Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

95 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 16

Dün 115

Haftalık 242

Aylık 2756

Tüm Zamanlar 273114

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 16 Temmuz 2017 17:43

Yusuf İslam neden hâlâ gitar çalıyor? Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 

Yusuf İslam’ı biz çok sevdik, Muhammed Ali Clay’i sevdiğimiz gibi. Onun Müslüman olmasıyla gururlandık, mutlu olduk. Gariptir, Müslüman olmadan önce o şarkı söyler, biz dinlemezdik. Müslüman oldu, o şarkı söylemeyi bıraktı, biz onun şarkılarını dinlemeye başladık. Bu konu sosyologların ve psikologların alanına giriyor. Konuyu onlara havale edelim ve geçelim.

Bildiğiniz gibi, Yusuf İslam müslüman olduktan sonra uzun bir süre şarkı söylemeyi bıraktı. Ali Köse’nin isimlendirmesiyle birinci Yusuf dönemiydi bu. Sonra enstrümansız birkaç şarkı ve ilahi söyledi. İkinci Yusuf dönemi. Derken bendir girdi. Sonra gitar ve orkestra. En sonunda aralarında eski şarkılarının da olduğu konserler vermeye başladı ve sevenleri çok mutlu oldu. Bu da üçüncü Yusuf olduğu dönem.

 

Yusuf İslam, bu süreci kitaplaştırdı ve bu kitap Türkçeye çevrildi.[1] Kitabı bir çırpıda okudum. Okurken bazen sevindim, bazen üzüldüm, bazen şaşırdım, bazen takdir ettim, bazen hayran oldum. Tam olarak ifade edebilecek kelime bulamadım hissetiklerimi ifade edecek, ama şunu söyleyebilirim: İnsan olduğumu hissettim. Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

 

Hayranlıkla başlayayım isterseniz. Karşımızda hayatında daha önce hiç müslüman görmeden müslüman olan bir adam var. Sadece Kuran okuyarak Müslüman olmaya karar veren bir insan. Ne kadar asil bir ruh ve şahsiyet. Hayran olmamak mümkün mü sizce?

Yusuf İslam’ı müslüman olmaya götüren bir süreç var aslında. Yaşadığı hayatın onu tatmin etmemesinin yanı sıra başından geçen ciddi olaylar onu İslam’a yaklaştırmış. Onu Allah’a yaklaştıran iki büyük olay var: Verem olması ve okyanusta boğulmaktan kurtulması. İlkinden onra içki ve uyuşturucu ile doldurulan hayatını boşaltıyor. İkincinsinden sonra dünyevi zevklerden boşalttığı hayatını dolduracağı şeyi aramaya başlıyor. Abisinin hediye ettiği Kuran da aradığı boşluğu dolduruyor.

Yusuf İslam’ın Müslüman olması bir Batılıya göre daha zor olmalı. Çünkü sıradan bir Batılı için sadece İslam imajı varken Babası Kıbrıslı bir Rum olan Yusuf İslam için buna bir de Türk imajı ekleniyor ve araya giren mesafe iki katına çıkıyor. Bu durumu kitabında şu şekilde ifade ediyor.

“Babam Kıbrıslı bir Rumdu. Rumların Türklere karşı beslediği aşırı nefret yüzünden benim gözümde Müslüman imajı iyice kötüleşiyordu.”

“Yunanların tarihte düşmanları hep Türkler olmuştur ve Türkler de onlar için İslam ve Müslümanlık eş anlamlıdır.”

Dolayısıyla Yusuf İslam Müslüman olmakla iki kere takdir edilmeyi hakediyor.

Popüler ve meşhur biri olarak Yusuf İslam’ın karşılaştığı zorluklar sıradan bir Batılının karşılaştıklarından da iki kat fazla. Bu zorlukları iki farklı düzeyde değerlendirebiliriz. İlki çevrenin ve hayranlarının gösterdiği tepki. Düşünsenize, İngiliz vatandaşısınız ve ABD’ye bile giremiyorsunuz. İkincisi ise kişisel alışkanlıkları terk edip bambaşka bir hayat kurmanın güçlüğü. Yusuf İslam bu iki güçlüğü de yaşamış. Onu Yusuf İslam yapan şeylerden biri de belki bu güçlüklerle baş edebilme yeteneği.

Batı’da İslam algısının sorunlu olduğunu biliyoruz. Tarih boyunca da sorunlu oldu. Batılıların İslama yaklaşmaları için hep birileri bulundu ve bu algı beslendi. Son yıllarda bu görev DAEŞ’e verildi. Türkiye üzerine yapılan tartışmaları bu algıdan bağımsız değerlendirmek hep eksik kalacak, mesele tam manasıyla anlaşılamayacak. AB ülkelerinde, özellikle Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi ülkelerde Türkiye’ye karşı hasmane tutumların arttığı bu dönemde meseleyi sadece Türkiye’deki iç politikaya bağlayanların göremediği husus bence bu. Yusuf İslam’ın kitabında da gördüğümüz gibi bu algının beslendiği iki kaynak var. İlki Doğu’ya özellikle İslam’a karşı oryantalist yaklaşım ve bunun sonucunda genelleme ve bilgisizlik. Diğeri ise asırlardan beri devam eden ve beslenen önyargı. Değil kısa vadede, orta vadede bile bu algının değişeceği kanaatinde değilim.

Kitabın tartışılacak ve üzerinde durulacak yanı bence müzikle ilgili kısmı. Müslüman olur olmaz müziği bırakan birinin yıllar sonra müziğe başlaması. Din değişmediğine göre değişen Yusuf İslam’ın bakış açısı ve düşünceleri. Yusuf İslam uzun okumalar, arayışlar, sorgulamalar sonucunda müziğe tekrar başlama kararı veriyor. Müzikle buluşmasında oğlunun eve getirdiği gitar tetikleyici oluyor. Okumaları ve araştırmaları sonucu belli bir kıvama gelen Yusuf İslam oğlunun eve getirdiği gitarı yirmi beş yıl sonra sonra eline aldığında uzun zamandan beri görmediği sevgilisine kavuşan bir adam gibi mutlu oluyor.

Yusuf İslam, müzik ve İslam ile ilgili çok önemli bulduğum dört maddelik bir gerekçe ile müziğe başlıyor. Kuran ve sünnette kesin bir yasaklama olmaması, müziğin Bursevi’nin, zahidin zühdünü artırmak şeklinde tarif ettiği istihsan yoluyla davet ve güzellik için kullanılması. Üçüncüsü insanların moral olarak düştüğü durumlarda psikolojilerini düzeltmek ve motivasyonlarını artırmak için müziğe ihtiyaç duymaları ve son olarak müziğin dünyanın her tarafında olması. Okyanusların, kuşların, yağmurun kısaca doğanın şarkı söylemesi. Bu gerekçelerden sonra müzik artık onun için insanlara ilahi tebliği ulaştırmanın bir aracıdır artık.

Yusuf İslam’ın hiç müslüman görmeden müslüman olmasını anlamamıza yardımcı olacağını düşündüğüm bir hususa dikkatinizi çekmek isterim. Onu meşhur eden şarkıların sözlerine bakıldığında bir Müslümanı rahatsız edecek sözlerin çok az olduğu görülür. Kendisi de bunun farkındadır aslında.

Şarkılarım hiçbir zaman kasten ahlaka aykırı veya tamamen anlamsız olmadı. Hep hayatı anlamakla veya dünyayı daha iyi bir yer haline getirmekle ilgiliydiler.

Kanaatimce onu İslam’a yaklaştıran o şarkı sözlerini yazan ruh halidir. Müziğe tekrar başlamasında ilk şarkılarının sözlerinin içinde hikmet barındırmasının da katkısı var. Bu durumun kendisi de farkında olmalı ki Hz. Peygamber’in Ümeyye b. Salt için söylediği “Neredeyse şiiriyle müşlüman oluyormuş” cümlesini kendisi için de geçerli olduğunu düşünüyor.

Bu konu bence önemlii biraz daha üzerinde durulmayı hak ediyor. Hz. Peygamber, cahiliye şairlerinden Süveyd b. Amir el-Mustalikî’nin şiirini dinledikten sonra “Bu adam bana yetişseydi müslüman olurdu.” dediği anlatılır kaynaklarda. Şu dizeleri terennüm eden birine de ilahi tebliğ kendisine ulaştığımda kayıtsız kalamayacağını söyleyebiliriz.

Hiçbir yerden kilometrelerce uzakta
Belli, çok zamanım var daha oraya ulaşmaya

Ya şuna ne dersiniz?

Kulağım rüzgarda, ruhumun rüzgarında
Ne mi olacak sonum? Doğrusu
Yalnız Tanrı bilir sanırım

Bu dizeler sayfalarca yorumlanabilir, üzerinde saatlerce konuşulabilir. Yusuf İslam da bu durumun farkında:

Çünkü karanlığın kenarında
Barış treni gider raylarında
Aman Barış Treni al bu ülkeyi
Gel eve götür beni

Cat Stevens olarak yazdığım bu sözler pekâla bir Müslüman tarafından da yazılmış olabilirdi.

Yusuf İslam haksız sayılmaz. İslam’ın barış anlamı düşünüldüğünde barış yerine İslam anlaşıldığında kim itiraz edebilir? Süveyd Hz. Peygamber’e ulaşamadı, dolayısıyla müslüman olamadı. Hz. Peygamber’in tebliği Yusuf İslam’a ulaştı ve müslüman oldu. Sadece kendisi müslüman olmadı, babasına, son nefesini vermeden önce kelime-i şehadet söyleyetmeyi başardı ve onu ahirete müslüman olarak uğurladı. Annesi ve abisinin müslüman olmasına da vesile oldu.

Kitabı okuduktan sonra üzerine uzun zamandan beri düşündüğüm bir konu geldi aklıma ve yine üzüldüm. Bugün Batı’da müslüman olmadığı halde İslam ahlakına sahip insanlar var. Eksik olan şey sadece kelime-i şehadet getirmemeleri.

Ya biz, biz ne durumdayız? Bence hep birlikte sorgulamamız gereken bir durum bu. Şu soruyu kendimize sormalıyız: Müslüman olmayan biri hangi özelliğimize bakarak müslüman olmak ister? Bu soruya verecek doyurucu bir cevabımız yoksa vay halimize. O zaman müslümanlığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.


[1] (Neden Hala Gitar Taşıyorum Cat Stevens’in Yusuf’a Ruhani Yolculuğu. Çev. Bahar Çotur, Mahmut Delen. İstanbul: Asır Ajans, 2017)

Okunma 1022 kez Son Düzenlenme Pazar, 06 Ağustos 2017 23:13
0
0
0
s2smodern
Bu kategorideki diğerleri: Özgürlüğün sesi: Bilal filmi üzerine »

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç