Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

48 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 99

Dün 237

Haftalık 517

Aylık 1810

Tüm Zamanlar 261601

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 24 Şubat 2018 12:37

Kimin duvarı daha kuvvetli: Buğday mı, Labirent mi?

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Peşpeşe sayılabilecek bir zaman diliminde önce Buğday, ardından da Labirent’i seyredince sanki aynı filmin iki farklı versiyonunu seyretmiş gibi oldum. Buğday hakkındaki görüşlerimi daha önceden yazmıştım. Labirent’i de seyredince gördüğüm benzerlikleri sizlerle paylaşmak istedim.

Buğday, malum Semih Kaplanoğlu’nun dünyanın büyük sorunları içinde debelenen insana kurtulmasının ancak kendini bulmasıyla mümkün olduğunu gösteren filmi.  İki temel sorun üzerine inşa etmiş filmini Kaplanoğlu. Çevre ve insan, acaba mikro kozmos ve makro kozmoz mu demeliyim! Acaba bu iki sorun  birbirinden ayrılabilir mi? Ayrıntıları daha önce yazdığım için burada girmeyeceğim. Dolayısıyla bu yazıyı okuyacaklara ilkini okumalarını da tavsiye ederim.

Labirent de Buğday da temelde aynı şeyi söylüyor. Dünyayı büyük bir tehlike beklemektedir. Yok olmamak için büyük mücadele verilmekte, büyük şirketler bu konuda aralıksız araştırmalar yapmaktadır. Buğday’da tehlike su ve toprak kirliliği yani çevre iken Labirent’te insanların bağışıklık sisteminin başa çıkamadığı hızla yayılan ve insanlığı tehdit eden bir virüstür. Her iki filmin kahramanları bu iki büyük sorun karşısından mücadele veriyorlar. İkisinde de korunaklı alanlar var ve bu korunmuş şehirlerin dışında yaşayan insanlar yaşam mcüadelesi vermenin yanı sıra şehre girmeye çalışıyorlar. Şehir aynı şekilde birinde elektirik duvarı ile çevrili iken diğerinde bir ortaçağ kalesinin etrafındaki surları andıran duvarlarla çevrili. Ok ve mancınığın yerini modern silahlar almış sadece. Buğday'da şehir dışına çıkmaya çalışan biri var, Labirent'te ise şehre girmeye çalışanlar. 

Sadece korunmuş bölge dışındakiler hayatlarından endişe etmiyorlar, şehirdekilerde de büyük bir kaygı ve korku var. Buğday’da şehre kusursuz bir genetik yapıya sahip çocuklar kabul edilirken Labirent’te bağışıklık sistemi virüse karşı güçlü olan genç ve çocuklar kabul ediliyor.

Kabul edilen gençler doğal olarak araştırmaların nesnesi yani kobay olarak kullanılıyor. Bir nevi modern kurbanlar, insanlığı kurtarmak için feda edilen masumlar. Binlerce yıl önce tanrıların gazabını dindirmek için sulara, dağlara, ormanlara, canavarlara kurban edilen genç erkek ve kızlar bu defa bilimsel araştırmalara kurban ediliyor. Demek ki insan binlerce yıldan beri hiç değişmiyor.

Buraya kadar benzerliklerini sıralamaya çalıştım. Peki Semih Kaplanoğlu Labirent’i veya Labirent’i çekenler Semih Kaplanoğlu’nu mu taklit ettiler? Hayır tabi ki. Bunu söylemeye çalışmıyorum. “Peki o zaman ne demek istiyorsun?” diye sorabilirsiniz. Anlatmaya çalışayım.

Fark soruna getirilen çözüm yolunda. Buğday bize çözüm yolu olarak insanın kendini tanıması, doğayla barışık yaşaması ve Hakk’ı bilmeye götüren yolları bulmayı öneriyor ve ancak bu şekilde kurtuluşa ereceğimizi söylüyor. Bunu da Musa ve Hızır kıssası üzerinden yapıyor. Çözümü Kuran’da ve tasavvufta arıyor. Labirent’te de Buğday’daki  kadar belirgin bir çözüm önerisi gösterilmiyor ama satır aralarında da iyi bir Hristiyan olmak çözüm olarak gösteriliyor. İnkültürasyonu çok başarılı bir şekilde görüyoruz bu filmde. Film insanın şeytanla mücadelesi aslında. Şeytan ve ruhunu şeytana satan insanlarla saf, temiz, arkadaşlık duygusu, merhamet, vefa, sadakat, ferağat gibi dini kavramların karakterler üzerinden gösterildiği bir kıyamet sahnesi. Ama bizim kıyametimiz değil, İncil’de anlatılan kıyamet.

Teresa üzerinden anlatabilirim kastettiğim şeyi. Teresa aslında iyi bir insan, ahlaklı ve dürüst. İnsanlığı gerçekten kurtaracağına inanıyor. Arkadaşlarının kendisini yanlış anlamaları ve ihanet ettikleri pahasına inandığı işi yapıyor ve sevdiği insanın kendisinden nefret etmesine neden oluyor. Ama ruhunu şeytana satan biri değil Teresa. Kendilerine ihanet ettiğini düşündüğü arkadaşlarına yardım ediyor ve onları kurtarıyor. Bunu yaparken de kendisini feda ediyor, belki de iyi niyetle de olsa yaptığı hatanın bedelini ödüyor. Rahibe Teresa gibi o da hayatını inandığı şeye adıyor.

Ve son sahne. Kurtulanların yeni bir dünya kurmaya çalışmaları. Sanki Hz. İsa Lut gölü kenarında veya dağda kendisini dinlemeye gelenlerle konuşuyor. Verilen mesajlar kardeşlik ve sevgi üzerine.  Kiliselerde koroların söylediğini hatırlatan müzikler de filmin vermek istediği mesajı alttan destekleyecek mahiyette. Ayrıca bir de kendilerini kurtaracak gemi inşa etme meselesi var ki Nuh Peygamberi hatırlamamak mümkün değil.

Özetle Buğday modern insanın buhranını yine insanı kurtarmakla çözmeye çalışıyor. Labirent ise insanlığın sorununu yeni bir toplum yaratarak çözmeye çalışıyor.

İnsan düzelmeden toplum düzelmez vesselam.

Not: Bu yazıyı iki filmin birbiriyle karşılaştırılmayacak kadar farklı amaçlarla ve farklı kitlelerle çekilmiş olduğunu bilerek yazdım. 

Okunma 497 kez Son Düzenlenme Pazar, 25 Şubat 2018 23:47
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç