Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

106 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 108

Dün 111

Haftalık 219

Aylık 2733

Tüm Zamanlar 273091

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 24 Ocak 2016 20:28

Diriliş ama Ertuğrul değil Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Karlı ve soğuk bir pazar sabahı evde ne yapayım diye düşünürken haberlerini okuduğum ve fragmanlarını seyrettiğim üç dalda Altın Küre ödülü alan ve Oscar’a adaya gösterilen ve bu hafta vizyona giren Diriliş/Revenant filmini seyretmeye karar verdim.

Başrolünü Leonardo DiCaprio’nun oynadığı ve Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği filmde DiCaprio’ya Tom Hardy, Domhnall Gleeson, Will Poulter, Paul Anderson ve Brendan Fletcher gibi oyuncular eşlik ediyor.

Film, Michael Punke'nin, filmin ana karakteri de olan Hugh Glass’ın hayatından uyarlayarak yazdığı ve 2002'de yayınlanan The Revenant isimli romandan senaryolaştırılmış.

 

Filme adını veren kelime aslında her şeyi özetliyor. Kelime Latinceden Fransızcaya, oradan da İngilizceye geçmiş ve geri dönme anlamına geliyor. Mecazen ise uzun bir ayrılıktan sonra dönme veya ölümden sonra dirilmeye deniyor. Ölen birisinin ruhunun geri dönmesi için de aynı kelime kullanılıyor. Bu yüzden kelimenin hortlak anlamı da var.

Kelimenin anlamını tam manasıyla anlamak için sadece sözlüklere bakmak yetmiyor. Biraz tarihsel kökenlerine de göz atmada fayda var. Revenant, Kuzey Avrupa mitolojisinde ölen kişinin intikamını almak için yeniden dönmesine deniliyor. Bir daha dönülmemek üzere gidilen yerden bir maktülün intikamını almak için dönmek, dönmek mecburiyetinde kalmak anlamı var. Film, aslında kaderine, yani ölüme razı bir adamın oğlunun gözlerinin önünde öldürülmesi üzerine intikamını almak için hayata tutunma çabası şeklinde özetlesem yanlış bir şey yapmış olmam.

Revenant’ın tarihsel gönderide bulunduğu bir diğer metin İncil. Özellikle Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten üç gün sonra yeniden havarilerine görünmesine de diriliş deniyor. Ama Hz. İsa’nın dönüşü intikam almak için değil, havarilerine yarım kalan sözlerini söylemek, mucizeyi gerçekleştirmek ve dinini tamamlamak için.

İki dönüş arasındaki temel fark intikam. İlkinde intikam için dönüş varken ikincisinde yarım kalan bir işi, bir dini tamamlamak için dönülmesi var. Peki filmde hangisi referans alınmış?

Bu soruya cevap vermek o kadar zor değil. Final sahnesine kadar dönüşün intikam almak için olduğunu ihsas ettiriyor film. Ancak final sahnesinde Fitzgerald ile Glass’ın konuşmaları olayı bir başka yere götürüyor. Fitzgerald’in kendisini öldürmesinin oğlunu geri getirmeyeceğini söylemesi, bunun için onca yolu tepmesinin ve hayatını tehlikeye atmasının gereksiz olduğunu söylemesi üzerine Glass’ın ¨İntikam Tanrı’nın işidir.¨ demesi olayı birden basit bir intikam duygusundan yüce bir değere dönüşmesini sağlıyor. Nitekim nehre yuvarladığı Fitzgerald kızılderililer tarafından öldürülüyor. Böylece Tanrı intikamını kızılderililer eliyle almış oluyor.

Filmdeki hemen tek kötü adam diyeceğimiz kişi Fitgerald aslında ölmeyi baştan haketti. Ta en başından beri gözü alacağı parada olan ve Teksas’ta iki karış toprak almak için para biriktirmeye çalışan bunun için de yapamayacağı bir şey olmayan, değerleri ve kutsalı olmayan biri. Aç iken karnını doyuracağını düşündüğü bir sincabı Tanrı olarak gören bir babanın oğlu olan Fitzgerald aslında bir inkarcı. Tanrı’ya inanmayan ve kutsal değerlerle dalga geçen Fitzgerald aynı zamanda fitneci. Grup içinde fitne çıkaran bir adam. Bu yönüyle de Adem’in cennetten çıkmasına neden olan yılanı hatırlatıyor. Ahd-i Atik’e göre, yılan desise ve fitne ile Havva’yı kandırmış, böylece cennetten kovulmalarının müsebbibi olmuştu. Bunun üzerinde de Tanrı yılana sürünme ve toprak yeme cezasını vermişti. Fitzgerald’ın ikide bir toprak almak istemesi ister istemez aklıma bu hikayeyi getirdi. Ne acı bir son olmalı, hayatı boyunca iki karış toprak isteyen bir adamının öldükten sonra bile topraklara karışmaması. Tanrı’nın intikamı diğerlerinden farklı oluyor.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama şu ana kadar anlattıklarımda bariz bir Hristiyan teolojisi var. Öldürülmek üzere atıldığı çukurdan üzerine atılan toprakları silkeleyerek çıkması Adem’in topraktan yaratılışına bir gönderme gibi geldi bana. Bu insanın yaratılması. İkincisi ise içini boşalttığı atın içine girdikten sonra adeta bebeğin annesinin karnından çıkması gibi atın içinden çıkması anneden doğmayı, yani ikinci dirilişi çağrıştırdı.

Filmde iki kötü var. Biri yukarıda anlatmaya çalıştığım Fitzgerald. Diğeri de Fransızlar. Fransızlar beleşçi, sözlerine güvenilmez, anlaşmaya sadık kalmayan ve iş yaptıkları kızılderililerin kızını kaçırıp tecavüz eden bir grup. İçlerinden kurtulan bir kişi kale kapısının önünde Fransızca konuşması üzerine yapılan uyarıdan sonra İngilizce konuşmak zorunda kalması bazı tartışmaların hâlâ devam ettiğini gösteriyor sanki.

Fitzgerald’ın dışında tüm Amerikalılar iyi bir Hristiyan. Ağır yaralanan arkadaşlarını tehlike içinde olmalarına rağmen bırakmayacak kadar sadık, cezalandırılacaklarını bile bile doğru söyleyen, haketmediğini düşündüğü parayı almayan ve suçluları cezalandırmaktan çekinmeyen iyi insanlar topluluğu.

Şöyle bir şey diyebilirsiniz. Şu ana kadar anlattıkların hep senin yorumların. Nereden biliyorsun öyle olduğunu? Haklısınız derim. Benim yorumlarım elbette. Filmde tek bir sahne var somut olarak Hristiyanlığın göründüğü. Yıkılmış kilise ve oğlunu kilisede dua ederken bulan baba sahnesi. Kilisenin çatısı ve duvarları yıkılmış ama girişi ve mihrabı belli, duvarlarında ise çarmıha gerilmiş İsa motifi ve havari resimleri var. Kızılderililerin yaşadığı bir mekanda üstelik.

Filmde çok etkileyici sahneler var. Eşsiz bir doğa, vahşi hayvanlar, muazzam bir kış ve kar ile filmle birlikte akan bir nehir.

Film hakkında anlattıklarımı yeterli bulmadınız mı? O halde doğru sinemaya, filmi izlemeye. İyi seyirler.

Okunma 1845 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 14:48
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç