Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

141 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 12

Dün 32

Haftalık 12

Aylık 1420

Tüm Zamanlar 269859

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Perşembe, 02 Ağustos 2018 14:25

Huzursuzluk veren roman

Yazan
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Zülfü Livaneli ülkemizin yurt içinde ve dışında en çok bilinen müzik, edebiyat, kültür ve siyaset adamlarından. Kitapları da birçok dile çevriliyor ve okunuyor. Livaneli’nin birçok kitabını okudum, özellikle ilk romanlarını. Ancak son dönemlerde yazdıklarını çok politik ve dış dünyaya yazdığını düşündüğüm için pek okumazdım. Dün yanımda okuyacak kitap olmadığı için bir arkadaşımın masasında görünce, üstüne bir de arkadaşım alabileceğimi söyleyince yanıma aldım ve iki saate yakın süren yolculuğum esnasında okudum. Öyle düşünmekle haksız olmadığımı bir kez daha anladım.

Bu arada aklınıza bu kadar çabuk okunmasını eleştirdiğim gelmesin. Benim tercih ettiğim romanlar bu türler. Uzun hikayeden biraz daha uzun. Boş cümleler ve hikayelerle uzatmaktansa her biri üzerine düşünülecek cümlelerden oluşan kısa ama yoğun metinler.

Hiçbir sanat eserine kötü diyemem, neticede bir gayretin ürünü. Bana hitap etmediğini ve emeğe saygısızlık etmiş olacağımı düşünürüm. Ama hiç eleştirmeyeceğim anlamına da gelmiyor bu düşüncem. Bir roman için önemli olan hususlardan biri akılda kalacak bir hikaye ve birkaç cümlenin olması. Bu romanda fazlasıyla var. Harese hikayesi mesela. Yezidiler için söylenen “İnsanlık ağacının kırılmış dalı” veya Nergis ve Hüseyin’in ölürken mırıldandığı kitaba ad olabilecek “Ben de insandım” sözleri mesela.

Livaneli birçok anlatı tekniği kullanmış romanında. Bazen özetlemiş, bazen sahnelemiş, bazen de anlatmış. Bunları bazen kahramanına söyletmiş, bazen de roman kişilerine. Bazen rüyada, bazen geçmişe dönerek. Bazen de metinlere göndermelerde bulunarak. Konu olarak Ezidilerin dramını ele alırken modern dünyanın acımasızlığını, basındaki kirli ilişkileri de yeri geldikçe serpiştirmiş romana. İbrahim’in Hüseynleşme serüveni de diyebiliriz. Hüseyin’in daha seküler hali, saf vicdan. Safiye’nin yerini boşandığı karısı alıyor. Kendisi de Hüseyin gibi Meleknaz’ın peşine düşüyor. Bu haliyle roman bittiği yerde aslında yeniden başlıyor.

Livaneli’nin üzerinde çok düşündüğü ve uğraştığı her bakımdan anlaşılan romanındaki seçtiği pozisyon ve politik dil estetik yönünü maalesef örtüyor. Bunda güncel bir olayı yazıyor olmasının da rolü var hiç kuşkusuz. Buna bir de ansikopedik bilgi verme gayreti de eklenince biraz romandan uzaklaşır gibi oluyoruz. Bazı yazarlar bu huylarından vaz geçmeyecek galiba. Oysa okur akıllıdır ve her şeyi hisseder, anlar. Yazar keşke öğretmeye çalışmak için harcadığı enerjiyi hissettirmek ve duyguları bulaştırmak için harcasaydı. Mendil ucuna işlenmiş Tavuskuşu motifi romana en fazla yakışan imge olmuş. Bir de Angaline Joli ile arasında kurduğu benzerlik, rüya ve gerçeklik arasındaki farklılık.

Yazar romanını yazarken iki kitleyi düşünmüş. Biri yabancı okurları. İkincisi de Türkiye’deki Müslümanlar. İlkini okusunlar diye düşünmüş, ikincisini ise eleştirmesinler diye. Nasıl mı yapmış? Anlatayım.

Roman Ezidi bir kadının şahsında ezilen ve yerlerinden edilen masum ve günahsız Ezidilerin dramını anlatıyor. İki tane kötü var. İlki Ortadoğu’da her kötülüğün babası İŞİD ve aşırı militan Müslümanlar. İkincisi de ABD’deki İslam düşmanı aşırı milliyetçiler. İkincisi biraz ilkini dengelemek için konulmuş gibi geldi bana. Batılı okurun aklına ilkinde İslam hemen gelebilecekken ikincisinde Hristiyanlık hiç gelmeyecek. Kendini bilmez iki serserinin yaptığı bir cinayetten öte bir şey değil.

İŞİD’in sadece Ezidilere değil bölgedeki tüm masum insanlara yaptıklarını hiçbir vicdan sahibi insan kabul edemez. Hiçbir esir ve köleye kötü muamele yapmamış bir peygamberi olan Müslümanların esirlere nasıl davranacağını çok iyi bilir. Livaneli’nin kitabında hissettirmeye çalışmasının aksine bu topraklarda Müslüman olduğunu söyleyen hiç kimse İŞİD’in yaptıklarını tasvip etmez.

İŞİD’i kim doğurdu, destekledi ve bugünlere getirdi? Bu sorunun cevabını bulamazsınız kitapta. İŞİD sanki İslamiyet içinde kendiliğinden çıkmış bir hareket gibi Batı medyasında tanımlandığı şekildeve Batılı okura hoş gelecek biçimde anlatılmış. Hüseyin’i bıçaklayan o ABD’li fanatikler de bu tür kitapları okuyarak İŞİD ile İslam’ı özdeşleştirip tüm Müslümanları İŞİD’ci gibi görmüyorlar mı? Hüseyin her ne kadar iyi bir Müslüman olarak sunulsa da sıradan okurun gözünde yanlışlıkla Müslüman olmuş ve kurtarılması gereken bir iyi insandan başkası olmayacak. Bu yönüyle kitap Batı’da İslamafobiyi desteklemekten başka bir iş görmeyecek ne yazık ki. Kendisine sorulsa tam da tersini söyleyecektir, eminim.

Livaneli İŞİD gibi örgütleri anlatmak istiyorsa meseleye kuruluşlarından ve kurucuların irtibatta oldukları istihbarat teşkilatlarından başlamalı. Ezidileri bir seydaya, Mardin’i de yaşlı bir amcaya anlattırdığı gibi İŞİD’i de eski bir istihbaratçıya veya İŞİD’ciye anlattırıp Batı ile aralarındaki ilişkiyi ortaya koyabilir, bu tür yapıların Batı desteği olmadan ayakta kalamayacağını, İŞİD ve benzeri örgütlerin emparyalist amaçlara hizmet etmek için kurulan taşeron örgütler olduğunu çok açık bir şekilde ıkura gösterebilirdi. O zaman okur İŞİD ile İslam arasındaki farkı daha iyi görür ve yazarın gerçeklerin peşinde olan bir hakikat arayıcısı olduğunu düşünürdü. Bu haliyle bundan oldukça uzak.

Bir de bizim solcuların şu YPG hayranlığı, nereye kadar gidecek bilmiyorum. Batı medyasının cici çocukları Livaneli’nin kitabında yeni doğmuş bebeği ile dağlarda ölüm kalım savaşı veren anneye yardım ettiğini anlatırken sadece bir yerde geçiyor.

Esmer, sırım gibi kızlardı. Taş çatlasın 17-18 yaşındalardı… Yezidi olduğumuzu öğrenince su verdiler, ekmek verdiler. Sonra bizim geldiğimiz yöne doğru yürüyüp gittiler. Size bu zulmü yapanları öldürmeye gidiyoruz, dediler…”

Ne güzel kızlar, ne büyük bir misyonları var değil mi. Bu kızlar İŞİD’i yok edecek, ortadan kaldıracak. Yaşasın. Verilen alt mesaj ise İŞİD’i bu kızlar gibi yaşayan ve inanan kadınlar yenecek. Tam da Batı medyasının ve Batılı okurun hoşuna gidecek biçimde. Onlar da bunu söylemiyorlar mı?

Daha dün on bir aylık bir bebeği ile annesini şehit edenlerin ortaklarını, ellerine fırsat geçse İŞİD’den daha beterini yapacak kadar gözü dönmüş bu canileri bu kadar masum ve kahraman göstermek Livaneli’ye Batı’da biraz itibar ve para dışında ne kazandırır bilmiyorum. Oysa bir romanla çok daha fazlasını yapabilirdi. O sadece Batı’nın yazdıklarını bir kez de roman diyerek yazmış.

Kendisine de romana da yazık etmiş maalesef. Oysa çok daha iyisini yazabilirdi. Bir röpartajında “yazarken canımı çok yaktı” diyor. Okurken benim canım iki defa yandı. İlki Meleknaz’ın şahsında tüm mazlumlara, diğeri de Livaneli’nin bu kadar taraflı yazmasına. 

Okunma 615 kez Son Düzenlenme Cuma, 03 Ağustos 2018 07:36
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç