ı bulamama korkusu olmasına rağmen.

Ailesi

Yozgat’ın eşrafından bir ailenin çocuğu olarak İhsan Efendi ticaretle uğraşan bir bananın medreseden çıkmayan bir oğlu. İhsan Efendi’nin anne ve babası Doğudan gelen ailenin çocukları. Babası Yozgat’ın önde gelen ticaret adamlarından. Ama anne tarafından soyunun bir tarafı Hz. Osman’a kadar gidiyor. Ve bunu çok işine yarayacak olmasına rağmen Mısır’da bulunduğu süre zarfında kimseye söylemiyor.

Aslında örnek bir baba, örnek bir anne ve örnek bir evlat görüyoruz. İhtiyacı olduğu halde oğlunun medreseye gitmesine izin veren ve eğitimini destekleyen baba, her türlü ihtiyacını düşünen bir anne ve anne-babasının bu sevgisini ve güvenini boşa çıkarmamak için hayatı boyunca ideallerinden taviz vermeyen bir ahlak abidesi ve ideal bir insan olarak İhsan Efendi babasının kendisi için yaptığı fedakarlığı boşa çıkarmamak için gittiği tüm okullarda birinci olan, hep başarılı olmak zorunda hisseden biri.

Babası ile arasındaki o hürmet dolu muhabbeti mektuplarında görüyoruz. Baba oğlunu bir evlat gibi severken bir alim gibi de hürmet gösteriyor. Bu ince çizgiyi muhafaza etmek kolay olmasa gerek. Mektuplaşmalardaki bu karşılıklı saygı ve sevginin kelimelerle gösterilmesi okuru etkiliyor. Babası ve hocası Hulusi Efendi ile mektuplaşmaları ve birbirlerine hitap şekilleri ne kadar seçkin ve özenli bir dil ile yazılmış ki samimi dil ve üslup okuru hemen sarmalıyor ve neden biz artık böyle mektuplar yazmıyoruz diye hayıflandırıyor. Babanın oğluna  nûr-ı aynım, semere-i dilim, huzur-ı nazikânelerine, huzur-ı edîbânelerine, ciger-kûşem oğlum efendi ve nûr-ı aynım sevgili oğlum şeklinde ifadelerinde bu sevgiyi ve hürmeti görüyoruz.

Güzel olan taraf babası tarafından kendisine gösterilen bu sevgi ve hürmetin oğlu Ekmelettin İhsanoğlu’nun da kitabı her satırında babasına duyduğu sevgiyi ve büyük bir alime karşı gösterdiği saygıyı da görüyoruz. Hiç şüphesiz kendisi de alim olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babasının ilim adamlığı yönünü aksettirmeye çalışırken bir yandan babasını aşırı övme korkusunu öte yandan babasını yeterince anlatamama endişesine karıştığını görüyoruz.

Oğlunun mutluluğu ve başarılı olması için bağrına taş basan ve oğlunu her daim destekleyen fedakâr anne. Belki de oğlunun hasretine dayanamayacağı için oğlunun Yozgat’ı terk etmesinden önce vefat eder. Annesini genç yaşında (17 yaşında) kaybetmesinin onda derin bir iz bıraktığını ve onu daha da hassaslaştırdığını düşündüm okurken.

Bir babanın oğlunun ilim sahibi olması için katlandığı hasreti, bir evladın idealleri uğruna ailesini, memleketini, zenginliği bırakması ama ailesini ve memleketini hiçbir zaman unutmamasını oldukça önemli bulduğumu söylemek isterim.

İhsan Efendi’nin eğitimi ve Ezher yılları

İhsan Efendi 22 Yaşındadır Kahire’ye gittiğinde. 15 senelik bir tahsilin ardından Mısırlılara verilen Alimiyet diplomasını alması herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bir Mısırlının ardından ikinci olarak sınavı geçer. Muhtemelen ikinci olmasında Mısırlı olmaması ve Hanefi olmasının rolü olmalıdır.

Kitap özellikle Ezher medreselerinde verilen eğitim ile Ezher’de okuyan Türk öğrencilerın yaşadıklarını aktarması bakımından değerli bir kaynak. Görülen dersler, okunan kitaplar ve daha bir çok detay bilgi. Sadece Türklerin değil, İslam dünyasının dört bir tarafından gelen öğrencilerle de ilgilenen ve onlara her konuda rehberlik yapan örnek bir dava adamı.

Burada özellikle eğitimcilerin dikkat etmesini istediğim husus klasik metotta dersin nasıl anlatıldığını, iyi bir hocanın vasıfların neler olduğunu İhsan Efendi’yi dikkatlice okumalarıdır. Öğrencilerine karşı hem müşfik hem kol kanat geren hem de onları yönlendiren örnek alınacak bir model olarak kendisinden bahsedilmeyi hak ediyor. Öğrencilerinin hakları için verdiği mücadele ve onları her platformda desteklemesi her türlü takdiri hak ediyor.

Sadece eğitim ve Ezher hakkında değil, bugün isimlerini bildiğimiz nice meşhur ilim adamını da daha yakından öğreniyoruz. Özellikle Sabri Efendi ile Zahidü’l-Kevseri  gibi hocalar ile her biri yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, kitaplar yayınlamış şu öğrencilere bakar mısınız? İsmail Ezherli, Ali Ulvi Kurucu, Mustafa Runyun, Ali Yakup Cenkçiler, Osman Keskioğlu, Ahmed Davudoğlu, Emin Saraç, İsmail Hakkı Şengüler, Ali İhsan Okur, Mehmed Beşer, Ahmed Ziya Kurucu, Mehmet Müftüoğlu ve Prof. Dr. Ali Özek’e, Prof. Dr. Muhammad Abd al-Hay Shaban’a; Dr. Ali Şakir Ergin’e, Dr. Abdullah Şengönül. Bu isimlerin bugün Türkiye’nin en önemli hocalarının yetişmesinde emeği geçtiğini düşündüğümüzde İhsan Efendi’nin günümüz Türkiye’sindeki tesirini daha iyi anlarız.

Ve eşi Seniye Hanım. Kadınlar konusunda çok şanslı değil İhsan Efendi. Henüz 17 yaşında iken annesini kaybeden İhsan Efendi, uzun zamandan beri aradığı eşini çok geç yaşlarında bulur. Seniye Hanım, ona sabrının mükafatı olarak Allah tarafından gönderilen bir hediye olur. Kahire’ye gelen her Türk öğrencinin manevi anneliğini yapan, gelip gideni eksik olmayan bir evde, üstelik gelenlerin her birinin kendine has dertleri olan ve her sene yenileri gelen öğrencilere bıkmak tükenmek bilmeyen bir muhabbetle ve samimiyetle hizmet etmek herkesin yapabileceği bir şey olmasa gerek. Gurbet elde olduklarını unutturmak için bayramlarda öğrencileri toplayıp yemekler yapmak yazıldığı kadar kolay değil. Günümüzde sayıları oldukça azalan bu fedakâr anneler olmasa İhsan Efendi de olamazdı diye düşünmedim değil.

Bir nesli ve bir dönemi okumak

Kitapta anlatılan sadece İhsan Efendi’nin hayatı değil, bir neslin dramı ve trajedisi aynı zamanda. Fotoğraflarla ve belgelerle desteklenen kitap bir arşiv belgesi bilgi bir döneme ışık tutuyor.

Ekmeleddin İhsanoğlu babasını anlatırken biraz da kendini anlatıyor. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kim olduğunu artık herkes öğrenecek.

Merak ettiğim husus dedesi bir Halveti şeyhinin damadı, bir Kadirî şeyhinin takipçisi ve Rıfai olduğu söylenilmesine rağmen İhsan Efendi’nin hayatında tasavvufa dair bir bahis olmaması. Kitaptan tanıdığım İhsan Efendi’de bir Melami neşvesi görüyorum. Böylesine mutasavvıflarla içli dışlı bir adamın anlatıldığı eserde tasavvufun görülmemesi hazırlayanın ilgisi ile ilgili olmalı.

İhsan Efendi

İhsan Efendi Osmanlı terbiyesinin mücessem hali, bir iman ve ahlak abidesi. Her yönüyle örnek gösterilecek bir Müslüman, Hz. Peygamber’i taklit ile geçmiş bir ömür. Üzerinde gram leke bulunmayan temizlikte bir ahlak sahibi. Bildiği ve anlattığı gibi yaşayan samimi bir Müslüman.

Ondaki vatan sevgisi, Türkiye ve Türk sevgisi had safhada. Bir Türk’le evlenmek için bekliyor yıllardır. Türkiye’ye hiç gelmediği, gelmeyi düşünmediği ve elinde imkan olduğu halde Mısır vatandaşı olmayı düşünmüyor, hep Türkiye vatandaşı olarak kalıyor. Onca şeye rağmen vatanına sadık kalmış ve hiç küsmemiş. Bir vatanın, bir milletin nasıl sevileceğini bize gösteriyor.

Vatan hasretini Kahire’ye gelen Türk öğrencileriyle gidermiş, adeta öğrencilere verdiği hizmet, onun bitmeyen yurt sevgisin tezahürü. Sanki gelen her Türk ailesinden gelen biri gibi bağrına basıp derdine ortak olacak kadar hassas.

Çalışma odasında masanın sol tarafındaki duvarda iki resim var. Biri Fatih, diğeri de Mehmet Akif. Bu iki resim tercihi aslında her şeyi özetliyor. Osmanlı tarihinin tecessüm etmiş hali ile şiirin tecessüm etmiş hali. Belki Ali Himmet Berki’nin Fatih’e dair eserini Arapçaya tercüme etmiş olması etkili olmuş mudur, bilmiyorum.

Mehmet Akif’in en çok güvendiği isim

Ekmelettin İhsanoğlu kitabın en önemli belki de en çok tartışılacak kısmını en sonuna koymuş: Mehmet Akif’in meşhur Kuran meali meselesi.

İhsan Efendi, Mehmet Akif’le İstanbul’da Kelâmî Dergahında tanışır ve Kahire’ye aynı gemi ile giderler. Bu tanışıklık Mehmet İhsan Efendi’ye tarihin en ağır sorumluluklarından birini yükleyecektir. Merhum Akif’in Kuran Mealinin muhafazası ve imhası. Mehmet Akif’in İhsan Efendi’nin hayatında ne kadar önemli bir yeri olduğun somut bir şekilde görüyoruz.

Mehmet Akif mealinden kalan bir defterin yayınlanacağı müjdesi veriliyor kitapta. Tartışmanın yeninden başlayacağını tahmin etmek kolay değil. Birileri yakılmadığını ve tamamının bir yerlerde saklandığına dair şeyler söyleyecekler.

Okunduktan sonra bitmeyen kitap

Kitabı okuyup da İhsan Efendi’ye saygı duymamak, muhabbet beslememek, yaşadığı hüzünlere ortak olmamak, onunla birlikte gurbeti yaşamamak, aile ve vatan hasreti çekmemek mümkün değil.

Kitabı okuyunca üzüldüğüm bir konu var. O insanlar inandıkları gibi yaşamak için neler çektiler, nelere katlandılar. Bugün biz varlık içindeyiz ve ne kadar şımarıyoruz, samimiyetten uzak ve birbirimize üstten bakmaya çalışıyoruz. Acaba onlar biz böyle olalım diye mi sıkıntı çektiler?

Bir de sevindiğim konu var. İhsan Efendi ile aramızda bir ortak nokta olması. İhsan Efendi validesinden dinlediği atasözlerini hiç unutmamış ve çevresindekileri bu konuda çalışmaya teşvik etmiş. Ben de annemden duyduklarımı yazıp kitaplaştırmıştım.

Kitap beni sardı, sarmaladı. İçinde kayboldum. Okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız.

Okunma 173 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Aralık 2018 11:24
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç