Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

30 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 99

Dün 237

Haftalık 517

Aylık 1810

Tüm Zamanlar 261601

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 01 Mart 2017 12:07

Derviş ve Sultan Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yahut

Dervişler ve Sufi Çevreler Üzerine

Geçtiğimiz günlerde Haşim Şahin’in oldukça önemli bulduğum bir kitabı yayınlandı. Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan bu kitapta yazarın daha önce muhtelif dergilerde ve kitaplarda yayınlanmış erken dönem Osmanlı toplumunun ruh ve zihin dünyasının şekillenmesinde müessir olmuş zevatın biyografilerini mihverine alan makalelerinden oluşuyor. Kitabın ismi kitabın ikinci bölümünü aynı zamanda; Dervişler ve Sufi Çevreler. Bu kitabı ben hazırlamış olsaydım Sultan ve Derviş adını verirdim. İçinde Gelibolulu’da Dini Hayat ve Klasik Çağ’da İstanbul’da Nakşıbendilik gibi yazıları dışarıda bırakır, bunların yerine yazarın Taptuk Emre ve Karaca Ahmed gibi aynı dönemde yaşamış mühim şahısları konu edinen makaleleri ilave ederdim ve Osmanlıların ilk iki asrının tarihini padişahlar ve dervişler üzerinden anlatmaya çalışırdım. Bu haliyle de konuyu bütünleştirmiş olurdum.

Kitap akademik bir eser olmasına rağmen bir çırpıda okunuyor. Haşim Şahin’in okuru yormayan bir dili ve üslubu var. Kitabı elime aldıktan sonra iki gün içinde bitirdiğimi söylersem ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım. Bazı kitapları günlerce çantamda taşıdığım halde bitiremediğimi düşündüğümde yazarın okutmadaki başarısını daha yakından farketmiş oluyorum. Bu bakımdan yazar tebrik edilmeyi hak ediyor.

Kitabı okuduktan sonra aklıma gelen ilk şey derviş-sultan ilişkileri bakımından Osmanlı yöneticilerin dini çevrelerle münasebetlerinin girift olması. Osmanlı deyince aklımıza hep padişahlar gelir, oysa kanaatimce Osmanlı padişah ile sembolize edilen bir sistemdir, devlettir. Bu açıdan düşündüğümüzde kitapta Osmanlı Devletinin tarikat ve cemaatlerle olan ilişkisindeki temel ilkeleri çok rahat anlayabiliyoruz.

Kitaptan öğrendiğim kadarı ile Osmanlı Devleti tarikatlarla ilişkisini düzenlerlen iki temel kriter belirlemiş. İlki devleti zaafa uğratmaması, diğeri dine zarar vermemesi. Dine ve devlete dokunmalarına izin vermemiş, dokunduğunu düşündüğü zaman da müdahale etmekten çekinmemiş. Kamu düzenini bozmadığı ve din ü devlete zarar vermediği müddetçe de pek fazla dokunmamış, bazı gayrı şeri uygulamarı görmezden gelmiş. Devletin bu yaklaşımını bilen dervişler ve şeyhler de bu konuda dikkatli davranmış, hatırlamak istemeyecekleri tecrübeleri akıllarından çıkarmamış, tarikatlerini ve dervişlerini koruma konusunda azami gayret göstermişler.

Osmanlıların kuruluş devrinde etkin olmuş ve isimleri bugüne kadar gelmiş dervişlere baktığımızda iki ana damar görüyoruz. Veya bir gövdeden neşet eden iki dal. Vefaiyenin devletle uyumlu ve devlete karşı olan dervişleri. Baba İlyas’ın Selçuklulara verdiği zarar ve onları uğraştırması Osmanlı Devlet aklından hiç çıkmamış olacak ki etrafına kısa sürede binlerce insanı toplama kabiliyeti olan şeyhleri daima kontrol altında tutmuş.

Yüzlerce yıl sonra aynı şekilde kendisine kutsiyet ifade eden, peygamber deme cesaretini gösteremeyen ama istediğinde peygamberle görüşebildiğini ifade ederek kendisine kutsiyet atfeden ve kendini mehdi olarak anlatan çağımızın Baba İlyasları konusunda Türkiye Cumhuriyeti devletinden Osmanlı devleti aklının gösterdiği hassasiyeti beklemek sanırım her vatandaşın hakkı.

Kitabı okuyunca kafama takılan konulardan biri de Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Veli’nin sanılanın ve söylenilenin aksine Anadolu’da çok tesirli olmamasıdır. Anadolu’da bir tesir aranacaksa bu Seyyid Ebu’l-Vefa ve Dede Garkın’da aranması daha doğru olacak. Şeyh Edebali’nin Vefai şeyhi olduğu Osman Gazi üzerindeki etkisi düşünüldüğünde Vefâîliğin bir kurucu tarikat olduğunu söylemek çok abartılı bir ifade olmasa gerek.

Yeseviliğin Anadolu’nun İslamlaşmasında hiçbir tesirinin olmadığını ifade etmek mümkün değilse bile Vefâî tarikatının nüfuzu göz önünde bulundurulduğunda bütün Anadolu İslamını şekillendirecek derecede güçlü olmadığını ileri sürmek yanlış olmayacaktır. (s. 77)

Yukarıda alıntıladığım satırların yeterince tartışılmadığını ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bilinen tüm şeyh ve dervişlerinin tamamına yakının Seyyid Ebu’l-Vefa ile ilgisi olmasına rağmen hâlâ ve ısrarla görmezden gelinerek Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Veli üzerine inşa edilmeye çalışılmasının da bir nedeni olmalı. Hacı Bektaş’ın güçlü bir figür olarak kendisinden öncekilerinin yerini alması, kalenderi, haydari, hurufi dervişlerin Bektaşilik altında toplanması sanırım zamanla öncekilerin de Bektaşi olabileceğini düşündürttü. Bu konuda daha kapsamlı izahlara muhtaç olunduğu açık.

Sadece Anadolu değil, Balkanların da bugün belirgin bir şekilde varlığını sürdürdüğünü gördüğümüz Vefâî dervişleri ile İslamlaştığını görüyoruz. Sarı Saltık ve Seyyid Ali Sultan’ın Balkanların Türkleşmesi deyince akla gelen ve Rumeli gazilerinin şahı olarak isimlendirilmeleri Vefailiğin tesirini göstermesi bakımından oldukça önemli. Bu gazi dervişlerin mücadelecei hayatlarının bir tekkede yaşayanlara göre farklı olmasının normal karşılanması gerektiğini söylemeliyiz.

Aslında bu tür ayırım günümüz anlayışı ile baktığımızda yaptığımız bir şey. Erken dönem Osmanlı demek Anadolu ve Balkanlar demek. Bunu kitapta çok açık bir şekilde görüyoruz.

Vefâîliğin ilki şeriat dairesi içinde, diğeri şeriatın sınırlarını zorlayacak şekilde iki kol üzerinden yürüdüğünü görüyoruz. İlki şehirlerde kendisine yer bulurken diğeri daha çok kırsal kesimde ve merkeze daha uzak yerlerde kendilerine takipçi buldu ve varlığını sürdürdü. İkincisi daha sonraki asırlarda Alevilik ve Bektaşilik şemsiye altında toplanırken ilki Zeynilik başta olmak üzere Nakşıbendilik, Halvetilik gibi tarikatlar ile varlığını sürdürdü. Bunu sosyolojik bir okuma ile izah edebiliriz.

Şehirlerde de bu ikili yapı devam etti. Bu ikili meşreb ve zihniyeti Hacı Bayram’ın iki halifesi üzerinden de okuyabiliriz. Akşemseddin’in şahsında zühde dayalı tasavvufu, Ömer Sikkini’nin şahsında da neş’e, zevk ve tevhide dayalı tasavvuf anlayışının gelişimini görürüz. İkisi de aynı kaynaktan beslenemesine rağmen varlıklarını iki farklı üslupta sürdürmüşlerdir.

Dikkatimizi çeken bir diğer husus kuruluş ve yükseliş devri padişahlarının hemen hepsinin bir dervişle yakın münasebetinin olması. Osman Gazi’nin Şeyh Edabali ile başlayan ilişkisi Orhan Gazi’de Geyikli Baba ile devam etmiş. Bu ilişki Emir Sultan ile Murat Hüdavendigar arasında akrabalığa dönüşecek kadar ileri gitti.

Aklımda kalan konulardan da biri de Fatih gibi celalli bir padişahın dervişlere aşırı ilgi göstermesi ve onlarla görüşmesi. Hassaten durulması gereken bir konu gibi geliyor bana bu durum. Yazardan, Fatih’in Otman Baba, Piri Baba, Koyun Baba ve Şeyh Vefâ ile münasebetlerinden yola çıkarak dervişlerle münasebetini irdeleyen ve bize Fatih’in bu yönünü tanıtan bir yazısını da beklediğimizi ifade etmiş olayım.

Otman Baba’nın devrindeki kimi şeyhleri dünya malı biriktirmek, şan-şöhret peşinde koşmak, mefaatleri için güç odaklarıyla işbirliği yapmak, halka yalan yanlış, çürük marifet satmak ve kurdukları vakıfları evladiyelik yapmakla eleştirmesi bugün bile hâlâ güncelliğini koruyor.

Melamilerin devletle olan münasebetleri de ayrı bir inceleme konusu gibi durmakta. Dört kutbunun devlet tarafından idam edildiği ve soruşturulduğu bir tarikatın daha sonra şeyhlerinin idam fetvasını veren makama geçecek ve bunun uygulanma emrini verecek sadrazam olacak kadar devlete nüfuz etmeleri ayrı bir inceleme konusu gibi durmaktadır.

Kitapta bir iki küçük tashih dışında gözüme takılan iki konuyu da dile getirmiş olayım. Geliboluları zikrederken Gelibolulu Süruri’den bahsedilmemesi eksiklik olmuş. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesini kanaatimce en iyi bir şekilde anlatan Atilla Şentürk’ün Şehzade Mustafa Mersiyesi’ne bir atıfta bulunulması daha iyi olurdu.

Kitabın yazarını ve yayınevini tebrik ederken konu ile ilgilenenlerin mutlaka kütüphanelerinde bulundurması gereken bir kitap olduğunu söyleyerek sözlerimi tamamlamış olayım.

Okunma 855 kez Son Düzenlenme Çarşamba, 22 Kasım 2017 13:46
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç