Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları

Kimler Sitede

109 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 72

Dün 53

Haftalık 570

Aylık 6619

Tüm Zamanlar 252111

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 04 Haziran 2017 16:34

Özgürlüğün sesi: Bilal filmi üzerine Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İslam’ın ilk müezzini Bilal-i Habeşî’nin hayatının anlatıldığı film vizyona gireli bayağı bir zaman olmuştu. Çok arzu etmeme rağmen fırsat bulup seyredememiştim. Fırsat bulur bulmaz çocukları da alıp sinemaya gittim ve filmi izledim.

Filmin özeti her yerde var, bulur okursunuz, o bahse girmeyeceğim. Filme geçmeden önce de adetim olduğu üzere sizi merakta bırakmamak için film hakkındaki kanaatimi hemen söyleyeyim. Genel olarak beğendim. Güzeldi. Daha iyi olabilirdi. Yazının bundan sonrası meraklılar için.

Film hakkındaki düşüncelerim ile filmi izlerken düşündüklerimi karıştırarak anlatacağım için yazılan her şeyin filmde olduğunu düşünmeyin lütfen. Her ne kadar film Hz. Bilal’i anlatıyorsa da o günden bugüne değişen pek bir şey olmadığını görmek insanı üzüyor biraz. Özellikle içinde bulunduğumum şu mübarek günlerde. Neyse...

Film Bilal’in çocukluğu ve esir alınışı ile başlıyor ve Mekke’nin fethi ile bitiyor. Filmin sonuna kadar geriye dönüşlerle Bilal’in çocukluğu seyirciye hatırlatılıyor. Bilal daha küçücük bir çocukken nasıl biri olacağı izleyiciye gösterilmiş oluyor. Bir diğer deyişle Bilal’in yiğitliği, sesinin güzelliği, yüreğinin büyüklüğünün nedenlerini Bilal’in çocukluğunda bulabiliyoruz.

Bilal için ailesi çok önemli. Babasını tanımamış bir yetim, dünyadaki en değerli varlığı annesi ve kızkardeşi. Film boyunca annesinin kendisi için söyledikleri kulaklarında çınlayıp duruyor. Daha küçük bir çocukken Bilal’in kulağına fısıldanan sesler büyüyünce hakikate ulaştıran bir rehber oluyor. Çocukların hayatlarını zenginleştirmek, büyüdüklerinde başları sıkışınca sığınacakları limanların adreslerini daha küçükken kulaklara fısıldamak ne kadar da önemli.

Bilal esir alındıktan sonra Mekke’ye getirilir ve kız kardeşi ile birlikte Ümeyye b. Halef’in kölesi olur. Dürüstlüğü ve haksızlığa karşı dayanamayışı onun başını zaman zaman sıkıntıya sokar ama yine de bildiğinden şaşmaz Bilal ve bu uğurda gerektiğinde bedel ödemekten çekinmez.

Bilal’in hayatı karnını doyurmak için tanrılara adanan paradan almaya çalışan bir çocuğu cezalandırmaktan kurtarması ile değişir. Olaya şahit olan Ebubekir Bilal’i görür ve ondaki safveti ve civanmertliği fark eder.

Filmin bu bölümünde Mekke’de cahiliye döneminin tüm kötü adetleri ve uygulamaları kısa da olsa gösteriliyor. Köleler, putlar ve putlara inanmadığı halde para kazanmak için inanıyor görünen zenginler. Putları satan inanç tacirleri. İzleyici, o tarihten bu yana pek bir şeyin değişmediğini istemeden de olsa düşünüyor ve üzülüyor bu duruma. Düşünsenize oğlu olsun diye veya daha çok para kazansın diye putlara yapılan bağışlar küçük tepeler oluştururken öte yanda karnını doyuramayan çocuklar. Putların mahiyeti değişiyor ama putlara yaranmak ve dünyevi arzu ve isteklerin gerçekleşmesi için paralar harcamak huyu hiç değişmiyor. Galiba kıyamete kadar da değişmeyecek. Bu da bizim imtihanımız herhalde. Neyse, filme devam edelim.

Film aslında birkaç sembol üzerinden de anlatılabilir. Kılıç, zincir, at ve ses ilk göze çarpanlar. Bilal daha küçük bir çocukken annesinin ona söylediği sözler Bilal’in hayatını yönlendiriyor adeta.

Bir kılıç ve at büyük adam yapmaya yetmez Bilal. İnsan zinciri görünmeyen bağlardır. Öfke, batıl inanç hep insanın görünmez zincirleridir. Hiçbir zincir seni tutamayacak.

Annesi daha küçük bir çocukken adeta Bilal’in başından geçenleri biliyormuş gibi konuşmuş. Nitekim Ümeyye’nin zincirleri Bilal’i tutamadı. Bilal görünürde zincirlerle bağlı bir köle idi ama ruhu hürdü ve zincirsizdi. Ümeyye ise görünürde efendi idi ama dünyaya çok büyük zincirlerle bağlanmış idi.

Bilal için önemli varlıklardan biri de at, beyaz bir at. Daha küçük bir çocukken binmek için uğraştığı ve zorlukla bindikten sonra atın bulunduğu ahırdan çıkması ve çöle, sonsuzluğa doğru koşması çok şey ifade ediyor bizler için. Zincirlerle bağlanamayacak kadar güçlü bir yüreği ve çoğu kimsenin rüyalarında göremeyeceği kadar büyük bir ufku var Bilal’in. O at yıllar sonra Bilal’in peşinden gelecek ve Bilal’e kavuşacaktır.

Ve ses. Önceleri müşriklerin sofrasını şenlendirirken daha sonra mescitleri şenlendirecek güzel ses. Boğulmaya çalışılan nefeslerin kurtulduğunu haykıran ses: Allahuekber.

Filmde kostümler üzerinden de bir mesaj verilmiş sanki. Biri müşriklerin diğeri müminlerin önde geleni olarak iki karakter üzerinde görebiliyoruz. Ümeyye’nin kıyafetinde zenginlik, tekebbür ve tantana tüm haşmetiyle arz-ı endam ederken Ebubekir’in üzerindeki kıyafet bir o kadar sade, şık, temiz ve mütevazi. Hamza ise görende hayranlık uyandıracak bir mehabette.

Ve diğer müşrikler. Hepsi korkunç, sevimsiz ve itici. Küfürleri yüzlerinde meymenet bırakmamış, insanlıktan uzaklaştırmış onları. Bir iki kalem müdahalesi ile her biri bir vahşi hayvana dönüşebilecek derecede sevimsiz. Bir o kadar da karikatürize. Müminler ise sade ve sıradan.

Filmde akılda kalacak çok güzel cümleler de var. Bazısını çok beğendiğim için zikretmeden geçemeyeceğim.

Büyük adamlar kendi kaderlerini kendileri belirler

Düşmanlar içinize yerleştirdikleri korku kadar güçlüler.

Şans cesurlara güler.

İnsanın tanrısı davranışlarından bellidir.

Senin efendin de bir köle, onun efendisi açgözlülük.

Sadece sen kendini özgür kılabilirsin

Ümeyye’e Bilal’e: Ben beni güçlü kılana tapıyorum, sense seni zayıflatana.

Bilal’den Ümeyye’ye: Ben özgürüm, sen köle. İçimdeki zincirlerden kurtuldum.

Bir köle için kadar para verilir mi, diye sonra Ümeyye’ye Ebubekir’in cevabı:

Bir köle için mi? Hayır,  bir kardeş için.

Hamza’nın Bilal’e söyledikleri:

Kaçınabileceğin bir kavgaya girme.

Öfkesine yenilmeyenler güçlüdür.

Gerçek güç akıldadır, silahta değil.

Örnekler çoğaltılabilir. Filmde müzikler daha çok ve etkili olabilirdi. Konuşma daha az, aksiyon sahneleri daha fazla çekilebilirdi. Özellikle Bilal’in işkence gördüğü sahneler daha inandırıcı ve etkileyici yapılabilirdi.

Benim için Bilal biraz eksik kalmış. Evet, Bilal güzel sestir, imanın mücessem halidir, yiğittir, korkusuzdur, kırılmış zincirdir ve hürriyettir. Ama o aynı zamanda bir aşktır, Hz. Peygamber aşığıdır. O kadar ki Hz. Peygamber’in ardından, ben onun olmadığı bu şehirde artık yaşayamam, deyip Medine’yi terk etmiştir. Israrlar üzerine bir yıl sonra döndüğünde Hz. Peygamber devrindeki gibi çıkıp ezan okuyunca tüm Medine çarşısı sanki Peygamber gelmiş gibi mescidi doldurmuş ve tüm şehri ağlatmış bir adamdır o. Ve Medine sokaklarında dolaşırken sanki Hz. Peygamber’le karşılacakmış gibi hisseden, karşılaşamayınca da hatırlayıp ağlayan Bilal. Bu hale daha fazla dayanamayıp Medine’yi terkeden bir Hz. Peygamber aşığı Bilal’i de görmek isterdim.

Yazımızı Arif Nihat Asya’nın meşhur şiirinden mülhem şöyle bitirelim.

Ümeyyeler bitmedi, bitmiyor. Bizleri Bilallersiz bırakma ya Rabbi. Bu dini din tacirlerinden koru, bizleri de zincirlerimizden kurtar ya Rabbi. Amin.

Okunma 461 kez Son Düzenlenme Pazartesi, 05 Haziran 2017 21:20
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç