Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

68 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 3

Dün 41

Haftalık 150

Aylık 1279

Tüm Zamanlar 269718

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Salı, 15 Kasım 2016 00:38

Yılmaz Erdoğan’ın Ekşi Elmaları Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yılmaz Erdoğan’ın yeni filmi görücüye çıktı. Hakkında yazıldı, çizildi. Eleştirenler beğenenlerden daha çok oldu. Sinema eleştirmenlerinin bir kısmı oyuncuları, bir kısmı senaryoyu, bir kısmı kurguyu bir kısmı da müziğiyle ilgili bir şeyler söylediler, eleştirdiler.

Ben aslında başka bir film için gitmiştim, ama Ekşi Elmalar’ı görünce fikrimi değiştirdim ve izledim. Hakkında yazılanları ve çizilenleri okuyunca da oturup bu satırları kaleme aldım, yoksa klavyeye döktüm mü demeliydim!

Ben burada Yılmaz Erdoğan sinemasını anlatmayacağım, öteki filmleriyle karşılaştırıp kimi farklılıklar ve benzerlikler üzerinde durmayacağım. Sinema tekniğinden felan da bahsetmeyeceğim. Kurgusunu ve oyuncaları kritize etmeyeceğim. Keyifle izlediğim bir film ile ilgili ilk aklıma gelenleri sizinle paylaşacağım.

Her şeyden önce filmin zor bir zamanda gösterime çıktığını ifade etmeliyim. Şehit haberlerinin eksik olmadığı bugünlerde Hakkari’de geçen olayları anlatan bir filmi bu kadar gergin bir ortamda herhangi bir kavgaya veya tartışmaya mahal vermeden beyaz perdede göstermek kolay bir şey değil. Yılmaz Erdoğan bunu başardı. Kimse film ile ilgili bu bakımdan bir eleştiride bulunmadı. En azından ben okumadım. Hatta tam tersini, yeterince politize olmamakla ve Yılmaz Erdoğan’ı kaçak güreşmekle suçlayan yazılar gördüm.

Aslında film hem politik, hem değil. Nasıl oluyor diyeceksiniz. Şöyle izah edeyim. Olay Hakkari’de ve terörün başladığı yıllarda geçmesine rağmen doğrudan terörle ilgili bir göndermede bulunulmuyor. Müspet veya menfi bir yargıda bulunmadan terör göçün bir nedeni olarak aktarılıyor. İlla bir eleştiri getirilecekse solcuların sempatik ve masum, sağcıların reisin şahsında oteriter ve itici gösterildiği için eleştirebiliriz.

Erdoğan, belki terörü haklı veya haksız gösterme gayretine düşseydi bölge insanın dramını bizlere tam olarak aksettiremeyecekti. Biz izleyiciler filmi ve kahramanları bir politik figur olarak görerek ya tam karşısında ya da arkasında duracak, bölge insanına has özellikleri kaçırarak insani bir ortak noktada buluşamayacaktık. Bu haliye film ülkenin batısında da seyredilebilme imkanı buluyor.

Yılmaz Erdoğan filmin senaryosunu gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığını söylüyor. Özellikle dedesi ile teyzelerinin senaryoda çok etkili olduğunu da ifade ediyor. Etkilenmiş, yaşanmış olaylardan da güzel bir film çıkarmış. Bence bu bir eksiklik değil. Gerçek kişilerden etkilenerek yola çıkılıp ilham alınan kişilerin önüne geçiyor ve unutturuyorsa bence sorun yok. Yeterince tanımadığım ve ne kadar benzer olduğunu bilmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim ama bu durum beni rahatsız etmedi.

Oyuncular özellikle Yılmaz Erdoğan usta bir karakter oyuncusu olduğunu çok başarılı bir şekilde gösteriyor. Zaman zaman tiyatroculuğunu hatırlatsa da rolün hakkını vermeye çalışmış. Cezmi Baskın rolü kısa olmasına rağmen akılda kalanlardan. Belki canlandırdığı rol ile ilgili akılmda kalması, ancak jest ve mimikleri ile rolünün hakkını verdiğini söyleyelim. Ve üç kardeşten en büyüğü, onun oyunculuğu da oldukça iyi ve sahici idi. Mühendis Hatip ise utangaçlığı ve kırılganlığı ile beni en çok etkileyen karakter. Kalbi kırıklarla birlikte olmak arzusu bize atalarımızdan miras. Belki de ondandır. Bu isimler dikkatimi çekenler. Yoksa diğer oyuncular da rollerinin haklarını veriyorlar.

Reisin takım elbiselerine de bayıldım. Bir o kadar ilgi çekici. Yetmişlerde sadece Hakkari’de değil, Anadolu’nun bir çok şehrinde böyle giyinen adamlar vardı. Kılığına, kıyafetine, bıyığına ve saçına dikkat eden, onlara vakit ayıran adamlar. Saça bıyığa kına yakmalar, topuklu ve fileli ayakkabılar, kolalı gömlekler ve geniş kravatlar. Her çarşının bu tür adamları olurdu.

Dikkati çeken sadece reisin takım elbiseleri değil elbette. Kızlarının ve hanımının geleneksel kıyafetleri de oldukça renkli ve dikkat çekici. Başörtüsünden elbisesine, papuçlara kadar renkli ve gösterişli.

Müzik ve görüntüler de oldukça etkileyici. Dağlar, ağaçlar, yollar, ırmaklar, evler… İnsanın kalkıp Hakkari’yi görmeye gidesi geliyor. Şimdi kalkıp film Muğla’da çekildi diyenleriniz olabilir. Muğla’da çekilen bir filmde bile Hakkari’yi görme arzusu hissettiriyorsa bence görsel bakımdan başarılıdır film.

Filmde kullanılan Türkçe de çok etkileyici. Aksanlar çok belirgin değil, abartılı konuşma yok, sadece cümle diziminde farkedilen bir söyleyiş var filmde. O da ayrı bir tat veriyor. Çok çarpıcı cümleler var filmden sonra akılda kalan. Zaten Yılmaz Erdoğan’ın en kuvvetli üç yönü varsa biri de dili kullanma becerisi.

Yaylada dengbejin söylediği türkü filme ayrı bir güzellik katıyor. Alt yazı ile anlamının verilmesi anlaşılmasını sağladığı gibi türkülerin düşman olmadığını gösteriyor. İnsan bilmediğinden korkar. Halay sahnesi ise çok kısa olmuş, oysa daha uzun olabilir ve orada da bir türkü söylenebilirdi.

Reis otoriter. Kızların sadece birini okula gönderen, çarşıya çıkmalarına izin verilmeyen bir aile düzeni kurmuş. Kızların en büyük korkusu çarşıya uzak bir köye gelin gidip hayatlarının sonuna o kadar orada kalmak, denizi ve çarşıyı göremeden. Kızlar için bir kâbus bu.

Aslında üç kız üç farklı insan, üç farklı hayat. Büyük kız evin ve kardeşlerin çilesini çeken cefakar ve vefakar biri, yarı anne neredeyse. Ortanca kız önünde ablası olmasının verdiği rahatlıkla ve ablanın arkasına sığınarak daha rahat bir hayat sürüyor. Ve küçükler, her zamanki gibi asi ve şımarık. Dediğim dedikçilerden. İlki sevdiğiyle evlenip çoluk çocuğa karışıyor ama sonu mutsuz biten bir evlilik. Ortanca hayallerine kavuşmak için sevmediği biri ile evleniyor. Mantık aşka galebe çalıyor. En küçük kız ise tüm taliplerini reddederek evde kalma pahasına sevdiği adamı bekliyor. Bütün üç kız kardeşler böyle midir bilmem ama çevremde gözlemlediğim birkaç üç kız kardeşin buna benzer olduğunu gördüğümü söyleyeblirim.

Filmi seyredip de ağlamamak mümkün değil, zaman zaman gözlerim doldu. Herkesin hayatından bir şeyler bulabileceği bir film. Her ne kadar olay Hakkari’de geçse de, Anadolu’nun dört bir yanında benzer hikayeleri görmek ve karakterlere rastlamak mümkün. Bu yönüyle de film hepimizin.

Reis Bey iyi düşünülmüş ve üzerinde çalışılmış güçlü bir karakter. Bir tarafta teleferik yapma planları yapacak kadar değişimi savunuyor, öte yandan kızını kendisinden olmayana vermeyecek kadar gelenekçi. Elmaları aşılayarak ekşileri tatlılaştırırken, ağaçlarla insan arasında ilişki kurarken tüm yaşantısıyla geleneği devam ettiriyor. İkinci eş almayı düşünecek kadar geleneksel iken karısının rızası olmadığı için vazgeçecek kadar hanımına değer veren biri. Kızları evlenecek yaşta olmasına rağmen onları cezalandıran, hanımına karşı en ufak bir kaba davranışı olmayan bir adam.

Ve gizli kahraman: Ayda Hanım, evin hanımı. Yıllarca aksi ve zor bir adamın kahrını çekeni kızları ile kocası arasında kalan nice kurbandan biri. Ölümü ile de ev çöküyor, karısı olmayan adam çocuk oluyor. Ne garip, bir erkek karısı varken adam, yokken ise sıradan.

Ekşi elma sembolik olarak önemli. Bir bahçe dolusu ekşi elma aşılanarak tatlılaşıyor ve kızarıyor. Yeşil ve ekşi kalanları ise kesip atıyor reis. Çünkü kimse, hatta ağaçlar bile Reis’e karşı gelemez, o ne derse yapmalı. Bu haliyle otoriter ve inatçı bir yapısı var. Ortancı kıza talip olan ziraat mühendisi kesilen son ekşi elmadan bir dal alarak gittiği memleketinde yetiştiriyor ve orada ağaç meyve veriyor.

Ne anlamalıyız bundan?

İki farklı anlam olabilir. İlki reisin ağaçları kızları gibi görüp terbiye etmesi. İkincisi ise Reis’in sert ve buyurgan karakterine bakarak devleti temsil ettiğini, ne kadar aşılanırsa aşılansın herkesin aynı neticeyi veremeyeceğini, tektip olamayacağını mı düşünmeliyiz? Farklılıklara tahammül etmeliyiz, mesajı mı veriliyor? Hakkari’den alınan ekşi elma Antalya’da meyve veriyor olmasından ne anlamalıyız? Müsaade ederseniz ben cevap vermeyeyim, sizlerin izanına sığınayım.

Şampuan var bir de sembolik değeri olan. Ben, bizim çocuklara tüp çikolataları ancak dayım Almanya’dan getirdiğinde gördüğümü söylediğimde inanmamışlardı. Bu adam ne diyor diye yüzüme bakmışlardı. Rahmetli dayım Almanya’dan gelirken kutu kola ve gazoz getirirdi ve biz havalara uçardık. Ne büyük bir şeydi bizim için tüpü sıkarak çikolata yemek ve kutu gazoz içmek. İlk defa şampuan görenlerin sevincini anlayabiliyorum.

İnsanın dramını çok başarılı bir şekilde izleyiciye hissettiren ve etkileyen hoş bir filmdi. Gün boyunca filmin etkisinde kaldığımı söylemeliyim.

Bir de bu film zor zamanlardan geçtiğimiz şu devirlerde değil de terörün olmadığı bir dönemde yayınlansaydı sanırım çok daha fazla etkili olurdu. İnsanlar çok gergin ve en ufak bir kıvılcım ile yanacak durumda. Buna ragmen Yılmaz Erdoğan kimseyi rahatsız etmeden mesajını verme başarısını göstermiş. Bu yönüyle de başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

 

Okunma 1305 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 14:47
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç