Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

54 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 99

Dün 237

Haftalık 517

Aylık 1810

Tüm Zamanlar 261601

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 07 Ocak 2018 15:07

Arif ne kadar arif?

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Arif V216 filmi üzerine

Cem Yılmaz’ı beğenmek için bir çok neden sayabilirim ama iki neden diğerleri arasında öne çıkıyor. İlki bizim yaş grubunun meşhurlarından olması, ikincisi de kabalığın ve bayağılığın komedi olarak sunulduğu bir devirde zekayı ve ironiyi mizaha sokması. O yüzden ne zaman bir Cem Yılmaz filmi olsa fırsat düşürür, giderim.

Cem Yılmaz belki sinemacı olarak bilinen birçok kişiden daha fazla filmde oynamıştır ama onun adı geçtiğinde akla ilk gelen modern meddahlık dediğimiz stand-upçılığıdır.  Onun bu şekilde şöhret olması filmlerinin geniş bir kitleye ulaşması bakımından avantaj gibi görünmekle birlikte insanları beklentiye sokması ve tek kişilik gösterilerindeki performansını görecekleri düşüncesi içine itmesi de şansızlığı oluyor zannımca. Seyrettiği filmlerdeki  kötü karakterleri dışarıda gördüğü zaman dövmek isteyenlerin bolca olduğu canım ülkemde bu durum Cem Yılmaz’ın trajedisi olsa gerek.

Filmi benim için seyredilmeye değer hale getiren bir özelliği daha var: İstanbul’da geçmesi. Yaşlanıyor muyum, bilmiyorum ama sadece eski İstanbul var diye  kötü filmleri bile seyrediyorum. Bu filmde de Yedikule ve Beyoğlu vardı. Elimde imkan olsaydı İstiklal Caddesi ve Yedikule sokaklarının geçtiği sahneleri durdurur, tekrar seyrederdim.

Film zaman makinesi ile 1969 İstanbul’una düşen Arif ve robot arkadaşı 216’nın başından geçenlerden oluşuyor. 216 bir robot olmasına rağmen insan gibi sevmek ve sevilmek istemektedir. Baskından kaçmak için zaman makinesiyle 1969 İstanbul’una düşlerler. Burada başlarından ilginç olaylar geçer. Bir oyuncak devi robotu kaçırır. Arif tekrar 2017’ye döner ama bu sefer bıraktığı gibi bir dünya bulmaz. Yaşanmaz hale gelen ve her tarafın robotlarla dolduğu bu dünyayı tekrar eski haline döndürmek için tekrar 1969’a döner ve hocası Garavel’in yardımıyla hem 216’yı kurtarır, hem de dünyanın çekilmez hale gelmesini engeller. Bu arada aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık, vefa, yardımseverlik, fakir ama onurlu insanlarlar, şımarık zenginler, bol bol müzik var. Yeşilçam’ın önde gelen isimlerinin resmi geçitleri de filmin bonusu.

Film seyrederken hiç sıkılmadım, su gibi aktı zaman. Çekimler, kostümler, sahneler, oyuncular, müzikler hepsi iyiydi. İlla bir şey söyleyeceksem iki noktada eleştirebilirim. İlki müzik sahneleri çok fazlaydı, biraz daha olsa müzikal bir film olabilirdi. İkincisi ise küfürler. Argo hem İstanbul’un hem Türkçenin bir parçası, birazcık olabilir, ama küfürler biraz fazla geldi bana.

Bu film bir iş daha yapıyor bence. Bugünün gençlerine babalarının ve dedelerinin yaşadıkları dönemi anlatıyor. Babalarının ve dedelerinin, aynı zamanda annelerinin ve nenelerinin ne giydiklerini, ne dinlediklerini ve nasıl yaşadıklarını sınırlı da olsa gözler önüne seriyor. Büyükler ise gençliklerine bir yolculuk yapmış oluyorlar. Yeşilçam’ın en iyileri Sadir Alışık, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, devrin müzik piyasasının yıldızları Ajda Pekkan ve Zeki Müren. Üstelik bu yolculuk için Arif’in zaman makinesine ihtiyaçları yok. Cem Yılmaz zaman makinesi kullanmadan hepimize geçmişe bir yolculuk yaptırıyor. 

Hiçbirine haksızılık etmek istemem, tüm oyuncular rollerinin haklarını vermişler. Ama ikisini çok beğendim. İlki Kerem Alışık’ın filmde kendi sünnet düğünün organizatörü rolü. İkincisi Zeki Müren. Her ikisi de fevkalede başarılı idiler ve rolleriyle beni büyüledir. Mustafa Sandal’dan bahsetmesem ayıp etmiş olurum. Bitirim taksi şoförünün hakkını gayet güzel vermiş. Bir de Tarkan şarkıları. Pek tercih ettiğim biri değil Tarkan. Ama bu filmde seslendirilen şarkılarını çok beğendim. Bekir Sıtkı Sezgin’den sonra Tarkan’ı nasıl dinleyeceğim bilmiyorum. Bu da benim trajedim herhaldeJ

Film bizden iki konuda düşünmemizi istiyor. Aslında bizde var olduğunu bildiğimiz özelliklerimizi bize hatırlatıyor. Her gün cinayet, intihar, tecavüz, çocuk ölümleri, çaresiz kadınların dramlarının yer aldığı haberlerle sinirlerimizin iyice bozulduğu ve gittikçe bizim için anlamını yitiren hayatın aslında böyle olmadığını, insanlığın ölmediğini ve yeniden eski günlerdeki gibi güzel konuşan iyi insanların bolca olduğu bir dünyayı istediğimiz takdirde yeninden kurabileceğimizi gösteriyor. İkincisi de Türkçe konusunda daha hassas olmamız.

Gittikçe birbirimize zorlaştırdığımız ve çekilmez bir hale getirdiğimiz hayatı değiştirmek elimizde. Eskiden böyle olmadığımız unutmayalım ve şunu aklımızdan çıkarmayalım. Dünyayı iyilik kurtaracak. İrfan olmadan da iyilik olmuyor. Ariflere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. 

Okunma 922 kez Son Düzenlenme Pazar, 07 Ocak 2018 15:15
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç