Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

13 Ara 2018;
02:00PM - 03:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair Konuşmaları

Kimler Sitede

223 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 0

Dün 142

Haftalık 0

Aylık 1504

Tüm Zamanlar 281119

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 15 Kasım 2018 23:58

Müslüm filmi üzerine kısa notlar

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Gişelerde rekor kırmasa da çok seyredilen bir film ve hakkında hem geleneksel medyada hem sosyal medyada epey bir yazıldı, çizildi. Vizyona girdiğinden beri gitmek istememe rağmen fırsat bulamamıştım. Nihayet fırsatını buldum ve gittim. İzledim ve sinemadan çıkınca da bir müddet kendime gelemedim. Eve gelip Müslüm şarkılarını dinledim, dinledikçe kendi içimde boğulduğumu hissedince bilgisayarı kapatıp kendimi dışarı attım.

Peki birçok insan gibi beni de etkileyen şey neydi? Müslüm’ün şarkıları mı, bir trajediden farksız hayatı mı, talihsizliği mi, replikler mi, fotoğraflar mı, filmin kendisi mi, neydi? İçine düştüğü girdaptan kurtulmaya çalışan bir insanın çırpınışları mı beni etkiledi? Kimsenin elini tutmasına izin vermeyecek kadar müstağni olması mı? Bir türlü bırakamadığı içkisi mi? Kaderini çizen babasının acımasızlığı mı? Yoksa hepsi mi?

Filmin başlarında seslendirilen ve insanı hüzünlere garkeden “Ne karaymış şu alnımın yazısı“ diye başlayan bir türkü var. Bu türkünün ilk dizeleri Müslüm’ün hayat hikayesinin bir cümlede özeti. Filmin sonunda aklımızda kalan şey Müslüm türkülerinin Müslüm’ü anlattığı ve sahici olduğu. Söyleyen bu kadar inanarak ve yaşayarak okuyunca dinleyiciye de bulaşıyor bu duygu ve dinleyici iliklerine kadar şarkıyı hissediyor. Bu yönüyle bu kadar başarılı şarkı söyleyen kaç şarkıcı vardır, bilmem.

Filmin başlarında ve sonunda Ali Ekber Çiçek’in muhteşem bir semah türküsü var. Haydar. Hem sözleri hem de semah olması ile ve bitişi ve başlarda yer alması ile seyirciyi ürkütmeden ve bir kutuplaşmaya mahal vermeden Müslüm Gürses’in kültürel kodları hakkında bilgi veriyor adeta.

Filmde dikkatleri çekecek bir Yunus vurgusu var. Bu vurgu bize Müslüm’ün insanlara yaklaşımının felsefi temellerinin Yunus Emre’den aldığını gösteriyor ve  onun Yunus muakkibi bir derviş olduğunu düşündürtüyor izleyiciye.

Müslüm’ü Müslüm yapan şey onun yaşadıkları ve bu onun trajedisi aynı zamanda. O tarifsiz keder ve acıları küçük yaşlardan itibaren yaşamasaydı o şarkılar olur muydu ve öyle okunabilir miydi? Bu da Müslüm olmanın ağır bir bedeli olsa gerek.

Filmde en çok beğendiğim sahnelerden biri küçük Müslüm’ün babasından kaçarken girdiği her bir sınıfında bir başka enstrümanın öğretildiği Halkevi’nde olduğu sahne. Herhalde o anda Müslüm için cennet böyle bir yer olsa gerek. Ve orada karşılaştığı Limoncu Ali. Sadece saz çalmasını, türkü söylemesini değil, türkü sözlerindeki hikmeti de öğreten bir üstad. Bir üstad olmadan olunamayacağını görüyoruz. Bu da Müslüm’ün başına gelen en güzel şeylerden.

Film bizlere Müslüm’ün davranışlarının nedeninin fizyolojik ve psikolojik nedenlerini çok güzel gösteriyor. Kendisi gibi annesiz büyüyen Muhterem Nur’la birbirini tamamlamaları, çocukluğunun aşkı, doyamadığı annesi, her şeyi olan Muhterem Nur’un da onu da sevmesi ve bırakmaması gerçekten Leyla ile Mecnun hikayelerinin bir başka örneği. Bu aşk biraz daha işlenebilirdi aslında. Nedense üzerinde durulmamış.

Müslüm Gürses

Herkesin olumlu bulduğu bir şey Müslüm’ü hayatta iken kınayanların, onu dinlemeyi ayıplayanların filmi seyretmesi ve sarkılarını dinlemesi. Benim de aklıma bu noktada bir soru geliyor: Acaba bu yeni Müslümcüler, yoksulların, ezilmişlerin, gariplerin, kimsesizlerin sesi olan Müslüm Baba’yı onlar gibi dinleyebilirler mi, anlayabilirler mi? Bu soruya evet diye hiç düşünmeden cevap vermenin zor olduğunu düşünebilirsiniz. Ama ben çağımız insanın sahip olduğu bunca imkana rağmen eksik olan şeyleri olduğunu, insanlığa ait olan kısımların boş olduğunu ve Müslüm gibi sahici adamlar ve onun sahici şarkılarını aradıklarını zannediyorum. Aranan şey her şeyin kopyasının ve taklidinin üretildiği çağımızda sahici bir insandan başkası değil. Bence bu beğenmenin altında sosyoloji bir temel değil, psikolojik bir ihtiyaç var.

Müslüm aslında melali terennüm eden bir şarkıcı. Ahmet Haşim’den mülhem “Müslüm’ü anlamayan nesle aşina değiliz” desek çok yanlış bir şey söylemiş olmayız zannımca. Müslümcü olmanın ilk şartı adını ve anlamını bilmese bile melali bilmek. Ahmet Haşim ile aralarındaki benzerlik yaşamlarında da görülür. Haşim’in ve Müslüm’ün mizacının oluşmasındaki başlıca etken annelerine duydukları sevgi ve küçük yaşta annelerini kaybetmeleri. Anne sevgisi onlarda kendilerine annelik de yapabilecek  kadın aratıyor. Haşim’in şiirlerindeki o melal ve akşam vakitleri Müslüm’ün türkülerinde başka bir hüzün ve isyana varmayan itiraza dönüşür. Her ikisinde de kadere razı olma durumu vardır ve biri şiirle diğeri şarkı ile anlatır hallerini.

Şimdiye kadar hep güzel şeylerden bahsettik. Çünkü etkilendik ve Müslüm’ün trajedisi bizi çok üzdü. Filmin etkisinden çıkıp düşününce filmle ilgili eleştiri dozunda olmasa da bir şeyler söylemek mümkün. Müslüm Gürses’in sözlerini ve müziğini beğendiğim birçok şarkısı var ama dinleyemediğim şarkıları da var.

Film biraz belgesele kayar gibi oluyor zaman zaman ve Müslüm adeta bir melek gibi sunuluyor. Merkezde Müslüm Gürses var ve onun dışında kimse yok. Zaten Müslüm filmi dediğinizi duyar gibiyim. Ama başka biyografik filmlerde gördüğümüz gibi Müslüm farklı insanlar üzerinden anlatılabilir, Müslüm karakterinin yükü dağıtılabilirdi.

Bir diğer soru da şu olsun: Müslümcüler arasından neden sosyalizm ve kominizmi destekleyen bir hareket çıkmadı, sosyalizmi desteklemediler? Solcular neden Müslümcüleri zayıf, yoksul ve garip oldukları halde sahiplenemediler? Bu sorulara cevap verecek gözleme ve bilgiye sahip değilim. Birileri açıklarsa okumak isterim.

Özetle söyleyecek olursak güzel bir film olmuş ve Müslüm şarkılarıyla asırlarca yaşayacak bir sanatçı olduğunu gösteriyor. Nişantaşı eşrafı tarafından bu kadar çok izlenmesine ve beğenilmesine gelince, bu konuda da birkaç söz söylemek isterim. Acaba diyorum sevdikleri gerçek Müslüm Gürses mi yoksa Timüçin Esen'in oynadığı karakter mi?

Bu arada şu sinemalarda film başlamadan 25 dakika süren reklamlar ile ilgili de bir şeyler söylemem lazım. Paramızla bize 35 dakika reklam seyretmeye kimsenin hakkı var mı? Hadi anladık üç-beş dakika reklamı. Eskiden film 11’de başlıyorsa reklamlar 10-50’de başlar erken gelenler seyrederdi. Birilerinin bizi bu reklam zulmünden kurtarması lazım. 

 

Okunma 1126 kez Son Düzenlenme Cuma, 23 Kasım 2018 14:54
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç